Archivi per ‘Üreme Organlarının Yapısı Ve İşleyişi’

Kızlık Zarı

Kızlık Zarı

Kızlık zarının latince adı hymendir ve HYMEN Yunan mitolojisinde Evlilik Tanrısının ismidir. Kızlık zarı ülkemizde ve dünyanın belli bölgelerine halen sosyal ve kültürel önemini korumaktadır. Kızlık zarının henüz bozulmamış olması hatalı olarak kadının bekaretinin, yani bir erkekle birlikte olmadığının sembolü ve yine hatalı olarak ilk ilişkide kanama olmaması kadının daha önceden bir erkekle cinsel ilişkide bulunmuş olduğunun kanıtı olarak görülmekte ve birçok masum genç kız bu yüzden tüm yaşamlarını etkileyecek olaylarla karşılaşabilmektedir. Bu durum yalnız bizde değil, birçok kültürde geçerlidir.

Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanları ne yazık ki genç kadınların “kızlık zarı muayenesi” için kliniğe getirilmelerine ve böylece bazen küçük düşürülmeye varacak kadar aşağılanmalarına tanık olmaktadırlar.

Bu yazı kızlık zarı hakkındaki bazı yanlış bilinenleri düzeltmek veya bilinmeyenleri açıklığa kavuşturmak için basitliği korumak açısından soru-cevap şeklinde hazırlanmıştır.

Kızlık zarı tam olarak nerededir?


Kızlık zarı, vajina girişinin 1-1.5 santimetre iç kısmında yer alan ince bir yapıdır.

Neden böyle bir yapı var?

Anatomik ve fizyolojik açıdan kızlık zarının bilinen bir işlevi yoktur. Genital sistem enfeksiyonlarına karşı koruyucu bir işlevi olduğu düşünülmesine karşın, ortada delik olan bir yapının nasıl olup da enfeksiyonlara karşı koruyucu olacağı tartışma konusu olduğundan bu görüş tam olarak geçerli değildir. Aslında enfeksiyonların bakire olanlarda daha ender oluşmasının nedeni bu kızların cinsel yolla bulaşan hastalıklara maruz kalmamış olmalarıdır. PID (pelvik enfeksiyon) ve vajinit gibi enfeksiyon hastalıkları aktif cinsel yaşam başladığında, önemli bir kısmı cinsel yolla bulaşan bakterilerle başlatılan enfeksiyonlardır.
 
Kızlık zarları yapısal olarak farklılıklar gösterebilir mi?

Anatomik olarak kızlık zarı vajinanın hemen giriş kısmında yerleşmiş, en sık görülen şekliyle ortasında adet kanının ve vajinal salgıların akmasına yarayan ufak bir delik bulunan yarı esnek, ince bir yapıdır. Bazı kadınlarda bu yapı çok sert veya çok esnek olabilir. Bazı kadınlarda ortada bir yerine iki veya daha fazla sayıda delik bulunabilir. Ender durumlarda zarın ortasındaki delik o kadar büyüktür ki, muayenede neredeyse zar hiç yok sanılabilir.Bazı çok ender durumlarda ise zarda hiç delik yoktur (imperfore himen). Bu durumda adet kanaması genç kızlıkta görülen ilk kanamadan itibaren sürekli genital kanal içinde birikir ve her adet döneminde kız “adet olamamaktan, ancak aşırı ağrı duymaktan” yakınır. Kanama öyle ileri boyutlarda birikebilir ki, tüm rahim ve tüm vajina kanla dolmuş ve genç kızda halen ilk adet kanaması gerçekleşmemiş olabilir. Bu ciddi bir durumdur ve kadının genital sisteminin zarar görmemesi için ameliyatla kızlık zarına delik açılarak içerideki kanın boşalması sağlanmalıdır.

Daha detaylı ve tıbbi bir sınıflandırma ise şöyle yapıla bilinir;

  • Şekline göre
    • Tipik hymenler
      • Halka şeklinde hymen (H. annulare)
      • Yarımay şeklinde hymen (H. semilunare)
      • Dudak şeklinde hymen (H. labiale)
    • Atipik hymenler
      • Deliksiz hymenler (H. imperforatus)
      • Kalbur biçimde hymen (H. cribriformis)
      • Kalbur şeklinde hymen (H. septatus)
      • Kupa kağıdı şeklinde hymen
  • Karakterine göre
    • Deliğin karakteri
      • Çok küçük delik
      • Orta boy delik
      • Çok geniş delik
    • Serbest kenarın karakteri
      • Düz kenarlı
      • İnce tırtıklı (H denticulaire)
      • Derin çentikli (loblu hymen)
      • Çiçek tacı (H corollaire)
      • Saçaklı (H fronge)
      • Katmerli
  • Mukavemetine göre
    • Zayıf
      • Tül gibi ince
    • Sağlam
      • Lifli (H fibroze)
      • Tendon kıvamında (H tendinoze)
      • Kıkırdağımsı (H kartilajinoze)
  • Elastikiyetine göre
    • Lastik gibi genişleyen
    • Elastikyeti hiç olmayan (1,2,3,7,8)

Bunları daha anlaşılabilir olması açısından belli başlı sınıflara ayırırsak genellikle görülen 6 şekil ortaya çıkar.

Annuler kızlık zarı
 
Semilunar kızlık zarı Septalı kızlık zarı
Cribriformis kızlık zarı Fimbriatus kızlık zarı Carnosus kızlık zarı
  • Annuler (halka şeklinde) kızlık zarı en çok rastlanan şekildir.
     

  • Semilunar (yarım halka veya esnek) kızlık zarının dıştan içe kalınlığı fazla olmadığı için genelde ilişki sırasında yırtılmaz. Ancak doğum sırasında yırtılır.
     

  • Cribriformis (delikli veya elek tarzında) kızlık zarlarının ilişki esnasında yırtılması biraz daha fazla acılı ve zordur.
     

  • Carnosus (etli) kızlık zarı ise kalınlığı fazla  olduğundan ilişkide kolay kolay yırtılmayan, bazen ufak bir cerrahi müdahale gerektiren, bazende kanaması çok fazla olabilen tipte kızlık zarıdır.

Bu resim kızlık zarının kişiler arasında yapısal farklılıklarını göstermektedir. Üstteki resimlerde cinsel ilişki öncesinde en sık görülen kızlık zarı tipleri görülmektedir. Altta solda yer alan resim delik içermeyen ve bu nedenle kız çocuğunda ciddi sorunlar yaratabilen kızlık zarı yapısını göstermektedir. Doğum sonrasında kızlık zarı yalnızca kalıntılar şeklinde varlığını sürdürebilir.

Kızlık zarı cinsel ilişkide mutlaka kanar mı?

Kızlık zarı nispeten esnek olmasına karşın, vajinanın içine girme denemelerinde (cinsel ilişkiyle, parmaklarla veya muayene aletleriyle) kolaylıkla yırtılan ve kanayan bir anatomik yapıdır. Ancak kişiler arası önemli yapısal farklılıklar nedeniyle kızlık zarı aşırı esnek olanlarda veya zar üzerinde yapısal olarak az sayıda damar bulunması durumunda ilk cinsel ilişkide kanama gerçekleşmeyebilir. Bunun sıklığını belirleyen bir çalışma olmamakla beraber deneyimler kadınların muhtemelen %1-2’sinde kızlık zarının ya aşırı esnek olması, veya damarlanmasının az olması nedeniyle ilk cinsel ilişkide kanamadığını göstermektedir.

Bakire bir kadının jinekolojik muayene olması mümkün müdür?

Jinekolojik muayenenin en önemli aşamalarından biri vajinanın ve rahim ağzının gözlenmesi için yapılan spekulum muayenesidir. Günlük tıp uygulamalarında bakire olanların muayenesinde çoğunlukla bu işlem uygulanmamakta ve elle muayene makattan yapılmaktadır.

Doktorlar arasında yaygın olan diğer bir eğilim de bakire birinin yalnızca ultrasonografiyle değerlendirilmesidir. Bu yaygın eğilimin nedeni, halk arasında “muayenenin ultrasonografiye göre daha az gelişmiş bir yöntem olduğu” şeklindeki yaygın görüş nedeniyle kadınların doktorlarını “yalnızca ultrasonografiyle tanı koyan doktor”lar arasından seçme eğilimleridir.

Bakire bir kadının değerlendirmesinde yalızca karından yapılan ultrasonografi yeterli değildir. Akıntı, kasık ağrısı gibi şikayetlerin değerlendirmesinde kızlık zarına hiç bir zarar vermeden makattan muayene yapılması mümkündür ve ihmal edilmemelidir.

“İlk gecede” nelere dikkat etmek gerekir?

İlk gecede veya daha geniş anlamıyla ilk cinsel ilişkide hem kadına hem erkeğe düşen önemli görevler vardır. Bu ilk deneyimin güzel ve hatırlandığında iyi duygular uyandıran bir deneyim olması için kadının kendini bu ilk deneyime psikolojik olarak hazır hissetmesi gerekir. Ön sevişmeyle vajinada yeterli kayganlaşma sağlanmalı, eğer bu sağlanamazsa kayganlaştırıcı jel şeklinde eczanede satılan ve reçetesiz alınabilen ilaçlar kullanılmalıdır

İlk cinsel deneyimin mutlaka ağrılı olması gerekmez. Kadın kendini yeterince gevşettiğinde, erkek de yumuşak davrandığında ağrısız bir ilk deneyim gerçekleşmesi çok muhtemeldir.
 
Kadınların ilk deneyimlerinde en önemli korkularından biri gebe kalmaktır. Bu yüzden erkeğin prezervatif kullanması veya kadının doktoruna danışarak uygun bir korunma yöntemini kullanmaya başladıktan sonra ilişkide bulunması en idealidir.

İlk cinsel ilişkide zar aşırı kanayabilir mi?

Özellikle erkeğin çok aceleci ve sert davranması durumunda ufak yapılı kadınlarda zarla birlikte vajina dokusu da yırtılabilir. Bu durum çok aşırı kanamayla seyreden ve büyük olasılıkla dikiş atılarak tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Kızlık zarının çok aşırı sert yapısı olması da bu duruma katkıda bulunabilir.

Normalde ilk ilişkide oluşan kanama birkaç dakika içinde en geç yarım saatte durur. Eğer kanama çok şiddetli olursa veya uzun süreler geçmesine rağmen durmazsa böyle bir durum söz konusu olabileceğinden doktora başvurmak gerekir.
 
Bazı durumlarda ilk ilişkide kanama olur, yırtık yeri iyileşir, daha sonraki ilişkilerde tekrar kanar. Bu da kızlık zarının aşırı sert veya fazla “damarlı” olmasından kaynaklanır. Kanama miktarı fazla değilse, her ilişkide oluşan kanama kısa süreliyse endişelenecek bir durum yoktur.

Kızlık zarı ilişki dışında ne zaman yırtılır?

İlişki dışında nadir olarak bazen uzak doğu sporu, jimnastik gibi aktif ve normalin dışında bacak açma hareketi yapanlarda, kaza ve bazen düşmelerde yırtılabilir.

Kızlık zarının ne tarafından yırtıldığı bilinebilir mi?

Yırtılmış bir kızlık zarının ne tarafından ve nasıl yırtıldığı bilinemez,ilişkide penis ile mi, parmak veya başka bir nesne ile mi veya düşme veya başka bir nedenle mi yırtıldığı bilinemez.

Ne zaman yırtıldığı bilinebilinir mi?

Yırtılmış olan bir kızlık zarının ne zaman yırtıldığı da bilinemez ancak yeni yani yırtılmadan sonraki yaklaşık ilk 7-10 gün içerisinde muayene edilirse yeni olduğu söylenebilir,yoksa ister bir ay ister 10 yıl önce olmuş olsun fikir yürütülemez,ne zaman yırtıldığı bilinemez.

Yırtılan kızlık zarı sonra tekrar iyileşir mi? Kapanır mı?

Hayır,farklı bir yapıya sahip olan kızlık zarının yırtılan kısımları hiç bir zaman kendiliğinden tekrar birleşmez.

Mastürbasyon yaparken yırtılabilir mi?

Eğer içinize bir şey sokmadan sadece sürtünme yoluyla mastürbasyon yapıyorsanız yırtılmaz.

Kızlık zarının tamiri mümkün müdür?

Kızlık zarının tamiri mümkündür ve tüm dünyada bunu uygulayan doktorlar ve uygulamayı talep eden kadınlar vardır. Bu tamirin başarılı olup olmayacağının en önemli belirleyicisi yırtılmanın ne zaman olduğudur. Kısa zaman önce (günler önce) olan bir yırtılma kolaylıkla tamir edilebilir. Çok sayıda cinsel ilişkide bulunmuş, doğum yapmış kadınlarda ise kızlık zarının parçaları azalmış olduğundan tamiri çok zor olabilir, başarısız olabilir.

Dikilen bir kızlık zarı yüzde yüz kanar mı?

Evet,eğer bu işin uzmanı tarafından dikilmişse dikilen bir zar yüzde yüz kanar.

Dikilen bir kızlık zarının dikildiği ilişkiye gireceğim kişi tarafından anlaşılır mı?

Kesinlikle hayır, sadece kadın doğum uzmanları veya adli tıp uzmanları bunu anlayabilir.

Kızlık zarı dikilmesi için ilişki sayısının veya ne kadar süredir ilişkiye girildiğinin önemi var mıdır?

Hayır yoktur, çocuk doğurmuş kadınlarda dahi bu kızlık zarı tamir edilir.

Kızlık zarım yırtılmıştı, diktirmiştim, tekrar diktirebilir miyim?

Evet ,defalarca dahi tamir edile bilinir
.
Kızlık zarı dikişi acıtır mı? ne kadar sürer? nasıl bir ameliyattır?

Hayır acımaz, siz uyutularak veya o bölge uyuşturularak yapılır,10 ila 30 dakika arasında sürer,operasyondan sonra rahatlıkla yürüyebilir veya çalışabilirsiniz.Hiç kimse sizin böyle bir operasyon geçirdiğinizi anlamaz.

Kızlık zarı ilişkiden ne kadar zaman önce dikilmelidir?

Bu kızlık zarınızın tipine ve hekiminizin yapacağı ameliyata bağlıdır, bazen bir kaç ay evvel, bazen bir kaç gün evvel bazen de bir yıl önce dikmek gerekir.

Dikildikten sonra nelere dikkat etmek gerekir? Duş ve saire gibi şeyler zararlı mıdır?

Özel bir şey gerektirmez ilk bir kaç gün hekiminizin önerilerine uymak gerekir, rahatlıkla bir kaç gün sonra duş alabilirsiniz.

Kızlık zarı bozulmadan gebelik oluşabilir mi?
 
Evet. Gebelik oluşması için kızlık zarının bozulması şart değildir. Yukarıda anlatıldığı gibi esnek olan bir zar tam bir cinsel ilişkide bozulmamış olmasına karşın gebelik oluşabilir. Diğer bir yol da yine ender görülmesine karşın erkeğin kızlık zarına çok yakın bir yere boşalmasıdır. Spermler oldukça hareketli hücreler olduklarından vajinanın girişinden rahim ağzına ve buradan da iç genital sisteme geçerek gebeliği başlatabilirler.

Muayenede kızlık zarının sağlam olup olmadığı anlaşılabilir mi?

Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanının yaptığı bir muayenede kızlık zarının yırtılmış olup olmadığı, yırtılmışsa bunun eski bir yırtık mı, yeni bir yırtık mı olduğu anlaşılabilir. Ancak Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları resmi bir kurumda adli tabip olarak görevli olmadıkları sürece bu muayeneyi yapmamayı tercih etme veya muayene sonucunda rapor vermeyi reddetme özgürlüğüne sahiptirler. Dahası Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları hastanın kendisi dışındaki birine muayene sonucunu bildirmek zorunda da değildirler.

Erkekte Üreme sistemi

Erkekte Üreme sistemi
 Cinsel açıdan erkeğin üremedeki rolü kadına göre daha basittir. Erkek sperm üretir ve döllenmenin gerçekleşebilmesi için bu spermleri kadının dölyoluna ( vajina ) boşaltır. Erkeğin cinsel organları bu işlevi yerine getirecek biçimde oluşmuşlardır. Sperm üretme sistemi iki erbezinden (testis ) oluşur. Bu bezler aynı zamanda ergenlikte çeşitli bedensel değişikliklere yol açan hormonları da üretirler. Spermi kadının dölyatağına ( uterus ) ulaştıran organa penis denir. Penis aynı zamanda idrarın boşaltılmasını sağlar. Spermi erbezlerinden penise taşıyan bir kanal sistemi vardır. Bu sistem depolama bölgeleri içerir. Bu yüzden erbezleri, yalnızca spermin boşaltıldığı orgazm anında değil, sürekli olarak sperm üretebilir. Erkeğin cinsel organlarında spermlerin içinde yaşadıkları ve yüzdükleri sıvıyı üreten bir dizi salgı bezi daha vardır.
 
 Bütün bu organların üreme için en önemlileri erbezleridir. Erbezleri, gövdenin dışında derisi kırışık bir torbanın içinde yer alır. Erbezleri önce gövdenin içinde oluşur, daha sonra doğumdan kısa bir süre önce torbanın içine inerler. Eğer bu gerçekleşmez ve zamanında tıbbi müdahale yapılmazsa erkek yaşamı boyunca kısır kalabilir.
 Hayvan türlerinin önemli bir bölümünde, erbezleri, insanlarınkinden farklı olarak gövdenin içindedir. Sadece memelilerin bazı türlerinde erbezleri doğumdan belli bir süre önce, başlangıçta bulunduğu böbrekler yakınındaki bölgeden gövdenin dışına, erbezi torbalarının içine iner. Bazı türlerde erbezleri yine aşağıya iner ama gövdenin dışına çıkmaz, karın boşluğunun alt kısmında kalır. Bazılarındaysa daha değişik bir düzen görülür: erbezleri mevsimlerle birlikte yer değiştirirler. Çiftleşme döneminde gövdenin dışına çıkarlar, dönemin kapanmasıyla da yine karın boşluğunun içine çekilirler. Bu mevsimlik hareket de göstermektedir ki, canlıların çoğunda erbezlerinin etkinliği, gövdenin dışına çıkmalarıyla sağlanmaktadır. Başka bir deyişle insanlarda olduğu gibi hayvanların çoğunda da sperm üretimi ancak gövdenin dışında bulunan ve dolayısıyla sıcaklığı gövde sıcaklığının biraz altında kalan erbezleri tarafından gerçekleştirilebilmektedir. Erbezi torbaları yün kumaşla sarmalanan erkek farelerin kısırlaştığı deneylerle saptanmıştır.
 
 Buna karşılık ancak vücut sıcaklığındaki bir erbezinde sperm üretebilen türlerin sayısı da çoktur. Üstelik, bunlar, erbezleri gövde dışında kalan türlere çok benzeyen, akraba türlerdir. Birbirine çok yakın türlerin oldukça farklı ısı düzeylerinde üreme faaliyetini yürütebilmelerinin nedeni henüz anlaşılmış değildir.
 
 Erbezi torbasına sahip türlerde bu organın yeri de oldukça değişiktir. İnsanlarda torbalar penisin arkasındadır; buna karşılık bazı keseli hayvanlarda penisin önünde ve şebeklerde de penisin yanında bulunur.
 Torba, birer erbezi içeren iki bölüme ayrılır. Torbanın dışındaki ince çizgi bu ayrılma sınırını gösterir. Erkeklerin çoğunda sol erbezi sağdakine göre biraz daha aşağıdadır. Ancak her ikisi de küçük kaslar sistemiyle yukarı ve aşağı doğru hareket ederler. Torbanın derisine bağlı olan bu kaslara dartos, erbezlerine bağlı olan kaslara ise kremaster denir. Soğukta bu kaslar erbezlerini gövdeye doğru çeker. Sıcakta ise kaslar gevşer ve erbezleri aşağıya sarkar.
 
 Bu karmaşık düzen gereklilikten doğmuştur. Çünkü erbezleri yeterli ölçüde spermi, gövde sıcaklığının biraz altında, 35°C’de üretirler. Eğer sıcaklık yüksekse sperm üretilemez, hatta baba olma yeteneği bütünüyle ortadan kalkabilir. Uzun süre bisiklet sürmenin, sıkı kilotlann sperm üretimi üzerinde olumsuz etki yaptığı söylenmektedir. Buna karşılık İskoçya türü etekliğin verimliliği artırdığı öne sürülmektedir.
 
 Her bir erbezi 250 kadar bölmeden oluşur. Bu küçük, sıkı sıkıya birbirine geçmiş borular ersuyu üreten kanalcıklardır. 800 kadar kanalcıkta her gün yüz milyonlarca sperm üretilir. Kanalcıklar birbirlerine bağlıdırlar ve hepsi birden daha geniş bir toplama kanalına açılırlar. Erbezinin üstünde sarılmış biçimde bulunan bu toplama kanalına “epididimis” adı verilir. Yaklaşık 6 metre uzunluğundaki epididimis içinde spermler hareket etmeye alışırlar.
 
 Kanalcıklarda yeni spermaların üretilmesiyle birlikte daha önceden üretilmiş spermler, epididimis’e itilir. Eski spermler burada bir süre beklerler. Boşaltım için on-on beş gün kadar bekleyen spermler boşaltım olmazsa ölürler. Epididimis, “vas deferens” (sperm kanalı) adı verilen ve kalın kas duvarlarıyla çevrili bir başka kanalla bağıntılıdır. Kan damarları ve sinirlerle birlikte bu kanal sperma kordonunu oluşturur. Her bir erbezinden çıkan sperma kordonu bir kavis çizerek penisin tabanına kadar gelir. Kasık kemiğinin ön ve üst tarafından dolanan kordon böbreklerden idrar torbasına giden idrar yolunu çevreler, döner ve sonunda, idrar torbasının arkasından aşağıya doğru iner.
 
 İki sperm kanalının son bölümleri diğer bölümlere göre daha geniştir. Buralarda spermler depolanır. sperm keseleri adı verilen iki küçük bezden gelen kanalları birleştiren sperm kanalı ; prostat bezinin çevresine ulaşır. Burada iki kanal birleşir ve idrar yoluna girerler. İdrar kanalı, penis boyunca idrar torbasında uzayan kanaldır. Prostatın altında bazı bezler idrar yoluna salgı yapar. Bunlara Cowper ve Littre bezleri adı verilir.
 
 Bu bezler cinsel birleşme sırasında penisin ucunun ıslanmasını sağlarlar; ayrıca spermin içinde yüzdüğü sıvıyı da salgılarlar. Bu sıvı sperm için gerekli olan oksijen ve besini verir. Sıvının içinde bir pervane görevini yapan kuyruk hareketleri yoluyla yüzen spermler bu sıvılarla birlikte meniyi oluşturur. Bezlerden gelen salgıların kimyasal bileşimleri o kadar belirgindir ki, giysilere bulaşmış olan meni üzerinde yapılan kimyasal deneyler, tecavüz suçlarında kanıt olarak gösterilebilmektedir.
 
 Prostat bezinin ürettiği kimyasal maddeler arasında bulunan bir dizi maddeye prostaglandinler denir. Bu maddeler kadının dölyatağında birleşme sırasında görülen kasılmaları kolaylaştırır ve spermin kadının üreme organlarına doğru yol almasına yardımcı olabilir.Penis idrarın dışarıya atılmasını sağlar..İdrarın boşaltılması sırasında penisin inik ve yumuşak olması en uygunudur. Ama yumuşak bir penis spermleri kadının dölyatağının derinlerine taşımak açısından hiç elverişli değildir. Bu yüzden bir erkek cinsel açıdan uyarıldığında penisi de sertleşir ve dikleşir. Bu yolla cinsel ilişki daha kolaylaşır.
 
 Peniste gözenekli dokulardan oluşan üç sütun yer alır. Üstte ve yanlarda iki Korpora kavernoza bulunur. Bu tabakalar tabanda kasık kemiğine bağlıdırlar. Alt tarafta ise daha küçük olan Korpus spongiozum tabakası yer alır. Bu tabaka penis başındaki dokuları da oluşturur. Her üç sütuna da kan damarları bağlıdır. Bir erkek cinsel açıdan uyarıldığında kan hızla bu dokulara dolar. Mantar biçimindeki dokular kanı çabucak emerler ve şişerler. Penisin sertleşme olayı da buna bağlıdır. Sertleşme omurilikten gelen sinirsel uyarılar aracılığıyla meydana gelen otomatik bir olaydır. Sertleşmeye pek çok şey yol açabilir. Karşı cinse hiç dokunulmaksızın bir koklama ya da görme de penisin sertleşmesini sağlayabilir. Öte yandan, beyinden gelen mesajlar sertleşmeyi engelleyebilir. Penisin başında çok duygun sinirler vardır. Dölyatağının içindeki penisin sürtünmesi sonucunda baştaki sinirlerin uyarıcı etkileri erkekte orgazmı sağlar.
 
 Hayvanlarının çoğunun penisinde, os penis adı verilen bir kemik (veya kıkırdak) bulunmasına rağmen, insanda böyle bir şeye rastlanmaz. Hayvanlarda bu kemiğin işlevi, penisin sertliğini sağlamaktır. Bütün etoburlar (köpekler, kediler, fokbalıkları, ayılar), yarasalar ve maymunlarda bir os penis vardır. Buna karşılık toynaklılarda (at ve inek gibi hayvanlar), kanguru gibi keseli hayvanlarda ve balinalarda böyle bir kemik yoktur. İnsanda koni biçiminde olan penis başı ( glans ) da çeşitli hayvan türlerinde çok farklı biçimler almıştır. Bazı keselilerde olduğu gibi iki parçalı veya çatallaşmış da olabilir, bütün diğer memelilerdeki gibi tek parçalı da olabilir. Bazı maymun türlerinde penis başı çok küçüktür. Buna karşılık insanda oldukça büyüktür ; penisin toplam uzunluğunun dörtte biri kadardır ve penisin en duyarlı kısmıdır.
 
 Orgazm aşamasına ulaşılmadan önce Cowper ve Littre Bezleri’nden belirli ölçüde sıvı salgılanır. Bu sıvı penisin başını ıslatır ve uyarıcı etkileri artırır. Sıvının bir başka önemli görevi de idrar yolunda spermlere zararı dokunacak maddeleri işe yaramaz hale sokarak spermin idrar yolundan geçişini sağlamaktır. Bundan sonra, sinirsel uyarılar meni kanalı, meni bezleri ve prostat bezi çevresindeki kasları harekete geçirirler. Bu hareketler bir pompa işlevini görerek spermlerin ve öteki bezlerden gelen sıvıların idrar yoluna boşalmasını sağlar. Penisin süngerimsi dokularının çevresindeki bir dizi kasın kasılmasıyla birlikte meni idrar yolunda ilerler ve dışarıya atılır. Bu arada kaslar idrar torbasına giden kanalı kapatırlar. Böylece idrarın meniye karışması önlenmiş olur.
 
 Sünnet, yani penisin başındaki derinin alınması dünyanın en eski adetlerinden birisidir. Özellikle Müslüman ülkelerde uygulanan sünnet sağlık açısından yararlı bir işlemdir. Çünkü sünnetsiz kişilerin sürekli yıkanmamaları durumunda, baş derisinin altında smegma adı verilen bir salgı birikebilir. Görülen bir başka durumda sünnetli kişilerde ya da eşlerinde penis ve rahim kanserlerine çok az rastlanmasıdır. Bu elverişli durumların bir sonucu olarak sünnet çeşitli ülkelerde giderek yaygınlaşan bir olay haline gelmektedir. Sünnetli erkeklerin cinsel açıdan doyuma daha çok ulaştıkları inancı ise yanlıştır. Bir görüş, açıkta kalan penis başının bütün gün pantolona sürtünmesinin cinsel duyarlığı azalttığı yolundadır. Bu yüzden erkekler orgazma ulaşmak için uzun sürelere gereksinim duymaktadırlar. Ne var ki yapılan araştırmalar sünnetli ve sünnetsiz kimseler arasında orgazma ulaşma açısından bir fark olmadığını ortaya koymuştur.
 
 Penisin boyutları üzerine pek çok yanlış kanı yaygındır. Kimi erkekler penislerinin kısalığından dolayı çeşitli karmaşık ruhsal durumlara girmektedirler. Oysa penisin büyüklüğü ya da küçüklüğüyle cinsel ilişkide başarı arasında bir ilişki yoktur. Penisin büyük olması kişinin “daha erkek” olmasını gerektirmez. Cinsel ilişkide doyuma ulaşma penisin büyüklüğü ya da küçüklüğüyle değil, cinsel teknikle ve esas olarak da psikolojik uyumla ilgilidir.
 
 Erkeğin sertleşme ve sperm üretme yeteneği, kadının menapoz dönemini tamamlamasından çok sonra da devam eder.
 
 ABD’de yapılmış bir araştırmaya göre, erkeklerin %90′ı ; 50 yaşına geldiğinde sertleşme yeteneğini korumaktadır. Altmış yaşındayken sertleşme yaşayabilenlerin oranı yüzde 80′in biraz üzerinde, yetmiş yaşındakilerin oranı yüzde 70 ve seksen yaşındayken sertleşme yeteneklerini sürdürenlerin oranı da yüzde 25′tir. Ancak bu oranların orgazm yeteneğiyle doğrudan bir ilişkisi yoktur. Kinsey ve çalışma arkadaşları tarafından yapılmış bu araştırmaya göre, elli yaşındaki ABD’li erkekler ortalama haftada iki kez, yetmiş yaşındakiler de bir kez orgazm yaşamaktadırlar.

 

Kadında Üreme Sistemi

Kadında Üreme Sistemi
 

Siklus, son adet tarihinin ilk gününden bir sonraki adet tarihinin ilk gününe kadar geçen süredir. Normalde bu süre 28 gün olmasına karşın 21 ile 35 gün arası normalin alt ve üst sınırlarıdır.

28 günde bir adet gören, yani siklusu 28 gün olan bir kadının ovulasyon (yumurtlama günü) sıklıkla (şart değil) 14. gündür.

Adet görme mekanizması

  • Beyinde gerçekleşen olaylar

    Her adetin ilk günü beyinde hipotalamustan salgılanan GnRH adlı hormon, hipofizden folikül stimule edici (uyarıcı) hormon (FSH) salgısını uyarmaya başlar. FSH etkisiyle yumurtalıklardan birinde yeni bir folikül (yumurta hücresini barındıran yapı) olgunlaşmaya başlar. Bu folikül olgunlaştıkça östrojen hormonu üretimi artar, östrojen üretimi arttıkça hipofiz bölgesinden salgılanan luteinizan hormon (LH) miktarı artar. Folikül olgunlaştıkça giderek içi sıvı dolu ufak bir kese haline gelir.
     

  • Yumurtalıkta gerçekleşen olaylar

    Folikül yaklaşık olarak 16-20 milimetre çapına eriştiğinde östrojen hormonu da kanda maksimum seviyeye ulaşır ve bu da LH seviyesinin giderek daha da artmasına neden olur. LH piki (LH’ın en yüksek seviyeye ulaştığı an) olduğunda folikül çatlar ve içindeki oosit (yumurta hücresi) serbestleşerek Fallop tüpünün içine girer.

    Folikül çatladıktan sonra “çatlama bölgesinde” corpus luteum (sarı cisim) adı verilen bir yapı oluşur ve bu yapı bu defa östrojen hormonuna ek olarak progesteron hormonu da üretmeye başlar. Gebelik oluşmazsa bu yapının işlevi 14 günde biter. Gebelik oluştuğunda ise gebelik ürününü “desteklemek” için bu yapı yaklaşık 10. haftaya kadar progesteron salgılamaya devam eder. 10. haftadan itibaren “gebelik ürünü” kendi progesteronunu kendisi üretebilecek hale gelir ve görevi devralır.
     

  • Uterusta gerçekleşen olaylar (uterus=rahim)

    Uterusun içi endometrium adı verilen bir tabakayla kaplıdır. Endometrium östrojen etkisiyle kalınlaşır ve yumurtlama sonrası devreye giren progesteron hormonunun etkisiyle döllenmesi muhtemel bir yumurta hücresinin implantasyonu (yerleşmesi) ve gebeliğin başlaması için elverişli duruma getirilir.

Neden kanama olur?

Corpus luteumun ömrü siklus kaç gün olursa olsun her kadında 14 gündür. Bu süreye yaklaştıkça corpus luteumun progesteron salgısı giderek azalır ve kandaki progesteron iyice azaldığında endometrium tabakası desteğini kaybederek “dökülmeye” başlar. İşte bu dökülme kanamayla birlikte olduğundan adet kanaması adını alır.
Corpus luteum ömrünün kısıtlı olmasının özel bir anlamı vardır: 28 günde bir adet gören bir kadında ovulasyon 14. günde olmaktadır, demek ki kadın örneğin 30 günde bir adet görüyorsa bu kadında 30-14=16. gün ovulasyon günüdür. Aksine 26 günde bir adet gören bir kadında 26-14=12. gün ovulasyon günüdür.


Resimde oosit ve çevresini saran spermler görülmekte

Döllenme ve takiben gebeliğin başlaması

Salgılanan oositin ömrü 12-24 saattir. Bu süre içinde oosit sperm hücreleriyle karşılaşır ve şartlar uygun olursa sperm hücrelerinden biri oositin içine girerek fertilizasyon (döllenme) olayını başlatır. Daha sonra sperm-oosit birleşmesinden oluşan blastosist endometriumda uygun bir yer bulup yerleştiğinde implantasyon gerçekleşir.

Artık gebelik süreci başlamıştır. İmplante olan hücrelerden beta HCG adlı hormon salgılanır ve hücreler de hızla çoğalarak embriyo oluşumunu başlatırlar.

Eğer yumurtlama sonrası gebelik oluşursa corpus luteumun ömrü uzar ve progesteron salgısını sürdürmeye devam eder. Böylece gebelik oluştuğunda porgesteron salgısı azalmadığından endometriumda “dökülme” yani adet kanaması gerçekleşmez. Corpus luteum progesteron desteğini, bu görevi gelişmekte olan gebelik ürünü devralana kadar devam ettirir.
 


Bu resimde döllenme gerçekleşmiş ve blastosist gelişmeye başlamıştır.


eXTReMe Tracker