Kıl dönmesi

category Hastalıklar admin 18 Ağustos 2008

Kıl dönmesi, kılların kuyruk sokumu ve nadiren göbekte cilt altına geçip yara, abse ve fistül oluşturmasıdır. Kıl dönmesi, yani DERMOİD KİST veya PİLONİDAL SİNÜS, cilt altı kıl yuvası demektir. Sırt ve baştan dökülen kılların kuyruk sokumundaki iki kaba et arasında, kıllı ve terli oluğa takılıp sürtünmelerle oluğun en dibindeki ter bezi deliklerinden vida gibi dönerek cilt altı yağ dokusu içine hissettirmeden girmesi, labirentler açması, peşinden labirentlere giren bakterin de katkısı ile etrafı iltihaplandırması; cerahatlı veya kanlı, pis kokulu akıntılar ve abseler oluşturmasıdır. Sert büro koltuklarında ve bilgisayar başında, özellikle kaykılık pozisyonda uzun süre oturanlarda veya uzun süre jip sürenlerde veya uzun süre otobüs yolculukları yapanlarda daha sık olur. Kıl dönmesi 16 ila 30 yaş arası kıllı ve gürbüz, genç erkeklerde, nadiren de genç bayanlarda oluşur. Oluş şekline gelince; kıllar yılan derisindeki gibi yivli veya pullu olup, dar ve sıkışık veya sürtünmeli ortamlarda kıpırdandıkça tek yönde ilerler. Saç telini iki parmak ile tutup hafifçe oğuşturunca bu hareketi açıkça görmek mümkündür. Benzer şekilde iki kaba et arasındaki herhangi bir serbest kıl, sürtünme, itelenme ve dönme mekaniği ile oluğun dibine doğru hareket eder. Hiperkeratoz ve aşırı terleme nedeni ile genişlemiş bir ter bezi ağzından deri içine girebilir, peşinden başka bir kıl geçebilir. Giderek bu minik ağız, kılların minik zorlaması ile genişler, deri hücreleri ter bezinin ve deliğin içine doğru yürür ve deliklerin iç yüzeyi cilt epiteli ile döşenerek minik bir tünel oluşur ve peşpeşe kılların buraya girmesi kolaylaşır. Uzun saç kılları bile girebilir. Bazan bir kaç kıl girdikten sonra tünel girişi iyileşip kapanabilir. Ama tünel içindeki kılların ve bakterilerin cilt altında derinlere doğru ilerlemesi ve iltihaplanmalar devam eder. Günün birinde mutlaka abseleşme ve fistülleşme olur. Fistül ağızlarının % 78 i oluğun sol kenarında ve % 82 si kıl giriş deliklerinin yukarı tarafında yer alır.
Kıl dönmesinde Kuyruk Sokumu Neden Tercih Nedeni?

Kuyruk sokumunu tercih nedeninde

1. teori; sırttan dökülen kılların kaba etler nedeni ile oluşan derin olukta birikmesi; iki kaba etin birbirine veya oturulan zemine veya sert ve dar giysilere sürtünmesi ile kılların yürüyebilmesi; kapalı ortam nedeni ile oluktaki cildin incelmesi ve kolay delinip tahriş olması ve sert kuyruk kemiğinin baskısı nedeni kılların daha da kolay ilerlemesidir.

2. teori; insan vücuduna ana rahmindeyken cilt elbisesi, pelerin şeklinde yukardan aşağıya giydirilir; cilt pelerinin fermuarı gibi kuyruk sokumunda kapatılır. Kapanma sırasında bir kısım cilt dokusu kıl olarak altta kalabilir. Kıllanma yaşına gelince bu bölgede kıllar büyüyerek dermoid kist oluşturabilirler. Kıl dönmesinin bir başka görüldüğü yer göbek çukurudur. Göbek çukuru derin ve kişi kıllı ise akıntı ve apse olabilir. Buraya da kıllar yürüyerek pis kokulu akıntılar, hatta nadiren, göbek etrafında veya karın içinde abse ve fistüller oluşturabilir.

Kıl Dönmesinin Belirtileri Nelerdir?

Kuyruk sokumunda veya anüsün arka yukarı tarafında az hassas küçük şişlikler kaşıntı, akıntı veya akıntısız , kıllı, kılsız, milimetrik delikler ve bazan de abse oluşmasıdır. Muayene ve tetkiklerde içi iltihabi granülasyon dokusu ve kıl dolu kese ve fisütller ve olayı çepe çevre sınırlayan ve kılların daha derinlere gitmesini önemli ölçüde önleyen kalın fibrotik kılıf görülür. Abselerin hacmi 1 cc den 100 cc ye kadar değişir ve kendini lokal ısı ve ağrı, sistemik ateş ve halsizlik ile belli eder.

Kıl Dönmesi Doğuştan Olabilir Mi?

Son yıllardaki araştırmalar, 16 yıllık tecrübemiz ve histopatolojik incelemeler hastalığın doğuştan değil sonradan kazanıldığını göstermektedir. Tedavi ve takiplerini yaptığımız 1000 den fazla hastanın hiç birinde kıl ve iltihabi tahriş ile oluşan granülasyon dokusu dışında farklı dokuya örneğin kıl ve ter üreten follikül ve ter bezlerine, müstakil deri dokusuna rastlanmamıştır. Bu bulgular hastalığın doğuştan olmadığını gösterir. Ancak kuyruk sokumunda, doğuştan kalan çukur ve delikler varsa bunlar kıllanma dönemi gelince az da olsa risk teşkil eder.

Tedavi Edilmezse Ne Gibi Sorunlar Gelişebilir?

Kuyruk sokumunda abse ve akıntılar eksik olmaz. İkide bir ağrılı abseler nüks eder. Hastalık sağa sola genişler, bölge köstebek yuvasına dönüşür. Yani; dermal epitel denilen deri hücreleri, kılları peşinden kıl kesesinin ve deliklerin içine girip yeni yeni tüneller veya labirentler oluşturur; daha çok yatay, nadiren dikey yönde, çok yönlü olarak deri dokusu içinde ilerler. Labirentler içine giren kıl sayısı da, tahriş de artar; hastalık durmadan genişler, pek çok delikten zuhur eden pis kokulu akıntılar dayanılmaz olur. Yıllarca süren kronik, iltihabi akıntılar, nihayette, epidermoid kanser geliştirebilir. Veya hastalık, nadiren de olsa derinleşerek kalın bağırsak, rektum ve mesane içine ilerleyebilir, hatta mesane kanserine dahi yol açabilir. Haliyle bu durumda tedavi zorlaşır ve olaya multidisipliner yaklaşmak gerekir.

Kıl Dönmesi Nasıl Tedavi Edilir?

Bu güne değin fazla uygulanmış olan tedavi şekli cerrahidir. Cerrahi tedavi şeklileri çoktur ve hemen hepsinde sağlam çevre doku ile birlikte hastalıklı dokular genişçe çıkarılır, yara açık bırakılarak aylar süren pansuman ile kapanbası beklenir. Ya da yara çeşitli tekniklerle kapatılır. Kapalı yöntemlerden Limberg in tarif ettiği, derin olduğu düzleyici flep rotasyonu, en radikal yöntemdir. Ancak 2 - 3 günü hastanede olmak üzere 5 ila 10 gün yatak istirahati, iki gün süreli hemovak dren geniş spektrumlu antibiyotik tedavisi on gün yüz üstü yatılması ve üzerine oturulmaması, bir hafta su değdirilmemesi ve operasyon sırasında en ufak bir kıvrım gamze veya oluk bırakılmaması gerekir. Değilse nüks riski %10 u bulur. Bu nedenle alternatif yöntem araştırmaları devam etmiş ve Fenol ile oldukça etkili tedaviler yapılmıştır.

KIL DÖNMESİNDE ALTERNATİF TEDAVİ: GÜMÜŞ NİTRAT ve FENOL

Kıl dönmesinde alternatif tedavi olarak tarafımızdan geliştirilen sklerotik ve litik bir kimyasal ajan olan fenol ve ondan daha güçlü olan gümüş nitrat uygulamalarımız klasik cerrahi yöntemlere göre çok daha etkili olmuştur. Bu yöntemde eritilen gümüş nitrat aynen veya fenol, fistül ağızlarından veya foliküllerden içeriye verilir. Kılların yuvalandığı piyojenik granülasyon dokuları ve diğer patalojik dokular; ilaç etkisi ile hızla erir ve gri bulamaç halinde dışarıya akar. Mikro enstrümantasyonla labirentler ve fistüllerin içi temizlenir. Fistül girişleri gerekirse eksize edilir ve tekrar kıl girmemesi için sütüre edilir. Bu işlemler 15 dakikada tamamlanır. Hastalığın çok ilerlediği bazı hastalarda gerekirse labirentler kısmen veya tamamen açılır, kılların ilerde sorun çıkartabileceği gamzemsi çukurluklar ve kıvrımlar varsa küçük plastik ve estetik müdahale ile düzeltilir. Ama eskiden beri mevcut ve pilonidal sinüs oluşturmamış geniş çukurlara müdahale tavsiye edilmez. İşlem bitince labirentler antibiyotikli pomatla doldurulur ve hasta evine gönderilir. Günlük pansuman ve temizlik ve 1 hafta sonunda kontrole gelmesi öğütlenir. İyi kürete edilmiş labirentler genellile 1 haftada iyileşir. Ancak tavanı açılmış labirentelerin ve sinüslerin tamamen kapanması pansuman yardımı ile 2 ila 3 haftayı bulur. Bu sürenin illa da kısaltılması isteniyorsa, fistüllerin fibrotik duvarları, lokal anestezi altında, kürete veya eksize edildikten sonra sütüre edilir. Bu durumda işlem süresi 30 dakikayı bulur.

Alternatif Tedavide Tam Başarı Şansı Nedir?

Her işte olduğu gibi başarı, dataylarda gizlidir. İşin püf noktalarını iyi bilmek, titizlik yakın ilgi, hasta ve hekim işbirliği başarıyı belirleyen başlıca faktörlerdir. Sadece labirentleri kıldan arındırmak yetmez. Yeni kıl girişimlerine yol açacak mikro girişleri, en küçük şüphe arzeden gamzeleri potansiyel çukurları gidermek şarttır. Kurallara uyulursa, başarı tamdır.

Nüks İhtimali Nedir?

Kıl dönmesinin alternatif tedavisinde, kurallara uyulduğu takdirde, nüks (tekrarlama) ihtimali sadece % 3 - 5 tir. Sebebi de gözden kaçabilecek bazı mikroskobik kıl girişlerinin kalabilmesi veya hijyenik bakım kusuru sonucu oluşabilecek yeni kıl giriş delikleridir. Çaresi dikkat ve hijyenik bakımdır. Nüks halinde metodu değiştirmeye gerek yoktur. Hatta verilen eğitim sayesinde henüz başlangıç halinde iken yakalanacağı için çözüm daha basit ve sonuç kesindir.

Nüksü Önlemek için Hastanın Uyması Gereken Kurallar ve Hijyenik Bakım Nedir?

Hijyenik bakım, ince sıhhi temizlik demektir; şöyle ki; 1 - Hekimin önerdiği şekilde, hastalar temizlik ve pansumanlara riayet etmeli. Yara veya kıl giriş delikleri iyileştikten sonra, kuyruk sokumu oluğu hergün taharetlenirken yıkanıp silinerek boşta gezen kıllar temizlenmeli. 2 - Kuyruk sokumu sabah akşam giyinirken el ile 3 - 5 saniye fırçalanıp kıl, hav, yün ne varsa uzaklaştırılmalı 3 - Çok kıllı olanlar, 30 yaşına kadar kuyruk sokumu oluğunu, haftada bir kez kıl dökücü krem ile veya cımbızla temizlemeli, kaba etlerini genişçe traş ettirmeli. Otuz yaşından sonra, kuyruk sokumu cildi nispeten daha az terler ve kurur, giderek sertleşip kalınlaşır ve delinme riski kalkar. İster ameliyatla ister ilaçla tedavi olsun tedavi sonrası hijyenik bakım tedavisinin uzun süreli başarı şansını doğrudan etkiler.

Alternatif Tedavilerin Yan Etkileri Nelerdir?

Fenol ve gümüş nitrat; labirent dışında kaçırılmadığı sürece hiç bir yan etki oluşturmaz. Kaçırıldığında birkaç gün içinde aynı yerde enflamasyon, ağrı ve akıntı yaparsa da tedavisi lokal anestezi altında debridmanla sağlanır. İlaç hiç bir zaman damar içine verilmediği için sistemik etki oluşturmaz; dokulardan damar içine geçiş veya emilim olmaz; harici yan etki olmaz.

Kıl Dönmesinde Alternatif Tedavinin Avantajları Nelerdir?

1- Narkoz, yani genel anestezi gerektirmeyen, az invaziv, konservatif ve pratik bir küçük operasyondur.

2- Hastanede veya evde yatmayı veya istirahati; tahlil ve tetkik gibi bir ön hazırlık gerektirmeyen, günübirlik uygulanabilen bir tedavidir.

3- Nüks ihtimali çok düşük olup nüksetse bile aynı yöntemle, hem de çok daha kolay bir şekilde tedavisi kesinliğe kavuşturulabilir.

4- Müdahale iz bırakmaz ve çok iyi estetik sağlar, anatomi bozulmaz.

5- Hastaların bu alternatif müdahale için hekime, yarımşar saatten birer gün arayla 2 veya 3 kez uğraması yeterlidir; işten ve yolculuktan alıkoymaz.

Sinüzit

category Hastalıklar admin 18 Ağustos 2008

1. AKUT SİNÜZİT
Genellikle gribal bir enfeksiyonla veya takiben gelişir. Bazen ani sıcaklık düşmeleri sonucu bir bölgedeki birçok insanı etkileyebilir. Yüzme sırasında derine dalma da sinüzit gelişimine neden olabilir.

Etken genellikle gram pozitif kok adı verilen bakterilerdir (streptokok, satafilokok, pnömokok gibi). Hemofilus influenza adı verilen mikroba bağlı gelişen sinüzitlerde ciddi problemler gelişebilir.

Burun tıkanıklığı, etkilenen sinüs bölgesinde basınç hissi (dolgunluk, ağrı), halsizlik, ateş ve baş ağrısı görülebilir. Burundan kanlı veya kansız akıntı, geniz akıntısı olabilir.

Tedavi

Sistemik antibiyotik, antihistaminik, lokal burun damlası kullanılır. Antibiyotik tedavisi en az iki hafta süreyle devam etmelidir. Ağrı fazla ise ağrı kesici kullanılabilir. İlaçla tedavi mümkün olmaz ise bir KBB uzmanı tarafından sinüslerin temizlenmesi (sinüs lavajı) veya cerrahi tedavi gerekebilir.

——————————————————————————–

KRONİK SİNÜZİT

Akut sinüzit tedavi edilmediğinde veya sık ataklar olduğunda, sinüslerin iç yüzeyini kaplayan deride değişiklikler meydana gelir ve sinüzit kronikleşir. Akut sinüzitteki belirti ve şikayetler daha hafif olarak yıllarca devam edebilir.

Kronik sinüzitte önemli olan konulardan birisi ostiomeatal bölge adı verilen yerlerin olaya karışmasıdır. Bu bölge çeşitli özelliklerinden dolayı çok kolay hastalığa yaklanır ve çok güç tedavi olur. Kronik sinüzitlerde bu nedenle bu bölgenin iyi bir şekilde araştırılması gerekir. Bunun için koronal bilgisayarlı tomografi ve endoskopi gerekebilir.

İlaçlarla tedavi mümkün olmaz ise cerrahi olarak sinüslerin boşaltılması ve daha sonra gelişecek akut sinüzitlerde tedavi geciktirilmemeli ve aksatılmamalıdır.

——————————————————————————–

SİNÜZİTE BAĞLI GELİŞEBİLECEK SORUNLAR

Sinüzite bağlı bir sorun geliştiğinde genelde aşğıdaki belirtilere rastlanır. Bu sorunlar sıklıkla akut sinüzit veya kronik sinüzitin akut atağı sırasında meydana gelir.

Belirtiler

1. yaygın ve inatçı ağrılar

2. kusma

3. konvülsiyon (havale)

4. ateş

5. göz kapaklarında veya alında şişlik

6. bulanık görme, çift görme veya inatçı göz arkası ağrısı

7. kafa içi basınç artışı bulguları (bulantı, kusma …)

8. kişilik değişikliği

Ürtiker (Halk arasında bilinen adı ile Kurdaşen)

category Hastalıklar admin 18 Ağustos 2008

ÜRTİKER (KURDAŞEN)

Ürtiker (kurdaşen), ciltte meydana gelen genellikle kaşıntılı, yuvarlak veya oval şişliklerdir. Bazen kırmızı olmakla birlikte, herzaman böyle olmak zorunda değildirler. Ürtiker plakları, derideki allerji ile ilgili hücreler (mast hücreleri) histamin adı verilen ve kılcal damarlardan sıvı sızmasına neden olan maddeleri salgılarlar. Damarlardan sızan bu sıvılar deride birikirler ve belirtilen şişliklere neden olurlar.
Çoğu insan bu şişlikleri gördüğünde alerjik bir reaksiyondan şüphelenirler. Ancak ürtiker plakları bazen sıcak, soğuk, güneş ışığı, egzersiz, stres, cildin bir bölgesine uzun süreli basınç uygulanması, ateş veya çok sıcak banyoya bağlı cildin sıcaklığında ani artış veya cildi tahriş eden kimyasal bir madde (kozmetik bir madde veya sabun gibi) gibi fiziksel kaynaklı etkenler de ürtiker gelişimne neden olabilir. Ürtiker plakları tüm vücudu ilgilendiren allerjik bir reaksiyonun da belirtileri olabilir:

- Solunumla alınan alerjenler: polenler, hayvan tüyleri, küfler

- böcek ısırıkları (özellikle arı), bazı ilaç enjeksiyonları

- yiyecekler : fındık-ceviz gibi yiyecekler, balık ve deniz ürünleri, süt ürünleri, gıda katkı maddeleri, penisilin veya aspirin gibi ilaçlar.

İnsanların yaklaşık %20 sinde yaşamları boynca en az bir kez ürtiker gelişmektedir. En sık ürtiker gözlenen yaşlar 20-30 yaşlar arasıdır. Nadiren, tüm vücudu etkileyen ve yaşamı tehdit eden boyuttaki anaflaktik şok adı verilen alerjik durumlarda da ürtiker ortaya çıkar. Bazı durumlarda, ürtiker plakları 6 hafta veya daha fazla süre kalabilir ve kronik (idiyopatik) ürtiker adı verilir. Sıklıkla, kronik ürtikerin nedeni bulunamaz, ve bir süre sonra kendiliğinden geçer.

Belirtiler

Ürtiker plakları, beyazımsı veya et renginde kabarıklıklar olarak gözlenirler; bazen kımızı bir bölge ile çevrilirler (eritem). Tipik olarak yuvarlak veya ovaldirler, sıklıkla kaşınırlar. Büyüklükleri değişkendir ve bazen çok büyük alanlar oluşturabilirler. Her hangi bir cilt bölgesinde ortaya çıkabilirler, acnak sıklıkla kol ve bacaklarda görülür. Çoğu ürtiker plakları kısa sürede ortadan kaybolur, ancak hasta aynı duruma maruz kalıyorsa 24-72 saatlik zamanlarda yeni alanlar ortaya çıkmaya devam edebilir.

Eğer ürtiker tüm vücudu ilgilendiren alerjik bir reaksiyonun ilk belirtileri olarak gelişmiş ise gelişebilecek diğer bulgular şunlardır: dilde, dudaklarda ve yüzde şişme, solunum güçlüğü, şuur bulanıklığı, göğüste daralma / sıkışma hissi. Bu belirtilerin araştırılması ve geliştiğinde acilen sağlık birimine müracaat etmek önemlidir çünkü bunlar anaflaktik şok habercisi olabilir.

Tanı

Muayeneye ve gerekirse alerjik deri testlerine göre tanı konur.

Aşırı yaygın olmayan ürtiker plakları genelde 8-12 saatte ortadan kaybolurlar. Ancak etken ortadan kalkmadığı sürece tekrarlayabilir.

Korunma

Sizde ürtikere neden olan durumları saptayabildi iseniz, bunlardan uzak durarak ürtikerden korunabilirsiniz.

Tedavi

Losyon veya krem türü bir antihistaminik ilaç ve ilave olarak antihistaminik tablet veya enjeksiyon gerekli olabilir. Eğer genel bir alerjiden şüphelenilmiyorsa kaşıntıyı geçirmek yeterli olabilir. Gerekli görülürse daha ileri tedaviler uygulanabilir.

Osteoporoz (Kemik erimesi) hakkında

category Hastalıklar admin 18 Ağustos 2008

Osteoporoz

Osteoporoz, kemik kütlesinde azalma ve kemik kırılganlığında artış ve kırığa yatkınlık ile karakterize bir hastalıktır. Bu durum için önlem alınmaz veya tedavi edilmezse hastalık kemik kırılana kadar ilerleyebilir. Kemik kütlesi çocukluk ve ergenlik döneminde artış gösterir, 30-40 yaşlarında doruk noktasına ulaşır ve yaşlanmayla birlikte giderek azalır. Kadınlar erkeklere göre daha az kemik kütlesine sahiptir ve menopozu takiben beş yıl içinde hızlı bir şekilde kemik kaybederler. Yaşla ilgili kayıp yılda ortalama %1’dir. Yaşam boyu kadınlar kemik kitlesinin %30-40’ını, erkekler %20-30’unu kaybederler.
Osteoporozun Tanısı
Kemiğiniz kırılana, kamburlaşana ve boyunuz kısalana kadar osteoporoz belirtileri fark edilmeyebilir. Osteoporoza neden olabilecek diğer hastalıkların varlığı (tiroid hast, astım, ilaç kullanımı vb.) kırık öyküsünün varlığı, beslenme durumu, ailede özellikle annede kırık öyküsü hastanın osteoporoz için riskli olup olmadığını belirlemede yardımcıdır.

Risk varlığının kemik mineral yoğunluğu ölçümü tanıyı kesinleştirir. Riski yüksek hastalarda yılda bir kez, riski düşük hastalarda 2-5 yılda tekrarlanır. Kemik ölçümleri hızlı ve kolay yapılabilen testlerdir. Çok çeşitli yöntemler varsa da en çok DEXA kullanılmaktadır. DEXA ile %1-2’lik kayıp bile değerlendirilebilir.

Kalsitonin ve bitostomatlar: Kemik yıkımını durdurmaktadırlar. Kalsitoninler enjeksiyon ve burun spreyi şeklinde, bitostomatlar ise ağızdan alınan tabletler şeklindedir. Östrojen tedavisinin uygun olmadığı menopoz sonrası osteoporoz serül (yaşlılığa bağlı) osteoporoz veya ilaca bağlı gelişen osteoporozda kullanılmaktadır. Bu ilaçların kullanımları ve yan etkileri, tedavinin etkinliği ve yan etkilerinin en aza indirilmesi için hekimleri tarafından hastalara anlatılmaktadır.

D Vitamini: Eve bağımlı olan ve güneşten yeterince yararlanmayan yetersiz beslenen yaşlılarda D Vit. Alımı çok önemlidir. Ca ile birlikte D Vitamini alımı %30-35 oaranında kemik kazancı sağlayarak kırık riskini azaltmaktadır.

Ca(Kalsiyum preparatları: Ca ihtiyacını desteklemek amacıyla ihtiyacın arttığı dönemlerde verilmelidir. Diğer tedavilerin yanı sıra hemen tüm menopoz sonrası kadınlara önerilen bir ilaçtır.

O.P. Rehabilitasyon: Reh. Yöntemleri kemik kütlesini artırmaya, kırıkları önlemeye ve tedavi etmeye yöneliktir. O.P.’da kas gücünü kemik kütlesini artırmak, postürü korumak, dengeyi sağlamak ve kemik yıkım hızını yavaşlatmak için fizik aktivite ve egzersiz önerilir.

O.P.’da uygulanan egzersizler;

Yürüme: Tempolu ve hızlı yürüme en yararlı ve en kolay uygulanan egzersizlerden biridir. Yürüme hızı bireyin rahat yürüme hızının biraz üstünde olmalıdır. Hergün yada haftada 3-4 gün en az 15-20 dakika arası yürüyüş önerilir. Önce 5 dakikalık yürüyüşle başlanır ve her gün süre artırılır.

Yüzme: bacak ve kol kaslarının yanı sıra sırt ve karın kaslarını da çalıştırır. Stil önemli değildir. Yüzme bilmeyenlerden su içi yürüme emniyetli ve iyi bir egzersizdir.

Bütün bu bilgiler ışığında O.P.’dan korunma ve tedavi nasıl olmalıdır?
O.P. geliştikten sonra kemik kitlesini artırmak yada kaybedilen kemik dokusunu yerine koymak mümkün olmadığından O.P. önlenmesi, tedavisinden daha önceliklidir.

O.P.’dan korunmanın temeli; bebeklikten başlayarak maksimum güç ve kütle içeren sağlıklı bir iskelet sağlanacaktır. Ailesel yatkınlık (genetik yapı) değiştirilemez; ancak beslenme, bedensel aktivite, vitamin D alımı, alışkanlıklar (sigara, alkol, kahve tüketimi gibi) güneş görme gibi faktörler değiştirebilir.

Beslenme: süt çocukları anne sütü ile beslenmeli ve çocukluktan itibaren kalsiyum açısından zengin süt ve süt ürünleri tüketme alışkanlığı kazandırmalıdır. Yine yeşil yapraklı sebzeler, pekmez, susam, kuru baklagiller, kurutulmuş meyveler gibi kalsiyumdan zengin gıdalar fazla tüketilmelidir. Gebelik, emzirme ve büyüme dönemlerinde kalsiyum gereksinimi arttığı için diyetle daha fazla kalsiyum alınmalıdır. Diyetle alınan kalsiyumun kemiklerde depolanması D Vitamini ile sağlanmaktadır. D Vitamini %50’sinden fazlası ciltte oluşmaktadır. Bu nedenle yeterli D Vitamini alımını sağlamak amacıyla güneş ışınları ile cildin teması sağlanmalı, özellikle bahar ve kış aylarında mümkün olduğunca güneşli saatlerde yürüyüş yapılmalıdır.

Alışkanlıklar: Sigara ve alkol alımı kalsiyumu düzenleyen hormonları etkileyerek kemik kaybına neden olmaktadır. Ayrıca aşırı kahve (günde 3 fincandan fazla) ve kafein içeren gıdaların tüketimi idrarla kalsiyum atılımını arttırır ve O.P. için risk oluştururlar. Çayın O.P.’deki rolü bilinmemektedir.

Fiziksel aktivite: Egzersiz kemik yoğunluğunu arttırırken, hareketsiz yaşam tarzı osteoporoz riskini arttırmaktadır. Bu nedenle osteoporozdan korunmada yaşam boyu yapılan egzersiz ve fiziksel aktivitenin önemi büyüktür.

İlaç tedavisi: Östrojen (kadınlık hormonu) Menopoz sonrası kemik kaybını önlemede etkili bir tedavidir. Ancak hormon tedavisi yan etkileri nedeniyle kadın doğum uzmanının uygun gördüğü hastalara başlanmaktadır. Östrojen tek başına ya da progesteron hormonu ile birlikte verilebilmektedir. Östrojen tedavisinin O.P.’da etkili olması için menopozdan hemen sonra başlanmalıdır.

O.P.’da son birkaç yıldır kullanıma giren, östrojen benzeri etkiyle kemik yıkımını önleyen ilaçlarda kullanılmaktadır. Ancak yan etkileri açısından östrojene oranla daha güvenilir oldukları gösterilmiştir. (Östrojen reseptör menologları)
İp atlama, koşma gibi egzersizler zorlayıcı oldukları için ileri yaştaki ve ciddi osteoporozu olan hastalara önerilmez.

Ayrıca osteoporozun ciddiyetine göre her hastaya özel egzersiz önerilebilir.
Düşmelerin engellenmesi: Osteoporoz sonucu incelen kemik çok hafif bir zorlama sonucu bile kırılabilir. Bu nedenle düşme riskinin azaltılması ilaç ile tedavi kadar önemlidir.

Düşme riskinin azaltılması için alınması gereken önlemler:
1- Egzersiz ile kas gücü ve denge geliştirilmesi
2- Düşme riski yaratan hastalıkların (tansiyon değişiklikleri, görme problemleri, kalp hst.) kontrol altına alınması
3- Denge bozukluğu yapan ilaçlardan mümkün olduğunca kaçınılması
4- Yürüme bozukluğu olan kişilere yürüteç yada baston gibi yardımcı cihazların kullanılması
5- Uygun giyim eşyalarının kullanılması (alçak topuklu ayakkabı) rahat giysiler
6- Çevre koşullarının uygun biçimde düzenlenmesi (zeminin kaygan olmaması, evde yeterli aydınlatma gibi)

Akut bronşit hakk.

category Hastalıklar admin 18 Ağustos 2008

Akut Bronşit Nedir?

Bronşit, bronş adı verilen havayollarında salgı artması ve diğer değişiklikler ile ortaya çıkan enflamasyondur. En sık rastlanan tipleri akut ve kroniktir. Akut bronşit havayollarının salgı zarlarının yangısıdır.

Akut Bronşitin Nedenleri :

Akut bronşit çoğunlukla bakteri ya da ürünlere bağlı olarak ortaya çıkar. Genellikle hafif aktiviteyi az kısıtlayıcı şekilde seyreder ve tamamen geçer. Akut bronşit üst solunum yollarının viral enfeksiyonlarından sonra ya da soğuk algınlığından sonra ortaya çıkar. Kronik sinüzit ve/veya allerjisi olan hastalarda da gözükür. Pnömoni, bronşitten sonra ortaya çıkabilen bir komplikasyondur.

Akut Bronşitin Belirtileri Nelerdir:

Belirtiler kişiden kişiye değişse de sıklıkla aşağıdaki belirtiler görülür.

Burun akıntısı

Fenalık hissi

Titreme

Hafif Ateş

Kas ağrısı

Boğaz ağrısı

Başlangıçta kuru öksürük

Daha sonraları balgam çıkarma

Akut Bronşit Tanısı Nasıl Koyulur?

Akut bronşit tanısı hastalığın öyküsünün alınması ve fizik muayene ile koyulur. Pnömoni veya astım gibi hastalıkları ekarte etmek için tetkikler istenebilir. Tanıyı kesinleştirmek için aşağıdaki tetkikler istenebilir.

Akciğer grafisi

Kan Tahlilleri

Kandaki oksijen miktarının ölçülmesi

Burun ve/veya boğaz salgısından kültür

Akciğer fonksiyon testleri

Akut Bronşitin Tedavisi:

Akut bronşitin tedavisi aşağıdaki faktörler gözönüne alınarak doktor tarafından düzenlenmektedir.

Hastanın yaşı, genel sağlık durumu ile tıbbi özgeçmişi

Hastanın ilaçlara karşı toleransı

Akut bronşitin hastada mevcut olan diğer hastalıklar üzerine olabilecek etkisi

Akut bronşit çoğunlukla virüs enfeksiyonlarına bağlı oluştuğundan, antibiyotik tedavisi genellikle gereksizdir. Kullanılan tedaviler çoğunlukla destek tedavisidir.

Bunlar :

Ateş düşürücü, ağrı kesiciler

Öksürük şurupları

Sıvı alımının arttırılmasıdır.

Saç dökümlesi hakkında bilgilendirme (Prof.Dr Ümit Ukşal’ın yazısı)

category Hastalıklar admin 18 Ağustos 2008

SAÇLARINIZ NEDEN KIRILIR ?

Saçlardaki matlaşma ve uçlarındaki çatallaşmanın demir ve çinko eksikliği ile kansızlığın belirtisi olduğu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiği belirtildi.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ümit Ukşal, sağlıklı saçın kaynağının dengeli beslenmede saklı olduğunu, ancak saç dökülmesinin ve saçta meydana gelen bazı değişikliklerin hastalık habercisi olabileceğini söyledi.

Günde ortalama yüz tel saç dökülmesinin normal olduğunu ve paniğe kapılmamak gerektiğini ifade eden Ukşal, şunları anlattı: Tarakta kalan ya da banyoda çektiğimizde elimize gelen bir tutam saç, kadınları çok korkutur ama günde ortalama 100 tel saç dökülmesi normaldir. Ancak, saçımızı tepe kısmından tutarak çektiğimizde birkaç tel elimize geliyorsa bu, hastalık habercisi olabilir. Ayrıca, saçınız matlaşmışsa ve uçlarında çatallaşma olmuşsa, bu demir ve çinko eksikliği ile kansızlığın belirtisidir. Saç dökülmesi, hormonlarla özellikle de troid hormonu, böbreküstü bezleri ve yumurtalıklarla yakından ilişkilidir. Kadınlarda, gebeliğin ilk aylarında, doğumu takip eden 1-2 ayda ve menopoz döneminde saç dökülmesi normaldir. İlkbahar ve sonbaharda saç dökülmeleri görülebilir. Ukşal, kadınların yaptıkları bilinçsiz zayıflama diyetlerinin de saç dökülmelerine neden olduğunu belirtti.

hepatit c hakkında bilgilendirme

category Hastalıklar admin 18 Ağustos 2008

Hepatit C, hepatit C virüsünün (HCV) neden olduğu bir karaciğer hastalığıdır. Viral hepatite neden olan beş farklı virüsten (A, B, C, D ve E olarak tanımlanır) biri olan hepatitis C, karaciğerde iltihaba neden olur. Enfekte kişinin kanı ya da cinsel ilişki yolu ile yayılır. Her yıl, HCV ile enfekte kişilerin % 85 inde kronik enfeksiyon geliştiği tahmin ediliyor; bununla birlikte, enfeksiyon bulunan birçok kişide belirti görülmez. Bazılarında ise bu enfeksiyon, siroza (karaciğer hücrelerinde hasar), karaciğer yetersizliğine ve olası karaciğer kanserine yol açabilir.
Hepatit C, en sık görülen kanla bulaşan enfeksiyonlardan biridir ve karaciğer nakline yol açan nedenler arasında birinci sırada yer alır. Tüm dünyada yaklaşık 170 milyon kişi bu virüs ile enfektedir. Hastalığa yakalananlarda bazen 20 yıl boyunca belirti gözlenmediğinden, kişiler hastalıklarının farkına çok geç varırlar. Önümüzdeki on yılda bu hastalık nedeniyle ölenlerin ve karaciğer nakli için bekleyenlerin sayısında dramatik bir artış beklendiğinden, toplumda öncelikli bir sağlık sorunu durumuna gelme olasılığı yüksektir.
Erken tanı, hepatit C nin daha fazla yayılmasını önlemede ve virüsün karaciğerde yol açacağı hasarın azaltılmasında büyük önem taşır.|Hepatit C Testi:
Aşağıda belirtilen kişiler / gruplar risk altında oldugundan Hepatit-C testi uygulanmalıdır.
- Temmuz 1992 tarihinden önce kan nakli ya da organ nakli yapılan kişiler, 1987 yılından önce pıhtılaşma sorunları nedeniyle kan ürünü verilenler ya da uzun süreli böbrek diyalizine bağlı olanlar
- Kronik böbrek yetersizliği, hemofili ya da kemoterapi gerektiren kanser vakaları gibi sık olarak kan ürünlerinin verildiği hastalar
- Sağlık hizmetlerinde çalışanlar
- Enjeksiyonla madde kullananlar, eskiden enjeksiyonla madde kullanmış olanlar
- Yüksek risk taşıyan cinsel etkinlikleri, birden çok eşi ve/veya cinsel yolla bulaşan hastalığı olan kişiler|Korunma
- Üzerinde kan bulunabileceğinden iğne, diş fırçası, makas ya da benzeri araç ve gereci kimseyle paylaşmayın.
- Eldiven giymeden kimsenin kanına dokunmayın.
- Cinsel etkinliğiniz varsa, güvenli cinsel ilişki kurun ve prezervatif kullanın.
- Vücudunuza dövme yaptıracaksanız, kullanılan araç ve gerecin steril olmasına dikkat edin.
- Hepatit C virüsü taşıyorsanız, kan ya da plazma bağışlamayın.
- Hepatit C enfeksiyonunuz varsa fazla miktarda alkol kullanmayın.

Liposuction ( Yağ alma ameliyatı ) Prof.Dr.Teoman Doğan’ın yazısı

category Hastalıklar admin 18 Ağustos 2008

Liposuction (yağ alma ameliyatı) hakkında en fazla yanlış bilginin dolaştığı ameliyat. Bir yandan yağ alma (liposuction) ameliyatının insanları öldürdüğüne, sağ kalanlarda da yağ almaya bağlı olarak eğri büğrü yerler kaldığına dair sağlam bir kanı var.

YAĞ ALMA AMELİYATI, LIPOPLASTY, LIPOSCULPTURE, LIPOSHAPING, LIPOSUCTION

Diğer yandan da liposculpture, liposhaping gibi isimler altında bambaşka bir ameliyat yapılıp harikalar yaratıldığı anlatılıyor. Halbuki sonuçta yapılan hep aynı işlem, yani lLiposuction (yağ alma ameliyatı).

Nereden başlayalım ben de şaşırıyorum. Ama önce “lipo” ile başlayan herşey hakkındaki bildiklerinizi bir kenara koyun. En baştan özetlemeye çalışacağım:

LİPOSUCTİON (YAĞ ALMA AMELİYATI) NEDİR?

Liposuction en büyüğü kurşun kalem kalınlığında içi boş borucuklar (kanüller) ile deri altındaki yağ dokusunun emilmesidir. Kanüller deriye birkaç milimetrelik kesilerden sokulduğu için iz neredeyse hiç kalmıyor. Emme işlemini yapan da bu kanülün arkasındaki hortuma bağlı aspiratör denilen, iri bir elektrikli süpürge boyunda bir vakum alet. Daha az kullanılan bir teknik te makine olmadan büyük enjektörler ile ve el gücü ile kanüldeki yağın emilmesi. İki teknik arasında çok önemli bir fark yok, tamamen cerrahın kişisel tercihi diyebilirim.

Bu ameliyatta asıl amaç yağları almaktan çok yağların içinde depolandığı yağ hücrelerini almaktır. Bir insan ergenliğe ulaştıktan sonra vücudundaki yağ hücresi sayısı değişmez. Kilo alınırken de yağların nerede depolanacağı o bölgedeki yağ hücresi sayısına bağlıdır. Örneğin bir hanımın basenlerinde bir milyon yağ hücre varsa ve siz ameliyat ile bu sayıyı beş yüz bine indirebilirseniz ileride ne kadar kilo alırsa alsın bu hanımın yeniden basenleri olmayacaktır. Ameliyatın bu tarafını anlamak çok önemli.

Bir kaç teknik terimden de bahsedeceğim:

ULTRASONİC LİPOSUCTİON: Yağları almadan önce özel bir alete bağlı, liposuctionda kullandıklarımıza benzeyen bir borucuk ameliyat bölgesinde dolaştırılıyor ve bu borucuğun yaydığı ultrasonik titreşimler ile yağlar yumuşatılıyor. Daha sonra liposuction işlemi her zamanki gibi yapılıyor. Daha yumuşamış yağların alınması kolaylaşıyor. İlk zamanlarda bir mucize olarak görülmüştü ama şimdi gerekliliği tartışılıyor. Türkiyede bu tekniği kullanabilen çok az kişi var (zaten alet sayısı da çok az) ve ben de bunlardan biriyim ama gitgide daha az kullanır oldum. Özetle illa ultrasonic liposuction talep etmenize gerek yok.

ISLAK TEKNİK YA DA TUMESCENT (TÜMESAN) TEKNİĞİ: Ameliyata başlamadan önce yağlar içlerine su ile verilerek şişiriliyor. Bu artık olmazsa olmaz olarak kabul edilen bir teknik. Benim bildiğim kadarı ile tumesan teknik kullanmayan plastik cerrah kalmadı. Bu sıvı içerisinde kanamayı duruduran (adrenalin), ağrıyı kesen lokal anestetikler (lidocain) gibi ilaçlar var.

NE FARKLARI VAR??? LIPOPLASTY – LIPOSCULPTURE – LIPOSHAPING – LIPOSUCTION…

Sizi şaşırtmak istemem ama aslında hiç bir farkları yok. Alınan yağların bir kısmının yağ enjeksiyonu metodu ile başka yerlere geri verilmesinin de işin içine girdiği varsayılarak bu isimler üretildi. Bu isimler bilimsel olmaktan çok ticari. Yapılan işlem hepsinde aynı: yağları almak.

LIPOSUCTION KİMLER İÇİN UYGUN?

Bu ameliyatta amaç belli yerlerde toplanan ve ne kadar rejim, spor yapılırsa yapılsın verilemeyen yağları almak. En tipik örnek hanımların kalçalarının alt – yanlarında biriken basenler. Yapısal bir yağlanma şekli olan bu basen yağları ne kadar kilo verilirse verilsin inatla erimez. Liposuction bu tür fazlalıkları almak için ideal bir çözüm.

Aşırı kilolu insanların bu ameliyat ile zayıflamalarını beklemek ise çok gerçekçi değil. Liposuction ile bir miktar yağ alınabilir ama gerçekten şişman insanın zayıflatılmasını beklemek gerçekçi olmaz.

Bir konuya daha değinmek gerekiyor. Liposuction sadece yağları alan bir teknik. Dolayısı ile yüzeydeki deriye çok az etki ediyor. Yağların oluşturduğu gerginlik azalınca derinin kendi kendine gerginleşerek yeniden şekillenmesi gerekiyor. Eğer deri elastik yapısını kaybetmişse yağlar alındıktan sonra sarkması çok kötü bir görüntüye sebep olabilir. Örneğin üç doğumdan sonra karnınızın altında sarkıklık ve derin çatlaklar oluştuysa liposcution sonrası bu bölgenin içi boşalmış bir halde sarkması neredeyse kesin.

Özetle bu ameliyat cildinde çatlak, sarkma gibi problemler olmayanlar için uygun.

En iyi sonuç alınan hastalar genellikle en fazla bir doğum yapmış, en fazla orta yaşlarda, aşırı kiloları olmayan hanımlar ya da belindeki “simitten” kurtulmak isteyen normale yakın kilolu erkekler.

LIPOSUCTION HANGİ BÖLGELER İÇİN UYGUN?

Her yerden yağ alınabilir. Ama belli yerler bu ameliyat için çok uygun iken bazı yerlerde aksine hiç uygun değiller.

EN UYGUN YERLER:

• Erkeklerde en uygun bölge bel çevresi ve karın, yani “simit”, “love handle” gibi isimler takılan yerler. Boyun altı (gıdı).

• Kadınlarda yine karın ve bel, kalçalar, basenler, diz içleri ve bacakların iç ve üst kısımları, ayak bilekleri, yine boyun altı (gıdı), kol altları, sırt.

UYGUN OLMAYAN YERLER:

Bacakların ön yüzü ve kalçaların alt kısımları. Buradan biraz fazla yağ alınırsa çökmeler olması çok olası. Mümkünse almamakta fayda var.

ERKEKLER İÇİN LIPOSUCTION

Türkiye’de erkekler artan bir şekilde estetik cerrahi yaptırıyorlar. Bütün erkek kuaförlerinde pedikür yapıldığını düşünürseniz buna da şaşmamak gerek (kadın erkek eşitliğini hep tek taraflı düşünmemek lazım). Türk erkeklerinin en sık yaptırdıkları estetik ameliyat burun ameliyatı. İkinci sırada da liposuction geliyor.

Erkeklere yapılan liposuction kadınlarınnkinden biraz farklı. Bir kere erkeklerin yağlanma bölgeleri sadece göbek deliği etrafı, karın ve her iki yanda bel bölgesiyle sınırlı. Bu yağların altında, en zayıf erkekte bile hatırı sayılır bir karın kası kütlesi var. Dolayısı ile bu ameliyatta amaç göbek bölgesindeki yağların mümkün olan en çoğunu almak. Kadınlarda bütün yağları almak çok erkeksi ve kaslı bir görüntü yaratabileceği için genellikle daha az yağ alınıyor.

Bu ameliyat için ideal erkek tipi spor yapan ama düzensiz ve yüksek kalorili beslenen, kilosu normalin biraz üzerinde erkekler. Erkek derisinin kendini toparlama yeteneği de çok iyi olduğu için bu hastaların bel “simitlerini” tamamen almak mümkün.

Amaç kasları ortaya çıkarmak. Deri altı yağ dokusu inceldikçe orta hatta duran ve “baklava baklava” gözüken kasları ortaya çıkarmak mümkün.

AMELİYAT İÇİN EN DOĞRU ZAMAN

Rejim ile kilo veriyorsanız bu ameliyatı kilo vermeyi bitirdiğiniz zaman erteleyin. Bunun tek istinası rejimi sırasında daha fazla kilo veremediğinizi hissederseniz olabilir. Rejim yapan insanların ne büyük sorunu motivasyonalrını kaybetmek oluyor. Bu durunda ameliyat biraz öne çekilebilir. Veremdiğiniz yağların azaldığını ve vücut şeklinizin değiştiğini görünce yeniden motive olabilirsiniz. Ama önce ameliyat olayım ve motive olayım diye düşünmeyin.

Benim tecrübem, ameliyat öncesinde hiç kilo vermeyen hastalar ameliyattan sonrada kilo vermiyorlar ve sadece ameliyatla kurtuldukalrı yağlara razı oluyorlar. Ama kendisi kilo veren hastalarım ameliyat sonrasıda bu çabalarına devam ediyor.

Anneler için ideal zaman birinci yılın sonu. Bu sürede hem anne verebileceği kiloları vermiş oluyor hem de sarkıklığın ve çatlakların derecesi tam olarak ortaya çıkıyor.

Bu ameliyat daha sonraki hamilelikler için bir problem de teşkil etmiyor ama çok yakın bir tarihte yeni bir gebelik planlanıyorsa bu ameliyatı ertelemekte fayda var. Yeni bir hamilelikte yeni deformasyonlar ve kilolar oluşacağını göz önüne almak ve tedaviyi ikinci hamilelikten sonraya bırakmak daha doğru.

AMELİYATTAN ÖNCE VE SONRA EK BİR TEDAVİ GEREKİYOR MU?

Gerekli demek doğru olmaz ama ameliyat öncesi ve sonrası lenf drenajını hızlandıran “endomoloji” tedavileri, örneğin lenf drenaj masajı yada LPG çok faydalı oluyor. Hastaların ameliyat sonrası kendi kendilerine bir masaj yapmaları bile alınan sonuçları ve iyileşme hızını etkiliyor.

KOMPLİKASYONLAR VE ÇIKABİLECEK SORUNLAR

Her ameliyatta olduğu gibi bu ameliyat için de korkulan komplikasyonların başında, kanama ve enfeksiyon var.

Bu tür ameliyatlarda ciddi bir kanama olması olasılığı yok ama morarma şeklinde basit hematomlar görülebilir.

Ameliyattan sonra beşinci gün civarında oluşan kızarıklık, ateş ve şişlik enfeksiyon habercisi olabilir. Çözüm enfeksiyonun temizlenmesi ve tabii antibiotik tedavisi olacaktır.

Cilt kaybı, yine nadir olmasına rağmen görülebilecek komplikasyonlar arasındadır. Daha çok aynı bölgeye ikinci kez ve çok kapsamlı bir liposuction yapıldığında görülebilir. Tek bir sigara bile bu olasılığı arttıracaktır. Sakın bir şey olmaz diye sigaraya başlamayın. Her ameliyattan sonraki ilk iki haftanın kritik olduğunu unutmayın.

Ameliyatta kullanılan ilaçlarının dozlarının da iyi hesaplanması gerekiyor. Tumesan sıvısı yüksek miktarda lokal anesteteikler içerdiği için belli doz miktarlarına çok dikkat edilmesi gerekli. Doz aşımında bazı nörolojik bulgular ortaya çıkabilir.

Emboli de, her ne kadar düşük bir olasılık olduğunuyukarıda uzun uzun anlattıysam da ihtimal dahilinde.

Asimetri ve yüzeyde oluşabilecek düzensizlikler ve eğrilikler bu ameliyattan sonra karşılaşılabileceğiniz sorunlar arasında. Ciddi asimetrilerde bir rötuş ameliyatı gerekebilir. Eğer yüzeyde bir düzensizlik yoksa simetriyi sağlamak çok kolay olur. Ama düzensizlikler varsa ve özellikle belli yerlerde ciddi çökmeler varsa bunları düzeltmek her zaman mümkün değil. Çökük yerlere yeniden yağ vermek, yüksek kalan yerleri doldurmak ve bütün ameliyat bölgesini eşitlemek gerekiyor ki bu da çok emek isteyen bir iş.

Yağ alınan bölgelerde hissizlik olması beklenen bir gelişmedir ve bunu bir komplikasyon olarak kabul etmemek gerekir. Bu his kayıpları ilk aylarda büyük oranda geçer. Ama bazı yerlerde 9 aya kadar devam edebilir. Kalıcı his kaybı çok nadirdir.

İPUÇLARI:

• Ameliyatı lokal anestezi ile olun ve doktorunuza ameliyat sırasında eğer gerekiyorsa ayağa kalkabileceğinizi söyleyin. Ameliyat sonunda ayakta kontrol ve son rötuşları yapmak elde edilecek sonucu çok etkileyebilir. Bu cesareti gösterin.

• Liposuction yeni teknikler ile artık riskli bir ameliyat kabul edilmiyor. 30 sene önceki ilk tekniklerden kaynaklanan felaket hikayelerine pek rağbet etmeyin. Bu en risksiz ameliyatlardan biri.

• Bu ameliyatta amaç yağları değil yağ hücrelerini almak. Böylece o bölgede ileride de yağlanma oluşması önlenebiliyor.

• Ameliyattan sonra lenf drenaj masajı şişliklerinizin azalmasında çok etkili olur ve sizi çok rahatlatır.

SIK SORULAN SORULAR ve LIPOSUCTION HAKKINDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR:

Liposuction hakkında en fazla hurafe ve efsane uydurulan ameliyat. Bu ameliyat ne ölüm riskleri içeren bir çılgınlık, nede sizi bütün yağlarınızdan arındırabilecek bir mucize.

İşte ortalıkta sıkça duyabileceğiniz yanlışlar:

Ben en sık duyduklarımdan bazılarını sıralayacağım:

• “yağ alına yerler girintili çıkıntılı, eğri büğrü oluyormuş”:

Normal şartlarda böyle bir şey olmaması gerek. Oluşan çöküklükler tamamen teknik hata. Amaliyattan sonra o bölgenin hiç ameliyat olmamış kadar düz olması gerekiyor.

• “daha sonra alınan kilolar vücudun başka yerlerine mi birikiyor?”

Hayır. Metabolizmayı bir bakkal defteri gibi düşünmeyin. Alınan kaloriler ya yakılacak yada depolanacak değiller. Vücut ne kadar deposu, yani yağ hücresi varsa o kadar yağlanma eğilimindedir. Tersi olsaydı aynı miktar yiyen herkez aynı kiloda olurdu. İnsanları metabolizmaları ve yağ dağılımları çok değişkendir ve liposuctionda iyi yönde metabolizmayı etkiler. Kısaca liposuction sonrasında daha az şişmanlarsınız ve yağ dağılımınız bozulmaz.

• “televizyonda bir liposuction gördüm o sopa gibi şeyi sokup çıkarıyorlardı, hasta sallanıyordu, aman dedim”

Televizyonda hangi ameliyatı seyretseniz aman dersiniz. Bu olabilecekler içerisinde en küçük ameliyatlardan biri.

• “ölenler oluyormuş, gazetelerde çıkıyor, doğru mu?”

Her ameliyatın riski vardır. Ama liposuction bunlar içerisinde en risksiz olanlardan biri. İlk liposuction yapılmaya başlandığı yıllarda, 30 - 40 sene önce, tumesan tekniği bilinmiyordu. Yağlar alınırken ciddi kanamalar olabiliyordu ve yağ embolisi denilen, parçalanmış yağların damarlar içerisinde birikmesi olarak tarif edebileceğim ciddi komplikasyonlar görülüyordu. Üstelik bu hastaların ameliyat bölgeleri morarıyor ve bu morluklar aylarca geçmiyordu. O yıllardan kalan bu kötü “repütasyon” hala devam ediyor. Tumesan tekniği ile bu tür sorunlar artık neredeyse hiç yaşanmıyor. Gazetelerde çıkan haberler her seferinde eğitimi olmayan insanların yaptığı ameliyatlar. Eğer doktorunuzun bu konuda bir eğitimi ve tecrübesi varsa ciddi bir komplikasyon ortaya çıkması gerçekten çok küçük bir olasılık.

• Bu ameliyatı mutlaka bir plastik cerrah mı yapmalı?

Böyle bir zorunluluk olduğunu düşünmüyorum. Yasal olarakta her operatör bu ameliyatı yapabilir. Ama pratisyen hekimlerin kesinlikle yapmaması gerekiyor.

• Daha önce liposuction oldum ve cildimde çöküklükler oluştu. Bunlar giderilebilir mi?

Evet giderilebilir. Ama düzeltme ameliyatlarında amaç sizi güzelleştirmekten çok bu deformiteyi düzeltmek olabilir. Herşeyin bir anda düzeltilmesini beklemeyin. Bu deformiteleri tamamen düzeltmek bazen çok zor olur, ama daha iyi bir hale getirilebilir.

AMELİYATTA VE SONRASINDA SİZİ NELER BEKLER:

Ameliyat günü: Ameliyattan önce aynı gün yada bir gün önce doktorunuzun bir çizim yapması gerekir. Genellikle bu çizim öncesinde ve sonrasında resim de çekilir. Resimlerin ameliyatın öncesini ve sonrasını karşılaştırmanın tek yolu olduğunu unutmayın.

Ameliyat genel anestezi ile yapılabildiği gibi lokal anestezi ile de yapılabilir. Lolak anestezi sırasında anestezi doktoru size “sedasyon” denilen ve sizin yarı uykuda olmanızı sağlayan ek bir anestezi verecektir. Sedasyon sayesinde hem kendinizi çok iyi hissedersiniz, hem ağrı duymazsınız hem de ameliyattan sonra bir çok şeyi hatırlamazsınız.

Lokal anestezi ile ameliyat olmanın size ve doktorunuza bir çok faydası olacaktır. Bir kere ameliyattan sonra bulantı gibi anesteziye bağlı bir sorun yaşamazsınız. Ameliyattan çıkar çıkmaz yemek yiyiebilir su içebilirsiniz. Amaleiyat sırasında da doktorunuz sizi hem ameliyat masasında sitediği pozisyonda tutabilir hem de zaman zaman ayağa kaldırarak yer çekiminin etkisini tam olarak görebilir.

Kulağa çok zor gelsede bu ameliyatı lokal anestezi ile olmak zor değildir ve ameliyat sonucunu da çok iyi etkiler.

Ameliyat sonrası: Bu büyüklük ve zorluk olarak küçük bir ameliyat. Ağrılı bir ameliyat demek doğru olmaz. Hastalar genellikle ilk 3-4 gün bir sızı hissederler ve oturup kalkarken bir ağrı duyarlar.

Ameliyattan sonra en az 2 gün istirahat şart. Bu dönemde çok fazla ayakta durmanız istenmiyor. Bunun nedeni de vücudun bir şekilde yağ alınan bölgeleri yeniden vücut sıvıları ile doldurma eğiliminde olması. Çok ayakta kalırsanız deri altında sıvı birikebilir ve bu iyileşmenizi geciktirir.

Ameliyat sonrası aynı gün taburcu olabilirsiniz. İşinize 4 gün sonra dönebilirsiniz. Ağrı için ağızdan alınacak basit bir ağrı kesici ameliyat sonrası yeterli olacaktır. Bu ameliyat sonrasında ciddi bir morarma yada ve şişlik beklenmez.

Çalişıyorsanız bu ameliyat için bir hafta sonu ve en az iki gün izin almanızı öneririm.

Ameliyat sonrası doktorunuz korsenizi ameliyathanede giydirecek. Korse genellikle ikinci günde çıkarılır ve ilk pansumandan sonra yıkanmaya başlayabilirsiniz. Her seferinde korsenizi çıkaracak, duşunuz alacak ve en geç 5 dakika sonra yeniden giyeceksiniz. Daha uzun korsesiz gezmeniz ilk hafta yasak. Korsenizi gece gündüz ilk üç hafta takmanız gerekiyor. Her doktor korseyi değişik sürelerde kullandırıyor ama üç hafta zannediyorum herkezin minimumu.

İlk defa korsenizi çıkardığınızda cildinizi morarmış ve sarkmış göreceksiniz. Sakın endişe etmeyin. Morluklar, eğer varsa, bir haftada geçer ve cildiniz bir kaç haftada esnekliğin kazanarak yeni şekle adapte olur.

Ameliyattan sonra sonucu görmek için acele etmeyin. İlk şişlikler ile bir kaç hafta hem daha ağır hem daha geniş bedenli olabilirsiniz. İlk ayın sonunda inceldiğinizi ve hafiflediğinizi göreceksiniz.

Yağ alınan bölgelerde his kaybınız mutlakaolacaktır. Bunlar büyük oranda ilk aylarda, bazıları 9. ay civarında geçecek. His kayıplarının kalıcı olması çok nadir olur.

AMELİYATIN KARNESİ:

Anestezi şekli: Lokal (+ Sedasyon) ya da genel anestezi.

Ameliyat öncesi hazırlık: İdeal olan 10 seans kadar lenf drenaj masajı, ya da endomoloji

Ameliyat nerede yapılmalı: Bir hastane ameliyathanesinde.

Ameliyat süresi: Tamamen alınacak miktara bağlı, yarım saat ile 6 saat arasında.

Hastanede yatış süresi: Genellikle gerekli değil.

Ameliyat sonrası ağrı – sıkıntı: Dört gün kadar hafif sızlama. Ağızdan alınan basit ağrı kesiciler yeterli olur.

Şişme, morarma: 3-6 gün arasında, hafif - orta derecede.

Pansuman: İkinci gün tamamen çıkarılıyor ve yıkanabiliyorsunuz.

Korse: 3 hafta.

Dikişler: Kanüllerin girdiği, genellikle 5-6 yerde birer dikiş bir hafta sonra alınıyor.

Ne zaman işe dönülebilir: Genellikle 4. gün.

Spor: 2 hafta sonra uzun yürüyüşler, 3 hafta sonra koşuya ve diğer sporlara başlanabilir. Basket, box gibi kompetitif ve vücut vücuda yapılan sporlar için 6 hafta beklemek gerekiyor.

Son şekil: Ameliyat sonrasında oluşan sertlikler ve şişliklerin büyük kısmı 2. ayda azalır. Ama tam sonucun alınması 6 -9 ay civarında olur.

Böbrek Taşları

category Hastalıklar admin 18 Ağustos 2008

Böbrekler bel kemiğinin iki yanında, kaburgaların hemen altında yer alan, yumruk büyüklüğünde, fasulyeye benzeyen bir çift organdır. Başlıca işlevleri kanın fazla suyunu ve artık maddelerini süzmektir. Bu maddeler idrar şeklinde üreter denilen kanallarla böbrekten mesane’ye (sidik torbası) aktarılır ve buradan da uretra yolu ile dışarıya atılır.
Böbrekler aynı zamanda 3 önemli hormonu da üretirler. Bunlar kemiklerde kırmızı kan hücrelerinin üretimini harekete geçiren eritropoetin; kan basıncını düzenleyen renin ve sağlıklı kemikleşme için gerekli olan D vitamini.Böbrek Taşı Nedir:

Henüz tamamen anlaşılamamış bazı sebeplerle normal idrarın içeriğinde bulunan özellikle ürik asit ve kalsiyum gibi maddeler kristalleşerek böbrek içinde taş olarak adlandırılan yapıları oluştururlar. Tıbbi adı Nefrolitiazis dir. Oluşan bu taşlar golf topu kadar büyük olabileceği gibi kum tanesi kadar küçükte olabilirler. Düzgün yuvarlak, sivri, asimetrik vs. çeşitli şekillerde olabilirler. Çoğu taş sarı-kahverengi renklerdedir. Ancak kimyasal bileşimine göre bronz rengi, altuni veya siyah renkli taşlar da olabilir.

Bazı taşlar hiç belirti vermeden böbrekte kalabilirler. Bazıları ise üretirler, mesane ve uretra boyunca yer değiştirirler ve idrarla dışarı atılabilirler. Küçük olan taşlar herhangi bir belirti vermeden veya çok az bir rahatsızlıkla dışarı atılabilirken daha büyük olan taşlar çok şiddetli ağrılara sebep olabilirler.Bazen de idrar geçişini önleyebilen tehlikeli tıkanıklıklar oluşturabilirler.

Görülme Sıklığı:

Oldukça sık görülen bir hastalıktır. Erkeklerin % 10-15 i, kadınların ise ortalama % 5 inde görülür.İlk olarak genellikle 20-30 yaşlarında ortaya çıkar. Özellikle erkeklerde bir kez taş oluşmuş erkeklerin 2/3 ünde ortalama 9 yıl içinde taş tekrarlamaktadır.

Sebepleri:

Böbrek taşını oluşturan sebepler kesin olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar içilen suyun çok fazla sert (kalsiyum sulfat içeriği fazla) veya çok fazla yumuşak (sodyum karbonat içeriği fazla) olmasının etki edebileceğini söylemektedirler. Aşırı alkol tüketimi, gut hastalığı da aşırı taş oluşumuna sebep olabilir.Bazı araştırmacılar ise aşırı sıvı kaybına neden olan sıcak iklimlerde böbrek taşının daha sık rastlandığını, bir başka grup birtakım özel yiyeceklerin böbrek taşına neden olduğunu iddia etmektedir.

Supersaturasyon teorisi: ( aşırı doygunluğa bağlı kristalleşme teorisi.) En yaygın teoridir. Vücudun susuz kalmasına bağlı olarak idrar daki sıvı oranı ile çözünen katı maddeler arasında dengesizlik oluştuğuna inanılır. Bu çözünmüş artık maddeler ile aşırı yüklenen idrar bir noktada doygunluğa uğrar ve bu noktadan sonra artık maddeler yavaş yavaş birikerek kristalizasyona ve taş oluşumuna sebep olur. Bu nedenle taş oluşumunu engellemek için çok miktarda su içilmesi önerilir.

İnhibitörler: Normal idrar kristalleşmeyi engelleyen inhibitörleri içermektedir. Bir teoriye göre bazı kişilerde bu inhibitörler yeterli görevi yapamamakta , kristalleşmeyi ve dolayısıyla taş oluşumunu engelleyememektedir.

Böbrek Taşlarının Tipleri:

Böbrek taşları kimyasal içerik olarak farklılıklar gösterir.

*Kalsiyum Taşları:

Tüm böbrek taşlarının yaklaşık % 70-80 i ya kalsiyum oksalat, veya kalsiyum fosfat ya da her ikisinin bileşiminden oluşur. Kalsiyum diş ve kemik sağlığında önemli rol oynar ve normal diyette bulunur. Kalsiyumun fazlası idrar yolu ile ile vücuttan uzaklaştırılır. Kalsiyum taşları hiperkalsiürili ( idrarda aşırı kalsiyum bulunması) kişilerde oluşmaktadır.

Kalsiyum taşı oluşan hastaların % 40 ında sebebi bilinmeyen ailevi geçişli kalsiyum metabolizması bozukluğu vardır.Ender olarak da kalsiyum metabolizmasını harekete geçiren parotiroid hormonunu aşırı miktarlarda üreten paratiroid bezi tümörü sebep olmaktadır. Furasemid gibi diüretikler, kalsiyum bazlı antasitler ve steroidler de hiperkalsiüri ye neden olabilmektedir. Aynı zamanda bazı barsak hastalıkları, A ve D vitamininin çok yüksek miktarlarda alınması, et, tavuk, balık gibi yiyeceklerin aşırı alınması da sebep olabilmektedir.

Diyette B vitamininin çok az veya C vitamininin çok fazla olması ile kalsiyum oksalat taşlarının oluşumu arasında bir ilişki kurulmaktadır.

*Ürik Asit Taşları:

Ürik asit vücutta protein yıkımı sonucu normal olarak oluşur ve idrarla atılır. Ancak bazı kişilerde özellikle erkeklerde ürik asit böbreklerde ve eklem yerlerinde birikebilir. Eklemlerde ürik asit birikmesi ailevi geçişli olan gut hastalığında görülür. Böbreklerde birikmesi ile de ürik asit taşları oluşur.

Böbrek taşlarının % 5-23 ü ( özellikle çoğunlukla erkeklerde olmak üzere) ürik asit taşlarıdır. Ürik asit taşlarında genetik faktörlerin de rol oynadığı öne sürülmektedir. Yüksek proteinli ( özellikle et ürünleri fazla ) diyet alanlarda ürik asit taşı oluşma olasılığı artmaktadır.

*Enfeksiyon taşları:

Tüm taşların yaklaşık % 20 sini oluştururlar. İdrardaki ürenin bakteriler tarafından bozulması ile asidikleşen idrarda oluşan amonyak ve magnezyumun kristalleşmesi enfeksiyon taşlarına neden olmaktadır. Üriner sistem enfeksiyonu geçirmeye daha yatkın olan kadınlarda erkeklere oranla daha sık rastlanmaktadır.

*Sistin Taşları:

Sistin sinir kas ve bazı dokuların yapı taşlarından olan aminoasitlerden biridir. Ender görülen ailevi bir hastalık olan sistinüri de böbrekler de sistin taşları oluşur. Tüm taşların % 1-2 sini oluşturmaktadır.

Belirtiler:

Böbrek taşları zaman içinde yavaş yavaş oluşurlar. Zaman zaman küçük belirtiler verebilirler. Ancak belli bir boyut ve pozisyona ulaştığında ani olarak belirtiler ortaya çıkar.

Henüz yeterince büyük olmayan ve böbrek fonksiyonlarına zarar vermemiş “sessiz” olan taşlar rutin röntgen

incelemesi esnasında ortaya çıkabilir.Bazen bu sessiz taşlar böbrek fonksiyonunu bozana kadar farkedilemeyebilir ve böbrekte kalıcı hasarlar oluşabilir. Bazen sırt ağrısı, kas ağrısı sanılabilen küçük belirtiler verirler. Bu tür hastalarda sık sık idrar yolları enfeksiyonu gelişir. Ancak en klasik belirtisi taşın bulunduğu bölgede yaptığı irritasyona veya tıkanıklığa bağlı olarak oluşan ve renal kolik adını alan şiddetli ağrılardır.

Renal kolikte ağrı aniden, genellikle gece veya sabaha karşı gelir. Akut apandisit veya barsak kökenli ağrılarla karışabilir. Ağrı belde, iki yanda veya mide bölgesi ve kasıkta başlayabilir.Erkeklerde testislere veya penise yayılabilir. Ağrı ,ile birlikte mide bulantısı, kusma, titreme, ateş görülebilir. Hasta huzursuzdur. Bir oturur, bir kalkar, şiddetli idrar yapma isteği ve idrar yaparken yanma oluşur.

Böbrek taşlarında görülen bir diğer klasik belirti ise hematüri olarak adlandırılan idrara kan hücrelerinin karışmasıdır.Bu kan hasta tarafından çıplak gözle görülebileceği gibi ancak mikroskopla görülebilecek tarzda az da olabilir. İdrar genellikle koyu renkli, bulanıktır ve bazen kokulu olabilir.

Tanı:

Genellikle şikayetlerinizi dinleyen doktor idrar da kan hücrelerinin de görülmesi ile tanı koyabilir. Şikayetlerin taş nedenli olduğunu doğrulamak üzere röntgen tetkiki veya ultrasound tetkiki isteyecektir.Böylece taşın boyutu, şekli ve yeri konusunda bilgi sahibi olacaktır. Kan ve idrar tahlilleri ile de taşın kimyasal yapısı, idrarda kan olup olmadığı ve enfeksiyon bulunup bulunmadığı hakkında bilgi sahibi olacaktır.

Yapılacak röntgen tetkiki direk karın filmi veya İVP adı verilen ve damardan bir ilaç verilerek gerçekleştirilen özel bir röntgen olabilir. Tüm taşlar röntgen filmi ile görülemez. Bu gibi taşların görülmesinde ultrasound yararlı olacaktır. Ancak ultrasound da da çok şişman hastalarda ve 3 mm nin altındaki taşlarda başarılı sonuçlar alınamayabilir.

Röntgen filminde diğer kemik yapıları ile karışan taşlarda kompüterize tomografi istenebilir.

Korunma:

Bol su için: Daha önce taş düşürmüş kişilere tekrar taş oluşumunun engellenmesi için bol su içmesi önerilir. Özellikle sıcak yaz günlerinde içilen su miktarının arttırılması gerekir. İdrarda kristalizasyonun engellenebilmesi ve taş oluşumunun engellenebilmesi için en azından 8 bardak su içilmesi gerekir. Hastalar çıkardıkları idrarın renginden aldıkları sıvının yeterli olup olmadığını anlayabilirler. idrarın renginin açık olması suyun yeterli olduğunu, koyu olması ise yetersiz olduğunu gösterir. Ayrıca bol su içilmesi idrar yolları enfeksiyonlarını da önleyici bir rol oynar.

Diyetinizde kalsiyum ve oksalat miktarlarını kısıtlayın: Daha önce taş düşürmüş bir kişinin idrar testlerinde kalsiyum oranı yüksek çıkıyorsa diyetindeki kalsiyum ve oksalatı kısıtlamalıdır. Kalsiyum içeren antasitleri kullanmamalı, kalsiyum içeren süt ve süt ürünlerini kısıtlamalıdır. Son zamanlarda bu konu tartışmalı hale gelmiştir. Ayrıca çay, kahve, çikolata, fıstık, ıspanak, pancar gibi oksalat içeriği yüksek gıdaları da kısıtlamakta fayda vardır.

Ancak diyetteki kalsiyumun azaltılması her hastada yararlı olmayabilir. İdrarında oksalat miktarı artmış kişilere kalsiyum tavsiye edilebilmektedir. Her hasta da koşulların değişik olacağı göz önüne alınmalı, diyet doktorunuz veya diyetisyen tarafından ayarlanmalıdır.

Et ve et ürünlerini azaltın: Bu sadece taş oluşmasını engellemekle kalmaz genel sağlığınız açısından da olumlu etki yapar. Hayvansal proteinlerin azaltılması vücuda kalsiyum girişini ve ürik asit atılımını azaltacaktır.

Tuz tüketimini azaltın: Tuz idrara çıkan kalsiyumu arttırır. Ayrıca hipertansiyon riskini de azaltmış olursunuz.

Bronş genişlemesi (Tıbbi Adı ile : Bronşektazi )

category Hastalıklar admin 18 Ağustos 2008

Bronşların doğuştan ya da sonradan dönüşsüz biçimde genişlemesidir. Kronik bronşit bu gelişmenin başlıca sorumluları arasında yer alır.
Bronşektazi, yani bronş genişlemesi çeşitli biçimlerde ve bronş ağacında değişen yaygınlıkta görülebilir. Doğumsal olduğu kadar, bronşlara yerleşen enfeksiyon etkenlerinden de kaynaklanabilen bir bozukluktur. Hastalık uzun süre belirti vermez. Ama iltihaplanma ilerlediğinde ilk kez iltihaba bağlı belirtilerle fark edilebilir.

NEDENLERİ

Bebekken ortaya çıkan bronş genişlemeleri doğumsaldır. Bronş duvarının esnekliğini ve desteğini sağlayan etkenlerin yetersizliği sonucu, bronşlar doğumdan başlayarak sürekli geniş kalır. Aslında edinilmiş bronşektaziler de aynı yetersizlik sonucu gelişir.

Edinilmiş bronşektazilerde birçok bozukluk birlikte rol oynar. Kronik bronş iltihapları sırasında gelişen olaylar bronşun esnekliğini ve direncini bozarak sağlıklı yapısını kolayca değiştirebilir. İnatçı bir öksürük ya da güçlü soluk verirken karşılaşılan bir engel sonucunda bronş içindeki basıncın artması, bronş duvarının çökmesini kolaylaştırır. Bronş çevresindeki dokularda ya da bağdoku artışıyla birlikte gelişen süreçler de bronş duvarını çevreye doğru çekerek bronşun genişlemesine neden olur.

Bronş genişlemesi salgı birikimini kolaylaştırır. Bu da iltihap yapıcı mikropların barınmasına son derece uygun bir ortam oluşturur. Böylece bronş genişlemesi iltihaplanmaya ve bronş duvarında direncin azalmasına neden olur.

BELİRTİLERİ

Bronş genişlemesi uzun süre klinik belirti vermeden sessizce ilerler. Hastalık başka nedenle çektirilen bir akciğer filminde rastlantı sonucu saptanabilir. Ama genişleme yaygınsa ya da özellikle iltihap varsa erken belirtiler görülür.

Bronş genişlemesinin yaygınlaşmasıyla akciğerin işlevsel dokusunda eksilme olacağından solunum zorlaşır. Başlıca belirtiler öksürük ve balgamdır. Bunlar hemen her zaman birlikte görülür. Öksürüğün kuru olmasına çok seyrek rastlanır. Hasta daha çok sabahları uyanır uyanmaz öksürük nöbetine yakalanır ve bunun sonucunda aşırı miktarlara oluşabilen balgam, çıkarır. Çıkarılan balgam gece boyunca genişlemiş bronşlarda biriken salgılardır. Öksürük nöbetiyle birlikte balgam çıkarma vücudun konum değiştirdiği sırada da görülür. Hasta sonunda bronş ağacını öksürerek temizlemek için en uygun olan duruş biçimini öğrenir.

Yaygın ve büyük bronş genişlemelerinde oldukça fazlalaşan balgam bir cam kaba alındığında üç bölüme ayrıldığı görülür: Üstte mukustan oluşan bir katman, arada seruma benzer bir sıvının bulunduğu orta katman, bunların alanda daha yoğun atık maddelerden oluşan irinli bir çökelti. Aynı durum akciğer apsesinde çıkarılan balgamda da görülebilir. Bronş genişlemesinde balgam kanlı olabilir. Ender durumlarda öksürükle kan gelebilir. Aynca balgamda oksijensiz ortamda üreyen bakterilerin bulunması çok kötü bir kokunun yayılmasına yol açar.

İltihap çok şiddetli ve genişlemiş bronşun boşaltılması bazı engeller nedeniyle güç ise, solunum yollarında salgılar birikmeye başlar. Bu durumda düzensiz, fazla yüksek olmayan ateş ve bazen de irinleşmeyle birlikte yüksek ateş görülebilir, iltihaplanmanın yüksek ateşle birlikte uzun sürmesi, hastanın genel durumunu, beslenmesini ve kan değerlerini önemli ölçüde bozabilir.

Nefes darlığı genellikle öne çıkmaz. Belirgin olması, bronş genişlemesinin yaygınlığına ya da bu durumla birlikte akciğer amfizeminin gelişmesine bağlıdır. Bazen akciğerlerde bronş genişlemesi ortaya çıktığından sağlam bronşlar daralarak nefes darlığı yaratabilir.

Hastalığın ağır ve uzun sürmesi durumunda aşırı beslenme bozukluğuna ve kansızlığa da bağlı olarak hipertrofik pulmoner osteoartropati denen kemik hastalığının ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır. Bu hastalıkta parmak uçları uzayıp kalınlaşırken tırnaklar da düzleşip saat camını andırır. Bunun nedeni bronşun genişlediği bölgelerde atar ve toplar damarlar arasında ağızlaşmaların yol açtığı kısa devreler sonucunda gelişen dolaşım bozukluğudur.

GİDİŞİ

Bronş genişlemeleri, bronşlarda gelişen geriye dönüşsüz özellikte yapı bozukluklardır. Koşullar aynı biçimde sürerse bu genişleme çok daha yaygınlaşır. Daha önce de açıklandığı gibi belirtiler itihaplanmayla ortaya çıkar. Düzensiz aralıklarla görülen, bu belirtiler her keresinde biraz daha uzayıp sıklaşırken genel durum giderek bozulur. İtihaplanmanın yayılması, bronş ağacında enfeksiyonun ilerlemesine, hastalığın her atağa kalkışında daha geniş bir akciğer doku bölgesinin yıkımına yol açar. Sonuçta solunum işlevleri giderek bozulur ve solunum yetmezliği gelişir.

TANI

Küçük bir bölgeyle sınırlı kalan iltihaplanmamış bronş genişlemelerinin tanısı yalnız radyolojik incelemeyle konabilir. Burada kullanılan başlıca radyolojik inceleme yöntemi bronkografîdir. Bronş genişlemesine iltihaplanma eklenirse tanı kolaylaşır. Balgamın bol olması, özellikleri ve en kolay atıldığı duruş biçimleri ya da iltihabın akciğer filmlerinde değişmeden hep aynı bölgede kalması tanıyı yönlendirir.

Ama kesin tanıya bronkografiyle varılır. Bu yöntemde, bronş ağacını röntgen ışınları altında görünür kılan kontrast bir madde verilir. Bu kontrast maddeyle dolarak genişlemiş bronşlar röntgende muz hevengi ya da tespih tanesine benzeyen tipik görüntüler verir. Bronş genişlemesinin büyük dallara da yayılma durumunda, tanıya varmak için bronkoskopiden de yararlanılır.

BEKLENEN GİDİŞİ (PROGNOZ)

Bronş genişlemeleri daha önce de belirtildiği gibi yapısal olarak geriye dönüşsüz bozukluklardır. Bu durumun belli bir bölgeyle sınırlı kaldığı olgular cerrahi girişimle tedavi edilebilir. Cerrahi girişim yapılamıyorsa hastalığın ilerleyici özelliği ve komşu dokuları da yıkıma uğratabileceği dikkate alınarak düzenli ilaç tedavisi uygulanır, îlaç tedavisinde amaç hastalığın ilerlemesini durdurmak ve sağlıklı dokuları korumaktır. Bu tedavi biçimiyle hastalık belirtilerinde uzun süreli gerilemeler sağlanabilir.

TEDAVİ

Bronş genişlemesi dar bir alanda ya da akciğerin bir lobunda ise bu bölge cerrahi girişimle alınabilir. Cerrahi girişim dışında salgıların boşaltılması ve enfeksiyon odaklarının antibiyotikle kurutulması yoluna gidilir. Dolan bronşları boşaltmak için önce akciğer filminde hangi bronşların genişlediği saptanır. Daha sonra hastaya bu bölgeyi en rahat boşaltacak duruş biçimi verilir. Aynca balgam söktürücü ve balgam yumuşatıcı ilaçlar da kullanılır. İçilerek kullanılanların yanı sıra aerosol biçiminde püskürtülerek ya da bir sonda aracılığıyla doğrudan bronşlara gönderilen antibiyotikler enfeksiyon odaklarına karşı yaygın biçimde kullanılmaktadır. Uzun süre kullanılması gereken antibiyotiklerin, gerekli balgam incelemesi yapılıp varılacak sonuçlara göre seçilmesi daha doğrudur.

Geçmiş olsun……..

eXTReMe Tracker