Archivi per ‘Meme Sağlığı’

Memenin Kısmi Çıkarılması

category Meme Sağlığı admin 6 Nisan 2008

Memenin Kısmi Çıkarılması
 

Lampektomi kanserli kitlenin (tümörün) etrafından bir parça temiz doku da alınarak operasyon ile (ameliyatla) çıkarılması işlemidir. Lampektomi aynı zamanda geniş kesimli biyopsi (wide excision biyopsi), göğüs koruyucu terapi (breast conserving therapy) olarak da adlandırılır. Göğsün dörtte birine kadar alındığı durumlarda quandrantektomi olarak ta adlandırılmaktadır. Bu işlem genellikle göğüs tümörleri göreceli olarak küçük olan yada yayılmamış olan hastalarda, bu operasyonun sonrasında göğsün büyük bir bölümü korunduğu için ameliyat için daha uygun bir seçenek olarak görülmektedir. Pek çok araştırma göstermiştir ki küçük göğüs tümörü olan hastaların lampektomi ve ardından gelen radyasyon terapisi ile tedavi edilmeleri, göğsün tamamının alındığı ve genellikle ardından radyasyon tedavisi gerektirmeyen mastektomi kadar verimlidir.

Meme kanseri tanısının konmasının ardından yapılan ilk işlem, kanserin aşamasını belirlemektir. Kanserin aşaması belirlenirken temelde kanserin ne kadar yayıldığı belirlenir ve buna bağlı olarak yapılacak tedavinin tipine karar verilir. Genelde, lampektomi aşağıdaki tiplerde kanseri olan hastalar için önerilir.
 

  • Ductal Carnicoma In-situ (Süt bezlerinde oluşmuş, ve oluştuğu bölgenin dışına çıkmamış kanserler)

  • Aşama I

  • Aşama II

  • Aşama III

Lampektomi yapılırken kanserli kitleye ek olarak bu kitlenin çevresinden bir miktar normal göğüs dokusu da alınır. Buna ek olarak koltuk altında bulunan lenf bezlerinden örnekler almak yada bunları çıkartmak için ikinci bir kesim yapılabilinir. Koltuk altından lenf bezlerinin çıkarılması işlemi kanserin bu bölgeye yayılıp yayılmadığının belirlenmesi amacı ile yapılır. Eskiden çok sayıda lenf bezi çıkartılıp bunlar labratuvarda test edilirken, yeni geliştirilmiş bir yöntem olan ’sentinel node biopsy’ yöntemi ile operasyon sırasında kanser barındıran lenf bezleri radyoaktif bir madde ile boyanır ve yalnızca bunlar alınır.

Lampektomi sonrası yapılan ilk işlem genellikle çıkarılan örneğin kenar bölgelerinin kanser taşıyıp taşımadığının belirlenmesi işlemidir. Eğer çıkarılan örneğin en dış yüzeyindeki hücreler arasında kanserli hücreler yoksa, geriye bölgesel olarak kanserli hücre bırakılmadığı varsayılır ve ‘clear margin’ temiz sınır olarak adlandırılır. Hasta operasyon odasındayken pataloglar alınan örnek üzerinde öngörüşlerini bildirebilirler, ve eğer sınır temiz değilse (pozitif sınır olarak ta adlandırılır) cerrah bir parça doku daha alarak temiz sınır elde etmeye çalışır. Ama bu operasyon esnasında yapılan bu testler yanlızca ön sonuçlar verirler, gerçek sonuçlar operasyondan bir kaç gün sonra elde edilir. Eğer labratuvar testleri sonucunda elde edilen kesin sonuçlar pozitif sınır var olduğunu gösteriyorsa, bir kez daha operasyon yapılarak geride kalmış olan kenserli hücrelerin alınması gerekecektir. Eğer yeniden yapılan operasyon sırasında temiz sınır elde edilemiyorsa, göğsün tamamen alınması operasyonu olan mastektomi yapılması gerekebilir.

Lampektomi sonrası genellikle yerel yada vücudun tamamını etkileyen sistematik tamamlayıcı tedaviler (adjuvant therapies) yapılır. En genel şekliyle, lampektomi sonrası geride kalmış olabilecek olan kanser hücrelerinin öldürülmesi amacı ile en azından altı hafta sürecek olan radyasyon terapisi yapılır. Yeni yapılan araştırmaların bazıları, kanserin aynı bölgede yenilemesi baz alınırsa daha az sürelerde yapılan radyoterapilerinde en azından altı hafta sürenler kadar etkin olduğunu göstermişsede bu konuda henüz kesin bir görüş birliği yoktur. Kanserin vücudun başka bölgelerine yayılmış olabilme olasılığına karşın, radyasyon terapisine ek olarak sistematik tamamlayıcı terapiler de uygulanabilir. Bu tip tedavilerin başında kemoterapi vardır. Buna ek olarak, patalogların çıkarılan tümör üzerinde yapacakları hormon duyarlılığı testlerinin sonucuna bağlı olarak hormon tedaviside önerilebilinir. En yaygin olarak kullanılan hormon ilacı Tamoxıfen dir.

Bazı araştırmalar göstermiştir ki, küçük ve yerel (göğüs ile sınırlı kalmış) meme kanseri olan kadınlar için lampektomi uygun bir tedavi şeklidir. Aslında, istatiksel olarak bakıldığında ortalama yaşam süresi açısından lampektomi (ve radyasyon tedavisi) alan kadınlarla mastektomi alanlar arasında belirgin bir fark yotur. Yakın zamanda Yale Ünivesitesi tarafından yapılan bir araştırma göstermiştir ki, doğru seçilen hastalarda operasyonda temiz sınır’a ulaşılır sa ve operasyon sonrası radyasyon tedavisi yapılırsa bu hastalar da kanserin tekrarlama riski mastektomiyi tercih eden hastalardan daha fazla değildir.

Bütün bunlara rağmen lampektomi bazı kadınlar için uygun bir operasyon değildir. Bu tip kadınların arasında göğüs veya meme bölgesine daha önceden radyasyon tedavisi almış olan kadınlar, aynı göğüs içerisinde birden fazla tümörü olan kadınlar, daha önceki lampektomi operasyonları başarısızlığa uğramış olan kadınlar, bağ dokusunda rahatsızlığı bulunan kadınlar (bu tip rahatsızlıklar radyasyona duyarlılığa neden olabilir), gerekli olan radyasyon tedavisi zamanında hamile olabilecek olan kadınlar, tümörleri 5cm den büyük yada göğüslerine oranla büyük tümöre sahip kadınlar için lampektomi önerilmez. Aşağıdaki tablo, lampektomi için uygun olmayan adayların durumlarını özetlemektedir.

Lampektomi İçin Uygun Olmayan Kadınlar
 

  • Göğse/meme bölgesine daha önceden radyasyon tedavisi almış olan kadınlar.

  • Daha önceki lampektomi operasyonları başarısız olmuş olan kadınlar.

  • Aynı göğsün içerisinde iki yada daha fazla tümör olan kadınlar.

  • Bağlayıcı doku rahatsızlıkları olan kadınlar.

  • Lampektomi sonrası alınması gereken radyasyon tedavisi zamanında hamile olması beklenen kadınlar.

  • Tümörü 5cm den daha büyük olan kadınlar.

  • Göğsüne oranla tümörü büyük olan kadınlar.

Meme kanseri tanısı konmuş kadınların seçeneklerinin neler olduğunu doktorları ve cerrahları ile detaylı olarak tartışmaları gerekmektedir. Erken aşamadaki meme kanseri hastaları için günümüzde lampektomi geçmişe oranla daha fazla tercih edilen bir operasyon olmuştur. Bazı kadınlar kesinlikle lampektomi için uygun aday değildir. Bazı kadınların operasyon tercihleri ise doktorun yaklaşımından, hastanın yaşına, operasyonun maliyetinden, sigorta kapsamına kadar pek çok öğeden etkilenmektedir. Operasyon öncesi hastaların ikinci bir doktordan görüş almaları oldukça yaygındır, ve böylesi durumlarda tavsiye edilmektedir.

Lampektomi nasıl yapılır?

Yandaki şekilde lampektominin nasıl yapıdığı gösterilmektedir. Kanserli doku (burada mor ile gösterilmiştir) ve lenf bezleri alınmıştır. Lampektomi operasyonun gereksinimleri göz önüne alınarak yerel yada genel anestezi altında yapılabilinir. Cerrah göğüste tümörünün yakınında yada üzerinde küçük bir kesik yapar, sonra tümörün yada alınması istenen anormalliğin en azından bir santimetre kadar dışından keserek kitleyi dışarı çıkarır. Mastektominin tersine, lampektomi sonrası genellikle ameliyat bölgesine biriken sıvının dışarı atılması amacı ile tüp takılması gerekmez.

Ameliyat sonrası oluşan boşluk genellikle vücut tarafından saydam bir sıvı ile doldurulur, ve bu göğsün yeni şeklini kazanmasına yardımcı olur. Bu sıvı zaman içerisinde vücut tarafından emilir ve yerini yara dokusu kaplar. Doğal olan bu iyileşme süreci, ve yara dokusunun oluşması bir kaç aylık bir süreci kapsayabilir bu nedenle göğsün en sonki durumu operasyondan hemen sonra belirgin olmayabilir. Kitlenin yeri, ilk boyutu, ameliyatın gereksinimleri ve yapılış tarzı gibi pek çok faktörün etkisi altında operasyonun sonucu kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir.

Lampektomi sonrası hastalar aynı gün yada operasyonu takip eden bir yada iki gün içerisinde taburcu olabilirler. Bu operasyonun geçiren kadınların büyük bir çoğunluğu iki hafta içinde normal iş yaşantısına geri dönebilir. Yaranın mikrop kapması yada kanamalar lampektomi sonrası yaygın olarak görülen şikayetler değildir. Göğüsteki ağrılar genellikle çıkarılan dokunun büyüklüğüne ve yerine, koltuk altı lenf bezlerinin çıkarılıp çıkarılmadığına ve hastanın ne kadar ağrıyı tolere edebildiğine bağlı olarak değişir. Ağrının büyük bir kısmı operasyonu takip eden iki üç gün içinde sona erer, eğer zamanla ağrıda bir artış olursa doktor kontrolü önerilir. Lampektominin çoğu zaman göğsün orjinal şeklinin korunmasına yönelik estetik kaygılar nedeni ile tercih edildiği düşünülürse, alınacak kitlenin göğsün dörtte birinden daha büyük olduğu durumlarda mastektomi ve ardından estetik göğüs yenilenmesi operasyonun yapılması daha uygun olabilir.

Lampektomi’nin Olası Yan Etkileri Arasında
 

  • Göğüste geçici şişkinlikler.

  • Göğüste hassaslık.

  • Operasyon bölgesinde oluşan yara dokusu nedeniyle oluşan sertlikler.

Nadiren de olsa bazı durumlarda, kitlenin alındığı bölgede sıvı toplanması durumu sürekli olarak tekrar edebilir. Bu birikimler doktor tarafından boşaltılabilir. Bu durumun kronikleşdiği durumlarda, göğsün sürekli olarak sıkıştırılması, yada sıvı toplanan bölgeye yaranın erken sertleşmesini sağlamak ve sıvı toplanmasını engellemek amacı ile ilaç enjekte edilmesi seçeneklerinden biri uygulanır. Bu uygulamalar sıkıntı verici uygulamalar olsa da, çok nadiren bu uygulamalara gereksinim duyulur.

Lampektomi sonrası radyasyon tedavisi nasıl yapılır?

Ameliyat sonrasında kanserli hücrelerin bir kısmının kalmış olabileceği düşünülerek kanserin yerel olarak yenileme riskini azaltmak amacıyla, lampektomi ve bazen de mastektomi sonrasında altı yada yedi hafta kadar süren radyasyon tedavisi uygulanır. Radyasyon terapisine, genellikle ameliyat yaralarının iyileşmesi için beklenen bir ay kadarlık bir sürenin sonrasında başlanılır. Tedavi her gün ve radyasyon cihazlarının ayarlarının yapılmasını da kapsayan 10 ile 30 dakikalık seanslarda verilir. Tedavinin kendisi ağrısızdır. Radyoterapi teknisyeni seans boyunca hastayı gözlemleyebileceği ve hasta ile sesli bağlantı kurabileceği ayrı bir odada bulunur.

Radyoterapinin Olası Yan Etkileri Arasında
 

  • Tedaviyi alan bölgede saç kaybı.

  • Yorgunluk.

  • Tedaviyi alan bölgenin derisinde döküntü veya kızarıklık gibi reaksiyonlar.

  • İştah kaybı.

  • Mide bulantısı

Radyasyon tedavisi sonucu oluşan yan etkilerin pek çoğu geçicidir ve bu tedaviyi alan hastaların büyük bir çoğunluğu tedaviden önemli bir boyutta rahatsız olmaz.

Lampektomi ve lenf bezlerinin alınması

Kanser hücreleri oluştukları tümör bölgesinden ayrıldıklarında genellikle ilk önce koltuk altına doğru boşalan lenf kanalları üzerindeki lenf bezlerine giderler. Dolayısıyla, kanserin ne oranda yayıldığının belirlenebilmesi amacıyla lampektomi yada mastektomi yapılırken koltuk altı lenf bezlerinin de bir kısmı çıkarılır.

Lenf bezlerinin alınması işlemi lampektomi ile beraber yapıldığında bunun için ikici bir kesik yapılması gerekir. Koltuk altı lenf bezlerinin alınması için kullanılan iki ayrı yöntem vardır;
 

  • Koltuk altı lenf bezleri çıkarımı: (Axillary Node Dissection)

    Bu koltuk altı lenf bezlerinin çıkarılması için kullanılan standart yöntemdir. Genellikle 10 ila 30 arasında lenf bezi çıkarılır ve kanser taşıyıp taşımadıklarının belirlenmesi amacıyla pataloji labaratuvarına gönderilir.
     

  • İlk lenf bezleri biyopsisi: (Sentinel lymph node biopsy)

    Bu yeni geliştirilmiş olan bir tekniktir. Bu teknikte radyoaktif yada renkli bir sıvı kanser olan bölgeye enjekte edilir ve bu sıvının lenf sistemi içinde izlediği yol gözlemlenir. Lenf sistemi üzerindeki ilk bir ila üç lenf bezi çıkartılır. Bu lenf bezlerinin kanser taşıyıp taşımadığı test edilir ve eğer kanser hücreleri bulunmazsa daha fazla lenf bezinin çıkarılmasına gerek kalmaz. Çok sayıda lenf bezi çıkartılması bu bölgedeki lenf sıvısı toplama işlemi üzerinde köklü değişikliklere neden olur ve bazı durumlarda da lymphedema adı verilen kronik kol şişkinliklerine yol açar. İlk aşamada çıkarılan ‘ilk lenf bez’lerinin kanser hücreleri taşıdığının belirlendiği durumlarda ikinci bir operasyonla geride kalan lenf bezleride çıkarılır. Bu yöntem gün geçtikçe yaygınlık kazanmakla beraber koltuk altı lenf bezleri çıkarımı (Axillary Node Dissection) yöntemi hala standart olarak kabul edilmektedir.

Koltuk altı lenf bezlerinin çıkarılması sonucunda karşılaşılan en yaygın yan etki kolun kronik olarak şişmesi olan lymphedema’dır. İlk lenf bezleri biyopsisi (Sentinel lymph node biopsy) operasyonu alan hastalarda dahil olmak üzre, lenf bezleri alınan hastaların yaklaşık olarak %10 ila %20sin de lymphedema gelişir. Lymphedema oluşması riski, koltuk altı lenf bezleri kanser hücreleri taşıyan ve radyasyon tedavisi gören hastalarda daha fazladır. Lymphedema’nın kontrol altına alınabilmesi ve uzun dönemde getireceği sıkıntıların en aza indirgenebilmesi için, belirtiler görülür görülmez doktora haber vermek çok önemlidir. Buna ek olarak, operasyon bölgesinde lenf sıvısı akışının dengelenebilmesi için özel ekzersizler yapılması Lymphedema riskini azaltabilir.

Lymphedema’nın İlk Belirtileri Arasında


Meme Kanseri Ameliyatları

category Meme Sağlığı admin 6 Nisan 2008

Meme Kanseri Ameliyatları
 

Meme kanserinde iki türlü ameliyat yapılır.
 

  • Meme Koruyucu ameliyatlar:
    Memenin tümünün alınmadığı sadece tümorün çıkarıldığı ameliyatlardır.
     

    • Lumpektomi:
      Yalnızca tümörün ve çevresindeki meme dokusunun çıkarılmasıdır. Genellikle geriye kalan meme dokusuna ışın tedavisi verilir ve aynı taraftaki koltuk altı lenf bezleri çıkarılır.
       

    • Segmental Mastektomi:
      Memedeki kitlenin çevresindeki meme dokusu, tümörün altındaki göğüs kaslarını saran ince zarla birlikte çıkarılmasıdır. Genellikle aynı taraftaki koltuk altı lenf bezleri de çıkarılır ve ameliyat sonrası ışın tedavisi verilmesi gereklidir.
       

  • Memenin tümünün alınmasını içeren ameliyatlar:
    Bu ameliyatlardan sonra ışın tedavisi verilip verilmeme kararı patoloji raporundaki tümöre ait özelliklere göre belirlenir.
     

    • Basit Mastektomi:
      Memenin çevresindeki yağ dokusu ve üzerindeki deri ile beraber çıkarılmasıdır, genellikle aynı zamanda koltuk altı lenf bezleri de çıkarılır.
       

    • Modifiye Radikal Mastektomi:
      Meme kanserinde en yaygın yapılan ameliyat türüdür. Tüm memenin, aynı taraftaki koltuk altı lenf bezleri, göğüs kaslarını saran ince zar ve bazen de göğüs duvarı kaslarının da bir bölümü ile birlikte çıkarılmasıdır. Ameliyat sonrasında ışın tedavisi verilip verilmeme kararı patoloji raporundaki tümöre ait özelliklere göre belirlenir.
       

    • Radikal Mastektomi:
      Memenin göğüs kasları ve koltukaltı lenf bezleri ile birlikte alınmasıdır. Uzun yıllar en sık yapılan ameliyattı, ancak günümüzde sadece tümör göğüs kaslarına sıçradığında yapılmaktadır

Meme dışında başka bir organa sıçramamış meme kanserlerinde ilk tedavi tümörün ameliyatla çıkarılmasıdır. Ameliyat sonrası gözle görünür kanseri kalmayan hastalara verilen ek tedaviye adjuvant tedavi denir. Adjuvant tedavi ameliyat sonrası gözle görülmeyen ancak geride kalmış olması muhtemel az sayıdaki kanser hücresini öldürmek amacı ile verilir. Adjuvant tedavi verilip verilmeme kararı patoloji raporundaki özelliklere, hastanın yaşına, menapozal durumuna ve genel durumuna göre belirlenir. Hastalara adjuvant tedavi olarak ameliyat sonrası sadece kemoterapi veya sadece radyoterapi veya hem kemoterapi hem radyoterapi veya sadece hormon tedavisi verilebilir. Çok erken evrede olan hastalarda ameliyat sonrası adjuvant tedavi gerekmeyebilir. Meme koruyucu ameliyat yapılan tüm hastalar ameliyat sonrası ışın tedavisi alırlar. Adjuvant tedaviye başlamadan önce doktor tarafından hastalığın başka organlara sıçrayıp sıçramadığını anlamak için bir akciğer filmi, kemik sintigrafisi, karın ultrasonografisi ve kan testleri istenebilir. Hasta adjuvant tedavisini tamamladıktan sonra eğer ameliyatla alınan meme dokusunda östrojen ve progesteron reseptörleri pozitif gelirse 5 yıl boyunca ağızdan hormon tedavisi alır.

Bazı durumlarda örneğin tümör ameliyatla çıkarılamayacak kadar büyükse ameliyat öncesi kemoterapi verilerek tümör küçültülür ve böylelikle hastaya meme koruyucu ameliyat yapılabilir. Hasta ameliyattan sonra gerekli adjuvant tedavisini de alır.


Meme Kanserinde Tedavi

category Meme Sağlığı admin 6 Nisan 2008

Meme Kanserinde Tedavi
 

Hormon tedavisi meme kanseri tedavisinde kullanılan sistematik tedavi yöntemlerinden biridir. Tedavinin amacı, ameliyat ile alınan kitleden ameliyat öncesi ayrılarak vücudun başka yerlerine gitmiş olabilecek kanser hücrelerinden vücudu korumaktır. Hormonal tedavide, meme kanseri hücrelerinin büyümesine yardımcı olabilen östrojen ve progesteron gibi hormonların etkilerinin bloklanması amaçlanır.

Aklınızda tutmanız gereken bir unsurda hormon tedavisinin, genellikle menepoz yada menepoz sonrası uygulanan hormon değişim tedavisinden (Hormone Replacement Therapy, HRT) tamamen farklı olduğudur. Hormon değişim tedavisi bir meme kanseri tedavi yöntemi değildir ve meme kanseri tanısı konulmasının ardından uygulanması pek de önerilmeyen bir yöntemdir.

Tamoxifen, meme kanseri tedavisinde ve meme kanserinin oluşmasını engellemekte kullanılan en yaygın anti-östrojen tedavidir. Ancak, tamoxifen’den başka diğer hormonal tedavi yöntemleri de vardır.

Meme Kanseri Tedavisinde Hormonların Rolü
Meme kanseri tümörleri alındıktan sonra, doku biyopsisi denilen testler yapılır. Bu testlerde kanser hücrelerinin kadınlık hormonları olan östojen ve progesteronu algılamak için algılayıcıları olup olmadığı belirlenir. Kanser hücrelerinde ne kadar fazla algılayıcı varsa, bu hücrelerin tamoxıfen gibi hormonal tedavi yöntemlerine cevap verme olasılığı da o kadar yüksek olur. Meme kanserlerinin yaklaşık olarak %60′ı östrojen algılayıcısı pozitiftir (Çoğu zaman ER+ olarak da gösterilir), “Pozitif” in anlamı, kanser hücrelerinin büyük bir kısmında algılayıcıların var olmasıdır.

Eğer kanserli hücreler arasında algılayıcıları olanların sayısı az ise (ER- ise), anti-östrojen tedavisi ER+ olan durumda olduğu kadar iyi çalışmaz. Ancak, anti-östrojen tedavisi progesteron algılayıcısı pozitif (PR+) olan hastalarda da işe yarayabilir. Diğer bir değişler, ER- ve PR+ olan kadınlar da anti-östrojen tedavisine cevap verebilirler. Ek olarak, yakın zamanda yapılmış olan bazı çalışmalar ER ve PR durumuna bakılmaksızın Herceptin adında ki ilacında yararlı olabileceğini göstermiştir.

Östrojen Nerede Üretilir?

Vücutta östrojen iki şekilde üretilir.
 

  • Eğer menapoz öncesiyseniz (Hala regl oluyorsanız), yumurtalıklarınız vücutta üretilen östrojenin büyük bir kısmını üretmektedir.
     

  • Eğer menapoz sonrasıysanız, östojeninizin büyük bir kısmı iki aşamada üretilir.
     

    • Böbrek üstü bezleriniz, androstenedione adı verilen bir erkeklik hormonu üretir.
       

    • Vücudunuzdaki yağ ve kas dokusunda bulunan aromataz adı verilen özel bir protein, androstenedione hormonunu östrojene çevirir.

Östrojen Nasıl Çalışır?
 

Vücudunuzdaki Algılayıcılar
Östrojen ve Östrojen Algılayıcıları Tamoxifen ve Östrojen Algılayıcıları
A Östrojen Algılayıcısı
B Östrojen
C Östrojen Yardımcı Proteinleri
D Hücre Çekirdeği
E DNA Genetik Malzeme
A Östrojen Algılayıcısı
B Tamoxifen
C Östrojen Yardımcı Proteinleri
D Tamoxifen Yardımcı Proteinleri
E Hücre Çekirdeği
F DNA Genetik Malzeme

Algılayıcılar oldukça özelleşmiş proteinlerdir ve hücrelerin yüzeylerinde bulunurlar. Bir açma kapama anahtarı gibi çalışarak, hücre içi bazı aktivitelerin başlatılmasını ve sona erdirilmesini kontrol ederler. Ancak algılayıcıların çalışması için bunların açılması gerekir. Eğer doğru materyal gelir ve algılayıcıya kenetlenirse, bir anahtarın kilite uyması gibi, algılayıcı açılır ve hücre içi aktivite başlar. Östrojen tüm vücudumuzda ve bazı kanser hücreleri için önemli bir “Anahtar” dır.

Sağlıklı veya kanserli hücrelerin algılayıcıları tarafından kenetleninceye dek, östrojen kan dolaşımı ile birlikte vücut içinde dolaşır. Östrojen algılayıcıya kilitlendiğinde, anahtar açılmış olur ve hücrenin emir komuta merkezi olan hücre çekirdeğine mesaj göndermeye başlar, “Büyü ve yeni hücreler yap!”.

Pek çok meme kanseri hormon bağımlıdır, başka bir deyişle östrojen bu hücrelerin büyümelerini algılayıcılarını açarak teşvik eder. Östrojenin yokluğunda, bu hücrelerin büyümeleri teşvik edilmez ve zayıf düşerek ve ölebilirler.

Bütün bunlara rağmen, östrojen aslında o kadar da kötü değildir. Örneğin, yüksek östrojen düzeyi olan kadınların kemik yoğunlukları da yüksek olur.

Anti-östrojen tedavisinin amacı, kanser hücrelerinin östrojene aç bırakarak kanser hücrelerinin büyümelerini ve çoğalmalarını engellemektir.

Tamoxifen aldığınız da tamoxifen, kan dolaşımına katılır, tıpkı hormonlar, besin maddeleri ve oksijen gibi. Bu dolaşım aracılığıyla vücudun tüm dokuları içinde dolaşırö bu yolculuk sırasında östrojen algılayıcıları olan kanser hücrelerine rastlarsa, normal de östrojen tarafından doldurulacak olan algılayıcılara yerleşerek burayı kapatır.

Tamoxifen, aslında çok çok zayıf bir östrojendir ve bu nedenle hücre büyümesini ve gelişmesini östrojen kadar teşvik etmez. Normalde tamoxifenin doldurduğu yeri östrojen doldurup, hücre gelişimini ve bölünmesini teşvik edecekken, tamoxifen bu algılayıcıları doldurduğu için bu işlem oluşmaz. Bu mekanizma tamoxifen’e anti-östrojen özelliklerini verir.

Tamoxifen, aynı şekilde sağlıklı göğüs hücrelerinde de östrojenin yerini doldurarak hücre bölünmesi işlemini yavaşlatır ve bu özelliğiyle de yeni kanserlerin oluşmasına engel olur.

Tamoxifen çok zayıf bir östrojen olmasına rağmen, tüm hücreleri göğüs hücrelerini etkilediği şekilde etkilemez. Tamoxifen’in vücudumuzda ki çalışma mekanizması özetlenecek olursa;
 

  • Göğüs hücrelerinde seçici olarak “büyü ve bölün” mesajını bloke ederek kanser hücrelerinin oluşmasını veya gelişmesini engeller.
     

  • Diğer organlarımızdaki östrojen algılayıcılarını aktif hale geçirerek, bazı iyi ve kötü sonuçlara yol açar;
     

    • Karaciğer hücrelerini aktive ederek kandaki kolesterol düzeyini aşağıya çeker.

    • Kemik hücrelerini aktive ederek, kemik sağlamlığının ve yoğunluğunun artmasına sebep olur, (östroporosis’in önüne geçer)

    • Mesane duvarı hücrelerini aktive ederek bu duvarın kalınlaşmasına ve burada kanser oluşması riskinin az da olsa artmasına neden olur.

Hormonal Tedaviye Cevap Verme Oranları

Eğer östrojen yada progesteron algılayıcıları için pozitifseniz, hormon tedavisine cevap verme olasılığınız vardır. Algılayıcılar ne kadar çok olursa, cevap verme şansınız da o kadar yüksek olur.
 

  • Eğer hem östrojen hem de progesteron için pozitifseniz, anti-östrojen hormon tedavisine cevap verme olasılığınız yaklaşık olarak %70′dir.
     

  • Eğer yanlızca östrojen pozitifseniz, yada yanlızca progesteron pozitifseniz, tedaviye cevap verme olasılığınız yaklaşık olarak %33′dür.
     

  • Her iki algılayıcı için negatif olsanız bile, bu tedaviye olumlu cevap vermek için %10 oranında şansınız olacaktır.

Hormonal Tedavide Yeni Tedavi Seçenekleri

Geçmişte, yumurtalıklar tarafından üretilen östrojeni yok etmek için yumurtalıkların bir operasyonla alınması (oophorektomi) yada radyasyon kullanımıyla işlevlerinin durdurulması işlemleri uygulanırdı. Bu işlemler yanlızca, eğer kanser lenf bezlerine yada vücudun diğer organlarına sıçramışsa yapılırdı.

Yaklaşık olarak yirmi yıl kadar önce, östojenin vücuttaki etkilerini azaltmak amacıyla anti-östrojen ilaçları üretildi. Günümüzde, bu ilaçlar çalışma yöntemlerine bakılarak bir kaç gruba ayrılabilecek kadar çeşitlenmiştir. Bu grupların belli başlıcaları arasında
 

  • SERM

  • ERD

  • Aromataz Baskılayıcıları

SERM kelimesi Seçici Östrojen Algılayıcıları Değiştiricileri anlamına gelen ingilizce “Selective Estrogen Receptor Modulator” kelimelerinin ilk harfleri alınarak türetilmiş bir kelimedir. Bu tür maddeler göğüs ve bazı diğer dokulardaki östrojen algılayıcılarına yerleşerek östojenin algılayıcılar ile buluşmasına engel olurlar. Seçicilik özellikleri ise, bu maddelerin göğüs dokusundaki hücrelere yerleşmeleri durumda östrojen sinyalini üretmemeleri ne karşın başka dokulardaki hücrelere yerleştiklerinde östrojen sinyalini taklit etmelerinden gelmektedir. Örneğin kemik dokusuna yerleştiklerinde verdikleri östrojen sinyali nedeniyle östroprosiz’e engel olurlar, kanser dokusundaki hücrelere yerleştiklerinde kolestrol düzeyini azaltırlar ama göğüs dokusuna yerleştiklerinde östrojenin verdiği gibi büyüme sinyalleri üretmezler. Aşağıda yaygın olarak kullanılan SERM türü ilaçlardan olan Tamoxifen, Tomorifene ve Raloxifene hakkında biraz daha detaylı bilgiler bulacaksınız.
 

  • Tamoxifen (Ticari Adı: Nolvadex) SERM kategorisindeki ilaçlar arasında yaklaşık olarak yirmi yıllık geçmişiyle, yaygın olarak kullanılmaya başlanan ilk ilaçtır. Uygun olduğu kadınlarda, meme kanserine karşın çok etkin bir silah olan tamoxifen, aynı zaman da yüksek risk grubunda bulunan sağlıklı kadınların meme kanserine yakalanma risklerini de azaltmaktadır. Yapılan pek çok çalışma göstermiştir ki, tamoxifen meme kanserinin yenilemesini, gelişmesini, hatta başlamasını durdurabilmektedir. Yan etkileri arasında, sıcak basmaları, vajinal kuruluk yada akıntı, adet periyodlarında düzensizleşmeler, mide bulantısı ve katarakt riskinin artması vardır. Nadir olarak görülen yan etkileri arasında, kan pıhtılaşması, ve mesane duvarı kanseri riskinin artması vardır. Tamoxifen menapoz öncesi yada sonrası olan kadınlara, her hangi bir kanser aşaması için önerilebilinir.
     

  • Toremifene (Ticari Adı: Fareston) göreceli olarak yeni piyasaya sürülmüş olan SERM türü ilaçlardan biri olup, özellikleri ve yan etkileri açısından tamoxifen’e benzer. Yapılan araştırmalara göre Toremifene endometrial (mesane duvarı) kanseri riskini arttırmamaktadır. Bu güne kadar yapılan araştırmaların sonuçlarına bakarak, Birleşik Devletler Yiyecek ve İlaç İdaresi (Food and Drug Administration, FDA) Toremifene’nin menapoz sonrası ve kanseri metastaz yapmış olan kadaınlarda kullanılmasına izin vermiştir.

    Aşaması ne olursa olsun, menapoz öncesi yada sonrası olan her meme kanseri hastası kadın için, Tamoxifen genellikle “ilk-seçenek” hormon yada anti-östrojen terapisi ilacıdır. Toremifene ise menapoz sonrası olan ve kanserleri metastaz yapmış olan kadınlar için “ilk-seçenek” hormon tedavisi ilacıdır. Doktorunuz ile hangi ilacın sizin için daha uygun olduğunu tartışmalısınız.
     

  • Raloxifene (Ticari Adı: Evista) diğer bir SERM türü ilaçtır. Raloxifene, kemikleri güçlendirdiği için FDA tarafından menapoz sonrası olan kandınlara östroporosis için önerilmiştir, çünkü yapılan araştırmalar raloxifene’nin östroporosisi olan menapoz sonrası kadınlarda meme kanseri riskini azalttığı belirlenmiştir. Bu ilacın meme kanseri tanısı konmuş hastalar üzerindeki etkilerini araştırmalar henüz sonuçlanmamıştır. ?u anda tamoxifen ile raloxifene’nin yüksek risk grubundaki kadınlarda koruyucu etkilerini karşılaştırmayı amaçlayan araştırmalar devam etmektedir. (STAR, Study of Tamoxifen And Raloxifene) Sıcak basmaları ve vajinal değişiklikler de dahil olmak üzre raloxifene’nin yan etkileri Tamoxifen’inkilere benzemektedir. Raloxifene’in nadir olarak görülen yan etkileri arasında kan pıhtılaşması ve kalp krizi riskinin artması olmasına rağmen mesane duvarı kanseri riskini arttırdığı gözlemlenmemiştir.

ERD’ler hücre yüzeyinde bulunan östojen algılayıcılarının sayısını azaltarak, bu hücreleri östrojene karşı daha az duyarlı hale getirirler, (Estrogen Receptor Down). Bu tip ilaçlar şu anda genel kullanıma açılmış olmamakla birlikte, Faslodex adındaki bu tür bir ilacın meme kanseri olan kadınlar üzerindeki etkilerine yönelik araştırmalar devam etmektedir.

Aromataz baskılayıcıları, hücreleri östrojene daha az duyarlı yapmaktansa, anti-östrajen tedavisine başka bir açıdan yaklaşırlar ve vücudun östrojen üretme yeteneğini azaltmayı amaçlarlar. Vücutta üretilen östrojen miktarını azaltmak, kanser hücrelerine büyümeyi söyleyen daha az miktarda östrojenin olmasını sağlamak demektir.

Menapoz sonrası kadınlarda, östrojen yumurtalıklar da üretilmez, androjen adı verilen bir başka hormonun östrojene çevrilmesiyle üretilir. Aromataz baskılayıcıları, androjeni östrojene çeviren işlemi durdururlar.
 

  • Arimidex (Kimyasal Adı: Anastrozole), Femara (Kimyasal Adı: Letrozole) ve Aromasin (Kimyasal Adı: Exemestane) şu anda menapoz sonrası ve meme kanseri metastaz yapmış olan kadınlarda kullanılmakta olan aromataz baskılayıcılarındandır. Bu ilaçların hepsi hap formundadır.

Geçmişte bu tür ilaçlar, tamoxifen ve benzeri ilaçları zaten denemiş olan ve kanserleri artık kullanılan ilaçlara cevap vermeyen hastalar için önerilmekteydi. Ancak yapılan araştırmalar sonrasında, artık pek çok doktor bu ilaçları menapoz sonrası ve meme kanseri metastaz yapmış olan kadınlara tamoxifen’den önce önermektedirler. ?u anda 5 yıl tamoxifen kullanımı sonrasında, arimidex kullanımının erken aşama kansere sahip menapoz sonrası kadınlardaki etkilerini inceleyen araştırmalar devam etmektedir.

Yumurtalıkların Alınması Yada Durdurulması

Yumurtalıkların alınması yada durdurulması, menapoz öncesi olan kadınlarda ana östrojen kaynağının kesilmesinde çok etkindir. Bu amaçla kullanılan yöntemler arasında;
 

  • Yumurtalıkların bir operasyonla alınması operasyonu, ki bu laproskopi adı verilen ve çok küçük ameliyat yaraları açılmasıyla yapılan bir operasyonla da yapılabilir.

  • Düşük dozda radyasyon kullanımıyla, yumurtalıkların tamamen durdurulması.

  • Zoladex adı verilen bir ilaçla (Kimyasal Adı: Goserelin Acetate) beyinin yumurtalıklara östrojen yapması için verdiği mesajlar kesilebilir. Bu östrojen üretiminde önemli düşüşlere yol açar.

Geçmişte, meme kanseri lenf bezlerine yada vücudun uzak organlarına sıçramış olan menapoz öncesi kadınların yumurtalıkları östrojen üretimini durdurmak amacıyla, ya ameliyatla alınır yada radyasyonla durdurulurdu. Yumurtalıkların alınması yada radyasyonla durdurulması işlemi meme kanseri erken aşamada olan menapoz öncesi kadınlarda da yapılmıştı. Ancak yapılan araştırmalar göstermiştir ki, bu tedavilerle tamoxifen kullanılmasının sonuçları arasında büyük benzerlikler vardır.

Günümüzde, meme kanseri geni taşıdığı bilinen kadınlar yumurtalıklarının alınmasını tercih edebilirler. Bu durumda, meme kanserinin oluşması riski %50 oranında düşer. Olabilecek en düşük östrojen düzeyine ulaşılması, meme kanserinin oluşması riskini azaltır. Aynı şekilde, bu operasyonu geçiren kadınların yumurtalık kanserine yakalanma riskleri de %50 oranında azalır. Yumurtalıkların alınmasına rağmen yumurtalık kanseri riski sıfıra inmez, çünkü yumurtalık dokusundakine benzeyen hücreler yumurtalığın etrafındaki bölgeler de de bulunur.

Metastaz Yapmış Olan Meme Kanserinde Hormon Tedavisi

Metastaz yapmış olan meme kanserinin tedevisinde, anti-östrojen tedavisinin ne zaman kemoterapinin yerine yada kemoterapiye ek olarak kullanılacağına nasıl karar vermeliyiz?

Hasta ve doktoru bu soruya birlikte karar vermelidir. Ancak araştırmalar göstermiştir ki, anti-östrojen tedavisi metastaz yapmış olan meme kanserinin tedavisinde ki en etkin ve en az yan etkisi olan tedavi yöntemlerinden biridir. Anti-östrojen tedavisi “ilk-seçenek” olarak aşağıdaki durumlarda düşünülebilinir;
 

  • Kanser hormon algılayıcıları için pozitifse.

  • Daha önce hormon tedavisi alınmış ve hasta bu tedaviye iyi cevap vermişse.

  • Hormon algılayıcıları durumu bilinmiyorsa.

  • Metastaz yanlızca kemiklere, deriye ve altındaki yumuşak dokuya, lenf bezlerine olmuşsa, yada akciğerlerde veya akciğer zarında erken aşama sıçrama varsa.

Bunlara ek olarak, menapoz sonrası olup hormon algılayıcıları negatif olan kadınlarada hormon tedavisi önerilebilinir, bu tip hastaların tedaviye olumlu cevap verme oranı yaklaşık olarak %10 dur.

Özetle
 

  • Östrojen hem sağlıklı hemde kanserli meme kanseri hücrelerinin büyümesini teşvik eder.
     

  • Östrojenin vücudunuzdaki etkisini azaltmak amacıyla;
     

    • Östrojenin hücre büyümesi üzerine olan etkisini azaltmak amacıyla SERM türü olan ilaçlar kullanılır.

    • Özellikle menapoz sonrası olan kadınlarda olmak üzre, vücutta yapılan östrojeni azaltmak amacıyla aromataz baskılayıcıları denen ilaçlar kullanılır.

    • Yumurtalıklarda üretilen östrojenin önüne geçmek amacıyla yumurtalıklar alınabilir, radyasyon yada ilaç tedavisi ile östrojen üretimleri durdurulabilinir.
       

  • Hormonal tedavinin amacı tümörü östrojen alıcıları için pozitif olan kadınlarda kanserin gelişimini durdurmak ve geri gelmesini önlemektir.
     

  • Tümörde ne kadar fazla hormon algılayıcısı varsa tedaviye cevap verme şansı da o kadar yüksek olur.
     

  • Hormon tedavisi için bir ilaç yada bir yöntem kullanılabileceği gibi bunların kombinasyonu yada hormon tedavisi ile kemoterapi gibi diğer tedavilerin birlikte kullanımı da mümkündür. Bu seçeneklerin doktor ile tartışılması gereklidir.


İleri Aşamadaki Meme Kanseri

category Meme Sağlığı admin 4 Nisan 2008

İleri Aşamadaki Meme Kanseri
 

Metastaz yapmış meme kanseri en ileri aşamadaki meme kanseridir, Aşama IV. Metastaz terimi kanserin ilk tümör bölgesi dışında göğüs ve koltuk altı lenf bezlerinin ötesinsine (uzak organlara) sıçradığını belirtmek amacıyla kullanılır. Bu organlara yerleşmiş olan kanser hücreleri buralarda büyümeye ve bölünmeye devam ederler. Meme kanserinin vücudun hemen her yerine sıçrama potansiyeli olmasına karşın, en yaygın olarak sıçradığı yer kemiklerdir. Sıçrama yoğunluğu açısından kemikleri, sırasıyla akciğer ve karaciğer izler.

Metastaz yapmış meme kanserinin tedavisi genellikle hastanın şikayetlerini hafifletmeye ve yaşam süresini uzatmaya yöneliktir. Birleşik Devletler Ulusal Kanser Enstitüsüne göre, metastaz yapmış meme kanseri olan kadınların yaklaşık olarak %10 ila %20si bu hastalıktan kurtulacaklardır, buna yaşam boyu baskıya alınma da denir, (lifetime remission).

Tanı

Meme kanseri genellikle göğüsteki süt kanalları içerisinde başlar, (Ductal Carcinoma In Sıtu, DCIS). Göğsün dışına çıkan kanser, genellikle ilk önce koltuk altı lenf bezlerine sıçrar. Meme kanseri ameliyatı yapılırken, genellikle koltuk altı lenf bezlerinden bir yada bir kaçı çıkarılarak, kanserin lenf bezlerine sıçrayıp sıçramadığı belirlenir. Bazı durumlarda, meme kanseri koltuk altı lenf bezlerine sıçramaksızın vücudun başka bölümlerine sıçrayabilir. Eğer tümör göğüs ucuna yakın bir bölgedeyse, öncelikle kaburgaların arasında bulunan lenf bezlerine sıçrayabilir. Bazı durumlardaysa, kanser lenf sistemini kullanmaksızın kan yoluyla da yayılabilir.

Kanser vakalarının yaklaşık olarak %10′u ilk tanı aşamasında vücudun başka bölgelerine sıçramıştır. İlk tanı aşamasında, Aşama IV, tanısı konan hastaların kanserleri için hızlı yayılıyor denebileceği gibi, kanserin ilk belirtisini vermeden önce uzun bir süredir hastada var olduğu çıkarımı da yapılabilinir. Meme kanserinin erken aşamada tanısının konabilmesi için izlenmesi gereken kuralların takip edilmesi hastalığın erken aşamada tanısının konmasını olası kılacağından tedavinin başarıya ulaşılma şansını da arttıracaktır. Bu kuralların arasında, mamogramların çektirilmesi, kişisel ve klinik göğüs kontrollerinin yapılması vardır.

Metastaz yapmış meme kanseri, ilk tedavi sonrası geri gelen kanser nedeniyle de oluşabilir. Geri gelen kanserlerin üç türü vardır, yerel, bölgesel ve uzak organlarda geri gelen. Yerel ve bölgesel olarak geri gelen kanserler uzak organlarda geri gelen kanserlerden daha az ciddidir, ve mamografi ve ultrasonografi gibi görüntüleme yöntemleri ile görüntülenebilir. Yerel ve bölgesel olarak geri gelen kanser belirlendiğinde, doktorlar bazı yöntemlere baş vurarak kanserin uzak organlara yayılıp yayılmadığını (metastaz yapıp yapmadığını) belirlemeye çalışırlar. Bu testler arasında;
 

  • Kemik Taraması

  • Göğüs Röntgeni

  • Bilgisayarlı Tomografi (CAT)

  • Magnetik Rezonans Görüntülemesi (MR)

Eğer kanser diğer organlara sıçramamışsa, yerel ve bölgesel olarak oluşan kanser yenilemesinin tedavisi genellikle ilk tedavinin nasıl yapıldığına bağlı olarak belirlenir. Eğer ilk tedavide lampektomi yapılmışsa, genellikle mastektomi önerilir. Eğer kanser vücudun diğer bölgelerine sıçramışsa, durum biraz daha ciddidir.

Kanserin metastaz yapmasının belirtileri arasında;
 

  • Kemik ağrısı (Kemik metastazının olası belirtisi)

  • Nefes daralması (Akciğer metastazının olası belirtisi)

  • İştah azalması (Karaciğer metastazının olası belirtisi)

  • Kilo kaybı (Karaciğer metastazının olası belirtisi)

  • Sinir ağrısı veya güçsüzlük yada baş ağrıları (Sinir sistemine metastazın olası belirtisi)

Bu belirtiler her zaman değil sadece bazen metastaz yapmış olan kanserin belirtisidir. Bu belirtilerden birine yada bir kaçına sahip olan kadın da kesin metastaz var kanısına varmak doğru olmaz. Metastaz yapmış meme kanserine sahip kadınların pek çoğu hastalıkları oldukça ilerlemeden hiç bir belirti göstermez.

Meme kanseri Nerelere Sıçrayabilir?

Meme kanseri vücudun hemen hemen her yerine sıçrayabilir. Yaygınlık sırasında olmak üzere en çok sıçradığı yerler;
 

  • Kemikler

  • Akciğerler

  • Karaciğer

Metastaz yapan kanserlerin yaklaşık olarak %25i, en önce kemiklere sıçrar. Omurgadaki kemikler, kaburgalar, leğen kemiği, kafatası ve kol ve bacaktaki uzun kemikler en çok etkilenenler arasındadır. İki tür kemik metastazı vardır, bunlardan biride kanser hücreleri kemik dokusunu yiyerek, kemikte delikler oluşmasına neden olur. Diğer türünde ise, kemiğin mineral yoğunlu yükselir ama aynı zaman da bu kemiğin daha kırılgan olmasına neden olur. Her iki tür metastaz da ağrıya neden olur.

Meme kanseri nedeniyle hayatını kaybeden kadınların yaklaşık olarak %60 ila %70inde kanser akciğerlere de metastaz yapmıştır. Metastazı olan kadınların yaklaşık olarak %21inde akciğerler metastaz olan tek organdır. Akciğer metastazının en yaygın belirtileri arasında nefes daralması ve kuru öksürükler vardır. Bazı durumlarda, akciğer metastazı hiç bir belirti göstermez ve ancak yalnızca göğüs röntgeni ve bilgisayarlı tomografi taramasıyla belirlenebilir. Nadiren de olsa, eğer göğüs metastazı belirli bir bölgede sınırlı kalmışsa, ikincil tümörler ameliyatla alınabilir. Ancak, pek çok durumda, eğer kanser tüm akciğere yayılmışsa kemoterapi ve diğer kanser ilaçları ile yapılan tedavi daha etkili olur.

Kemiklerin ve akciğerlerin ardından karaciğer, meme kanserinin en yaygın olarak metastaz yaptığı üçüncü organdır. Meme kanseri metastaz yapmış olan kadınların yaklaşık olarak üçte ikisi de, bir aşamada karaciğer metastazı oluşur. Karaciğer metastazının belirtileri başlangıçta belli belirsiz olmasına rağmen zaman içerisinde daha belirgin hale gelir. Bu belirtiler arasında, kilo ve iştah kaybı, ateş, sindirim sistemi problemleri vardır. Yapılan kan testleri karaciğer metastazının belirlenmesi amacıyla kullanabilse de, karaciğer metastazının olası diğer karaciğer hastalıklarından ayırt edilebilmesi için karaciğer biyopsisi gereklidir.

Meme kanseri daha az yaygın olmakla beraber vücudun diğer bölgelerine de sıçrayabilir. Bu bölgeler arasında kemik iliği, beyin, yumurtalıklar, omurilik ve gözler vardır.

Tedavi

Metastaz yapmış meme kanseri tedavilerinin büyük bir çoğunluğu, hastanın şikayetlerinin hafifletilmesi amacıyla yapılır. Tedavi seçenekleri belirlenmesi aşamasında, daha önce yapılmış olan tedaviler ve hastanın bu tedavilere nasıl cevap verdiği değerlendirilir.

Metastaz yapmış olan kanserlerde, ameliyat genellikle pek uygulanan bir tedavi yöntemi değildir, çünkü kanser genellikle tek bir bölgeyle yada organla sınırlı değildir. Kanserin metastaz yaptığı organ da ne derece yayıldığına bağlı olarak, radyasyon terapisi uygulanabilir. Metastaz yapmış olan meme kanseri vakalarında, radyasyon terapisinin genel amacı tümörü küçülterek ağrıyı azaltmaktır. Örneğin, kemikte bir yada bir kaç nokta da kanser varsa, radyasyon tedavisi uygulanabilir.

İlerlemiş aşamadaki meme kanseri tedavisinde radyasyon tedavisi gibi yerel tedavilerden çok vücusun tümümünü etkileyen kemoterapi benzeri sistematik tedaviler uygulanır. Pek çok kemoterapi tedavisi, üç ila altı ay arasında sürer ve ilaçlar günlük, haftalık yada aylık olmak üzere hastanın kemoterapiye verdiği tepkiye bağlı olarak verilir. Kemoterapi seansları genellikle sürekli değildir, her seansın ardından gelen bir dinleme ve toparlanma süreci vardır. Bu sürecin gerekliliği, kemoterapi ilaçlarının kanserli hücreleri olduğu kadar sağlıklı hücreleri de hedeflemesinden kaynaklanmaktadır.

Araştırmacılar ileri aşamadaki meme kanseri hastalarının tedavisinde yüksek dozlu kemoterapinin etkinliğini araştırmaktadırlar. Ancak bu konuda ki çalışmaların sonuçları şu anda çelişkilidir.

Kemoterapiye ek olarak, ileri düzeydeki meme kanseri hastaları bazı ilaçlarla da tedavi edilirler. Bu ilaçlar arasında;
 

  • Tamoxifen

  • Taxol

  • Aromasin

  • Herceptin (Her2/neu pozitif olan hastalar için)

Metastaz Yapmış Meme Kanseriyle Başa Çıkmak

Yapılmış olan anketlerin pek çoğu göstermiştir ki, metastaz yapmış meme kanseri hastaları toplumda “Yaşamak için az zamanları kalmış hastalar” olarak görülmektedir. Ancak bu kanı doğru değildir, yakın geçmişte geliştirilen pek çok tedavi bu tip hastaların yaşam kalitelerini yükseltmiş ve yaşam sürelerini oldukça uzatmıştır. Bu hastaların yaklaşık olarak %20’si 5yıl ve daha uzun yaşarlar. Ancak, hastaların, hasta yakınlarının ve doktorların tedavinin getirecekleri konusunda gerçekçi olmaları çok önemlidir. İstatistiklere bakmaksızın, (Ki bu istatistikler 5 yıllık ve üzeri yaşam süresine ulaşma oranını %16 olarak vermektedirler) her hastanın değişik bir vaka olduğu ve bu nedenle her hastanın tedavisinin de kendisine özgü olduğu gerçeği unutulmamalıdır.


Meme Biyopsisi

category Meme Sağlığı admin 31 Mart 2008

Meme Biyopsisi
 

Meme kanseri tanısı tam tıbbi hikaye ile başlar. Doktor kitle veya kalınlaşma, şekil değişikliği, meme başı değişiklikleri ve büyümüş lenf nodları için her iki memeyi muayene eder. Her iki meme için mammogram çekilir. Mammogramda anormal bir bulgu varsa veya kitle mevcutsa kanser olup olmadığını bilmenin tek yolu vardır. Cerrah şüpheli dokunun bir kısmını veya tamamını çıkarmalıdır. Parça patologa gönderilir ve raporda kanser hücreleri olup olmadığı belirtilir.

Biopsi tekniği:Biopsi iğne ile veya cerrahi ile tümörün bir parçasının veya hepsinin alınması ile yapılabilir.
 

  • İğne biopsisi:

    Cerrahın ofisinde yapılabilir. İki çeşittir:
     

    •  İnce iğne aspirasyon biopsisi:
      İnce iğne ile enjektöre birkaç adet hücre ve/veya bir miktar sıvı kitleden aspire edilir.

    •  Core biopsi: Daha büyük iğne ile kitleden küçük bir parça veya mammogramda anormal görüntünün olduğu meme dokusunun bir kısmının alınmasıdır.

    Her iki tip biopside alınan parça analiz için patoloji laboratuarına gönderilir.

    İnce iğne aspirasyon biopsisi ile kitlenin kist yada solid büyüme (tümör) olup olmadığı görülür. Eğer aspirasyonda kitle kayboluyor ise kisttir.
     

  • Cerrahi biopsi:

    Cerrahi biopsiler genelde hastanede tek gece kalma anlamına gelir. Son zamanlarda hastaneye yatmadan da biopsiler yapılmaktadır.

    İki tip cerrahi biopsi mevcuttur:
     

    • İnsizyonel biopsi: kitlenin bir kısmı çıkarılır
       

    • Eksizyonel biopsi: kitlenin hepsi çıkarılır

    Eğer kitle kanser ise ve etrafındaki normal doku ile beraber çıkarıldı ise işlem lumpektomi adını alır.

    Eğer kitle veya şüpheli alan çok küçük ise radyolojist özel tel ile lokalize edebilir. Cerrah bu tel ile işaretli kitleye teli rehber kullanarak ulaşır.

Biopsi Sonrası Cerrahi: Tek Basamak veya İki Basamak

Biopsi sonrası da cerrahiye gerek olursa müdahale biopsiden ayrı bir zamanda yapılır. Buna iki basamak yöntemi denir. Bazen de biopsi ve cerrahi müdahale aynı seansta yapılır, bu da tek basamak yöntemidir. Tek basamak yöntemini seçmek için alternatif tüm tedavi yöntemleri bilinmelidir.
 

  • Tek basamak yöntemi:
    Çok ender olarak yapılır ve genelde önerilmez
     

    • Genel anestezi altında yapılır, bu yüzden operasyon esnasında uyanık olamazsınız

    • Patolog frozen section (acil ) analizi yapar

    • Eğer sonuç benign ise daha fazla tedavi gerekmez ve eve gidebilirsiniz

    • Eğer kanser mevcut ise daha önceden doktorunuzla görüştüğünüz ameliyat uygulanır

    Avantajı:
     

    • Biopsi sonucu için birkaç gün beklemenize gerek yoktur

    • Biopsi raporu pozitif ise ileri cerrahi için tekrar hastaneye gelmenize gerek yoktur

    Dezavantajları:
     

    • Tedavi yaklaşımları ve biopsi ile ilgili ikinci bilgi alinamaz

    • Genel anestezi gerekir

    • Frozen section, kalıcı kesit analizi kadar güvenli olmayabilir

    • Eğer tanı kanser ise kanserin yayılımı ile ilgili araştırma için zaman bırakmaz
       

  • İki Basamak Yöntemi:
    Biopsi poliklinik, ofis bazında yapılır. Lokal anestezi kullanılır, uyanıksınızdır. 1 ila 2 sonra eve gidebilirsiniz. Parça patolojiye gönderilir. Eğer kanser hücreleri bulunursa hastaneye geri yatarsınız.

    Avantajları:
     

    • Daha güvenilir tanı verir

    • Hastalığın yayılımına karar vermek için zaman verilir (evreleme)

    • Evreleme sonuçlarına göre uygun tedavi yaklaşımları önerilir

    • Sizin için en uygun tedaviyi seçmek için zaman vardır
       

    Dezavantajları:
     

    • Birkaç gün biopsi sonucunu beklemek gerekir

    • İleri cerrahi için hastaneye tekrar yatmanız gerekir

Biopsi Sonucu Sonrası:

Eğer biopsi sonucu negatif veya benign olarak gelirse kanser değilsiniz.
 

  • Rutin meme muayenesi için doktorunuzu görmeyi ihmal etmeyin.

  • Düzenli mammografi çektirin

  • Aylık düzenli olarak kendi meme muayenenize devam edin.


Selim (iyi huylu) Hastalıklar

category Meme Sağlığı admin 30 Mart 2008

Selim (iyi huylu) Hastalıklar

Memedeki kanser olmayan tüm anormal değişimler iyi huylu meme değişimleri olarak adlandırılır. American Cancer Society’ye göre meme dokusu mikroskop altında incelenen her 10 kadından 9’unda bazı anormal değişimler gözlemlenir. Her nekadar yaşamı tehdit eder nitelikte olmasa da iyi huylu değişimler bazı hastalarda ağrı ve sıkıntılara neden olabilir. Bazı (tümü değil) iyi huylu değişimler meme kanseri riskinin yüksek olduğunun göstergesi olabilir. En yaygın iyi huylu meme değişimlerinden bazıları fibrokistik meme hastalığı, iyi huylu meme tümörleri ve meme iltihaplanması olarak gösterilebilir. Hastanın durumuna ve iyi huylu meme hastalığının tipine göre tedavi gerekebilir veya gerekmeyebilir.

Meme dokusu değişimleri

Meme iki ana tipteki dokudan oluşur: glandular ve stromal (destekleyici) dokular. Glandular doku, süt üreten lobul’ler ve süt kanalları duct’lardan oluşur. Stromal doku ise yağlı ve lifli bağlayıcı dokulardan oluşur. Glandular veya stromal dokulardaki herhangi bir değişim iyi huylu meme hastalığı semptomlarına neden olabilir. Bazı kadınlarda hayatları boyunca göğüslerinde değişimler gözlemlenebilir. Bu değişimlere örnek olarak meme hücrelerinde artış (hyperplasia) veya atipik meme hücrelerinin ortaya çıkması (atypical hyperplasia) gösterilebilir. Bazı durumlarda anormal karakterisitik sergileyen meme dokusunun bir kısmı sonradan kanserli tümöre dönüşebilir. Bu nedenden dolayıdır ki doktorlar anormal meme hücreli hastalarını takibe alırlar. Böylelikle ileriki tarihlerde kanserli hücre oluşması durumunda erken bir aşamada tespit ve tedavi edilmiş olunur. “Atypical hyperplasia” tanısı olan bazı hastalara olası bir meme kanseri hastalığını önlemek amacı ile Tamoxifen adlı ilacı kullanmaları önerilebilir. “Atypical hyperplasia” meme kanseri riskini arttırmakla birlikte anormal meme hücresi olan her kadında meme kanseri görülmez.

Aşağıdaki tabloda kısaca meme dokusunun normalden kanserli dokuya dönüşümü gösterilmiştir:


Meme kanseri çoğunlukla tablodaki sıralamaya göre gelişmekle birlikte bazı meme tümörleri bazı ara aşamaları atlayarak gelişmiş olabilir (örneğin hücreler doğrudan normalden “carsinom in situ” ya dönüşebilir). Genel olarak “atypical hyperplasia” nın ilerisindeki herhangi bir değişim kanser olarak sınıflandırılır. “Ductal Carcinoma In Situ (DCIS)” olarak başlayan anormal durumlar genel olarak kanser tedavisi gerektirir. İyi huylu meme değişimlerinin tedavileri birçok faktöre göre değişir. Bu faktörlerden bazıları kesin tanı, meme kanseri oluşum riski ve potansiyeli ve hastanın rahatsızlığı olarak sıralanabilir.

İyi huylu meme değişimleri nasıl saptanır

İyi huylu meme değişimleri sıklıkla doktorun klinik meme muayenesi ile, rutin mamogram taraması ile veya hastanın kendi kendine meme muayenesi ile tespit edilir. Fokal ağrı (memenin belli bir noktasındaki ağrı, odaklanmış ağrı) veya meme ucundan gelen akıntı (süt dışında) da kadının bir doktor tarafından muayene edilmesini gerektiren durumlardandır. Görüntü veren testlerle (mamogram, ultrasonogram), tümörün takibe alınması, ince iğne aspirasyon biopsisi, “Core Needle Biopsy” veya cerrahi (excisionel) biopsi yöntemleri ile meme hastalığının iyi huylu olup olmadığı kesinlik kazanılır.

Meme ucundan akıntı

Meme ucundan gelen akıntı, ele gelen şişlik ve meme ağrısından sonra kadınların meme şikayeti ile doktorlara en sık başvurduğu üçüncü nedendir. Meme ucundan gelen akıntılar çoğunlukla memedeki hormonal dengesizlik veya papilloma (daha detaylı bilgi için “intraductal papilloma” bölümüne bakınız) gibi kanser olmayan değişimlerin sonucudur. Bunun yanısıra, meme ucu akıntılarının küçük bir yüzdesi meme veya meme ucu kanseri belirtisi olabileceğinden, meme ucundan gelen ve zamanla kesilmeyen akıntılar doktor tarafından değerlendirilmelidir.

Kadınların %20 sinde meme ucundan akıntı gelmesi durumu yaşanır. Genelde temiz, sütlü, sarımtırak veya yeşile kaçan akıntılar meme kanseri ile ilişkili değildir. Kanlı veya sulu akıntılar, genellikle tek taraflı ve/veya tek meme duct ile sınırlı ise anormal olarak kabul edilmekle birlikte anormal akıntıların yalnızca %10’u kadarı kanserdir.

Meme ucundan gelen akıntı aşağıdaki durumlarda ciddiye alınmalıdır:

  • Kanlı veya sulu, kırmızı, pembe veya kahverengi renkte ise;

  • Yapışkan ve berrak renkli veya kahverengiden siyaha doğru renkte ise;

  • Meme ucunu sıkmadan kendiliğnden gelirse;

  • Sürekli ise;

  • Yalnızca tek tarafta ise;

  • Sütün dışında bir sıvı ise.

Kadınlar, analiz edilmek üzere, kesilmeyen ve devam eden meme ucu akıntılarını doktorlarına bildirmelidirler. Meme ucundan gelen akıntıyı incelemek amacıyla alınan küçük bir miktar cam levhaya konulur ve mikroskop altında kanserli hücre olup olmadığı araştırılır.

Lobular Carcinom In Situ (LCIS)

Hernekadar teknik olarak Aşama 0 (Stage 0) olarak nitelense de lobular carcinom in situ (LCIS, aynı zamanda lobular neoplasia olarak da adlandırılır) genel olarak kanser olarak sınıflandırılmaz, kanser öncesi durum olarak kabul edilir. LCIS memenin herhangi bir yerinde önemli ölçüde yüksek olan kanser riskinin işaretidir. LCIS memedeki süt üreten bez olan lobul’lerde ortaya çıkar fakat lobul duvarlarını (çeper) delip geçmez. Doktorlar çoğu zaman şüpheli bölgeyi araştırırken meme biopsisi sonucunda tesadüfen LCIS ile karşılaşırlar.

LCIS’nin mikroskopik bulguları anormal ve maligniteye benzer olmakla birlikte, LCIS kanser gibi davranmadığından kanser olarak ele alınmaz. Bununla birlikte ailesinde güçlü bir meme kanseri geçmişi olan LCIS hastalarında bazen mastektomi uygulanarak meme alınabilir. Genelde LCIS hastaları doktor tarafınca uygulanan klinik meme muayeneleri ve mamogram ile yakın takibe alınırlar. Bazı LCIS hastaları meme kanserini önlemek amacı ile Tamoxifen adlı ilacı kullanmaya uygundurlar. FDA (Food and Drug Administration, Amerika) 1998 yılında yüksek risk altındaki hastaların Tamoxifen’i önlem amaçlı kullanmalarını onayladı. Tamoxifen bir “anti-östrojen” olup östrojen reseptörlerine bağlanma (binding) şeklinde çalışır. Araştırmalar Tamoxifen’in bazı kadınlarda meme kanseri riskini düşürdüğünü göstermektedir.

Fibrokistik meme değişimleri

Fibrokistik meme değişimleri fibrokistik hastalık, kistik hastalık, kronik kistik mastitis veya “mammary dysphasia” olarak da adlandırılmakla birlikte bunlar bir hastalıktan çok memedeki glandular ve stormal dokulardaki farklı değişimler olarak tanımlanır. Fibrokistik memelerdeki semptomlar kist (sıvı dolu keseler), fibrosis (ölü hücre dokusu), şişlikler (yumru), sert ve kalınlaşmış bölgeler, hassasiyet veya memede ağrı olarak sıralanabilir. Bazen ağrılı olmakla birlikte fibrokistik meme değişimleri kanser olmamakla birlikte, bu kişilerde olası bir kanserin mamografi ile teşhisi daha zordur. Bundan dolayı fibrokistik meme sahibi bazı kişilerde herhangi bir anormallik gözlenmesi durumunda ultrasonografi ile tarama da gerekli olabilir. American Cancer Society’ye göre tüm kadınların en az yarısının göğüslerinde yaşamlarının bir bölümünde fibrokistik değişimler tespit edilir. Fibrokistik değişimler 30 - 50 yaş arasındaki kadınlarda görülen kitlelerin en yaygın nedenidir. Fibrokistik değişim semptomlarından bazıları aşağıda sıralanmıştır:

  • Kistler (içi sıvı dolu kese);

  • Fibrosis (ölü hücre dokusu);

  • ?işlik veya kitleler;

  • Kalınlaşmış ve sert bölgeler;

  • Hassasiyet;

  • Ağrı

Fibrokistik değişim olan kadınlar tipik olarak periodik meme ağrıları yaşarlar, çünkü bu durum meme dokusunun vücuttaki aylık östrojen ve progesteron hormon değişimleri ile direkt olarak ilintilidir. Her mensturasyon döngüsü esnasında hormonal uyarımlar meme bezlerinin ve ductların büyümesine neden olur, bunun sonucunda meme su tutar ve meme dokusu bazen şişkinlik gösterir. Mensturasyon (adet kanaması) sırasında memede şişkinlik, ağrı, hassasiyet hissedilebilir ve ele kitleler gelebilir. Mensturasyon sonunda şişkinlik durumu da sona erer. Fibrokistik değişim semptomları menopozdan sonra genellikle sona ermekle beraber, kadının hormonu yerine koyma (hormon replacement) tedavisi görmesi durumunda devam edebilir.

Fibrokistik meme değişimleri genelde ilk önce kişinin kendisi tarafınca tespit edilir ve devamında klinik meme muayenesi, mamogram veya bazı durumlarda biyopsi ile araştırmalara devam edilir. Fibrokistik değişimler çoğunlukla her iki memede, dış üst çeyrekte ve memenin alt kısmında görülür.

Doktorlar çoğu zaman fibrokistik meme semptomlarının kişinin kendi kendine bakım uygulayarak gidermesini önerirler. Bireyin durumuna bağlı olarak fibrokistik meme semptomlarını giderici birçok yöntem önerilebilir. Aşağıdaki bölümde fibrokistik meme değişimlerini giderici yöntemler özetlenmiştir:

  • Ekstra destekleyici sütyen kullanmak;

  • Kafein kullanımından kaçınmak (tartışmalı öneri);

  • Doğum kontrol hapı kullanmak (tartışmalı öneri);

  • Az yağlı, bol sebze, tahıl ve meyve yeme alışkanlığı;

  • Göğüslere ısı vermek;

  • Tuz alımını azaltmak;

  • Diüretik kullanımı;

  • Vitamin E, Vitamin B6, niacin veya diğer vitaminlerin kullanımı;

  • Bromocriptine veya danazol gibi reçeteyle verilen ilaçların kullanımı;

  • Memedeki kitlelerin cerrahi müdahale ile alınması.

Nadir de olsa, doktorlar kanser olmayan meme kitlelerini cerrahi müdahale ile alabilirler. Ağrılı kist sahibi kadınlarda sıkıntının giderilmesi amacı ile sıvı ince iğne aspirasyon biyopsi yöntemi ile alınabilir.

Kistler

Meme kistleri memede sıvının birikmesidir. Kistler kanser değildir ve tipik olarak yuvarlak ve düzgün sınırlı kitleler şeklinde ortaya çıkarlar. Sıkça olarak meme içerisinde hareket edebilirler fakat bazen meme dokusunun derin kısımlarıda da oluşabilirler. Kistlerin oluşmasına neyin sebep olduğu bilinmemekle beraber uzmanlar vücüttaki hormon seviyelerine cevap verdiklerini biliyorlar. Örneğin, kadının mensturasyon döneminden 1 veya 2 hafta önce bir kist ortaya çıkabilir ve kanamanın bitiminde de ortadan yok olabilir. Kistler pre-menopoz (menopoz öncesi) ve özellikle menopoz dönemi yaklaşan kadınlarda daha yaygın görülür. Bununla beraber menopoz sonrasında da, özellikle kadının hormon değişim (hormon replacement) tedavisi görmesi durumunda kist oluşabilir. Mevcut bir kist ise hormon değişim tedavisi gören kadınlarda daha inatçı olabilir veya büyüyebilir. Tıp camiası üyeleri arasında tartışmalı olsa dahi, bazı uzmanlar kafeinin memede kist oluşmasına neden olabileceği görüşünü savunmaktadırlar. Bazı kadınlar kafein tüketiminin azaltılmasının memedeki rahatsızlığı azalttığı görüşündedirler.

Çoğu kadında aynı anda bir veya iki kist görülür, fakat bazı durumlarda memede daha fazla kist gözlemlenebilir. Kistler genellikle mamografi ve ultrasonografi ile onaylanırlar. Özellikle ultrasonografi memedeki anormalliğin kist veya katı bir kitle olduğunu saptamanın mükemmel bir yöntemidir. Aşağıdaki durumların dışında, anormallik ultrasonografi ile teyit edildikten sonra genellikle bir müdahalede bulunulmaz:

Teşhisin kesin olmaması durumunda. Çoğu basit kist ultrasonda iyi tanımlanmıştır, düzgün sınırları vardır ve ultrason sinyalleri bunların içinden geçip gider. Fakat bazı kistlerin ekoları düşük seviyededir, bu da doktorların sıvı almadan kesin olarak kist teşhisi koymalarını zorlaştırır. Bu tür kistler “kompleks kist” olarak adlandırılır. Kompleks kistler ultrasonografide katı kitle olarak ortaya çıkmakla beraber bunlar kanser değildirler.
Kistin rahatsızlık vermesi durumunda. Bazı durumlarda kistler ağrılı olabilir. Kistlerdeki sıvıyı ince iğne ile almak bu rahatsızlığı azaltır. Bazen radyologlar kistin tekrar oluşması olasılığını azaltmak amacıyla drenaj (sıvıyı aldıktan) sonrasında bölgeye hava enjekte ederler.
Kistlerden alınan sıvı kanlı veya şüpheli görünümde olmaması durumunda atılır. ?üpheli görünmesi durumunda ise mikroskop altında incelenmek üzere patoloji laboratuvarına gönderilir. Normal kist sıvıları birçok renkte olabilir. Bunlar, sarı, kahverengi, yeşil, siyah, amber veya sütlü olabilir.

Galactoceles

Galactoceles’ler kadının hamilelik veya emzirme esnasında oluşabilen süt dolu kistlerdir. Diğer kistlerde olduğu gibi galactoceles’ler her zaman iyi huylu ve kanser olmayan oluşumlardır. Çoğu zaman hareketli, düzgün ve yumuşak olarak karşımıza çıkmakla birlikte sert ve hareketsiz de olabilirler. Galactoceles’ler kistlere aynı şekilde ele alınır ve çoğu zaman hiçbirşey yapılmadan bırakılırlar. Eğer tanı kesin değil veya galactoceles rahatsızlık veriyorsa ince iğne ile içlerindeki sıvı çekilerek kurutulabilirler.

Fibroadenoma

Fibroadenomlar iyi huylu meme tümörleri olup yaygındırlar ve çoğu zaman elle hissedilemeyecek kadar küçüktürler. Yine de zaman zaman brkaç santimetre çapındaki büyüklüklere ulaşabilirler. Fibroadenomalar hem glandular hem de stormal dokulardan oluşabilir ve genelde 20 – 30 yaş arasındaki kadınlarda görülürler. American Cancer Society’ye göre fibroadenoma Afrik – Amerikalı kadınlarda diğer ırklara göre daha sık görülmektedir. Bu tümörler yuvarlak olmaya meğilli olup, sınırları etraflarını saran dokulardan ayrık olduğundan, genelde meme içinde mermer varmış gibi hissedilir. Bazı kadınlarda yalnız bir fibroadenoma görülürken bazılarında birden fazla olabilir. Fibroadenoma tanısı genelde ince iğne aspirasyon biyopsi veya “core needle biopsy” yöntemleriyle konulur.

Fibroadenomadaki büyüme genelde herhangi bir tedavi gerektirmeksizin kendi kendine durur, hatta bazen kendi kendilerine küçülebilirler de. Fibroadenoma ameliyatında çevreleyen doku da alınabilir. Ameliyatın dezavantajı, ameliyat bölgesinde “scar” denilen ölü bir doku oluşur bu da memenin biçimini veya yumuşaklığını bozabilir. Ayrıca ilerideki meme muayenelerinde ve mamogram görüntülerinin yorumlanmasında güçlük ve karışıklık yaratabilir. Diğer yandan fibroadenomadaki büyümenin durmaması durumunda genellikle cerrahi müdahale ile alınmaları gerekmektedir. Zaman zaman ameliyattan sonra bir veya birden fazla fibroadenoma tekrar oluşabilir.

Phyllodes tümörleri

Phyllodes tümörleri fibroadenomalar gibi glandular ve stroma dokularındaki iyi huylu tümörlerdir fakat fibrodenomalardan çok daha nadir görülürler. Phyllodes tümörleri ve fibroadenomalar arasındaki fark phyllodes tümörlerinin bağlayıcı (fibro-connective) dokudaki büğme oluşudur. Phyllodes tümörleri genelde iyi huylu olurlar, fakat çok nadir de olsa bazen malign (kanser) olup metastaz yapabilirler. Phyllodes tümörlerinin tedavisi kitlenin ve etrafındaki 2.5 cm kalınlığındaki çevreleyen dokunun alınması şeklindedir. Kanserli phyllodes tümörleri lumpektomi veya mastektomi yöntemleri ile alınırlar fakat kemoterapi veya radyoterapiye çok iyi cevap vermezler.

Intraductal papilloma

Intraductal papilloma kanser olmayan , siğile benzer memenin içine doğru büğüyen dallanmış oluşumlardır. Papilloma genellikle meme ucuna yakın büyük bir süt kanalını da etkileyerek kanlı bir akıntıya neden olabilir. Bazen meme ucundan uzakta birden fazla papilloma da gözlemlenebilir.

Papilloma tanısı genelde memedeki süt kanalının “galactogram (veya ductogram)” olarak adlandırılan görüntüleme yöntemi ile konulur. Diğer tanı yöntemi ise “duct excision” yani hasta olan bölgedeki süt kanalının bir kısmının cerrahi müdahale ile alınması şeklindedir. Genelde cerrahlar papillomayı ve bir parça süt kanalını areola (meme ucunun etrafıdaki koyu renkli bölge) kenarındaki küçük bir kesikten girerek alırlar. Meme ucu akıntısına neden olan iyi huylu oluşumların yarısının nedeni papilloma olup diğer yarısı ise fibrokistik değişimler veya “duct ectasia” dır.

Granular hücre tümörleri

Granular hücre tümörleri genellikle ağızda veya ciltte oluşmakla birlikte, nadir de olsa memede de görülebilirler. Çoğu granular hücre tümörü hareketli, düzgün ve 1.5 – 2.5 cm arasındaki kitleler olarak karşımıza çıkar. Granular hücre tümör teşhisi genelde ince iğne biyopsi veya “core needle biopsi” yöntemleri ile konulur ve devamında çevreleyen doku ile birlikte cerrahi müdahale ile alınırlar. Granular hücre tümörleri meme kanseri oluşum riskinin yüksek olduğunun göstergesi değidirler.

Duct Ectasia

Duct ectasia süt kanalının genişlemesi ve sertleşmesidir. Genel olarak 40 – 50 yaş grubundaki kadınlarda görülür ve meme ucundan gelen koyu yeşil veya siyah bir akıntı ile ortaya çıkar. Meme ucu ve etrafındaki doku kırmızı ve hassas olabilir. Duct ectasia iyi huylu bir durum olmakla beraber süt kanalının çevresinde katı bir kitle oluşması durumunda kanser ile karıştırılabilir. Berrak meme ucu akıntısı çoğu zaman duct ectasia veya kistin bir sonucudur.

Duct ectasia için çoğu zaman herhangi bir tedavi yönteminin uygulanmasına ihtiyaç yoktur, fakat ısıtarak veya antibiotik uygulaması ile daha da iyileşirler. Nadir de olsa areola kenarındaki bir kesikten girilerek istenilen bölge cerrahi müdahale ile alınabilir.

Yağ Nekrozu

Yağ nekrozu yağlı memedokusunda şişkinlik oluşması ve hassas bir hal almasıyla oluşan bir durumdur. Yağ nekrozu herhangi bir zamanda oluşabileceği gibi, memedeki bir darbe veya yaralanma sonucu da oluşabilir. Vücut hasarlı meme dokusunu onarmaya çalışırken zarar gören bölgede “scar” olarak da adlandırılan bir doku oluşur. Yağ nekrozu bazen mamogramda kanser ile karıştırılabilir. Yağ nekrozu semptomları bir ay içinde azalır. Bölgeye uygulanacak biopsi yağ nekrozu tanısını kesinleştirir.

American Cancer Society’ye göre yağ nekrozunun bazı bölümleri yaralanma ve darbelerde farklı davranabilirler. “Scar” doku üretileceği yerde yağ hücreleri ölür ve yağlı bir sıvı ile dolu yağ kistleri oluşur. Yağ kistleri ince iğne aspirasyon yöntemi ile teşhis edilebilirler, bu aynı zamanda bu kistlere uygulanan tedavi yöntemidir. Yağ nekrozunun kendisi kanser olmayan bir durum olarak tanımlanmakla birlikte, bu durumun ortaya çıkması bazen memenin farklı bir bölgesinde şüpheli bir duruma dikkat çekebilir.

Memede iltihaplanma, Mastitis

Diğer bir iyi huylu değişim olan mastitis en yaygın olarak kadınların emzirme dönemlerinde ortaya çıkar. Meme ucuna yakın bölgelerde oluşan çatlaklardan süt kanallarına bakteri geçmesiyle iltihaplanma oluşabilir. Mastitis olan memede genellikle şişkinlik olur, kırmızı bir renk alır ve dokunulduğunda ele sıcak gelir. Çoğu zaman mastitis antibiotik ile tedavi edilir. İrin birikmesi durumunda drenaj yoluyla birikmiş olan sıvıların çekilmesi gerekebilir.

Sonuç

Bu yazıda bazı iyi huylu meme değişimleri ve bunların tedavi yöntemleri anlatılmıştır. Kadınlar meme ile ilgili tüm sıkıntı ve şikayetlerini doktorlarına iletmelidirler. Tedavi yöntemleri spesifik duruma, aile geçmişine ve diğer faktörlere bağlı olarak değişkenlik gösterir.

American Cancer Society asemptomatik (belirti olmayan) kadınlarda olası bir meme kanserinin erken teşhisi amacıyla aşağıdaki önerileri takip etmelerini tavsiye eder:

  • 20 ve üstü yaşındaki kadınlar her ay kendi kendilerini muayene etmelidirler;

  • 20 – 39 yaş aralığındaki kadınlar sağlık uzmanı tarafından en az üç yılda bir klinik meme muayenesinden geçirilmelidir. Aynı zamanda pap testi de yaptırmalıdır;

  • 20 – 39 yaş aralığındaki kadınlar aynı zamanda her ay kendi kendilerini muayene etmelidirler;

  • 40 yaş ve üstü kadınlar her yıl sağlık uzmanının yürüteceği klinik muayeneden geçmelidir. Söz konusu klinik muayene mamogram çektirme olarak da gerçekleştirilebilir. Ayrıca her ay kendi kendilerini muayene etmelidirler.

  • Yüksek meme kanseri riski altındaki kadınlar (mesela ailelerinde meme kanseri olanlar) doktorlarına yıllık mamogram taramasının 40 yaş öncesinde başlanması gerekliliğni sorgulamalıdırlar. Bazı doktorlar örneğin annesi meme kanseri olan kadınların annede teşhis edilen yaşın 10 yaş öncesinde mamogram taramalarına başlanmasını önerirler.


Memede Kitleler ve Meme Kanseri

category Meme Sağlığı admin 30 Mart 2008

Memede Kitleler ve Meme Kanseri

İyi Huylu Kitleler

Kistik Hastalık (Fibrokistik meme hastalığı)

Kadınlarda en çok görülen meme kitlesi sebebidir. Bu kistlerin içleri sıvı dolu olup adet öncesi dönemde sıvı miktarı artar, memede gerginlik ağrı ve hassasiyet ortaya çıkar. Her iki memede de yaygın olup büyüdüklerinde yuvarlak düzgün hareketli sertçe kitleler halinde ele gelirler. Genellikle menopozdan sonra kaybolmaya başlarlar.

Yağ bezeleri (Lipomlar)

Değişik büyüklükte tek, ağrısız, yuvarlak değişik büyüklükte meme kitleleridir. İçerisinde yağ dokusu bulunur. Vücudun birçok yerinde de görülebilirler.

Fibroadenomalar

Daha çok gençlerde görülen, genellikle tek, yuvarlak, oval, sert, hareketli, çoğu zaman ağrısız meme kitleleridir. Tesadüfen fark edilirler.

Papilloma ( intraduktal papilloma)

Meme başı arkasındaki ana süt kanalı duvarında gelişen siğil benzeri yapılardır. Meme başından kanlı bir akıntıya neden olurlar.

Travma sonucu oluşan kitleler

Kaza, çarpma, sonucu meme dokusu içinde kan toplanarak (Hematom), veya yağ dokusunun parçalanması sonucu yağlı dokuda sertleşme (Yağ nekrozu) gelişerek kitle hissi verebilirler. Bu durumlarda meme cildinde de kızarıklık, ateş, ağrı hissi olabilir.

Meme başı akıntıları

Birçok kadın yaşamı boyunca meme başı akıntılarla karşılaşmıştır. Bu tek veya her iki memede olabilir. Bunların çoğunluğu önemsiz akıntılardır. Berrak ve az miktarda bir meme başı akıntısı normal kabul edilir ve herhangi bir inceleme gerektirmezler. Devamlı ve bol miktarda olması incelemeyi gerektirir.

Meme başından koyu kıvamlı ve renkli akıntılar mutlaka araştırılmalıdır. Koyu sarı yeşil akıntılar iltihaba bağlı olabileceği gibi, kanlı akıntılar süt kanalı papillomlarına veya meme kanserlerine bağlı olabilirler.

Emzirme dönemi memeden süt gelmesi doğaldır. Ancak diğer zamanlarda kendiliğinden memeden süt gelmesi (Galaktore) doğal olmayıp mutlaka araştırılmalıdır.

Kötü Huylu kitleler

Meme basitçe

  • Süt yapımını sağlayan bezlerin oluşturduğu LOBÜLLER

  • Sütün boşaltılmasını sağlayan kanallar ( DUKTUSLAR)

  • Bu dokuların arasını dolduran bağ dokularından oluşmuştur.

Memenin kötü huylu kitleleri bu oluşumlardan gelişebilirler.

Süt kanallarından: İNTRADUKTAL KANSERLER ( en sık)
Lobüllerden: LOBÜLER KANSERLER
Ara dokulardan ( nadir )

Meme kitleleri:

Ele gelen kitleler (Palpabl) Kendi kendini muayene veya hekim muayenesi ile tesbit edilir.

Ele gelmeyen kitleler (Nonpalpabl) Mammografik taramalar sırasında tespit edilirler. Bu nedenle belirli bir dönemden sonra meme muayenesi yanında periyodik olarak radyolojik inceleme de önerilmektedir.

Meme Kitleleri nasıl değerlendirilir?

  • Palpasyon (Elle muayene): Kişinin kendi kendini veya hekim tarafından yapılan elle muayenedir.

  • Aspirasyon ( iğne ile sıvı çekme): Hekim tarafından yapılır. Memedeki kitle içine enjektörle girilir ve eğer sıvı varsa enjektör içine çekilir. Bu yöntemle kitlenin kist veya katı olup olmadığı tesbit edilmiş olur. Aynı zamanda alınan sıvı patolojik incelemeye gönderilir. Kistik kitleler bu yöntemle boşalırlar ve aynı zamanda tedavi edilmiş olunurlar.

  • İnce iğne aspirasyon biyopsisi: Yukarıdaki yöntemde kitlede eğer sıvı yoksa katı kitleden enjektöre hücre emilir, bu hücreler cam üzerine püskürtülüp patoloji uzmanı tarafından incelenir.

  • Mammografi: Memenin röntgen ile incelenmesidir. Erken dönemde meme kitlelerinin tanısını sağlar. Kitlenin iyi veya kötü huylu olduğunu belirleyebilir. Bazen kitle ele gelmeden tanı koydurabilir.

  • Ultrasonografi: Memenin ses dalgaları ile incelenmesini sağlar. Memedeki kitleleri, kitlenin kistik veya katı olup olmadığını belirlemede faydalıdır.

  • Biyopsi: Kitlenin lokal veya genel anestezi ile cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Kitle tamamen (exizyonal) veya kısmen (insizyonal) olarak çıkarılıp patojik incelemeye gönderilir.

Memede kitle tespit edildiği zaman hekim bu yöntemlerin bir veya birkaçını uygulayarak kitleyi incelemeye alır, ve kesin tanıya varılır.

Meme kanserlerinin belirtileri nelerdir.?

Meme başında çatlamalar, yaralar, sertlik , içeri çekilme,
Meme başından kanlı akıntı gelmesi,
Meme başının asimetrik şekil bozukluğu,
Meme şeklinin bozulması, asimetrik görünüm, çukurlaşma, tümsekleşme, ele gelen ağrısız veya ağrılı kitleler,
Meme cildinin renk şekil yapı değişiklikleri, portakal kabuğu görünümü alması, kabalaşma,
Meme üzerinde yaralar ortaya çıkması,
Meme cildinde damarlarda belirginleşmeler, kızarıklık, ateş, şişlik
Koltuk altında ele gelen kitleler, v.s.
Bu belirtilerden herhangi birisi tek başına meme kanseri olarak değerlendirilemez. Diğer bulgular ve incelemelerle birlikte ancak kesin bir tanıya varılabilir.

Meme kanserlerinde tedavi

  • Cerrahi Tedavi

  • Radyoterapi

  • Kemoterapi

  • Hormonal tedavi

Cerrahi tedavi ve radyoterapi vücudun bir bölümünü ilgilendiren tedavi yöntemleri olduğundan lokal tedavi, kemoterapi ve hormonal tedavi tüm vücüdu ilgiledirdiği icin sistemik tedavi olarak kabul edilir. Bu tedavi yöntemlerinden hangilerinin uygulanabileceği birçok faktörlere bağlıdır. Bunlar arasında tümorün tipi, tanı konulduğunda hastalığın yayılım dururmu, yaş ve hastalık hikayesi sayılabilir. ayrıca tedavi konusunda kişinin tercihleri ve yaşam biçimi de önem taşır. Ancak küratif tedavi yöntemi seçimi esas olmalıdır.

Periyodik meme bakımı

  • Her ay kendi kendini muayene

  • Yılda bir kez hekim muayenesi, (eğer daha önce geçirilmiş meme hastalığı varsa 3 ayda bir )

  • Mammografi : 40 yaşından sonra 2 senede bir, 50 yaşından sonra yılda bir yapılmalıdır.

Risk gurubu

  • Yüksek risk:

    50 yaş ve üzeri
    Anne ve babasında meme kanseri bulunanlar
    Daha önce meme kanseri nedeniyle tedavi görmüş olanlar.

  • Diğer

    Prekanseröz meme hastalığı olanlar
    Memede aspirasyon veya biyopsi ile kanıtlanmış kist veya kitle hikayesi
    Hiç çocuğu olmayan kadınlar
    İlk çocuğunu 30 yaştan sonra doğuranlar
    İlk adetini 12 yaştan önce görenler
    55 yaştan sonra geç menopoza girenler
    ?işmanlık
    Aşırı alkol kullananlar


Memelerde Sızı ve Çatlaklar

category Meme Sağlığı admin 30 Mart 2008
Memelerde Sızı ve Çatlaklar

anım

Memede çatlak ve soyulmaların nedeni, sizin yanlış konumda tutmanızdan dolayı bebeğin memeye tam kenetlenememesidir. Meme derisi kızarır ve sızlar. Memedeki çatlaklar her emzirmede size acı verecektir.

Korunma

Bebeğin areola bölgesini ağzının içine almasını sağlayın. Meme başlarını kuru tutun. Meme kremleri Doktorun önereceği bir krem ya da antiseptik yararlı olabilir.

Tedavi

?u önerilere uymaya çalışın:

  • Her emzirmeden sonra memenizi kurulayın. Ilık hava üfleyen saç kurutma makinesini uzaktan tutabilirsiniz.

  • Sutyenin içine sapı kesilmiş bir çay süzgeci ya da tek kullanımlık meme tamponu koyarak memelerin yeterince hava almasını sağlayın.

  • Bebeğin emiş konumunu değiştirerek basıncı areolanın değişik yerlerine dağıtın.

  • Sızlayan memeyi bir gün için elle boşaltın.

  • Bebeğin memeyi, sütü boşalttıktan sonra uzun süre emmesine izin vermeyin.

  • Memeniz çok acıyorsa meme kalkanı kullanın.


 
 

Meme Başı Akıntıları

category Meme Sağlığı admin 30 Mart 2008
Meme Başı Akıntıları

Meme başı akıntısı , memede kitle ve ağrı şikayetinden sonra karşımıza çıkan bir sorundur.Meme ile ilgili nedenlerle polikliniğe başvuran hastalarda bu oran %3-5 olup, bu sebeple meme ameliyatı geçirenlerin oranı ise %7-8’i oluşturmaktadır.Yaş olarak da en sık 25-45 yaşları arasında görülür.

Meme başı akıntısı daha çok iyi huylu hastalıklarla birlikte olmasına karşın akıntının bir memeden ya da her iki memeden olması, kendiliğinden veya uyarımla olması, sürekli ya da aralıklı olması, tek bir kanaldan ya da birçok kanaldan akıntının gelmesi, akıntının kanlı veya kansız olması altta yatan olası kötü hastalığı ortaya çıkarmak açısından önemli noktalardır.

Adet döneminin başlamasından itibaren gebelikte,laktasyonda(süt verme dönemi) ve menopoz sonrası dönemde memelerde fonksiyonel(beklenen) ve patolojik(normalin dışında) değişiklikler olur. Bu patolojik değişikliklerden birisi de meme başı akıntısıdır, gebelik ve laktasyon dışında ortaya çıktığında patolojik olarak kabul edilir.

Meme başı akıntıları genel olarak üç grup altında incelenebilir;

  • Galaktore

  • Kansız akıntı

  • Kanlı akıntı

GALAKTORE

Her iki memeden, spontan (kendiliğinden) olarak, tüm kanallardan sütlü akıntı gelmesi galaktore olarak adlandırılır. Memelerden sütlü akıntı gelmesi gebelik sırasında veya gebelik bittiğinde görülebilir.Bu yaklaşık iki yıl kadar sürebilir ve emzirme bittiğinde kesilir. Gebelik veya emzirme olmaksızın memelerden sütlü akıntı gelmesi fizyolojik, farmakolojik (ilaçlara bağlı) veya endokrinolojik (hormonal) nedenlere bağlı olabilir.

Fizyolojik olarak;aşırı meme manüplasyonu (elle uyarılması), meme başlarının emilme şeklinde uyarılması buna yol açabilir. Tanı ve tedavi için uyarı kesilerek akıntının devam edip etmediğine bakılır.

Farmakolojik nedenler ise başka problemler nedeniyle kullanılan ilaçların galaktoreye sebep olmasıdır. Bu ilaçlar arasında en sık ülser ilaçları, doğum kontrol ilaçları, antiemetikler (bulantı giderici ilaçların bir kısmı) ve antidepresanlar sayılabilir. Ayrıca kronik morfin kullananlarda da görülebilir.

Endokrinolojik sebeplere gelince bir grup kadında galaktorenin sebebi kolayca açıklanamaz. Böyle durumlarda serum prolaktin seviyesi oldukça yardımcıdır. Prolaktin, hipofiz ön lobundan salgılanan bir hormondur. Görevi memeden süt salınımını sağlamak, diğer hormonlarla birlikte memenin gelişimine katkıda bulunmaktır.

Gebelik sırasında prolaktin seviyesi yükselerek doğumdan hemen sonra 200 ng/ml ye ulaşır. Gebelik ve doğum olmaksızın prolaktin seviyesindeki artış hipofize ait tümoral bir kitleyi düşündürmelidir. Hastalarda kitleye bağlı baş ağrısı ve görme bozukluğu vardır. Tanı için görme alanı muayenesi yapılır.Kafa grafisi ile büyük bir hipofizer kitle ortaya çıkarılabilir. Daha küçük kitleler için bilgisayarlı tomografi ya da magnetik rezonans çekilebilir. Kitlenin boyutuna ve medikal(ilaç) tedavisinin sonucuna göre cerrahi eksizyon ve radyoterapi(ışın tedavisi) planlanabilir.

Bunların dışında hipotalamik kitleler, enfeksiyonlar, vasküler (damarsal) ya da dejeneratif hasarlar, ektopik (normal yeri dışında) prolaktin salgılayan bronkojenik karsinoma, göğüs duvarına ait lezyonlar; herpes zoster, cerrahi skarlar da galaktoreye sebep olabilir.

Eğer galaktore kontrol altına alınamıyor, hastanın sosyal ve seksüel yaşamını etkiliyorsa ayrıca gelecekte gebelik planı yoksa cerrahi ile tüm kanallar çıkarılabilir.

KANSIZ AKINTILAR

Pürülan Akıntılar: Sıklıkla çocuk emzirme döneminde görülmekle beraber postmenapozal kadınlarda da görülebilir. Memede ağrı, huzursuzluk ve bir çok kanaldan kaynaklanan, spontan, tek taraflı akıntı enfeksiyon (iltihap) belirtileri ile birlikte mevcuttur. Enflamasyona ait klinik ve laboratuar bulguları ile tanı koyulabilir .

Tedavi için kültür alınarak uygun antibiyotik ve antiinflamatuar (iltihap giderici) verilir. Eğer apse oluşmuşsa insizyon ve drenaj gereklidir. Ayrıca inflamatuar kanser açısından dikkatli olmak gerekmektedir.

KANLI AKINTILAR

Bu hastalarda sıklıkla

  • %48.1 İntraduktal papillom

  • %32.9 Fibrokistik değişiklik

  • %14.3 Kanser

  • %4.8 Duktal ektazi

saptanmıştır.

Meme duktus ektazisinde (meme kanallarının genişlemesi) bu tür akıntı görülür.Bu grupta akıntılar farklı renklerde ,spontan , yapışkan ,bilatera l(iki taraflı) ve bir çok kanaldan olur. Çocuk doğurmuş, meme başı uyarımı olan, 37-53 y. arasında ki kadınlarda daha sıklıkla görülür. Akıntı sıklıkla farklı renklerde karşımıza çıkarken genellikle yeşil hakimdir. Sırasıyla sarı, beyaz ,kahverengi-gri ve kırmızımsı kahverengi olabilir. Bu son renk kanlı akıntı ile karışabilir.

İntraduktal papillomlar da bu tür akıntılara sebep olabilir.Genellikle 20-40 yaşlarında görülürler. Çoğunlukla meme başına yakın bir kist ya da genişlemiş bir duktus içinde gelişen genellikle 1 cm’ den küçük lezyondur. Bazen papillomlar birçok duktusda ve duktusun farklı yerlerinde de olabilir. Fizik muayene ile akıntının geldiği duktus saptanmaya çalışılır. Tanıda mamografi yalnız başına yetersizdir. Duktografi (kanallardan ilaç verilerek görüntüleme) ve histopatolojik (parçanın alınarak mikroskop altında incelenmesi) tanıda önemlidir.

Bu akıntılar sıklıkla kanserle veya prekaseröz mastopati ile birliktedir. Akıntı tek taraflı , tek kanaldan kaynaklanıyor, kitle var ise sitolojik ve mamografik bulgular da değerlendirilerek kanser ayırıcı tanısına gidilmelidir

Akıntı serösanginöz (sulu-kanlı gibi) ya da kanlı ise 50 yaşın altında iyi huylu olma olasılığı artarken, 50 yaşın üstünde kötü bir hastalık ile birlikteliği sıktır. Yaş artışı ve kitle varlığı kanser olasılığını akla getirmelidir.

Meme başı akıntısında hastaya yaklaşım ve tanı yöntemleri ne olmalıdır ?

Eğer akıntı çamaşır üzerinde spontan fark edilmişse bu hastanın aktivasyonu örneğin jimnastik sonrası fark edilenden daha önemlidir. Akıntının menstruel siklus (adet kanamaları), ovulasyon ve mevcut gebelik ile ilişkisinin olması nonkanseröz (kanser dışı) lezyon ayırımında önemlidir. Akıntının rengi, travma (hasara maruz kalma), cerrahi, herpes zoster gibi enfeksiyonlarda ayırıcı tanıda önemlidir. Hikayede ilaç kullanımı araştırılmalıdır.

Hasta yaşı ve ailede kanser hikayesi meme kanseri gelişiminde artmış bir risktir. Tüm menapoz sonrası akıntılar önemlidir.

Her iki memenin fizik muayenesi nazik ve dikkatli biçimde yapılmalıdır. Akıntının geldiği kadranın demonstrasyonu önemlidir. Akıntının rengi ve konsantrasyonu gözlenir. Sitoloji yapılabilir fakat yalancı negatif sonuç oranı yüksektir. Sitoloji şüpheli, kitle tespit edilememişse kesin tanı için akıntının geldiği meme duktusu çıkarılarak tanıya gidilmelidir. Tüm palpe edilen (ele gelen) kitlelerde ince iğne aspirasyon biyopsisi gereklidir. Histopatolojik tanı daha değerlidir ve bizi kesin tanıya götürür. Mammografi öncelikle yapılmalıdır. Duktografi özellikle intraduktal papillom tanısında yardımcı olabilir.

Sonuç olarak tek taraflı, kendiliğinden olan, kanlı akıntılarda mutlaka tanının konması gerekmektedir.Ayrıca unutmamamız gereken önemli bir nokta ise, akıntının gelip gelmediğini kontrol için kesinlikle meme başını uyarmamalıyız. Akıntı var ise zaten gelecektir.


 
 

Meme Yapısı (anatomisi)

category Meme Sağlığı admin 30 Mart 2008

Meme Yapısı (anatomisi)

Göğüs genelde dairesel yada göz yaşı damlası şeklindedir. Ancak göğüs dokusu köprücük kemiğinden sutyen çizgisine ve göğüs kemiğinden koltuk altına kadar bulunabilir. Bu nedenle kişisel göğüs kontrolleri yapılırken bu alanların tümünün kontrol edilmesi ve mastektomi yapılırken bu alanlardaki dokularında alınması çok önemlidir.

Göğüs süt bezlerinden, süt kanallarından, dolgu malzemesi olan yağ dokusundan ve taşıyıcı olan lif dokusundan oluşur. Süt bezleri lob adı verilen gruplarda toplanırlar. Her lob, pek çok sayıda daha küçük lob içerir. Bu küçük loblar sayısı bir düzineye varan ve küçük üzümlere benzeyen minik ampul şeklindeki bezleri içerir, ve süt burada üretilir. Göğüslere dokunulduğunda yumru yumru hissedilmesinin nedeni budur. Duct adı verilen küçük kanalcıklar üretilen sütü göğüs ucuna taşır.

Göğsün içinde kas yoktur ama, pectoralis major and pectoralis minor adı verilen iki kas göğsün altındaki kaburgalara bağlıdır.

Göğsün içinde göğse oksijen ve besin taşıyan damarlar vardır. Damarda kan ile beraber dolaşımda olan lenf sıvısı, (vücudun savunma sisteminde önemli bir rol oynar), damar duvarlarından sızar ve hücrelerin arasındaki boşlukta birikir. Bunların toplanması ve ana kan dolaşımına geri kazandırılması için lenf kanalları vardır. Bu kanallar boyunca, lenf sıvısı lenf bezleri adı verilen fasulye tanelerine benzeyen organlar tarafından süzülür. Göğüste toplanan lenf sıvısının büyük bir bölümü koltuk altına doğru toplanır, burada harici lenf bezleri tarafından süzüldükten sonra lenf sıvısı dolaşım sistemine geri döner.

Göğüsler Nasıl Büyür ve Değişirler

Doğumdan yaşlılığa dek olan süreç içerisinde göğüs belki de insan vücudunda en fazla değişime uğrayan organdır. İlk adetten bir yada iki yıl kadar önce kadınlık hormonları olan östrojen ve progesteronun etkisi ile göğüsler büyümeye başlar.

Doğurgan olunan süreç içerisinde göğüsler adet dönemleri ile paralellik gösteren ve kadınlık hormonlarının kandaki düzeyleri tarafından tetiklenen aylık değişimler geçirirler. Hamileliğe hazırlanıyormuşçasına her ay süt bezleri aktif hale geçerler ve göğüsler şişer, hormon değerlerinin normale dönmesi ile süt bezleri yeniden aktif olmayan hale dönerler.

Menopoz ile birlikte, hormon düzeylerinde düşmeler görülür ve süt bezlerinin bir bölümü küçülür veya yok olur. Yağ dokusu bu dokuların yerlerinin bir kısmını doldurur.

Bütün bu değişimler boyunca, hücrelerin genetik kodunu içeren DNA zarar görebilir. Hücrenin tüm özelliklerini içinde barındıran DNA, aynı zamanda hücrelerin nasıl bölünmesi ve çoğalması gerektiğine ilişkin bilgiler de içerir. DNA da oluşabilecek böylesine değişimler kansere yol açabilir.