Archivi per ‘Jinekolojik Sorunlar ve Hastalıklar’

Sık Sorulanlar

Sık Sorulanlar
 

Endometriozis nedir?

Endometriozis rahim içini döşeyen, endometrium olarak adlandırılan dokunun rahim dışında da bulunmasıdır. Endometriozis çoğunlukla yumurtalıklar, yumurtalık kanalları (tüpler) ve rahmin dış yüzeyinde görülür. Nadir olarak vücudun diğer bölgelerinde de görülmektedir. Rahim içi doku menstrual siklus (adet siklusu) boyunca östrojen ve progesteron hormonlarının etkisi ile değişiklik gösterir. Östrojen hormonun etkisi ile büyüyüp gelişen endometrium, menstrual siklusun ikinci yarısında östrojen ve progesteron hormon düzeylerinin düşmesi ile dökülmeye başlar. Dökülen endometrial doku menstrual kanama (adet kanaması) ile atılır. Endometriozis hastalığında rahim dışında yerleşen endometrial dokularda da hormonal uyarılara bağlı değişiklikler görülür ve kanama olur, bu kan çoğu zaman atılamadığı için birikerek etraftaki doku ve organlara zarar verir.

Endometriozis ne sıklıkta görülür?

Endometriozis jinekologların en sık karşılaştığı problemlerden biridir. Üreme çağındaki sağlıklı kadınların %5’inde görülen endometriozis çocuk sahibi olamayan kadınların %35-40’ında görülür.

Endometriozis daha çok hangi yaş grubunda görülür?

Endometriozis üreme çağındaki kadınlarda görülür, yani mensturual kanamaların başlamasından itibaren menopoza dek geçen süre içerisinde endometriozis hastalığına rastlanır. Endometriozis hastalığının başlaması ve ilerlemesi için yumurtalıkların fonksiyonel olması gerekir. Endometriozis en sık 30-40 yaşları arasındaki kadınlarda görülmesine rağmen son yıllarda teşhis amacıyla yapılan laparoskopik girişimlerin yaygınlaşmasıyla endometriozis hastalığının 20’li yaşlarda da oldukça sık teşhis edildiğini görmekteyiz.

Endometriozis genetik veya ailesel bir nedeni var mıdır?

Yapılan çalışmalar endometriozis hastalığının genetik veya ailesel bir faktöre bağlı olduğunu göstermiştir. Annesinde veya kız kardeşinde endometriozis hastalığı olan kadınlarda endometriozis görülme olasılığı 7 kat daha fazladır. Bunun nedeni tam olarak bilinmemesine rağmen immün sistemin (bağışıklık sisteminin) o dokuları tanıyarak yok edebilmesindeki bozukluğun genetik geçişle olabileceği düşünülmektedir. Ailesinde endometriozis hastalığı olan vakalarda hastalık daha fazla yayılma ve ilerleme eğilimi gösterir.

Menstruasyon sırasında cinsel ilişki kurulmasının endometriozis riskini arttırdığı doğru mudur?

Menstruasyon döneminde cinsel ilişki kurulmasının yumurtalık kanalarındaki aktiviteye arttırarak menstruasyon kanının tüplerden ters yöne karın içine akmasına neden olacağı ve endometriozis riskini arttıracağı düşünülmekte ise de bu görüş bilimsel olarak kanıtlanmamıştır.

Laparoskopi sırasında endometriozisin odaklarının görülmesi teşhis için yeterli midir?

Endometriozis yaralarından alınan biyopsi hastalığın teşhisini kesinleştirse de endometriozis yaralarının laparoskopik olarak görüntülenmesi ve incelenmesi teşhis için yeterlidir. Günümüzde bir çok jinekolog bu konuda deneyimlidir. Laparoskopik inceleme ile endometriozisin tanısı kesin olarak konulabilir.

Endometriozisin bazı ırklarda daha yaygın olarak görüldüğü doğru mudur?

Endometriozis Kafkas ırkında özellikle ülkemizin Doğu Anadolu bölgesinde yaşayan kadınlarda daha sık görülmektedir. Asya kıtasında (özellikle Doğu Asya) yaşayan kadınlarda endometriozis görülme olasılığı daha fazladır. Endometriozis hastalığı sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olan toplumlarda daha sık görülür.

Endometriozis hastalığı olan kadınlarda menstrual sikluslarda değişiklik görülür mü?

Menstrual siklusları erken yaşta başlayan ve düzenli olan kadınlarda endometriozis hastalığı görülme olasılığı daha yüksektir. Bunun yanı sıra endometriozis hastalığı olan kadınlarda da menstrual sikluslar genellikle kısa sürer. Bu kadınların bir çoğu menstruasyon sırasında şiddetli ağrıdan yakınır. ?iddetli ağrısı olan kadınlarda endometriozis görülme olasılığı 4 kat daha fazladır. Yapılan çalışmalar da menstrual kanaması bir haftadan daha uzun süren kadınlarda endometriozis görülme riskinin 2,5 kat daha fazla olduğu saptanmıştır.

Tampon kullanımı ile endometriozis arasında bir ilişki var mıdır?

Bilimsel olarak menstruasyon sırasında tampon kullanımının endometriozis ile bir ilişkisi saptanmamıştır.

Anne olması 30 yaşından sonraya erteleyen kadınlarda endometriozis daha sık mı görülür?

Gebeliğin endometriozise karşı koruyucu etkisi olduğuna inanılır. Gebeliğin daha ileri yaşarda elde edilebilmesinin endometriozisin bir nedeni değil sonucu olduğu da düşünülür.

Menopozdan sonra endometriozis görülebilir mi?

Menopozdan sonra yumurtalıklarda östrojen hormonu üretilmediği için endometriozis görülmez. Fakat menopoz sonrası hormon replesman tedavisine bağlı olarak veya aşırı kilolu kadınlarda vücuttaki yağ dokusunda üretilen östrojenin etkisi ile bu dönemde endometriozisin başladığı veya devam ettiği vakalar görülebilir.

Endometriozis yaraları neye benzer?

Endometriozis hastalığında etkilenen organların üzerinde mavi gri renkte yaralar görülür. Hastalığın ilk evrelerinde yaralar bulundukları yüzeyde düzensizliklere ve hafif renk değişikliklerine neden olur. Daha sonraki evrede bu yaralar kırmızı ve koyu kırmızı renklerde görülebilirler. Hastalığın daha ileri evrelerinde ise yaralar tipik mavi gri veya yanmış barut görüntüsünü alır. Bazı endometriozis yaraları ise renksizdir.

Endometriozisin en sık görülen bulguları nelerdir?

Endometriozisin klinik bulguları hastadan hastaya çok değişiklik gösterir ve hastalığın yaygınlığı ile orantılı olmayabilir. Endometriozis ilerledikçe infertilite görülme ihtimali artar. Klinik bulgular çoğunlukla hastalığın anatomik olarak yerleştiği yere bağlıdır. Endometriozisin en sık görüldüğü yerler yumurtalıklar, üreme organları çevresindeki karın zarları, rahim arkasındaki boşluk, rahim bağları ve rahmin arka yüzüdür. En sık görülen bulgu ise menstruasyon döneminde veya cinsel ilişki sırasında ağrıdır. Endometriozis hastalığına bağlı anormal kanama, lekelenme ve infertilite de sık görülür.

Endometriozis hastalığı niye en sık yumurtalıklarda görülür?

Endometriozis vakalarının % 75’inde yumurtalıklar etkilenir. Menstruasyon döneminde menstrual kanının fallop tüplerinden karın boşluğuna geri akması sonucunda endometriozisin oluştuğu düşünülür. Fallop tüplerinin ucunda bulundukları için bundan en çok etkilenen organlar yumurtalıklar olur. Yumurtalıklarda steroid hormonlarının yüksek düzeyde bulunması da bu organlarda endometriozis oluşma ihtimalini arttırır.

Çikolata kisti nedir?

Endometriozis yaraları yumurtalıklar üzerinde kanamalar yapar, hastalık ilerleyince bu yaralar yumurtalık dokusu içine yayılır. Pıhtılaşmış koyu renk kan ile dolu kistler oluşur. Bunlara çikolata kisti veya endometrioma adı verilir.

Karın içerisindeki sıvıdaki endometriozise hastalığına bağlı meydana gelen ve infertiliteye neden olan değişiklikler nelerdir?

Karın boşluğunda bulunan ve organların birbiri üzerinden kaymasını sağlayan sıvı periton sıvısı olarak adlandırılır. Endometriozis varlığında bu sıvının içinde bulunan hücreler ve sıvının biyokimyasal içeriği değişir. Sıvının miktarı artarken, içinde iltihaplı hücreler ve prostoglandin düzeyi de artar. Bu değişiklikler yumurtalıkların ve fallop tüplerinin fonksiyonlarını etkiler. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar endometriozis varlığında periton sıvısının embriyolar için toksik etkiye sahip olduğunu ve embriyo gelişimini erken safhada durdurduğunu göstermiştir.

Üreme organları dışında endometriozisin sıklıkla görüldüğü yerler nerelerdir?

Endometriozis üreme organları dışında en sık ince ve kalın bağırsak üzerinde daha nadir olarak da safra kesesi, mide, dalak ve karaciğer üzerinde görülebilir.

Yapışıklık nedir? Endometriozisle birlikte yapışıklık neden oluşur?

Endometriozis yaralarının oluşturduğu nedbe dokuları ve karın boşluğuna dökülen kanın oluşturduğu iltihabı reaksiyonlar karın zarı yüzeyinde yapışıklıklara neden olabilir. Bu yapışıklıklar çoğunlukla üreme organları ve daha az hareket eden organlar arasında görülür. Yapışıklıklar özellikle yan duvarlar ile rahim ve kalın bağırsağın son kısmı ile rahmin arkasını örten karın zarları arasında görülür.

Endometriozis neden oluşur?

En sık kabul edilen teori, menstrual kanın fallop tüpleri aracılığı ile karın boşluğuna ters yönde akması ve karın boşluğu içerisinde endometrial dokuların yerleşmesine neden olmasıdır. Diğer bir teori ise endometrial hücrelerin diğer organlara lenf kanalları aracılığıyla ulaşmasıdır. Bunların yanı sıra kabul edilen diğer teoriler ise endometrial hücrelerin akciğer, deri ve vücudun diğer kısımlarındaki organlara kan damarları aracılığıyla ulaşması ve daha nadir olarak da cerrahi işlem sırasında endometrial hücrelerin vücudun diğer bölgelerine bulaştırılmasıdır.

Endometriozis hastalığı ne kadar eski bir hastalıktır?

Teorik olarak endometriozis hastalığı insanlık tarihi kadar eskidir ve günümüzden yaklaşık 300 yıl önce ilk kez tanımlanmıştır. Sampson adlı bir hekim 1920’li yıllarda New York Albany’de endometriozis hastalığını günümüzün normları ile tanımlamış ve endometriozisin menstrual kanın fallop tüplerinden ters yönde karın boşluğuna akması ile oluşabileceğini ifade etmiştir.

Endometriozisin çoğunlukla yumurtalıkları etkilediğini duyuyorum. Tüplerin de etkilenmesi mümkün mü?

Fallop tüpleri erken evre endometriozis vakalarında nadiren etkilenirken ilerlemiş endometriozis vakalarında tüplerin etkilenmesi mümkündür. Bu durum tüp hareketliliğinin azalmasına ve infertiliteye neden olur.

Endometriozis hastalığında kasık ağrısı neden olur?

Endometriozisin erken safhalarında endometriozis yaralarının yırtılması ile kasık ağrısı oluşabilir. Bunun yanı sıra ilerleyen endometriozis vakalarında üreme organlarının birbirine yapışması ile hareketlerinin kısıtlanarak zorlaşması da kasık ağrısına neden olur.Bunun yanı sıra karın içi sıvının kimyasal yapısının değişmesinin de ağrıya neden olduğu düşünülmektedir. Çikolata kistlerin yırtılmaları da şiddetli ve ani başlayan ağrılara neden olabilir.

Endometriozisin karakteristik klinik bulguları nelerdir?

Endometriozis vakalarının yaklaşık %75’inde kasık ağrısı görülür.Ağrının yeri çoğunlukla endometriozis yaralarının yerleşimine bağlıdır.Ağrı çoğunlukla menstural kanama ile başlar ve ilk birkaç gün şiddetli olarak devam eder.Yumurtalıkların etkilendiği vakalarda ise ağrı yumurtlama döneminde görülür.Endometriozis hastalarında sık görülen bir diğer yakınma ise ağrılı cinsel ilişkidir.Bu durum vakaların %30-35’inde görülür.Bunun yanı sıra bağırsak hareketlerinde ağrı, menstruasyon öncesi dönemlerde gerginlik ve stres, lekelenme ve düzensiz kanamalar, mesanenin bulunduğu bölgede ağrı ve ağrılı idrar yapma, zaman zaman idrarda kan bulunması ve infertilite sık rastlanan bulgularıdır.

Hiçbir klinik bulgu olmadan endometriozis hastalığı olabilir mi?

Bu durum bazı vakalarda görülebilir. Çünkü endometriozisin bulguları oldukça değişkendir. Bazı hastalarda çok yaygın endometriozis olmasına rağmen hiçbir bulgu görülmeyebilir. Bulguların varlığı endometriozis hastalığının tanısını koymamıza yardımcı olmasına rağmen klinik bulguların olmaması endometriozis olmadığı anlamına gelmez. İnfertilite vakalarında hiçbir bulgu olmamasına rağmen endometriozis düşünülebilir ve teşhis amaçlı laparoskopi yapılabilir.

Endometriozis hastalığın yanında rahimde myom da olduğu tespit edildi. Bu sık görülen bir durum mudur?

Endometriozis hastalığı diğer jinekolojik problemlerle birlikte görülebilir. Uzamış ve düzensiz kanamalar, kasık ağrısı, kasıklarda bası hissi gibi yakınmalara ve infertiliteye her iki problem birden neden olabilir. Vakaların %15’inde endometriozise ek olarak myom gibi diğer jinekolojik problemler de görülebilir.

Endometriozis kansere neden olur mu?

Bilimsel çalışmalar endometriozis vakalarının ancak %1-2’sinde endometriozis yaralarının olduğu yerlerde kanser geliştiğini göstermiştir. Fakat endometriozis hastalığı olamayan kadınlarda da aynı sıklıkta kanser görüldüğü için endometriozis yaralarının kansere dönüşmediği düşünülür.

Endometriozise bağlı ağrıların menstruasyondan hemen önce ve mentruasyon sırasında olduğunu duydum, benim ağrım sürekli bu ağrıların endometriozise bağlı olma ihtimali var mı?

Endometriozise bağlı ağrılar genellikle menstruasyondan hemen önceki dönemde ve menstruasyon sırasında görülür.Hastalık ilerledikçe ağrı menstrual siklus boyunca tüm ay görülebilir.Ağrı ani başlar veya kronik olabilir.İleri derecede endometriozis görülen vakaların yaklaşık yarısında ağrı kroniktir ve menstrual siklus boyunca görülür.Menstruasyondan hemen önce ve menstruasyon sırasında şiddetlenir.Bu vakalarda cinsel ilişki sırasında da şiddetli ağrı yakınması vardır.Günümüzde hastanın kasık ağrısı,menstruasyon döneminde ve cinsel ,ilişki sırasında ağrı yakınması ve infertilite problemi varsa hasta aksi ispatlanana kadar endometriozis vakası olarak kabul edilir. Endometriozisin kesin ve en geçerli tanı yöntemi laparoskopik olarak endometriozis yaralarının izlenmesidir.

İki defa düşük yaptım, endometriozis düşüğe neden olur mu?

Tekrarlayan gebelik kayıpları ve endometriozis arasındaki ilişki bir çok araştırmacı tarafından değişik çalışmalarla gösterilmiştir. Endometriozisi olan hastalarda düşük ihtimalinin çok yüksek olduğu ve tedaviden sonra birçok hastanın sağlıklı çocuk sahibi olabildiği gösterilmiştir. Bağışıklık sistemini ilgilendiren problemler de endometriozis hastalığına eşlik eder, bu hastalarda görülen düşüklerin bağışıklık sistemindeki bozukluklara bağlı olabileceği düşünülür.

Muayene sırasında doktorum rahmin geriye dönük olduğunu ve bunun endometriozis hastalığına bağlı olduğunu ifade etti.. Bu durum ne kadar sık görülür?

Rahmin geriye doğru dönük olması endometriozisin bulgularından biri olarak sayılabilir. Rahmin arkasında bulunan endometriozis odakları yapışıklıklara neden olarak rahmin arkaya yapışmasına ve geriye dönmesine neden olur. Endometriozisi olan hastaların yaklaşık yarısında rahim arkaya dönüktür.

2 yıl önce geçirdiğim ameliyatta rahmim, yumurtalıklarım ve tüplerim alındı. Ağrı nedeni ile doktora başvurduğumda endometriozis olabileceği söylendi. Bu mümkün mü?

Bazen cerrahi girişim ile rahim, yumurtalıklar ve tüpler alınmasına rağmen endometriozis odakları tamamen temizlenmemiş olabilir. Özellikle yumurtalıkları alınan hastaların menopoza girmemeleri için östrojen ve progesteron takviyesi yapılır. Bu hormonlar cerrahi sırasında temizlenmeyen endometriozis odaklarının büyümesine ve ağrılı nodüller olarak ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu gibi durumlarda özellikle ameliyat sırasında endometriozis odaklarının kalmış olabileceği düşünülüyorsa bu hastalara ilk 12 ay östrojen vermeden sadece progesteron takviyesi yapılabilir.

CA-125’in önemi nedir?

Yapılan birçok çalışmada CA-125 adlı antijenin kan düzeyinin ilerlemiş endometriozis vakalarında yükseldiği gösterilmiştir. Kasık ağrısı olan endometriozis vakalarının %90’ında bu antijen yüksek düzeylerde bulunduğundan CA-125 endometriozis hastalığının teşhisinde kullanılabilen bir parametredir.

Endometriozis ile karışan bir başka hastalık var mıdır?

Ağrı ve infertilite endometriozisin yanında diğer birçok hastalıkta da görülebilir. Endometriozisle en çok karışan hastalık pelvik inflamatuvar hastalık olarak adlandırılan genital organların yaygın enfeksiyonudur.Ayrıca yumurtalıklardaki iyi ve kötü huylu tümörler de endometriozise benzer bulgulara yol açabilir. Sindirim sistemi ve üriner sistemdeki bazı problemlerde endometriozisle karışan hastalıklar arsındadır. Bundan dolayı endometriozisin kesin tanısı ancak laparoskopi ile konulabilir ve laparoskopi sırasında endometriozis yaralarından biyopsi alınarak histolojik olarak tanı doğrulanır. Tanısı laparoskopi ile kesinleştirilmemiş hiçbir vaka endometriozis olarak tedavi edilmemelidir.

Histerektomi ameliyatı sonrasında (rahmim alındıktan sonra) adenomiyozis tanısı kondu, bu endometriozisin değişik bir formu mudur?

Adenomiyozis endometriumun rahim duvarı içerisine yayıldığı durumdur. Bundan dolayı adenomiyozis iç endometriozis olarak da bilinir. Adenomiyozis tipik endometriozis bulgularını verir fakat klasik endometriozis tablosundan biraz daha farklıdır. Bu gurup hastalar çoğunlukla 40 yaş üzerindeki hastalarıdır ve bu vakaların çoğu çocuk sahibi oldukları için infertilite şikayeti ile başvurmazlar. Adenomiyozisin kesin tanısı ancak histerektomi sonrasında konulabilir. Gerçek tedavisi de rahmin cerrahi olarak alınmasıdır.

Laparoskopi ameliyatından önce endometriozis veya kronik pelvik inflamatuvar hastalığım olabileceği söylendi. Bu iki durum arasında ne fark vardır?

Kronik pelvik inflamatuvar hastalık üreme organlarının yaygın iltihabı durumudur. Bu hastalıkta üreme organlarının çevresinde, tüplerin etrafında ve yumurtalıklarda yapışıklıklar oluşur. Çoğunlukla genç hastalarda görüldüğünden endometriozis ile karışır. Her iki durumunda da ultrasonografik inceleme bulguları benzerdir. Endometriozis sırasında rastlanan endometrioma kisti ile pelvik inflamatuvar hastalıkta görülen apse ultrasonografik olarak birbirine benzer. Pelvik inflamatuvar hastalığı olan vakaların öyküsünde ani enfeksiyon bulguları, ateş ve ağrı vardır. Pelvik inflamatuvar hastalık antibiyotik tedavisi ile iyileşir. Bu iki durumun ayırıcı tanısında laparoskopi gereklidir.

Hidrosalpenks nedir?

Hidrosalpenks fallop tüpü içerisinde sıvı birikmesidir. Latince hidro sıvı, salpenks ise tüp anlamına gelir. Tüp içinde akışkanlığı ve ıslaklığı sağlayan sıvı çoğunlukla tüpün açık ucundan karın boşluğuna dökülür. Eğer uç kısımda bir tıkanıklık oluşursa sıvı akışı engellenir ve tüp içerisinde biriken sıvı hidrosalpenks dediğimiz tabloyu oluşturur.

Hematosalpenks nedir?

Hematosalpenks endometriozis yaraları olan vakaların tüplerinde görülür. Hemato kan, salpenks ise tüp anlamına gelir. Menstrual kanama sırasında endometriozis yaralarından akan kan ucu tıkalı olan tüplerden karın boşluğuna akma imkanı bulamaz ve tüp içerisinde birikerek hematosalpenks dediğimiz tabloyu oluşturur. Bu durum tüpte oluşan dış gebelik tablosu ile karışabilir ve uzun sürer.

Tüplerimin rahme yakın bölgesinde tıkanıklık olduğu ve bunun endometriozisden kaynaklandığı söylendi. Bu sık görülen bir durum mudur?

Tüpler ile rahmin bileştiği yerde endometriozis odaklarının bulunması tüplerin tıkanmasına neden olabilir. Tüpler rahme birleştikleri noktada çok incelir ve daralırlar. Çok küçük bir endometriozis odağı dahi bu bölgede tıkanıklığa neden olabilir. Tüplerdeki tıkanıklığın en önemli nedenlerinden biri endometriozisdir.

Barsaklarda kanamalara neden olan endometriozis hastalığı ile diğer barsak hastalıklarını birbirinden nasıl ayırt edebiliriz?

Bu ayrımı yapmanın en kolay yolu hastadan alınan öykü ve şikayetlerin geçmişidir. Endometriozis yaraları menstrual kanamanın olduğu dönemlerde kanar. Barsak hastalığı olan vakalarda ise kanamalar çoğunlukla barsak hareketlerinin attığı dönemde görülür. barsak hastalıkları ile ilgili problemlerin kesin tanısı için sigmoidoskopi veya kolonoskopi yapılması ve biyopsi ile tanının kesinleştirilmesi gerekir.

Endometriozi nasıl teşhis edilebilir?

Günümüzde endometriozis yaralarının direkt olarak laparoskopi ile görüntülenmesi en güvenli teşhis metodudur.Hastanın tıbbi hikayesi endometriozisi düşündürebilir ve hastanın yapılan muayenesi ile ön tanı desteklenebilir. Fakat kesin tanının konulabilmesi için endometriozisin direkt olarak görüntülenmesi gerekir. Bu işlem eskiden laparotomi dediğimiz açık ameliyat ile yapılırken günümüzde laparoskopik olarak endometriozisin kesin tanısı konulabilmektedir.

Laparoskopi nedir?

Laparoskopi üreme organlarının detaylı olarak incelenebilmesinin sağlayan cerrahi bir yöntemdir. Laparoskopi ile rahim, fallop tüpleri (yumurtalık kanalları) ve yumurtalıklar detaylı olarak incelenebilir ve karın içerisindeki diğer organlar görüntülenebilir. Göbek altından girilerek ince fiberoptik bir teleskop ile organlar görüntülenir. Karın içerisindeki yapışıklıklar, yumurtalıklardaki kist ve benzeri patolojiler, endometriozis ve diğer anormal durumlar teşhis edilebilir. Laparoskopi endometriozisin tanısı yanında infertilite vakalarında da infertilite nedeninin belirlenebilmesi için kullanılan bir teşhis yöntemidir. Laparoskopi sırasında karında açılan ikinci bir küçük delik aracılığı ile üreme organlarına ulaşılarak saptanan anormallikler laparoskopik (kansız bıçaksız) olarak giderilir.

İnfertilite problemi veya çocuk isteği olmayan ve endometriozis ön tanısı olan kadınlara da laparoskopi önerilebilir mi?

Hastanın belirgin kasık ağrısı yakınması varsa ve endometriozis düşünülüyorsa, tanı ve tedavi için laparoskopi önerilebilir. Laparoskopi sırasında endometriozis yaraları yakılarak tedavi edilir. Laparoskopi ile endometriozis tanısı kesinleştirilmeden hiçbir hastanın tedavisine başlanmaması gerekmektedir.

Second look laparoskopi nedir?

Bazı hekimler tedavi sonrasında tedavinin sonucunu değerlendirebilmek için ikinci bir laparoskopik incelemenin gerekli olduğunu düşünür. İkinci kez yapılan laparoskopiye second look laparoskopi denir. Son 10-15 yıl içerisinde bu yaklaşım yaygınlık kazanmaya başlamıştır.

Endometriozisin tanısında ultrason ne ölçüde yardımcıdır?

Ultrasonografik inceleme ile çikolata kisti olarak da endometriomaların tanısı konulabilir. Fakat birçok endometriozis vakasında çikolata kisti oluşmaz. Dolayısıyla tüm endometriozis vakalarının ultrasonografik inceleme ile tanısını koymak mümkün değildir.

Histerosalpingografi (HSG) olarak adlandırılan rahim filmi endometriozis hastalığının tanısının konulmasına yardımcı olabilir mi?

Rahim filmi ile tüpler ve rahim içi değerlendirilir. Tüplerdeki bazı problemler endometriozis hastalığını düşündürse de sadece rahim filmi ile endometriozis tanısı koyulamaz.

Laparoskopi menstrual siklusun hangi döneminde yapılmalıdır?

Laparoskopinin menstrual siklusun hangi döneminde yapılması gerektiğine laparoskopinin yapılış amacına göre karar verilir. İnfertilite değerlendirilmesi için yapılan laparoskopi menstrual kanamanın bitiminden sonraki günlerde yapılır. Hastanın ufak bir ihtimalde olsa bu dönemde gebe olmadığı kesindir ve rahmin iç tabakası kalınlaşmamıştır. Kasık ağrısı ile baş vuran hastalarda endometriozis hastalığının tanısı için laparoskopi menstrual siklusun herhangi bir döneminde yapılabilir.

Laparoskopi ile evre III endometriozis tanısı konuldu. Bu ne anlama gelmektedir?

Amerikan Üreme Sağlığı Cemiyeti, tedavisini ve üreme sağlığı üzerindeki etkisini belirleyebilmek için endometriozis hastalığını değişik evrelere ayırmıştır. Bu sınıflama yapılırken hastalığın yaygınlığı ve üreme organları üzerindeki etkisi esas alınmıştır. Bu sınıflama ile Evre I minimum, Evre II hafif, Evre III orta ve Evre IV ileri düzey olmak üzere endometriozis hastalığı 4 evreye ayrılmıştır.

Endometriozis hastalarında infertilite görülme sıklığı nedir?

Yapılan çalışmalarda endometriozis hastalığı olan kadınların %30-50’sinde üreme sağlığının değişik derecelerde etkilendiği belirlenmiştir. Bunun yanı sıra infertilite problemi olan vakaların yaklaşık %20’sinde endometriozis problemi saptanmıştır.

Endometriozisi olan vakalarda infertilite niye görülür?

Endometriozis hastalığı;
 

  • Yumurtalıklarda folikül ve yumurta gelişimini engeller.

  • Ovulasyonu yani gelişen yumurtanın yumurtalıklardan atılmasını engeller.

  • Sperm hareketliliğini azaltır.

  • Periton sıvısının yapısını değiştirerek yumurta ve spermin etkileşmesini bozar.

Endometriozis hastalığı olanlarda neden yapışıklıklar oluşur?

Karın zarları üzerindeki endometriozis odaklarının kanaması ve bunların oluşturduğu inflamatuvar reaksiyonlar sonrasında bu bölgelerde yapışıklıklar ortaya çıkar.

Prostoglandin hormonu endometriozis hastalığında nasıl bir rol oynar?

Prostoglandin bir çok fonksiyonu olan kimyasal bir maddedir. Endometriozis hastalığı olan vakalarda karın boşluğundaki periton sıvısında prostaglandin seviyesi yükselir. Prostoglandin seviyesini yükselmesi yumurtalık fonksiyonlarında bozulmaya ve tubal fonksiyon bozukluğuna neden olur. Bunların yanında sperm hareketliliğinin azalmasına, sperm ve yumurta ilişkisinin ve embryo gelişiminin olumsuz etkilenmesine neden olur. Son günlerde yapılan çalışmalarda , yeni endometriozis yaralarında prostoglandin seviyesini çok yüksek olduğu belirlenmiştir. Be durum, aktif endometriozis hastalığı olan vakalardaki bulguların ve yakınmaların neden daha fazla olduğunu izah eden bir gerçek olabilir.

Endometriozisi olan vakalarda ovulasyon problemi ne sıklıkta görülür?

Endometriozis vakalarının yaklaşık %50’sinde ovulasyon problemi olduğu saptanmıştır. Bu durum endometriozis hastalığına bağlı infertilite problemlerinin tedavisinde mutlaka göz önüne alınmalıdır.

Endometriozis hastalığına bağlı ağrı nasıl tedavi edilir?

Endometriozis hastalığına bağlı ağrının tedavisinde nonsteroidal anti-inflamatuvar ilaçlar olarak adlandırılan, steroid yapısında olmayan ağrı kesiciler etkilidir. Bu ilaçlar ile vakaların birçoğundaki ağrı problemleri çözülebilir. Bu vakaların tedavisinde ağrı şiddetlenmeden ilaçları kullanmaya başlamak gerekir.

Endometriozisdeki ağrıyı kontrol etmek için hormonal tedavi önerilebilir mi?

Uzun bir dönem endometriozis vakalarının birçoğunda doğum kontrol hapları başarı ile kullanıldı. 1980 yılından itibaren danazol adı verilen ilaç yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Son yıllarda ise endometriozis tedavisinde GnRh-agonistleri olarak adlandırılan ilaçlar daha yaygın olarak kullanılmaktadır.

Yaklaşık 6 aydır ilaç tedavisi sürmesine rağmen yakınmalarım devam ediyor. Bunun sebebi ne olabilir?

Tedavisi devam eden hastaların yaklaşık üçte biri tedaviye cevap vermeyebilir ve bu hastaların yakınmaları devam eder. Bu kullanılan ilacın endometriozis yaralarının bulunduğu bölgeye ulaşamamasından veya yaraların bulunduğu dokunun özelliklerini yitirerek ilaca cevap vermemesinden kaynaklanabilir.

Endometriozis hastalığı olan vakalar çocuk sahibi olmayı arzu ettikleri takdirde ne zaman tedaviye başlamalıdır?

Genel yaklaşım laparoskopi sırasında saptanan endometriozis yaraların tamamı ile temizlenerek, gebeliğin oluşmasının beklenmesidir. İlk 6 ay süresince gebelik oluşmadığı takdirde tıbbi tedaviye başlanabilir. Laparoskopik cerrahi ile bütün odaklar temizlenemiyorsa laparoskopiyi takiben hemen ilaç tedavisine de başlanır. bazı vakalarda ise laparoskopik olarak endometriozis tedavisinden önce tıbbi tedavi ile mevcut endometriozis yaralarının küçülmesi sağlanır. Bu yaklaşım laparoskopi sırasında yapılacak olan cerrahi işlemi kolaylaştırabilir.

Tıbbi tedavi sırasında menstrual kanamalarım devam etmekte bu durum tedavinin başarılı gitmediğini mi gösterir?

Her ne kadar tıbbi tedavi sırasında menstrual silklusların durması beklense de vakaların yaklaşık %60’ında tam bir kanama olmamakla birlikte lekelenme tarzında kanamalar devam edebilir.

Endometriozis tedavisinin takibi nasıl yapılır?

Endometriozis tedavisinin sonuçlarını takip etmenin en iyi yöntemlerinden biri kandaki östrojen düzeyinin ölçülmesidir. Büyük endometriozis yaraları ise 3 aylık ultrasonografik incelemelerle takip edilebilir. Bunun yanı sıra jinekolojik muayene de endometriozise bağlı bulgularının azaldığını bize gösterebilir. Hastanın bulgularının azalmış olması, kasık ağrılarının ve cinsel ilişki sırasındaki ağrı yakınmasının azalması da hastalığın iyileştiğinin göstergeleridir. Tedavide amaç gebelik elde etmek ise gebeliğin gerçekleşmesi tedavinin başarısının kesin bir göstergesidir.

Danazol tedavisi ne kadar sürer, danazol kullanırken gebe kalınabilir mi?

Günümüzde endometriozis tedavisinde çok fazla tercih edilmeyen Donazol genellikle 6-9 ay kullanılır. Yüksek doz donazol tedavisi sırasında gebe kalma ihtimali oldukça düşüktür fakat tedavi sırasında gebe kalınırsa bebekte doğumsal anomaliler görülebilir. Bu nedenle her ne kadar danazol tedavisi sırasında gebe kalma ihtimali düşük olsa da tedavi süresince bir doğum kontrol yönteminin kullanılması önerilir.

GnRh-agonistleri olarak adlandırılan ilaçların endometriozis tedavisinde yeri nedir?

GnRh-anologları beyinde hipofiz bezinden FSH (folikül uyarıcı hormon) ve LH (lüteinize edici hormon) gibi hormonların salınmasını sağlar. Bu ilaçlar düzenli olarak belli bir dozda kullanıldığından FSH ve LH hormonlarının geçici olarak salınmasını ve bundan sonra bu hormonların üretiminin durmasını sağlar.böylece hastada geçici bir menopoz durumu sağlanır ve endometriozis odakları gelişmez.

Endometriozis tedavisinde testosteron hormonunun yeri var mıdır?

Endometriozis tedavisi için yaklaşık 30 yıl önce gündeme gelen testosteron tedavisi birçok yan etkisinden dolayı günümüzde terk edilmiştir.

Doğum kontrol haplarının endometriozis tedavisindeki yeri nedir?

Doğum kontrol haplarının endometriozis tedavisindeki kullanımı günümüzden 35 yıl öncesine dayanmaktadır. Bu haplar ovulasyonu durdurarak vücuttaki yumurtalıklardan salınan östrojen hormonunun azalmasına neden olur. Östrojen düzeyi düştüğünde endometriozis yaraları iyileşir. Doğum kontrol haplarında bir miktar östrojen bulunmaktadır, endometriozis tedavisinde düşük miktar östrojen ve yüksek miktarda progesteron içeren doğum kontrol hapları tercih edilir.

Hafif endometriozis vakalarının tedavi edilmemesi uygun bir yaklaşım mıdır?

Geçmiş yıllarda minimal endometriozis vakalarının 2 yıllık takip süresi içerisinde %60’ının gebe kalacağı varsayılarak bu vakaların tedavi edilmemesi düşünülürdü. Fakat günümüzde laparoskopik olarak teşhisi konulmuş tüm endometriozis vakalarının aynı seansta gerek lazer gerekse elektrokoter yardımı ile tedavi edilmesi önerilmektedir. Laparoskopi sonrasındaki 9-12 ay içinde gebeliğin elde edilemediği durumlarda diğer tedavilere de başlanması önerilir.

Laparoskopik cerrahi endometriozis tedavisinde ne kadar başarılıdır?

Laparoskopik cerrahinin endometriozis tedavisindeki başarısı hastanın önceki durumuna ve uygulanan cerrahi yönteme bağlıdır. Minimal endometriozis vakalarının % 65’inde orta derece endometriozis vakalarının % 50’sinde ve ileri derece endometriozis vakalarının % 40’ında infertilite problemi laparoskopik cerrahi ile tedavi edilebilmektedir. Bunun yanı sıra laparoskopik cerrahi sonrası verilen tedavinin başarı sonuçlarını olumlu yönde etkiler.

Endometriozis vakalarında tüp bebek tedavisinin yeri nedir?

Cerrahi ve tıbbi yaklaşımlarla tedavi edilemeyen vakalarda tüp bebek tedavisi ile gebelik elde edilebilir.

Endometriozis hastalığının tedavi sonrasında tekrarlama ihtimali nedir?

Endometriozis vakalarının yaklaşık %10’unda cerrahi ve/veya tıbbi tedaviyi takiben hastalık tekrarlayabilir. Tedavi sonrasında gebelik elde edilen vakalarda endometriozisin tekrarlama ihtimali çok daha düşüktür. Endometriozis hastalığının evresi arttıkça tedavi sonrasında tekrarlama ihtimali de artar.

Endometriosis

Endometriosis
 

Endometriosis uterus (rahim) boşluğu dışında, rahim içini döşeyen ve adetle dökülen endometrial dokuların varlığı olarak tanımlanır. Sıklıkla rahim arkası boşluk, rektovaginal aralıkta (vagina ile barsağın son kısmı arası boşluk), barsağın son kısmının üzerinde, tüpler, yumurtalıklar, rahimi tutan arka bağlar, mesane ve karın içi yan duvarlarda bulunur.

Endometriosis genetik bir hastalık mıdır?
Çalışmalar kız kardeşlerin, kocalarının kız kardeşlerine göre 6 kez, başka bir çalışma diğer kadınlara göre 8 kez artmış riskten söz ediyor. Etkilenen kız kardeşler diğerlerine göre hastalığı daha ciddi geçirebilirler. Ancak genetik geçişin şekli bilinmiyor.

Hangi sıklıktadır?

Genel kadın toplumunda % 2-5 arasında, çocuk sahip olamayan kadınlarda % 30-40 sıklıkta bulunabildiği bilinmektedir.

Nedeni nedir?
Tüm olguları tek bir teori açıklayamıyor. Yine de çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Bunlardan en yaygın olanı endometrial doku tüplerden karın içine göç ederek hastalığa neden olduğu görüşüdür. Ancak bu görüş de tüpleri bağlananlarda yada rahimi alınmış kadınlar da nasıl oluşabildiğini açıklayamıyor. Ayrıca diğer kanılar da

  •  Normal olarak her ay dökülüp atılan dokuların bağışıklık (immun) sistemindeki bir anormallik sonucu vücudun herhangi bir yerine tutunup, büyümesi sonucu oluştuğu,

  • Bazı ailelerdeki sıklık nedeniyle, genetik bir doğumsal bozukluk sonucu oluştuğu,

  • Karın içi dokunun tekrarlayan inflamasyon sonucu endometrial dokuya değişimiyle oluştuğu,

  • Endometrial dokunun rahimden karına kan ve lenf akımı sonucu yayılarak oluştuğu şeklindedir.

Endometriosis çocuk sahibi olamamaya nasıl neden olmaktadır?

Normal anatominin açık bir şekilde bozulduğu olgularda, endometriosis fertilite problemlerinin bilinen bir nedenidir. Gerçekte endometriosis hastalarının % 30-40’ı fertildir. Bu genel toplumun 2-3 katıdır.

Bu hastalarda aylık gebe kalma oranı % 12-36’ya düşer. Uzun dönemde gebe kalma oranı, anatominin bozulmadığı minimal endometriosisli hastalarda normaldir. Minimal endometriosisi tedavi etmekle gebe kalma oranının artmadığı gösterilmiştir. Kadındaki döngüsel hormanların etkisiyle endometrial doku her ay büyür, gelişir ve ayın sonunda adetle dökülür. Zararsız bir şekilde vücut dışı yerine içeri aktığı zaman kronik inflamasyona bu ise yapışıklık, nedbe gelişimi, ve sonuçta üreme organlarının yakalanması ve işlevsiz hale gelmesine yol açar. Yapışıklıklar ve nedbe dokuları arasında tutulur, bu ise kısırlığa yol açar. Hastalık ilerledikçe eski endometrial dokular yayılır, çevresinde ölü nedbe dokusuna yol açar. Hastalığın hafif formlarında bile (evre 1-2) fertilite etkilenir. Aktif, genç hastalıklı dokulardan prostoglandin denilen maddeler ve diğer kimyasal maddeler salgılanır, bu ise üreme organlarının spazm ve kasılmalarına yol açar. Tüp yumurtayı yakalayamaz, uyarılan uterus embriyoyu reddedebilir. Buna ek olarak spermi de etkiler ve yumurtayı delme yeteneğini engeller. Mekanizması tam anlaşılmasa da anovulasyona (yumurtlayamama) yol açabilir, luteal-faz defektine ya da luteinize patlamamış folikül sendromuna yol açarak implantasyona engel olur. Bazı araştırmacılar kadının vücudunun yanlış yerleşen bu endometrial dokulara karşı antikor oluşturduğunu, sonuçta bunun yüksek spontan abortus (kendiliğinden düşük) oranına, (3 kata kadar) neden olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Tıbbi tedavi yada odakların çıkarılmasıyla bu oran normale inmektedir. Endometriotik odağı çevreleyen doku büzülür ve iskemik (oksijensiz) kalır, bu ise ağrıya yol açar.Uzun süre etkilenme sonucunda tüpler, yapışıklıklarla işlemini yitirir yada tıkanır, artık yumurta, sperm, embryo geçişine izin vermez. Dış gebelik riski normalin 6 katına kadar artar.

Gebe kalmayı engelleyen etkenler:

  • Hormanal faktörler: Normal siklus’a göre foliküler faz (yumurta gelişim fazı, adetin ilk yarısı) kısadır. Estradiol düşüktür ve LH fırlaması körelmiştir. Oysa progesteron ve luteal faz (adetin 2.dönemi, embryo yerleşme dönemi) endometrial biopsilerde normaldir.
     

  • Luteinize patlamamış folikül sendromu (LUF): Ciddi yapışıklıklı hastalarda over sarılmıştır ve LUF görülebilir.Normal hormon parametrelerine karşın yumurta, yumurtalıktan (over) atılamaz. LUF olduğu belirtilen olguların % 63’de endometriosis bulunmuştur.
     

  • Tüpbebek ve Deneysel Modeller: Tavşanlarda endometriosis oluşturulunca doğurganlık % 75’den % 25’e azaldığı buna ise yumurtlamama olması ve endometriotik nodüllerin neden olduğu gösterilmiştir. Tüp bebekte ise bu hastalarda daha az yumurta, ve endometriomalı yumurtalıktan alınan yumurtaların döllenme oranlarının daha düşük olduğu görülmüştür. Endometriosisli kadından alınan yumurtalarla oluşturulan embryoların başka kadınlara verildiğinde de yerleşme oranlarının düşük olduğu görülmüştür. Yine de bu konu başkalarınca kabul edilmemiş, tartışmalıdır. Açıklanamayan infertilite ve endometriosisli hastalarda embryonun tutunmasını kolaylaştıran vitronektin adlı maddenin az oranda olduğunu, endometriosisin tedavisi ile düzeltilebildiği gösterilmiştir.
     

  • Peritoneal Faktörler: Karın içi yüzünü döşeyen zar olan peritonda endometriosisden etkilenir. Peritoneal sıvı hacmi ve peritoneal makrofaj denilen hücreler (iltihaba karşı saldırgan hücreler) artmıştır. Bu tür hücrelerin çalışmasını düzenleyen sitokinler artmıştır. Bunlar sperm-yumurta ilişkisini, sperm hareketi ve yaşamasını,yumurta yakalanmasını kötü etkileyebilir.Ayrıca endometriosisli kadınlardan alınan kan serumunun embryo kültürlerin de embryoteksik (embryo’ya zararlı) olduğu gösterilmiştir.
     

  • Bağışıklık sistemi: Endometriosisten etkilenir. Naturel killer cell (doğal öldürücü hücre) işlevini, sonuçta transplante olan endometrial dokuya reaktivitesini azaltır.

Endometriosisin Belirtileri nelerdir?

Kadınların % 33’de hiçbir şikayet yoktur. Hastalığın derinliğine bağlı olarak şikayetleri değişir: % 70’inin çocuğu olmuyordur. % 28-66’da ilişkide yada adet sırasında ağrı, % 12-74’de aşırı kanama, % 50’e kadar olabilen tekrarlayan gebelik kaybı,% 50’e kadar düşük kilo, % 13’de aşırı kilo, % 25-31’de adet sırasında artan sırt ağrısı, % 24-50 karın içi yapışıklıklar, % 34’de iç bağlar üzerinde nodüller,% 17’de yumurtlamama, % 12’de düzensiz adet, % 4’de makatta ağrı, bildirilen şikayetlerdir. Hastaların çoğu 20-35 yaş arasındadır.

Endometrial odaklar nerelere yerleşir?

% 61-78 yumurtalıklar, % 14-34 rahim arkası, % 17-55 rahim yüzeyine, % 3-4 barsaklara, nadiren rahim ağzı, vagina, vulva (dış genital bölge), yada vücudun uzak yerlerine yerleşebilir. Her adetinde gözünden de kanayan hasta gibi ilginç ve korkunç bir şekilde olabilir. Duygusal bozukluklarla da karşılaşılabilir. Deprasyon, ağrılı ilişkiye bağlı olarak seksten uzaklaşma, cinsellik hakkında şüpheler, kendine güven kaybı gibi

Endometriosisin Tanımı:

Adetle ilgili herhangi bir şikayet akla endometriosisi getirir. Açıklanamayan infertilite, düzensiz adetler, ara kanama, ağrılı adet ve/veya cinsel ilişkide ağrı durumunda şüphelenilir. Jinekolojik muayenede endometriotik odaklar araştırılır. Ancak tek kesin tanısal işlem karın içinin direkt görülmesi ve dokudan biopsi alınmasıyladır. Yani laparoskopi yapılmasıdır.

Tanısal Laparoskopi:

Laporoskopi, genel anestezi altında göbek altına yapılan küçük bir kesiden içeri itilen içinden ışık gelen, ucunda kamera olan bir alet (teleskopla) yapılır. Bu sırada karın CO2 gazı ile şişirilmiştir. Yine karının değişik yerinden içeri itilen küçük-ince aletlerle de ameliyat yapılır. Endometriotik lezyonlar, 2-10 cm arasında değişen kahverengi-mavi-siyah renkte göünen alanlardır. Hastalık uzun süredir varsa barut yanığı gibi, nedbeleşmiş alanlar olarak görülür. İleri evre endometriosisde (evre 3-4) etkilenen organları yapıştırır ve dondurur. İç üreme organları anotomik özelliklerini yitirirler. Hastalık tedavi olmayan kadınların % 47-64’de, tedavi olanların % 20’de ilerleyebilir. Tüpleri kontrol etmek için aşağıdan metilen mavisi verildiğinde genellikle önce bir tüpten kolayca geçer, bu diğer tüpün tıkalı olduğu anlamına gelmez.

Endometriosisin cerrahi tedavisi:

Hastalığın ciddiyeti kadının infertilite öyküsü, gebe kalma isteği, yaşı cerrahi tedavinin biçimini ve ağırlığını belirler. Maalesef kadının rahiminin bile çıkarılması % 30 hastada ağrının kalkmasını sağlayamaz. Tüp-yumurtalık ilişkisinin bozulduğu hastalarda ilk cerrahi çok etkilidir, tekrarlayan girişimler fertiliteyi düzeltmede daha etkisizdir. Laporoskopi ile gerçekleştirilen en sık cerrahi işlemler, yumurtalık-tüp-rahimi çevreleyen yapışıklıkların kesilmesi, endometriotik lezyonlar, ovarian endometriomaların çıkarılması, lezyonların yakılması, koterizasyon yada vaporizasyonudur. Uterosakral sinirin yakılması ve kesilmesi (LUNA), ağrıyı gidermede faydalıdır. Adetle ilgili ağrıların % 85’e iyi gelir, ancak yapışıklık, endometriomalarda yararı yoktur. Çok daha şiddetli ağrı da presakral nörektomi dediğimiz işlemle bu bölgeye gelen sinirler kesilir. Yumurtalıktaki endometriomalar zarıyla soyularak çıkartılmalıdır. % 30 olguda bu olası olmayabilir. Argon ışını koagülatör, CO2 laser ya da bipolar elektrokoter ile zarı yakılmalıdır.

Cerrahi ile başarı oranı:

Cerrahi tedaviyi takiben gebelik oranları ciddi endometriosis için % 35-40, daha hafif formlar için % 55-65 arasındadır. Gebe kalanların % 30’u ilk 3 ayda, % 50’si ilk 6 ayda, % 86’sı ise 15 ayda gebe kalırlar. Laporoskopi ya da laporatomi (karın kesilerek açık ameliyat), laser yada bipolar koter arasında başarı açısından fark bulunamamıştır. Cerrahi tedavi sonrası aylık gebe kalma oranı % 3-6 gibi (normalde % 20-25) düşük olabilir, bu ise yumurtlamanın indüksiyonu ve rahim içine sperm aşılanmasıyla arttırılabilir. En iyi şansı evlilik süresi 8 yıl ve üzerinde olanlarda % 10’a dek düşmektedir.

Cerrahi tedavi sonrası 15 ayda gebe kalma oranları şöyledir

Hastalığın şiddeti Gebelik oranı (% )
Hafif 70 - 80
Orta 55 - 60
Ciddi 40 - 45
Ortalama 55 - 65

 

Histerektomi ne zaman uygun olabilir?

Doğurganlık yaşını doldurmuş kadınlarda rahimin yumurtalıklarla birlikte çıkarılması bir seçenektir. Bu durumda % 1-3 hastalık tekrarlayabilir. Hormon replasmanı olarak estrojen kullanımı, arkada yumurtalık dokusunun bırakılması bu riski artırır. Her iki over alınmazsa bu risk % 30’a çıkar. Bu yüzden histerektomi ile hormon replasmanı tedavisi arasında 6 - 9 ay ara verilmesi önerilir.

Endometriosisin tıbbi tedavisi:

Çeşitli yayınlar ampirik tedavilerle; klomifen yada hMG (Humegon, Pergonal, Menogon, Metrodin, Follegon, vs.) ile superovulasyon-aşılama ile aylık gebe kalma oranlarını 4-5 kat artırılabildiklerini yayınlamışlardır. Bir takım ilaçlar tedavisi için kullanılmışlardır (androgen, estrogen, progestin, yüksek doz estrogen+ progestin gibi. Hepsinin amacı yumurtlamayı baskılamak ve adetleri uzun bir süre durdurmak ve hastalığı geriletmektir. Doğum kontrol hapları, danazol, lucrin, synarel, zoladex, decapeptyl, suprefact, depo provera, norplant asıl ya da cerrahi tedaviye yardımcı bir tedavi olarak etkinliği henüz kanıtlanmasa da, iltihabi reaksiyonları, endometriosisle ilgili ağrıyı azaltır ancak gebe kalma şansını artıramaz. Dokuz ya da daha fazla ay yumurtlama durdurulunca % 80-90’da ağrı azalır, yok olur, ilacın kesilmesiyle yarın gebe kalabilmektedir, ancak 1/3’de hastalık tekrarlar. Yan etkileri ve kısıtlı sonuçları nedeniyle yüksek dozlu doğum kontrol hapları bugün kullanılmıyor. Düşük dozlu olanlar ise yalnız hastalığın ilerleme riskini azaltmaz, bulguları geçiçi olarak iyileştirilebilir. Genç yaş-hafif formlarda doğum kontrol hapları ile gebe kalma şansı korunabilir.Ancak 30’lu yaşlarda endometriosisli olduğundan şüphelenilen kadınlarda doğum kontrol hapı ile oyalanılmamaktadır. Hastalık ilerler ve organlar düzeltilemez hale gelebilir.

Donazol tedavisi:

1975’te çok populer olarak sunulmuş bir tedaviydi. Ancak hoş olmayan,geri dönüşsüz yan etkileri nedeniyle ilk tedavi basamağında seçilen bir tedavi değildir. Danazol beyinde hipofiz bezinden yumurtalık çalışmasını kontrol eden FSH, LH hormonlarının salınmasını durdurarak kadınların % 85-95’inde lezyonları iyileştirir. Donazol en çok evre 1-2, hafif-orta formlarda etkindir. İlaç kesildikten 4-6 hafta sonra adetler başlar. En iyi gebe kalma şansı 2 ayda başlar, % 50 gibi bir orana ulaşabilir. Kadınların % 5-10’u ciddi yan etkiler nedeniyle tedaviyi bırakır.

Potansiyel yan etkileri:

% 85 kilo alımı (2-6 kg), % 32-62 depresyon, % 50 açıklanamayan kas krampları, % 30-56 memede küçülme, ateş basması, terleme, % 25-50 yorgunluk, yağlı cilt, akne, anormal kıl büyümesi, % 20-35’de su tutulumu, azalmış seks isteği, % 8-38’de artmış seks isteği, % 10-32 uykusuzluk, % 17-31 baş ağrısı, bulantı, % 7-17’de seste kalınlaşma, bildirilen şikayetlerdir.

GnRH agonistleri ile tedavi:

Endometriosis’in gelişmesini sağlayan asıl uyaran estrogen yapımı beyin hipofizden salınan FSH, LH ile sağlanır. LH ve FSH’nın yapımı ,salgılanımı GnRH agonistleri (Lucrin, synarel, suprefact, zoladex, decapeptyl) ile baskılanır. Menapoz düzeylerine indirilir. Endometriotik lezyonların sayı ve büyüklüğü azalır. Synorel, suprefact günlük burun spreyleri, diğerleri aylık depo ilaçlardır. Yan etkileri azaltılmış estrojen düzeylerine bağlıdır. Bunlar ateş basmaları, vaginal kuruluk, baş ağrısı, uyku bozukluklarıdır. Nadiren, kısa süreli hafıza kaybı, kas-kemik-eklem ağrıları, azalmış kemik kalsiyumuna neden olabilir. Bu ilaçların 6 aylık kullanımı önerilir, ve 6 aylık düzelme sağlanır. Ancak tüm hastalar bu kadar iyi yanıt vermez. Agresif cerrahi tedavi yapılmazsa ilaçların kesilmesinden sonra lezyonlar geri dönecektir. Buna karşın niçin kullanıyoruz? GnRH anologları ağrıyı azaltır. Bir kez bu ilaçla ağrı azaltıldı mı 3-6 ay sonra ilaç diğer doğum kontrol hapı, provera, norplant gibi başka bir ilaca çevrilebilir, böylece tedavi sürdürülmüş olur. Kimileride bu tedaviyi add-back rejimi ile sürdürür. Arkadan destekleme anlamına gelen bu tedavide bir yandan GnRH anoloğu verirken diğer yandan bu ilacın neden olduğu estrojen kaybını telafi edebilmek için düşük doz da estrogen ve progesteron tedaviye eklenir. Özellikle kemik kaybını minimize ettiği söylenmektedir. Bu tedavi cerrahi tedaviyi kolaylaştırır. Gnrh anologları normal anatomiyi restore edemez.

Cerrahi ile kombine tıbbi tedavi:

Ciddi endometriosisli (evre 3-4) kadınlarda tıbbi tedavinin cerrahi ile kombine edilmesiyle daha iyi sonuçlar sağlanabilir. Doktorlar cerrahi tedaviden önce tıbbi tedaviyi vererek lezyonların sayı ve büyüklüğünü azaltırlar. Takiben cerrahi sağlıklı dokuları daha az tahrip eder ve daha az yapışıklıklara neden olur inflamasyonu azaltmak ve cerrahi sonrası kalabilecek artıkları bastırabilmek için cerrahi tedavi sonrasıda tıbbi tedavi verilebilir. Bu yaklaşımın hastanın gebe kalma şansını artırdığı bildirilmektedir. Bir kısım araştırmacı ise cerrahiden hemen sonraki dönemin gebe kalma açısından en şanslı dönem olduğunu bu yüzden tıbbi tedavi ile yumurtlamanın bu dönemde baskılamanın doğru olmadığını söylemektedir.

Hafif Endometriosisin tedavisi (Evre 1-2):

Evre 1-2 endometriosisin tedavisi tartışmalıdır. Yapışıklıkların bu dönemde oluşmadığını, bu yüzden en iyisi bekleyip görmek olduğunu söylemektedirler. Yine yeni çalışmalar, bu dönemde cerrahi tedavinin yararı olmadığını, başka çalışmalar ise tüm endometriotik lezyonların kaldırılması gebe kalma şansını artırdığını söylemektedirler. Eğer lezyonların hepsi laparoskop ile çıkarılırsa hastaların % 75’i 12-18 ayda gebe kalabilir. Eğer gebe kalamazsa, kadının yaşı 35 üzerinde ise, 2 yıldan uzun süredir gebe kalmak için uğraşıyorlarsa yumurtlama tedavisi ve rahim içine sperm aşılama sıklıkla başarılı olur. Daha yaygın inflamatuar endometriosis için kısa bir GnRH anoloğu takiben daha agresif bir tedavi önerilebilir. Bununla beraber evre 1-2 için tamamen cerrahi temizlik, GnRH anoloğu ya da danozol kullanımı gebelik oranını iyileştiriyor görünmüyor, üstelik hastalığın tekrarlamasını da önlemeyecektir.

Orta-Ciddi Endometriosis için tedavi (Evre 3-4):

Evre 3-4 endometriosis sıklıkla kalın, geniş tabanlı, yapışıklıklara, yumurtalığın yan duvara tutunmasına yol açar. Sıklıkla kalın barsak, rektum tutulur. Böyle bir durumda cerrahi tedavi ancak çok iyi uzmanlaşmış, yetişmiş bir ekip tarafından yapılabilir. Cerrahiyi planlamadan önce barsak filmi, rektosigmoidoskopi, hatta kolonoskopi yararlı olabilir. GnRH anologları cerrahiden önce inflamasyonu azaltmak için verilebilir. Tedaviyi rahatlaştırmak için cerrahiden 1 gün önce barsak temizliği yapılabilir.

Sonuçta infertilite tedavisi için endometriosisin tedavisinden önce girişilip girişilemeyeceği veya cerrahi tedaviden sonra oluşan anatominin ovulasyon indüksiyonu+intrauterin inseminasyonu (aşılama) için uygun olup olmadığı, dış gebelik riski gibi sorunlar tartışılıp bir karara varılır. Hastanın fertilite potansiyeli tekrar değerlendirilir. Bundan sonra aşağıdaki seçeneklerden biri/birileri uygulanacaktır.

  • Beklemek ve gebe kalıp kalmadığını görmek

  • Ovulasyon indüksiyonu ve intrauterin inseminasyon

  • In Vitro Fertilizasyon (tüpbebek)

Sonuçta reproduktif endokrinolojist tüm verilerin ışığında hangi seçeneğin daha iyi olacağına karar verecektir.


Sıkça Sorulanlar

Sıkça Sorulanlar
 

Myom nedir?

Myomlar rahim ve rahim ağzında görülen normal dışı düz kas dokusu büyümeleridir. Myomlar rahimde, myometrium adı verilen kas tabakasında bulunan düz kas hücrelerinin anormal büyümesi ile oluşur. Çoğu zaman birden fazla sayıda myom gelişir.

Myom ne sıklıkta ve kimlerde görülür?

Myomlar her dört kadından birinde görülür. Genellikle 30-40 yaşlarında görülen myomlar, menapoz sonrasında küçülür. Kırk yaşın üzerindeki kadınların %40’ında myom vardır ve myomu olan kadınların yaklaşık %75’i myomunun olduğunu farkında değildir.

Myom neden oluşur?
 

  • Artmış Östrojen Düzeyi; myomların kesin nedeni bilinmemekle beraber östrojenin (kadınlık hormonu) myomların büyümesine yol açtığı düşünülmektedir. Gebelik sırasında salınanöstrojen miktarı arttığından bu dömemde büyür.Menopoz döneminde ise östrojen düzeyi azalır ve myomlar küçülür.

  • Kalıtım; ailesinde özellikle annesi, kız kardeşi veya anneannesinde myom olan kişilerde myom gelişme olasılığı fazladır.

Myomlar ne hızda büyür?

Genellikle çok yavaş büyüyen myomlar gebelik dömeminde ve östrojen içeren hormon tedavisi gören kadınlarda hızlı büyür.

Doğum kontrol hapları myomlara neden olur mu?

Eskiden doğum kontrol haplarının, östrojen ve progesteron içerdiği için myomlara neden oldukları düşünülmekteydi. Fakat yapılan çalışmalarda myom oluşma riski açısından doğum kontrol hapları kullanan ve kullanmayan kadınlar arasında hiçbir fark bulunamadı.

Myomların değişik tipleri var mıdır?

Myomlar genellikle rahimde, nadiren de rahim ağzında görülür. Myomlar rahimde yerleşmiş oldukları tabakaya göre tiplere ayrılır;
 

  • Subseröz myomlar: rahmin dış tabakasında yerleşmiş

  • İntramural myomlar: rahmin orta tabakasında yerleşmiş

  • Submüköz myomlar: rahmin iç tabakasında yerleşmiş

  • Saplı myomlar: rahim dışına doğru büyüyen

  • Parazitik myomlar: karın içinde rahim dışında yerleşmiş myomlardır.

Myomların bulguları nelerdir?

Birçok myom hiçbir bulgu vermez. Myomların yol açtığı yakınmalar, myomların büyüklüğü, yerleşim yeri ve sayısına göre değişir. Myomların en sık yol açtığı yakınmalar;
 

  • Kasık ve karın ağrısı

  • Kasıkta ve karında dolgunluk ve basınç hissi

  • Cinsel ilişki sırasında ağrı

  • Fazla ve uzun süren menstruasyon (adet kanaması); büyük myomlar rahim içinde menstruasyon ile dökülen yüzeyi arttırarak bu yakınmaya yol açar.

  • Ara kanamalar, myomların endometriuma (rahmin iç tabakasına) bası yapmasından dolayı menstrual kanamalar arasında anormal kanamalar görülür.

  • Baskıya bağlı yakınmalar, büyük myomlar mesane (idrar torbası), üreter (idrar kanalı) ve rektum (kalın barsağın son kısmı) gibi organlara bası yaparak çeşitli yakınmalara neden olur. Azalan mesane kapasitesine bağlı olarak sık sık idrara gitme ihtiyacı hissedilir. Eğer myoma bağlı bası düzeltilmezse böbrekler zarar görebilir. Rahmin alt bölgesindeki myomlar kalın barsaklar ve rektuma bası yapar. Buna bağlı barsak hareketleri güçleşir, kabızlık ve hemoroidler (basur) oluşabilir.

Myomlar ani ağrıya neden olabilir mi?

Myomlar büyüyebilmek için kanlanmaya ve oksijene ihtiyaç duyar. Ani büyüyen myomlar iyi kanlanamadığı ve oksijen ihtiyacı karşılanamadığında hücre ölümü gerçekleşir ve myomlar dejenere olur. Bu sırada ortaya çıkan kimyasallar ağrıya neden olur.

Myomlar infertiliteye neden olur mu?

Rahim içinde bulunan myomlar infertiliteye (kısırlığa) neden olabilir. Çocuk sahibi olamayan vakaların % 2-3 ünde infertilite nedeni myomlardır. Myomlar endometriumda değişikliklere neden olarak döllenen yumurtanın rahme tutunmasını engelleyebilir. Bunun ötesinde Fallop tüplerine (yumurtalık kanallarına) bası yaparak spermin yumurtaya erişmesini ve döllenmeyi engeller. Myomlar çıkartıldıktan sonra elde edilen gebelik oranları, hasta yaşı ve gebeliğe engel olan diğer nedenlerin bulunmasına bağlı olmakla beraber genellikle yüksektir.

Myomlar düşüğe neden olur mu?

Myomu olan kadınlarda düşük görülme ihtimali %40 gibi yüksek oranlara ulaşabilir. Endometrial doku ve rahmin kanlanmasındaki bozukluklar erken dönemde düşüklere neden olabilir. Gebelik döneminde artan östrojenin etkisi ile myomlar büyür, rahimdeki yerleşim ve büyüklüklerine göre bebeğin ve plasentanın (bebeğin eşi) gelişmesini engelleyerek düşüklere yol açar. Myomlar gebeliğin ilerleyen dönemlerinde de erken doğuma yol açabilir. Myomların cerrahi ile çıkartılmasından sonra myoma bağlı düşük yapan hastaların %80′i sağlıklı çocuk sahibi olabilir.

Myom varlığında doğum şekli sezaryen mi olmalı?

Myom, nadiren gebelik sırasında rahim ağzına yakın bölgeye doğru büyüyerek bebeğin normal doğum sırasında geçişini engelleyebilir. Bu durum gebelikte bebeğin gelişimini olumsuz etkilemez ve ultrason ile doğumdan önce teşhis edilir. Bu gebelerde sezaryen ile doğum kaçınılmazdır. Sezaryen sırasında myomun çıkartılması aşırı kanama riskinden dolayı önerilmez.

Myom ameliyatlarından sonra doğum şekli nasıl olmalıdır?

Ameliyatla rahim duvarının tüm kalınlığını kaplayan bir myom çıkartıldıysa veya ameliyat sonrası rahimdeki yara iyileşmesi kesin değilse takip eden doğumun sezaryen ile yapılması önerilir.

Myomlar kanserleşebilir mi?

Myomu olan hastalarda kanser gelişme riski (1/10000) on binde birdir. Özellikle menapozdan sonra myomlarda ani büyüme görülmesi kanser şüphesini doğurur. Böyle durumlarda rahim çıkartılmalıdır.

Hızlı büyüyen myomlar kanser anlamına gelir mi?

Myomlar genel olarak iyi huylu tümörlerdir. Leiomyosarkom olarak adlandırılan kötü huylu myomlar oldukça nadir görülür. Ameliyat edilen her bin myom vakasının sadece ikisi leiomyosarkom olarak teşhis edilir. Leiomyosarkomlar çoğun-lukla 50-60 yaşları arasındaki kadınlarda görülür.

Hızlı büyüyen myomlar üç-altı aylık aralıklarla kontrol edilmeli ve yakınmalara neden olduğunda ameliyat ile çıkartılmalıdır. Menapoz sonrası saptanan ve hızlı büyüyen myomlar mutlaka çıkartılmalıdır.

Myom ve kist arasındaki fark nedir?

Myom düz kas hücrelerinin bir araya geldiği çoğunlukla rahmin içinde veya çevresinde bulunan katı tümörlerdir. Kist ise yumurtalık içinde içi su dolu keselerdir. Her ikisi de iyi huyludur.

Myomların tanısı nasıl konur?

Basit jinekolojik muayene ile myomların tanısı konulabilir. Myomlar erken dönemdeki gebelik, yumurtalık ve barsak tümörleri ile karışabildiğinden hastalara mutlaka detaylı inceleme yapılmalıdır. Myomların tanısında aşağıdaki yöntemler kullanılır;
 

  • Ultrason yüksek frekanstaki ses dalgalarını kullanarak üreme organlarının görüntülenmesini sağlar. Myomlar 1 cm’den küçük veya çok büyük ise ultrason ile inceleme sağlıklı sonuç vermeyebilir.
     

  • Bilgisayarlı Tomografi ile rahmin üç boyutlu görüntüsü elde edilir, myomların tanısında bu yönteme genellikle gerek duyulmaz.
     

  • Magnetik Rezonans myomların tanısında nadiren başvurulan bir yöntemdir.Bu işlem myomun büyüklüğü ve yeri hakkında fikir verir.
     

  • Histerosalpingografi (HSG-rahim filmi) adı verilen inceleme ile rahim ve fallop tüplerine özel bir boya verilerek bu yapılar değerlendirilir. Rahim ve tüplerdeki anormalliklerin tanısına imkan veren bu yöntem ile myomlarında tanısı konur.
     

  • Diagnostik Histeroskopi incelemesinde histeroskop olarak adlandırılan teleskopik bir cihaz ile rahim içi değerlendirilir. Lokal anestezi altında uygulanabilen bu yöntem ile aynı zamanda myomlar çıkartılabilir.
     

  • Diagnostik Laparoskopi ile myomların tanısı konur ve tedavisi yapılabilir. Laparoskop olarak adlandırılan teleskopik bir cihaz ile karından girilerek üreme organları değerlendirilir. Genel anestezi altında yapılan işlem esnasında histeroskopi de uygulanabilir.

Myomlar nasıl tedavi edilir?
 

  • Düzenli Takip; tüm myomların cerrahi ile çıkarılmasına gerek yoktur. Ağrı, basınç hissi, düzensiz ve aşırı kanama yakınmaları olmayan hastaların düzenli kontrolleri yapılarak myom boyutları takip edilir. İleride gebelik düşünen hastalar veya menopoza girecek hastalar bu şekilde takip edilir.
     

  • Cerrahi; yakınmalara yol açan ve hızla büyüyen myomlar cerrahi olarak çıkartılmalıdır. Rahim bırakılarak sadece myomların çıkartıldığı ameliyatlara myomektomi denir. Myomun yeri ve büyüklüğü cerrahi işlemin tipini belirler.
     

  • Cerrahi Histeroskopi; rahimde yerleşen myomlar cerrahi histeroskopi ile çıkartılabilir. Rahme yerleştirilen histeroskop ile sadece rahim içinde bulunan myomlar çıkartılabilir. İşlem basittir ve komplikasyon nadir görülür.
     

  • Cerrahi Laparoskopi; cerrahi laparoskopi rahmin dış duvarında yerleşen myomların çıkartılması için uygulanabilir. İnce bir kesiden laporoskop ile karın içine girilir ve myomlar çıkartılır. Hastalar genellikle bir, iki gün içinde iyileşir.
     

  • Laparatomi; myomlar çok büyük veya çok sayıda ise diğer yöntemlere göre daha büyük bir girişim olan laparatomi uygulanabilir. Hastanın cerrahiden sonra iyileşmesi dört ila altı haftayı bulur. Laparotomi geçiren hastalar ileride doğum yaparlarsa sezaryen yapılması gerekebilir.

Myom ameliyatlarının riskleri nelerdir?

Myomektomi sırasında dikkat edilmesi gerekenler;
kanamanın minimal düzeyde olması ve ileride infertiliteye yol açabilecek yapışıklıkların oluşmamasıdır. Myomektomi sonrasında bazı hastalarda tekrar myom oluşabilir ve ilerki yıllarda histerektomi yapılması gerekebilir.

Myom nedeni ile rahmin alınması gerekir mi?

Hızla büyüyen ve yakınmalara yol açan myomları olan ve ileride gebelik düşünmeyen hastalara histerektomi yapılabilir.

Myomların ilaçla tedavisi mümkün müdür?

GnRH analogları (GnRH-a) olarak adlandırılan hormonlar östrojen ve progesteron üretimini tamamen durdurarak hastayı menapoz tablosuna sokar. Bu durum myomların küçülmesine neden olur. Üç aylık bir tedaviden sonra bir çok myomun boyutları küçülür. GnRH analogları altı aydan daha uzun süre kullanıldığında menopozda görülen sıcak basması, vajinal kuruluk gibi yakınmalara ve osteoporoza (kemik erimesi) neden olur. İlaç bırakıldığında ise küçülen myomlar tekrar eski boyutlarına ulaşır. Bu nedenle bu ilaçlar çoğunlukla ameliyata hazırlık amacı ile kullanılır, ilaçlarla myomların küçültülmesi ameliyatı kolaylaştırır ve kan kaybını azaltır.

Myom tedavisinde progesteron hormonu kullanılabilir mi?

Progesteron myom tedavisinde kullanılan ilk ilaçlardan biridir. Östrojenin vücuttaki etkilerini dengeleyen bir hormon olan progesteron, östrojen etkisi ile büyüdüğü bilinen myomların tedavisinde kullanılmıştır. Progesteronun kullanıldığı vakalarda düşünülenin aksine progesteronun da myomları büyüttüğü görülmüştür. Günümüzde myomların tedavisinde progesteronun yeri yoktur.

Myomlar dondurularak tedavi edilebilir mi?

Myom üzerine özel bir prob ile ulaşılarak -196 C soğukluktaki bir sıvı nitrojen kaynağı ile myomlar dondurulabiliyor ve canlılıklarına son verilerek küçülmeleri sağlanıyor. Bu konuda yapılan çalışmalar halen devam etmektedir.

Uterin arter embolizasyonu nedir, riskleri nelerdir?

Bu tedavi myom ameliyatlarına alternatif bir tedavidir. Rahmi besleyen damarlardaki kan akımı engellenerek myomların küçülmesi sağlanır. Bu metodun üreme sağlığına olan etkisi tartışmalıdır.

Myomlar için cerrahi müdahale ne zaman kaçınılmazdır?

Cerrahi müdahalenin kaçınılmaz olduğu üç temel durum vardır. Bunlar myomun kontrol edilemeyen kanamalara ve idrar yollarına bası nedeni ile böbrek hasarına neden olması ile kanser şüphesinin olduğu vakalardır.

Myomlar vücudun başka kısımlarına doğru hareket eder mi?

Myomlar çoğunlukla direkt olarak rahmin içine veya dışına doğru büyürler. Vücudun başka bölümüne hareket etmezler. Paraziter myom olarak adlandırılan tipler ise rahme ince bir bağ ile bağlıdır, bazen bu bağ kopar ve myom karın içinde serbest olarak hareket edebilir.

Myomun rahim ağzından vajinaya doğru büyümesi mümkün müdür?

Çok nadir olmakla birlikte myomun rahimden orijin alarak rahim ağzından dışarı doğru büyümesi mümkündür. Bu durumda rahim korunarak cerrahi işlem ile myomun çıkartılır.

Büyük myomlar cerrahi olarak nasıl çıkartılır?

Cerrahi yaklaşım myomun büyüklüğüne, yerleşimine ve cerrahın tercihine bağlıdır. Ameliyat sonrası iyileşme yine bu bahsedilen parametrelere bağlı olarak değişir. Günümüzde çoğunlukla myomlar laparoskopik ve histeroskopik ameliyatlar (kansız, bıçaksız ameliyatlar) ile çıkartılmaktadır. Böylelikle hastanın hem ameliyat, hem de ameliyat sonrası hastanede kalış ve günlük yaşantısına geri dönüş süresi kısalmakta, fiziksel stresi azalmaktadır.

MYOMLAR VE KISIRLIK
 

  • Myomlar rahim içini döşeyen tabakanın gelişmesini engeller. Endometrial dokunun gelişememesi implantasyonu yani embryonun rahme tutunmasını zorlaştırarak gebeliği önler ve düşüklere neden olur.
     

  • Myom çok büyük boyutlara ulaştığında yumurtalık kanallarının içindeki hareketide zorlaştırarak dış gebeliğe neden olabilir.
     

  • Serviksin (rahim ağzının) pozisyonunu bozarak spermin ilerlemesini ve döllenmeyi engelleyerek gebeliği önler.
     

  • Rahimde şekil bozukluklarına yol açarak implantasyonu engeller.
     

  • Gebelik sırasında artan östrojen düzeyleri küçük myomların büyümesine yol açarak düşüklere ve erken doğuma yol açabilir.

Myomların üreme sağlığına zarar vermemeleri için erken teşhis ve tedavileri çok önemlidir. Myomların boyutuna göre tedavi şekli belirlenir. Son zamanlarda geliştirilen embolizasyon gibi tedavi yöntemleri oluşturabilecekleri nedbe dokusu yüzünden çocuğu olmayan kadınlara önerilmez.


İdrar Yolu Enfeksiyonları (sistit)

İdrar Yolu Enfeksiyonları (sistit)
 

Diğer İsimleri: İdrar kesesi iltihabı

Sistit idrar kesesinin (mesane)  iltihaplanmasıdır. İdrar yolları ve üreme sisteminde en sık görülen hastalıklardan biridir. Zamanında tedavi edilmezse hastalık böbrekleri de etkileyecek biçimde yayılabilir ve mesane ve böbreklerde kalıcı hasarlar oluşturabilir.

Nedenleri:

Normal de bakteriler üreme organları ve anüs bölgesinde yaşamaktadırlar. Bazen bu bakteriler alt idrar yollarını aşarak mesaneye ulaşırlar. Mesaneye ulaşan bakteriler işeme ile dışarı atılırlar. Ancak mesaneye gelen bakteri sayısı atılandan fazla ise mesanede ve daha sonraki aşamada böbreklerde iltihaplanmaya yol açarlar.

Bulaşma cinsel birleşme esnasında veya genital temizliğin az olduğu durumlarda oluşabileceği gibi uzun süre idrar tutulması, idrar yollarını daraltıcı hastalıklar, menapozda düşük östrojen seviyesi nedeniyle de oluşabilir.

Kadınlarda uretra erkeklerinkinden çok daha kısa olduğu için dış ortamdan bakterilerin mesaneye ulaşması daha kolaydır. Bu nedenle kadınlarda sistitlerin görülme oranı çok daha fazladır. Kadınların en az % 20’si yaşamları boyunca en az bir kez sistite yakalanırlar.

Nadir de olsa sistiti oluşturan bakteriler böbrek ve idrar yolları aracılığı ile yukarıdan aşağıya veya yakın dokulardaki enfeksiyon odaklarından lenf yoluyla da mesaneye ulaşabilirler.

Sistitin en sık rastlanılan sebebi Escherichia coli ( E.coli, koli basili) adlı mikroorganizmadır. Bu bakteri kalın barsaklarda normal olarak bulunabilir ve cinsel ilişki ile mesaneye ulaşabilir.

Belirtileri:

İdrar yaparken yanma ve sızı.İdrar yaptıktan sonrada sürebilir. Sık idrara çıkma. Ağrı kasıklara ve makata yayılabilir. Ateş. Terleme. Yorgunluk. Kusma ve bulantı. İdrar bulanık, kötü kokulu olabilir. Cinsel ilişki esnasında ağrı hissi olabilir.

Risk Faktörleri:

  • Çok eşlilik.
     

  • Tümör nedeni ile aşağı idrar yolunda daralma veya tıkanma.
     

  • İdrar sondası kullanımı.
     

  • Hamilelik.
     

  • ?eker hastalığı.
     

  • Temizliğe dikkat edilmemesi.
     

  • Geçirilmiş felç gibi mesane boşalmasını engelleyebilecek durumlar.
     

  • Yaşlılık.

Tanı:

Tanıda idrar tahlili, idrar kültürü ve ilaçla çekilen ürografi adlı film gerekebilir.

Hastalığın Gidişi:

Uygun tedavi ile sistit belirtileri 24 saat içinde kaybolur.Ancak hastalığın gidişi etken mikrobun cinsine, risk faktörlerin giderilmesine bağlıdır. İyi tedavi edilemeyen olgularda hastalık kronikleşebilir.

Tedavi:

Sistitler antibiyotikler ile tedavi edilir. Tedaviye başlamadan önce idrar kültürü ve antibiyogram için örnek alınmalı, sonuçlar çıkıncaya kadar idrar yolları enfeksiyonlarında etkili antibiyotikler kullanılmalı, antibiyogram sonuçlarına göre gerekirse bu ilaçlar değiştirilmelidir. kronik enfeksiyonlarda tedavi uzayabilir.

Nasıl Korunabilirsiniz?

  • Tuvaletten sonra önden arkaya doğru silinin. Böylece vajinal ve rektal bölgenizdeki bakterilerin idrar yollarına girmesini engellemiş olursunuz.
     

  • İdrarınızı tutmayın. Mümkün olabildiği kadar sık idrarınızı yapın. Böylece mesanedeki bakterileri dışarı atarsınız.
     

  • Cinsel ilişkiden sonraki on dakika içerisinde idrarınızı yapmaya çalışın.
     

  • Cinsel ilişki esnasında yeterli kayganlığın sağlanması uretranın zedelenmesini azaltacaktır.
     

  • Anal ilişkiye giriliyorsa daha sonra vaginal bölgeye temas edilmemeli veya edilecekse iyice temizlenilmelidir.
     

  • Gün boyunca bol su içilmesi (mümkünse günde 8 bardak) idrar çıkışını ve dolayısıyla da bakterilerin atılımını arttıracaktır.
     

  • Kahve, çay, alkol gibi içecekleri mümkün olduğu kadar az tüketin. Mesane üzeride irrite edici etkileri olabilir.
     

  • Genital bölgenizin uzun süre nemli kalmasına izin vermeyin.Naylonlu, sıkı iç çamaşırları giymeyin. Nem bakterilerin üremesini kolaylaştırıcı bir ortam yaratır.
     

  • Genital bölgenizi günlük olarak hafif bir sabunlu suyla temizleyin.
     

  • Her gün mutlaka iç çamaşırınızı değiştirin ve pamuklu iç çamaşırları yeğleyin.


 

Myomlar

Myomlar
 

Değişik nedenlerle jinekologa giden pek çok kadının arkadaşlarına biraz da korkarak “bende ur varmış” dediğine birçoğumuz şahit olmuşuzdur. Halk arasında ur olarak adlandırılan bu durum aslında myomdur. Fibroid ya da leiomyoma adı da verilen myomlar, düz kas ve bağ dokusu içeren iyi huylu (kanser olmayan) kitlelerdir. Uterusun (rahim) kalın duvarı 3 tabakadan oluşur. Bunlardan en içte olanı endometrium adını alır ve adet siklusu boyunca değişimler gösterir ve eğer gebelik olmaz ise dökülerek adet kanaması ile birlikte atılır.. Ortadaki kas tabakasına myometrium denir. Uterusun en kalın tabakasıdır ve istemsiz çalışan düz kaslardan oluşur.Bu kaslar adet kanaması esnasında rahim içinde biriken kanı, doğum esnasında ise bebek ve plasentayı rahim dışına atmak için kasılır.. Uterusu dışarıdan çevreleyen zar tabakasına ise seroza ismi verilir. Bu tabaka rahimi diğer organlardan ayırır ve yerinde tutunabilmesi için destek bağları oluşturur. Gebe olmayan bir kadının rahminin büyüklüğü kişinin yaşı ve geçirmiş olduğu gebelik sayısına göre değişkenlik gösterir. Ortalama ağırlığı 80 gram kadardır.

Myomlar işte bu myometrium tabakasını oluşturan düz kaslardan köken alan iyi huylu tümörlerdir.Sadece kas hücresi içermezler. Aslında myom daha gerçekçi bir tanımla bağdokusu tarafından bir arada tutulan düz kas hücreleridir. Büyüklükleri toplu iğne başından karpuz büyüklüğüne kadar değişkenlik gösterir. Kadın pelvisinde en sık görülen tümördür. İyi tarafı hemen her zaman iyi huylu olması ve kansere dönme olasılığının ihmal edilebilecek kadar düşük olmasıdır. Hastaların %75′i kendisinde myom olduğundan dahi habersizidir. Kötü tarafı ise her 4-5 kadından birinde ortaya çıkmasıdır. Büyüklüklerinin çok değişken olması nedeni ile bu oranın aslında gerçeği yansıtmadığı, dikkatli bir inceleme yapılacak olursa myom görülme sıklığının %80′den daha fazla bulunacağı ileri sürülmektedir.Tek bir tane olabileceği gibi sayılamayacak kadar çok da olabilir.Her bir myom kitlesine myom çekirdeği ya da myom nüvesi adı verilir.Genelde birden fazla sayıda olma eğilimindedir.Myomlar sıklıkla 30-40 yaşlar arasında ortaya çıkar ve replasman tedavisi almayanlarda menopoz sonrası küçülür. Ergenlik öncesi görülmesi son derece nadirdir.

Myomlar genelde birden fazla sayıda olma eğilimindedirler. Bazen tek bir myom nüvesi belirgin derecede büyüyebilir ve çok büyük boyutlara ulaşabilir. Bu gibi hastalarda da büyük olasılıkla bir kaç milimetrelik bile olsa başka myom nüveleri de mevcuttur. Myomlar rahimde büyümeye neden olurlar. Myomlu bir rahimin büyüklüğü ifade edilirken gebelik cesameti tanımı kullanılır. Gebelik sırasında hangi haftada rahimin ne kadar büyüdüğü bilindiği için myomlu bir rahimin muayenesinde de bu bilgiden yararlanılır ve rahim büyüklüğü örneğin 10 haftalık ya da 14 haftalık gebelik cesametinde şeklinde tanımlanır.

Nedenleri

En sık görülen pelvik kitle olmasına rağmen hiç kimse myomların neden ve nasıl ortaya çıktığına açıklayamamıştır. Bazı kadınlarda hiç görülmez iken bazı kadınlarda sürekli yeni myomların çıkma nedeni de belirsizdir.

Nedenleri tam olarak binmese de pek çok hekim bu kitlelerin kadınlık hormonu olan östrojen etkisi ile geliştiğine inanırken azımsanamayacak sayıda başka bir grupta östrojen ile ilgili olmadığını düşünmektedir. Myom ve östrojen hakkında bilinen gerçekleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Ergenlik öncesinde vücut henüz östrojen salgılamazken görülmezler
     

  • Östrojen içeren doğum kontrol hapları gibi ilaçların etkisi ile büyürler
     

  • Vücudun fazla miktarda östrojen ürettiği gebelik esnasında hızlı büyüme gösterirler
     

  • Östrojenin azaldığı ve hatta tamamen yok olduğu menopoz sonrası dönemde küçülürler
     

  • Menopoz sonrası yeni myom çıkması son derece nadirdir.
     

  • Dışarıdan östrojen alan kadınlarda büyürler

Myomlar yüksek düzeyde östrojen bulunduran kadınlarda gelişse de laboratuar bulguları myomu olan kadınların birçoğunda östrojen düzeylerinin normal olduğunu göstermektedir. Bu nedenle myom gelişiminde büyük olasılıkla östrojen tek sorumlu değildir. Östrojen düzeylerinin çok yükseldiği gebelik esnasında bu kitlelerin büyümesini bazı yazarlar östrojene değil, gebelik esnasında rahime giden kan miktarının büyük oranda artması ve neticede myomların fazla miktardaki kana cevap olarak büyümelerine bağlamaktadırlar.

Bazı çalışmacılar da diğer bir kadınlık hormonu olan progesteron’un da myom gelişiminde rolü olduğunu ileri sürmektedirler. Yapılan bazı klinik deneylerden elde edilen sonuçlar progesteron ile tedavi edilmiş kadınlardan çıkartılan myomlarda daha fazla sayıda hücre bulunduğunu ve bazı hastalarda progesteronu bloke eden ilaçlar kullanıldığında myomların küçüldüğünü göstermektedir. Bu bulgulara rağmen myom ile progesteron arasındaki ilişki açık değildir.

Türleri

Myomlar lokalizasyonlarına bağlı olarak değişik türde şikayetler yaratırlar. Bu nedenle de rahimde yerleştikleri yerlere göre sınıflandırılırlar.

  • Submuköz Myom:

     Hemen uterusun içini döşeyen endometrium tabakasının altında yerleşmiştir. Büyüdükçe endometriumu içeri doğru iter. Bu itilme adet düzensizliklerine neden olabilir.Bir süre sonra myom rahim boşluğuna doğru büyümeye başlar ve orijinal yerine ince bir sap ile bağlı kalır. Büyümeye ya da sarkmaya devam eder ise rahimden dışarıya hatta vajinadan vücut dışına sarkabilir.Myom hareket ettikçe sapının etrafında dönebilir ve adet aralarında kanamaya neden olabilir. Bu tür myomlarda enfeksiyon da ortaya çıkabilir.
     

  • İntramural Myom:

    Uterusu oluşturan kas tabakasının (duvarın) içinde yer alan myomlardır. Myom nüvesi büyüdükçe rahim de büyür.
     

  • Subseröz Myom:

    Uterusun dış yüzünden köken alan ve dışarı doğru büyüyen myomlardır. Genelde kanama problemi yaratmaz.
     

  • Saplı Myom:

    Herhangi bir subseröz ya da submüköz myom büyümeye devam edip de rahim ile bağlantısı sadece ince bir bağ ile sağlanır ise bu durumda saplı myomdan söz edilir.Eğer myom kendi etrafında döner ise sapı yani dolayısı ile kan bağlantısı da bozulur ve myom nüvesinde dejenerasyon meydana gelir. Eğer myomun sapı geniş bir tabana oturmuş ise buna sessile tipte myom adı verilir
     

  • İnterligamentöz Myom:

    Uterusu yerinde tutan ve ligaman adı verilen bağların arasında gelişen tümörlerdir.Bunların cerrahi ile çıkartılması son derece güçtür.
     

  • Paraziter Myom:

    Büyüyen myom nüvesi başka bir organa yanaşıp buna yapışırsa bir süre sonra rahim ile arasındaki bağlantı kopabilir ve myom yeni bağlandığı dokudan beslenmeye başlayabilir. Bu durumda parazitik myomdan söz edilir.

Gerçekçi olmak gerekirse myomların hemen hepsi aslında birden fazla anatomik lokalizasyonda bulunur. Örneğin myomun büyük bir kısmı şntramural olmasına rağmen submüköz veya subseröz komponenti de vardır. Bu durumun istisnası saplı subseröz myomlardır.

Tanı

Jinekolojik muayene esnasında en sık fark edilen tümörler myomlardır. başka bir nedenle karın boşluğunun açıldığı ameliyatlar sırasında da kolaylıkla fark edilebilirler.Ancak pek çok myom başka bir nedenden dolayı yapılan muayene esnasında şans eseri fark edilir ya da daha sık rastlanılan şekilde hiçbir zaman farkına varılmaz.

Son 20 yıldır yaygın şekilde kullanılan ultrasonografi myomlardaki en önemli tanı aracıdır. Yumurtalıklara yakın bulunan myom nüveleri over tümörleri ile karıştırılabilir.

Myomların ayırıcı tanısında normal gebelik, yumurtalık bölgesinde kitle, adenomyozis, uterusa ait şekil bozuklukları, komşu organ tümörleri, vajinal kanamaya yol açan diğer durumlar gözönünde tutulmalıdır.

Belirtiler

Myomların çoğu belirti vermemesine rağmen %25 vakada bazı şikayetler yaratır. Bunlardan en sık görüleni aşırı ve anormal vajinal kanama, ağrı ve karın şişliğidir.

  • Fazla kanama:

     Myomlu kadınların yaklaşık %30′unda adet kanamaları normalden fazla olur. Fazla kanamaya yol açan submüköz tipte myomlardır.Kitle büyüdükçe endometrium dokusunu iter ve dolayısı ile bu dokunun yüzölçümü artar. Kanamaya müsait alan fazlalaştığı için kanamanın miktarı da artar. İlk başlangıçta kanamanın süresi değişmez iken sadece kaybedilen kanın miktarı fazlalaşır. Daha sonra yavaş yavaş süre de uzamaya başlar. Bu fazla kanamalar bir süre sonra kansızlığa yani anemiye neden olur. Bazı myom türleri ise kanama fazlalığı ile birlikte ara kanamalara da yol açabilir. Myomlu hastaları doktora gitmeye mecbur eden en önemli bulgu bu kanama bozukluklarıdır. Myom ile birlikte kanamalar o kadar fazla olabilir ki kişi neredeyse saatte bir ped değiştirmek zorunda kalabilir. Bu tür kanamalar yaşayan bir kadın normal günlük aktivitelerinde bulunmak istemeyebilir, işe gitmekten kaçınabilir ve saoyal korkular gelişebilir. Yani myom kadının sosyal hayatını da etkileyebilen bir hastalıktır.

    Myomda kanamanın muhtemel nedenleri:

    • Endometrium yüzeyinin büyümesi

    • Rahimdeki damarlanmanın artması

    • %50 oranında beraberinde görülen endometrial hiperplazi.

    • Uterus kasılmalarının etkisizliği nedeni ile küçük damar ağızlarının kapanamaması

    • Submüköz myomlarda etrafdki endometrium dokusunda ülser olması
       

  • Ağrı:

    Myomda ağrı nadir görülen bir belirtidir. Genelde adet kanaması sırasında kramp tarzında olur. Burada uzun yıllar boyunca adet kanamaları ağrısız olan kadında birden bire ağrıların olması teşhiste myomu akla getirmelidir. Sancılı adet görenlerde ise ağrının şiddetinin artması ya da şeklinin değişmesi düşündürücüdür. deneysel çalışmalar myomlarla birlikte görülen ağrıların mekanizmasının doğum sancılarına benzediğini düşündürmektedir. Myom çekirdeği sanki yabancı bir cisimmiş gibi davranır ve rahim bu yabancı cismi atmak için kasılır. Kişi bu kasılmaları ağrı olarak algılar. İleri derecede büyümüş bir myom etrafındaki dokulara ve sinirlere baskı yaparak da ağrıya yol açabilir. Burada daha çok bel ağrısı tarzında yakınmalar görülür. Dejenere olan ya da etrafında dönerek kanlanması bozulan myom ani ve bıçak saplanır tarzda ağrıya yol açar. Zaman zaman ise adet kanamalarından bağımsız ağrılar olabilir ancak bu son derece nadirdir.
     

  • Karın şişliği:

    Myom büyüdükçe diğer organları iter ve bu da her türlü rahatsızlığa neden olabilir.Mesaneye bası yaparsa sık idrara çıkma, rektuma (barsağın en son kısmı) bası yaparsa kabızlığa yol açabilir. Nadiren çok fazla büyüyen myom idrar yollarında tıkanma ve idrar yapmada güçlük problemi yaratabilir.Yine barsaklardaki basıya bağlı olarak gaz problemi görülebilir.
     

  • Kısırlık:

    Myomlar kadının gebe kalmasını ya da gebe kaldıktan sonra rahimin gebeliği taşımasını zorlaştırabilirler. Tubaları iterek spermin ve yumurtanın geçişini güçleştirebilir ya da endometrium düzenini bozarak döllenmiş yumurtanın rahime yerleşmesini engelleyebilir.Myom büyümeye devam ettikçe üzerindeki endometrium tabakası gerilir ve kanlanması bozulur. Bu durumda gebelik ürününün rahimde yerleşse bile yeterli derecede kanlanması mümkün olmaz ve düşükle sonuçlanabilir. Bütün bu engelleri aşıp büyümeye başlayan bir gebelik ürünnü bekleyen diğer bir dezavantaj da myom nedeni ile bebeğe yeteri kadar büyüyecek yer kalmamasıdır.Bu durumda ise gebeliği bekleyen en muhtamel son düşük ya da erken doğumdur.

Myom ile gebeliğin bir arada bulunduğu durumlarda bir diğer sorun da myom nedeni ile doğum esnasında rahimin yeteri kadar kasılamamasıdır. Bebek doğum kanalına uygun şekilde giremez ve bu tür hastalarda büyük olasılıkla sezaryen gerekir. Doğum kanalını tıkayan myom varlığında ise sezaryen tek doğum şeklidir. Doğumdan sonra ise rahim kasılmalarının etkisiz olması nedeni ile fazla miktarda kanama görülebilir.

Myomlar genelde hem gebe kalmak hem de gebeliğin idamesi ve doğum için sorun oluşturmazlar. Ancak eğer bir sorun meydana gelir ise bu ciddi bir sorun olacaktır. Myomun kısırlığa yol açtığından söz edebilmek için kısırlığı açıklayacak başka hiçbir sebep olmaması gerekir. Yani infertilite araştırmasında yapılan bütün tetkikler myomlu infertil hastalarda da yapılmalıdır.

Komplikasyonlar

Çoğu myom belirti vermemesine rağmen bazı komplikasyonların varlığında özellikle ağrı ve kanama bulguları artar. Myomların komplikasyonları şunlardır:

  • Torisyon:

    Myomun sapı etrafında dönmesi ve sapının sıkışarak kanlanmasının bozulmasıdır. Bu durumda önce myomdan dışarıya sıvı kaçışı olur ve bu ağrıya neden olur. Eğer olay uzarsa myom sapından koparak batın boşluğuna düşebilir ve burada kendisine beslenecek uygun bir ortam bularak büyümeye devam edebilir (parazitik myom).
     

  • Enfeksiyon:

    Myomun ülsere olması ve daha sonrasında enfekte olmasıdır. Ağrı ve kanama yapar.
     

  • Kansere dönüşüm:

    Myomlu kadınlarda kafalarını kurcalayan en önemli soru hastalığın kansere dönüp dönmeyeceğidir. Myomlu kadınların %0.5′inde ileri dönemlerde leiomyosarkom denilen kanser türü görülür. Ancak pek çok araştırmacı bunun var olan myomlardan köken almadığını, kendi başına ve diğerlerinden bağımsız olarak geliştiğini ileri sürmektedirler. Eğer varlığı bilinen myom hızlı büyümeye başlarsa, ağrı ve ateş görülüyorsa detaylı incelenmesi gerekir.
     

  • Dejenerasyon:

    Myomun normal hücre yapısının değişikliğe uğramasıdır. Örneğin menopozdan sonra myom küçülür ve atrofik dejenerasyon olur. Gebelikte rahimin hızlı büyümesine bağlı olarak myomun kanlanması hafif derecede bozulur ve hafif nekroz olur. Hastada ağrı, ateş, bulantı ve kusmalar olabilir. Myom içine hafif kanamalar olabilir. Gebelikte görülen bu değişime kırmızı dejenerasyon adı verilir. Myomlarda en sık görülen dejenerasyon ise hyalen dejenerasyondur. Mikroskopik bir değişimdir. Myom çekirdeği içerisinde kalsiyumun biriktiği kalsifik dejenerasyon da oldukça sık rastlanılan bir durumdur.
     

  • Asit:

    Saplı subseröz myomların karın zarını irrite etmesi ile karın boşluğunda sıvı birikimi olur.
     

  • Karın içi kanama:

    Myomun üzerindeki damarlardan birinin yırtılması sonucu kanama olabilir. Son derece nadirdir.
     

  • İnversiyon: Saplı bir submüköz myomun çekmesine bağlı olarak rahim eldiven parmağı gibi tersyüz olabilir. Tehlikeli ancak nadir görülen bir durumdur.

Tedavi

Myomu olan birçok kadında eğer belirgin bir şikayet yaratmıyorsa tedavi gerekmez. Sadece takip yeterli olur. Bu gibi durumlarda her 6 ayda bir muayene ve ultrason ile hastanın takibi ve değişiklik saptanır ise tedavi gereklidir. Tedavi tıbbi ya da cerrahi olabilir.

Myomlarda tedavi gerektiren durumlar şunlardır:

  • Kanama:

    Tedavi, özellikle de cerrahi tedavi için en önemli sebep anormal kanamalardır. Eğer adetler çok fazla ve pıhtılı oluyor ise bu durum anemiye yol açacağından mutlaka tedavi edilmesi gerekir.
     

  • Ani büyüme:

    Kontrol altındaki myomun aniden büyümeye başlaması özel ilgi gerektiren bir durumdur. Eğer bu büyüme menopozdan sonra olmuş ise mutlaka araştırılması gerekir. Bu durumda hekim altta yatan kötü huylu bir hastalık olmadığını teyid etmelidir. Bu amaçla küretaj yapılabilir. Myomlardaki ani büyüme sadece kansere bağlı olarak gelişmez. Gebelik ve myom içine kanama gibi durumlar da büyümeden sorumlu olabilirler.
     

  • Ağrı ve bası bulguları:

    Eğer bu belirtiler dayanılamaz düzeylere ulaşır ise tedavi gerekli hale gelmiş demektir.
     

  • Myomun yeri:

    Bazen myom nüvesi ya da nüvelerinin lokalizasyonu cerrahi olarak çıkartılmalarını gerektirir. Özellikle 40 yaşından büyük kadınlarda overlere yakın yerleşimli myomlar over tümörleri ile karışabileceğinden alınmalıdır.

Myom tedavisinde en sık tercih edilen tedavi yaklaşımı cerrahidir.Seçilecek cerrahi yöntem hastanın yaşı, sosyal durumu, çocuk isteği, şikayetlerin tipi ve şiddeti gibi faktörlere bağlıdır. Bu faktörlere göre rahimin tamamen alınması (histerektomi) ya da sadece myomların çıkartılması (myomektomi) alternatiflerinden bir tercih edilir.

Myom tedavisinde diğer tedavi yaklaşımları arasında myom çekirdeklerini çıkarmadan, laser ile yakmak, sıvı nitrojen ile dondurmak, hormon baskılayıcı ilaç kullanarak küçülmelerini sağlamak sayılabilir. Bu baskılayıcı ilaçlar kadında suni menopoz yaratarak myomları küçültmeyi amaçlamaktadır.Deneysel tedavi yöntemlerinden birisi de laparoskopi eşliğinde myom çekirdeğine elektrik akımı vererek myolizis yapmaktır. Bu tür tedavi yaklaşımları kısa süreli rahatlamalar getirebilir ama özellikle hormon tedavisi sonrasında, tedavi esnasında küçülen myomlar ilaç kesildikten sonra hızla büyüyebilir ve eski durumundan daha kötü hale gelebilir. Bazı ekoller cerrahi öncesinde 3-6 ay kadar hormon tedavisi vererek myomları küçültmeyi ve bu sayede cerrahi esnasında işlemi kolaylaştırmayı ve kanama miktarını azaltmayı önermektedirler.

Myomun en kesin ve garantili tedavisi bugün için cerrahidir.

Myomların gebelikte ortaya çıkardığı riskler nelerdir?

Gebelikte myomların ortaya çıkardığı riskler ön planda uterus içinde bulunduğu bölgeye, ikinci planda myomun büyüklük ve sayısına bağlıdır.

Özellikle submüköz veya intramural yerleşimli olanlar tekrarlayan düşüklere, erken doğum tehdidine, fetusun normal yerleşimi olan baş aşağı dışında anormal bir pozisyonda yerleşmesine, plasentanın erken ayrılmasına (ablasyo), uterusun kasılmasını engelleyerek doğum sonrası kanamaya neden olabilirler. Yukarıda sayılan durumların çoğu sezaryen ile doğum gerektirdiğinden myomu olan anne adaylarında sezaryenle doğum olasılığı artar.

Myomlar östrojen hormonuna bağlı olarak gelişme gösterdiklerinden gebelikte artan östrojen salgısının etkisiyle büyümeye eğilimlidirler. Özellikle ilk tanı konulduğunda 6 cm. ve daha büyük olan myomlar gebelikte daha çok büyüme eğilimi gösterirler.

Bazen hızlı büyüme neticesinde myom yeterince beslenemediğinden dolaşımı aksar ve mayomda dejenerasyon (”bozulma”) denen durum ortaya çıkar. Bu durum kendini karında ve özellikle de myomun bulunduğu bölgede ağrı şeklinde belli eder. Bu ağrı bazı durumlarda apandisit, plasentanın erken ayrılması ve erken doğum tehdidi gibi durumlarla karışabilir.

Myomda dejenerasyon en sık 20-22. haftalar arasında görülür ve doğum eyleminin başlamasına neden olabilir.

Gebelik öncesinde myom tanısı konması durumunda ne yapılır?

Gebelik döneminde en sık sorun yaratan myomlar submüköz nitelikli olanlar olduğundan bu tür myomlar saptandıklarında genellikle gebe kalınmadan cerrahi yolla çıkarılması tercih edilir. Bunun için histeroskopi (vajinadan ulaşım) ya da açık cerrahi (karın yolundan ulaşım) uygulanabilir.

İntramural ya da subseröz olanlar arasından ise özellikle kanama ve diğer ciddi belirtilere neden olanlar ve büyük çaplı olanlar çıkarılmalıdır.

Myom çıkarılması için uygulanan operasyonlar ameliyat sonrası yapışıklık ve buna bağlı olarak da tüplerde tıkanıklığa yol açabileceklerinden gebelik öncesi dönemde myom operasyonu yapma kararı verilirken çok dikkatli olunur.

Daha önceki bir gebelikte myoma bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülen bir durumun varlığında (önceki gebelikte başka nedene bağlanamayan erken doğum, plasentanın erken ayrılması gibi), yeni bir gebelik öncesinde myomun çıkarılması uygundur.

Gebelikte myom tanısı konduğunda ne yapılır?

Gebelik döneminde myom tanısı konmuş anne adayları tüm gebelik boyunca daha yakından takip edilir. Myomu olan anne adayının her karın ağrısı şikayetini mutlaka doktoruna bildirmesi gerekir. Myoma bağlı oluşabilecek istenmeyen durumların bebek ve anne adayına en az zarar verecek şekilde tedavi edilebilmesi açısından anne adayının bu konuda duyarlı olması önemlidir.

Gebelikte myoma bağlı olarak oluşan en sık istenmeyen durum dejenerasyon (”bozulma”) ve buna bağlı olarak oluşan ağrıdır. Bu, yaklaşık %10 oranında gözlenir. Diğer ağrı nedenleri (apandisit, plasentanın erken ayrılması (ablasyo), erken doğum tehdidi gibi) de araştırıldıktan sonra, dejenerasyona bağlı olduğu düşünülen ağrı, ağrı kesici ile tedavi edilir. Bölgesel ısı ya da buz tatbiki de yardımcı olur.

Devam eden bir gebelikte myom çıkarma operasyonları çok ender olarak uygulanırlar.

Doğum kanalını tıkayan ya da uterusun kasılmasını engelleyerek eylemi yavaşlatan myomların varlığında sezaryen gerekir, sezaryen esnasında myomun alt segmenti kapattığı gözlendiğinde bebek rutin olarak uygulanan yatay kesiyle değil klasik uterus insizyonuyla (dikey kesiyle) çıkarılır.

Daha önceden myom operasyonu geçirmiş tüm anne adaylarında özellikle çok şiddetli ağrı ve diğer bulguların varlığında düşük bir olasılık olsa da uterus rüptürü (uterusun yırtılması) de ayırıcı tanıda düşünülmelidir.

Sezaryen operasyonu esnasında myom çıkarılması aşırı kanamaya neden olabileceğinden tercih edilmez.

Daha önce myomektomi operasyonu (myom çıkarılması) geçirmiş anne adaylarında doğum şekli nasıl olmalıdır?

Operasyon esnasında uterusun iç tabakası hasar görmüşse normal doğumda oluşan uterus kasılmalarında uterusun yırtılma riski söz konusu olabileceğinden sezaryen ile doğum tercih edilir. Diğer durumlarda anne adayı normal doğum yapabilir, ancak uterusta yırtılma düşündüren en ufak bir bulguda bile sezaryene dönülebileceğini bilmelidir.


Rahim Ağzı Yaraları (servisit)

Rahim Ağzı Yaraları (servisit)
 

Halk arasında rahim ağzında yara olarak bilinen servisit en sık karşılaşılan jinekolojik problemlerden birisidir. kadınların yarısından fazlası hayatının bir döneminde bu hastalığa yakalanır. Yaşı ne olursa olsun cinsel yönden aktif her kadın servisit için uygun bir adaydır. Kasık ağrısı ve vajinal akıntısı olan kadınların çoğunda başka bir hastalıkla bir arada ya da tek başına mutlaka servisit bulunur. Belirtileri diğer pek çok hastalığa benzediği ve spesifik yakınmalar yaratmadığı için kişinin kendi kendine servisitten şüphelenmesi zordur. Genelde başka bir nedenden dolayı yapılan jinekolojik muayene ile fark edilir.

Genel anlamı ile servisit rahim ağzı dokusunun iltihabıdır. Çok büyük bir olasılıkla bir enfeksiyona bağlıdır ancak bazen irritasyon ya da travma sonrası da ortaya çıkabilir.

Belirtileri

Servisitin ilk belirtisi adet kanamasının bitişini takip eden dönemde ortaya çıkan vajinal akıntıdır. Diğer belirtiler arasında anormal vajinal kanama, kaşınma, vajinada yanma, ilişki esnasında ağrı, idrar yaparken yanma ve bel ağrısı bulunur. Hafif vakalarda herhangi bir bulgu olamayabilir ancak olay ilerledikçe kötü kokulu ve iltihabi bir akıntı ortaya çıkar.

Uzamış ve tedavi edilmemiş bir servisit mukus yapımını bozarak spermlerin servikal kanala girişini bozabilir ve kısırlığa yol açabilir. Servisiti olan gebe bir kadında da düşük ve erken doğum riski bulunur. Bu tür annelerden doğan bebeklerde doğum sonrası akciğer be göz enfeksiyonları normalden daha fazla görülür.

Tanı

Servisit, yani serviksin iltihabı, vücudun normal çalışan savunma mekanizmalarının bir sonucudur. Herhangi bir dokuda yaralanma, irritasyon ya da enfeksiyon olduğunda beyaz kan hücreleri yani akyuvarlar o bölgeye göç ederler ve bu bölgedeki kan akımı artar. Bu olay serviskte olduğunda, normalde açık pembe olan serviks kızarır ve şişer. Bu durum muayenede yara şeklinde görülebilir. Servisit tanısı genelde jinekolojik muayene ile konsa da tanıdan emin olmak ve ayrıcı tanı yapabilmek için bazı ek tetkikler gerekebilir.

Bunlar

  • Biopsi: Eğer rahim ağzı ileri derecede anormal görünüyor ise lokal anestezi altında serviks biopsisi alınabilir. İşlem esnasında şüpheli alanlardan örnek alınır. Eğer tek bir alan belirlenemiyorsa saat 3,6,9 ve 12 hizalarından biopsi alınır ve patolojik incelemeye gönderilir.
     

  • Kolposkopi: Rahim ağzının ışık altında büyütece benzer bir optik alet yardımı ile incelenmesidir. ?üpheli alanları daha kolay ortaya çıkarmak için kolposkopi öncesi rahim ağzı bir takım kimyasal maddeler ile silinir ve daha sonra boyanır. Dokunun boya tutmadaki farklılıklarına göre biyopsi alınacak yer tespit edilir. Kolposkopi ile rahim ağzındaki kılcal damarların yapıları da değerlendirilir ve anormal damarlanma olup olmadığı saptanır. Bu damarlanma değişiklikleri servisit ile kötü huylu hastalıkların ayrımında önemlidir.
     

  • Smear: Servikal enfeksiyonu ve erken dönem serviks kanserinin taramasında kullanılır. Smear her kadının yılda 1 defa yaptırması gerek son derece basit ancak bir o kadar da önemli bir testtir.

Nedenleri

Servisitin başarılı şekilde tedavi edilebilmesi altta yatan nedeninin tanımlanması ile ilgilidir. Eğer buna neden basit bir irritan madde ise bu maddenin kullanılmaması sorunu çözecektir. Eğer altta yatan sebep bir enfeksiyon ise bu enfeksiyonun uygun şekilde tedavisi, servisit problemini de çözecektir. Servisite neden olan en önemli 3 mikroorganizma klamidya, gonore ve trikomonasdır. Bunun dışında bazı allerjik maddeler de bu duruma yol açabilir.

Tedavi

Eğer servisit durumu uzamış ise ve altta yatan etkenin tedavisine rağmen servisit tablosunda gerileme yoksa serviskteki anormal hücreleri tahrip etmek için bazı küçük cerrahi girişimler yapılabilir. Bunlardan en sık kullanılan koterizasyon ve krioterapidir. Koterizasyon ısı yardımı ile tahrip etmektir. Halk arasında bu işleme yara yakma adı verilir. Krioterapi ise sıvı karbondioksit veya azot yardımı ile anormal dokuların dondurulmasıdır. Buna da halk arasında yara dondurma ismi verilir. Son olarak da Lazer ile hücrelerin tahribi uygulanabilir.

  • Koter: Kronik servisitteki en eski ve en klasik yöntemdir. Kalem şeklinde bir probun ucundan elektrik akımı geçirilerek ısı elde edilir. 3 yöntem arasında en son tercih edilmesi gereken tedavidir. İşlem esnasında çok hafif ağrı olabilir. İşlem sonrası oluşan nedbe dokusu rahim ağzı kanalında tıkanmalara yol açabilir.
     

  • Kriyoterapi: Kotere göre bazı avantajları vardır.Daha az ağrıya neden olur, ve daha kontrollü bir doku tahribine olanak tanır. Daha az nedbe dokusu oluşmasını sağlar.Bu nedenle servikal kanalda daralmaya yol açmaz. Tabanca şeklinde bir cihaz ile uygulanır. Bu tabancanın ucunun değdiği yerler donar. İşlem herhangi bir anestezi uygulanmadan yapılır. Son derece basit ve yaklaşık 10 dakika süren bir işlemdir.
     

  • Lazer: Dokuların lazer ile tahrip edilmesidir. Kriyoterapiye bir üstünlüğü yoktur.

Tedavi şekli ne olursa olsun hücrelerin tahrip edilmesini takiben 1-2 hafta kadar süren bol sulu bir vajinal akıntı görülür. Bu süre zarfında lekelenme şeklinde kanamalar olabilir bu nedenle işlemlerden sonra 2 hafta kadar cinsel ilişkiden kaçınmak gerekir. Tamamen iyileşme 6-8 hafta kadar alabilir.

Önlemler
Servisitten korunmak ya da erken dönemde teşhis edilmesini sağlamak için bazı basit önlemler yeterlidir.

  • Çok emin olmadığınız kişiler ile ilişkiye girmeyin.

  • Partnerinizde gonore belirtileri varsa hemen doktorunuzla görüşün

  • Vajinal akıntı varlığında muayene olmayı geciktirmeyin

  • Herhangi bir şikayetiniz olmasa bile yılda 1 kez jinekolojik muayeneden geçin

  • Kokulu tampon, deodorant gibi irritan maddeleri kullanmayın


 

Rahim Sarkması (prolapsus uteri)

Rahim Sarkması (prolapsus uteri)
 Rahim sarkması, mesane sarkması, rektum sarkması gibi hastalıklar doğum sonucu olarak kadın cinsel organlarında gevşeme ile birlikte olan çeşitli işlevsel ve anatomik bozukluklardır.
 
 Doğum sırasında, bebeğin doğum kanalından geçe bilmesi için rahim, mesane ve rektumu destekleyen dokular (pelvik diyafram) gerilir ve yırtılabilir. Loğusalıkta bu dokular genellikle normal haline döner. Fakat pek çok kadında zamanla bu yapılar sarkmaya başlar. Her hastadaki sarkmanın derecesine bağlı olarak rahimde bir ağırlık veya sarkma hissi, kabızlık, haznede (vagina) gevşeme, haznenin ön veya arkasında bariz şişkinlik, gülerken, öksürürken ya da ağır bir cisim kaldırırken idrar kaçırma ya da rahimin bariz olarak hazneden dışarı çıkıp sallanması, üzerinde yaralar oluşması gibi yakınmalar olabilir.
 
 Bu şekilde yakınmaları olan hastalar için tedavi genellikle ameliyattır. Yaşlı hastalarda rahimin alınması mesane ve rektumun onarılması ameliyatı yapılabilir. Daha gençlerde rahim alınmadan sarkan rahim boynunun alınması mesane ve rektumun onarılması yapılabilir. Her hangi bir hastada bu uygun değilse laparoskopik olarak da bazı girişimler yapılabilir. Böylece pelvik destek dokuları doğumdan önceki sağlıklı durumuna kavuşturulabilir

Rahmin Ters Durması (retrovert uterus)

Rahmin Ters Durması (retrovert uterus)
 

Halk arasında rahimin ters olması olarak bilinen durum tıp dilinde retrovert uterus olarak tanımlanır. Bir kız bebek doğduğunda uterusu (rahim) belirli bir pozisyondadır ve normalde bu pozisyon ölene dek değişmez. Rahim öne doğru (antevert) ya da arkaya doğru (retrovert) olabilir. Antevert uteruslara daha sık rastlanmaktadır. Kadınların %70-85′inde rahim öne doğru dururken geri kalanlarda arkaya doğrudur. Uterusun öne ya da arkaya doğru olması patolojik bir bulgu değil normal anatominin bir varyasyonudur. Tıpkı sağ eli ya da sol eli kullanmak gibi veya saç, göz rengindeki farklılıklar gibi bu anatomik duruş da normaldir.

NEDENLERİ

Rahimin retrovert olması normal bir anatomik durum olmakla birlikte bazı durumlarda öne doğru duran uterus arkaya dönebilir . Örneğin yapılan doğumlara bağlı olarak uterusu yerinde tutan bağlarda gevşeme olabilir ve uterus arkaya doğru dönebilir.Yine menopoz sonrası aynı nedenle benzer bir durum ortaya çıkabilir.

Bunlardan daha önemlisi pelvis içindeki anatomiyi bozan bazı hastalıklar rahimi geriye doğru çekebilir. Bu hastalıklardan en önemlisi endometriozistir. Tüplerin enfeksiyonları, pelvik iltihabi hastalık nedeni ile ya da ameliyatlar sonrası oluşan yapışıklıklar da rahimin ters dönmesine neden olabilir. Çok nadiren pelvis içinde yer kaplayan kitleler de rahimi arkaya doğru itebilir.

BELİRTİLERİ

Tek başına olan retrovert uterus durumu olguların çoğunda herhangi bir belirti vermez. Nadiren kişide cinsel ilişki sırasında ağrı ya da rahatsızlık hissi olabilir. Bazı hastalarda ise adet sancılarının altında yatan neden retrovert uterus olabilir. Altta yatan endometriozis gibi bir patoloji varsa buna bağlı yakınma ve bulgular görülebilir.

TANI

Retrovert uterusun tanısı herhangi bir nedenle yapılan jinekolojik muayenede tesadüfen konur

TEDAVİ

Retrovert uterus varlığında herhangi bir tedavi gerekmez. Bazı hekimler kronik kasık ağrısı nedeni ile vajinal pesser uygulamayı tercih etseler de bu kalıcı bir çözüm sağlamaz. Ters duran rahim muayenede herhangi bir şekilde öne doğru döndürülemez. Bu amaçla yapılabilecek ameliyatlar olmakla birlikte modern jinekolojide hiçbir kullanım alanı yoktur ve hastaya zarar veren girişimlerdir. Ameliyat sonrası oluşacak yapışıklıklar hem kısırlığa neden olabilir hem de kasık ağrısının artmasına yol açabilir.

Muayenede retrovert uterus saptanması durumunda altta yatan bir patoloji saptandığında bunun tedavisine yönelik girişimlerde bulunulması gerekir.

RAHMİN TERS OLMASI KISIRLI?A NEDEN OLUR MU?

Tüm dünyada pek çok kadın retrovert uterusun çocuk sahibi olmada güçlüğe neden olacağını düşünür. Bu yanlış inancın kaynağının ne olduğu meçhuldür. Altta yatan endometriozis gibi başka bir durum varsa buna bağlı olarak kısırlık söz konusu olabilir. Ancak tek başına rahmin ters durması gebeliğe engel bir durum değildir.

Çeşitli nedenlerle tüp bebek tedavisine giren 807 kadının incelendiği bir araştırmada rahimin ters olmasının gebelik sonuçları üzerinde olumlu ya da olumsuz herhangi bir etkisinin olmadığı gösterilmiştir.

HAMİLELİKTE DURUM?

Retrovert uterusa sahip olan kadınlar hamile kaldıklarında gebeliğin ilerlemesi ve rahimin büyümesi ile birlikte uterus hamilelikteki normal pozisyonunu alır ve bebek vajinal doğum ya da sezaryen ile sorunsuz doğurtulur. Gebelik öncesi rahmin ters olması normal doğuma engel değildir. Doğumdan sonra ise rahim küçülür ve loğusalık döneminin sonunda yine eski halini alır ve retrovert olarak kalır.

Çok nadiren binde 3-14 olguda rahim büyürken öne doğru dönüp normal pozisyonunu alamaz ve pelvis boşluğu içinde sıkışır. Uterus inkarserasyonu olarak adlandırılan bu durum anne ve bebek hayatını tehdit edebilir.

İnkarsere uterus varlığında şart olmamakla birlikte gebeliğin 12-20. haftaları arasında şu belirtiler ortaya çıkabilir:

  • Sık idrara çıkma

  • Mesanenin tam boşalmadığı hissi

  • İdrar yaptıktan sonra mesanede idrar kalması

  • ?iddetli kabızlık

  • Alt karın ağrısı

  • Vajinal kanama

Ço