Archivi per ‘Jinekolojik Sorunlar ve Hastalıklar’

Göğüslerden Süt Gelmesi

Göğüslerden Süt Gelmesi

Prolaktin hormonu nedir?

Prolaktinin dilimizdeki karşılığı “süt hormonu”dur. Yapı olarak “şeker ve protein moleküllerinden oluşur. Prolaktin hormonu belirli düzeylerde kadın üreme organlarının gelişimi ve fonksiyonu için gereklidir.

Prolaktin hormonu nereden salınır?
 
Bu hormon beynimizin hipofiz denilen kısmındaki bazı hücrelerce üretilir ve kana karışır. İnsan vücudunda pek çok hormon gibi, bir yapım-salınım-yıkım dengesi vardır. Yine beynimizin hipotalamus denilen kısmından salgılanan Dopamin adı verilen bir başka hormon prolaktinin salınımın dengeler. Öyle ki, dopaminin azlığında prolaktin salgısı artar.

Prolaktin (süt hormonu) düzeylerini neler yükseltir?

Normal kadın, erkek ve çocukta prolaktin düzeyleri genellikle 25 ng/ml’nin altındadır.

Prolaktin (Süt hormonu) yüksekliğine yol açan durumlar

  • Gebelik

  • Emzirme İç salgı bezlerinden hipofizin prolaktin salgılayıcı tümörleri,

  • İç salgı bezlerinden hipotalamusun Dopamin salınırını azaltan tümör ve zedelenmeler

  • Hipotiroidi denilen, tiroid (guatr) bezinin az salgı yapmasıyla birlikte giden TRH hormonu yüksekliği,

  • Bazı psikiyatri ilaçları

Prolaktin yüksekliğinin belirtileri nelerdir?

  • Adet düzensizlikleri (az adet olma, seyrek adet olma, adet olamama)

  • Meme ucu akıntısı (gebelik dışında süt gelmesi = galaktore).

  • İstediği, korunmadığı halde gebe kalamama

  • Primer (Sebebi bilinemeyen yükselmeler)

Prolaktin yüksekliğine sebep olan esas hastalığa bağlı belirtiler

  • Hipofiz hipotalamus tümörlerinde diğer iç salgıların bozukluğu ve bunlara ait fonksiyon bozuklukları

  • Tümörlerde baş ağrısı, görme bozuklukları,

  • Tiroid bezi çalışma bozukluğunda halsizlik, iştahsızlık, enerji azlığı.

Prolaktin yükseklikleri nelere yol açar?

Kadınlarda prolaktin yükseklikleri en sık olarak adet düzeni bozuklukları, göğüsten akıntı olması, gebe kalamamaya yol açabilir.

Prolaktin yüksekliğinin tanısı nasıl konur?

Prolaktin yüksekliği tanısı genellikle adet düzensizlikleri, göğüsten akıntı gelmesi, gebe kalamama yakınmaları ile başvurulduğunda yapılan bir kan testi ile kandaki prolaktin düzeyinin ölçülmesi ile konur.

Ancak testin yapılmasının bazı şartları vardır.

  • Test sabah saat 10:00-11:00 arasında bakılmalı,

  • Testten önce birkaç gün süreyle cinsel ilişkide bulunmamalı,

  • Test öncesi birkaç gün meme uyarımından kaçınılmalı,

  • Açlık tokluk testi etkilememektedir.

 Uyku düzeninden etkilenme olasıdır.

Prolaktin düzeyi, değişik laboratuarlarda farklı yöntemlerle ölçüldüğünden normalin değerlendirilmesi, o laboratuarın o bölgeden elde ettiği ortalamalara göre yapılmalıdır. Bir test tipinde “20 birim” normal değeri gösterirken, bir başka laboratuar ve testte üst sınır 600 birim olarak bildirilebilir.

Hafifçe yükseklik olması durumunda ideali, cinsel ilişkiden ve meme uyarımından kaçınılması ve sabah saatlerinde yeniden test yapılmasıdır.

Testin düşük düzeyde yüksekliklerinde hipofiz bezini gösteren tek bir röntgen filmi yeterlidir. Bu film sonucu şüphe olursa veya hormon düzeyi çok yüksekse hekiminiz sizden tomografi gibi daha ileri bir tetkik isteyecek, gerekirse Beyin Cerrahisi Uzmanına gönderecektir.

Prolaktin yüksekliği kısırlığa yol açar mı?

Kısırlık sebeplerinden birisi de prolaktin hormonu yüksekliğidir. Ancak bundan her prolaktin yüksekliği olanın çocuğu olmaz anlamı çıkartılamaz. Tedavisiz dahi gebelik oluşabilmektedir. Ayrıca prolaktin hormonu yüksekliği, ilaç tedavisine iyi yanıt verebilmektedir.

Prolaktin yüksekliği nasıl tedavi edilir?

Esas hastalığın tedavi edilmesi. Prolaktini yükselten sebepler bulunabilirse öncelikle o hastalık tedavi edilir.

Prolaktin yüksekliğinde kullanabilecek ilaçlar “bromokriptin” veya “lisurid” adı verilen ilaçlardır. Bu ilaç vücutta prolaktin karşıtı etki yaparak yakınmaları düzeltebilir.


 

Hirsutismus (aşırı tüylenme)

Hirsutismus (aşırı tüylenme)
 Vücudun normalden aşırı kıllanmasına Hirsutismus diyoruz. Bu bir kadın için büyük üzüntü kaynağıdır. Aşırının ölçüsü toplumdan topluma, insandan insana değişebilmektedir. Bir insana göre veya bir topluma göre önemli olan kıllanma, bir diğer insan veya topluma göre mutsuzluk nedeni olabilir.
 
 Normal dışı kıllanma her hanımda az miktarda var olan erkeklik hormonunun çeşitli nedenlerle artmasına bağlı olarak gelişir.
 
 Kıllanmada ( hirsutismus’da ); üst dudakta, alt çene ve üst çenede, şakaklarda, memeler arasında, meme başı etrafında, göbek altında, kuyruk sokumunda ve kalçalarda anormal kıllanma vardır. Bu bölgelerde hanımlarda da var olan ince, renksiz, kısa ayva tüyleri kalın, uzun koyu renkli kıllara dönüşür ve deri yağlanır, yüz sırt ve göğüs civarında akneler oluşabilir.
 
 Ne yapmalıyız ?
 
 Her konuda dediğimiz gibi altta yatan neden araştırılmalıdır, bunun içinde bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına müracat etmelisiniz.
 
 Doktorunuz sizi sorgulayacak ( ne zamandır gibi? ) Muayene ve ultrasonografi ile olabilecek bir anomaliyi ( yumurtalık yokluğu gibi ) veya fazla erkeklik hormonu salgılanmasını sağlayan bir tümör gibi olabilecek olasılıkları değerlendirecek, gerekirse radyolojik tetkikte isteyerek laboratuar tetkiki isteyerek hormon düzenini inceleyerek sebep olan faktörleri ortaya çıkarmaya çalışacaktır.
 
 Toplumumuzda görülen kıllanmalarının bir çoğu basit nedenlerden oluşmakta hastanın yaşı, konumu, çocuk isteyip istemediği gibi durumlar değerlendirilerek verilen tedavilerle bu konu çözümlenmektedir.
 
 Tedavide kıllanmayı oluşturan faktörün bulunup ortadan kaldırılması veya tedavi edilmesi birinci basamak ikinci basamak ise oluşmuş kıların kozmetik yöntemler ile temizlenmesidir.
 ?işmanlarda adet düzensizliği ve kıllanma varsa önce zayıflama kürlerine baş vurularak zayıflatılmalı ve kozmetik yöntemlere baş vurulmalıdır.

 

Kegel Egzersizi

Kegel Egzersizi
 Bu egzersizin uygulanmasının amacı gülme, öksürme ve aksırma ile olan idrar kaçırmalarınızın kontrol altına alınması için bu bölgede görev yapan adalelerin güçlendirmektir.
 
 Uygulamayı Öğrenme:
 
 Tuvalette klozete oturunuz. Bacaklarınızı normal rahat pozisyonda birbirinden uzak konumda tutunuz. İdrarınızı yapmaya başladıktan sonra bacaklarınızı oynatmadan idrarınızı tutmaya çalışınız. İlk denemede başarılı olamazsanız, tekrarlayınız. İdrarınızı tuttuğunuz esnada kasılmalarını hissettiğiniz adale grubu egzersizde kullanılması istenilen adalelerdir. Böylece egzersiz esnasında yapılacak hareketi ve kasılacak adaleleri saptamış olacaksınız.
 
 Uygulama:
 
 İstenilen adale kasılmasını sağlayan hareket doğru olarak öğrenildikten sonra, bu adaleleri kasınız ve yavaşça 10’a kadar sayılarak kasılı tutunuz. Takiben adaleleri gevşetiniz ve bu halde tekrar 10’a kadar yavaşça sayınız. Sonra egzersize bu işlemleri tekrar ederek devam ediniz. Zaman içinde yavaş yavaş bu kasılma periyotlarını artırarak günde 3 kere 50-75 kasılma olacak şekilde egzersize devam ediniz. Egzersiz esnasında sayı saymak elverişli olmuyorsa yeterli egzersiz için 15-20 dakika egzersiz yapmanız uygundur. Egzersizin etkinliğini ancak 3-6 ay süre ile düzenli uygulama sonrasında görebilirsiniz.
 
 Bu eksersizleri uygularken gün içinde zaman zaman kısa süreli (2-3 saniyeyi geçmeyen) maksimum kuvvette adale kasılmaları yaparak egzersize katkıda bulununuz. Egzersize bu kısa süreli kuvvetli kasılmaların eklenmesi ağır kaldırma, öksürük ve aksırma durumlarında idrar kaçırmanızın önlenmesi açısından size yararlı olacaktır. Bu eksersizler; mesanenizin dolu olduğunu hissettiğiniz dönemde uyguladığınızda,daha etkili olmaktadır. Diğer bir deyişle, günlük yaşantınızda idrar kaçırmanıza neden olan durumlara benzer koşullarda uyguladığınız egzersizlerle adalelerinizin güçlenmesini gerçekleştirecek; gerçekte ihtiyaç duyduğunuz durumlarda onların daha etkin kasılmasını sağlayacaktır.
 
 Öneriler:
 
 Bu egzersizleri günün herhangi bir zamanında yapabilirsiniz. Düzenli uygulamanız ve unutmamanız için bu egzersizlere her gün daha önceden planladığınız belirli bir zamanı ayırmanız uygun olacaktır. Bu egzersizi yatarken, otururken veya ayaktayken uygulayabilirsiniz. Ancak günde uyguladığınız üç eksersiz küründen en az birini ayaktayken yapmanız yerinde olur. Çünkü günlük yaşamda idrar kaçırma daha çok ayakta dururken gerçekleşmektedir. Aylar süren egzersize ve tedaviye rağmen idrar kaçırma şikayetinizde hiçbir düzelme olmuyorsa, daha ileri düzeyde değerlendirilmeniz gerekmektedir.

 

İdrar İnkontası (idrar kaçırma)

İdrar İnkontası (idrar kaçırma)
 

Kadınlarda özellikle gündüz ve uyanıkken istemi dışında idrar kaçırma bu başlık altında değerlendirilmektedir. Tanımda idrar kaçırmanın miktarı yoktur; çünkü hijyenik ped kullanmak zorunda olmasına rağmen yakınmayan kadınların yanında ,damlama şeklinde ve seyrek idrar kaçırmalarını bile büyük bir sorun olarak gören kadınlar da vardır. Böylece idrar kaçırmanın hastalık boyutu kadının sosyal durumuna sıkı sıkıya bağlıdır. Kırsal kesimde sorun yaşlanmaya bağlı doğal bir problem gibi görülerek doktora başvurulmazken ,kentlerde ve özellikle çalışan kadınlarda idrar kaçırma derin depresyon,yalnızlık duygusu ve sosyal ilişkilerde daralmaya (idrar kokusu,ıslaklık hissi) yol açarak daha erken dönemlerde tedavi için doktora başvurmaya neden olmaktadır. Kadınların %25’inin hayatlarının herhangi bir döneminde idrar kaçırdığı hesaplanmıştır. İdrar kaçırma kadın tarafından saklanan ve genellikle utanılacak bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir araştırmada idrar kaçırması olan kadınların %70 ‘i doktora başka nedenlerle başvurduğunda yapılan muayene ve öykü alma sonucu idrar kaçırmanın varlığının tespit edildiği görülmüştür. Kadınların ömürlerinin uzaması ile sorun daha da büyümektedir.

İdrar kaçırma başlıca 3 ana grupta incelenir

  • Gerçek Stres İnkontinans (Kas, sinir güçsüzlüğüne bağlı)

  • Detrusor İnstabilitesi (Mesanenin kontrol edilemeyen otomatik kasılması)

  • Karışık (her iki durumun da varlığı)

Gerçek Stress İnkontinans

Daha çok doğum yapmış kadınlarda görülür. Kasık adalelerinin veya sinirlerinin doğum sırasında zedelenmesi sonucu, mesane boynu öksürme, hapşırma, gülme, merdiven çıkma, yük taşıma, cinsel ilişki sırasında yer değiştirerek veya kapanamayarak karın içinde artan basınçla hasta idrar kaçırır. Tedavi genellikle cerrahidir. Fizik tedavi (kasık adalelerinin güçlendirilmesi), elektrikle uyarma (stimulasyon), menapozdaki kadınlarda hormon tedavisi de uygulanabilir.

Detrusor İnstabilitesi

Genellikle daha ileri yaşlarda görülmesine rağmen, mesanenin tahriş olduğu durumlarda (iltihap, taş, tümör vb) her zaman ortaya çıkabilir. Bu hastalarda küçükken gece yatağa işeme, gece uykudan uyanarak idrar yapma (normalde 2 kez olabilir), gündüz çok idrara çıkma (normalde 6 kez) daha sıktır. Su sesi ile idrar hissi veya sıkışma olabilir. Genellikle fiziksel aktivite (gülme, konuşma, hapşırma,öksürme, yük kaldırma, cinsel aktivite gibi) ile de tetiği çekilebilen ansızın idrar yapma hissi duyarak tuvalete koşan hasta tuvalet kapısında idrarını tutamayıp kaçırır. Tedavide cerrahinin yeri yoktur. Fizik tedavi (mesanenin yeniden terbiyesi), elektrikle uyarma (stimulasyon), ilaç tedavisi uygulanır.

Karışık İdrar Kaçırma

Yukarıda bahsedilen her iki durum aynı hastada birlikte vardır. Her tedavi seçeneği de uygulanabilir. Önce ameliyat,sonra fizik tedavi, ilaç veya elektrikle uyarma veya önce fizik tedavi sonra ameliyat denenebilir.

Tanı

Hastanın idrar kaçırmasının şekli öğrenilir. Daha sonra jinekolojik muayene yapılarak mesane, mesane boynu, vajen ve rahimde sarkma olup olmadığı, özellikle daha önce geçirilmiş ameliyatlara bağlı idrar yollarından hazneye oluşan kanalcık, fistüllerle oluşmuş sürekli kaçaklar olup olmadığı araştırılır. Bu işlemlerden sonra hastanın idrar tahlili, iltihap açısından idrar kültürleri yapılır. Bu tetkiklerde anormal bulgu tespit edilirse uygun tedavi yapılır. Daha sonra hastanın idrar kaçırmasını gözlemek için mesaneye bir miktar sıvı verilerek veya sıkışması beklenerek ıkındırma ile idrar kaçırma gözle görülmeye çalışılır. İdrar kaçırmanın varlığını veya miktarını tespit edebilmek için ped test yapılabilir. Hasta bu test için 24 saatlik bir zaman içerisinde değiştirdiği pedleri getirir. Pedlerin kuru ve ıslak ağırlıkları arasındaki fark hesaplanarak kaçırmanın varlığı ve miktarı tespit edilmeye çalışılır. Özellikle daha önce idrar kaçırma ameliyatı olmasına rağmen idrar kaçırmaya devam eden hastalar ve ameliyat yapılacak hastalarda daha ayrıntılı bir inceleme olan Ürodinami yapılır. Bu işlem sırasında hastanın mesanesine yerleştirilen bir kateter ile tuzlu su verilerek dolma, kaçırma ve işeme basınçları bilgisayar yardımıyla kaydedilerek rakamsal ve grafik olarak yazdırılır. Ürodinami son derece karmaşık ve pahalı bir test olması nedeniyle her hastaya uygulanması doğru değildir. Muayene ve hastalık öyküsünden faydalanılarak bazı tedaviler denenip sonuca göre ürodinami veya operasyona karar verilebilir.


 

Bartolin Kisti

Bartolin Kisti
 

Bartholin bezleri vajinanın(döl yolunun) girişinin her iki yanında yer almış organlardır.

Vajen girişinin ıslanmasını sağlayan kaygan bir sıvı salgılarlar, seksüel bir uyarı ile bu artar bunun esas amacı penisin vajinaya girişini kolaylaştırmaktır. Salgı yapan bezi bir kese olarak düşünün, eğer bezin vajinaya salgıyı akıttığı kanalında herhangi bir sebeple tıkanma olursa tıkanıklığın arkasında kesenin içi bez salgısı ile dolar ve kist meydana gelir. Kesedeki bezler salgı üretimine devam ederler ve içi boşalamayan kese şişmeye başlar ve genelde ağrı yapar. Bu kanalın ağzı genelde mikrop kaparak iltahap oluşturur ve kapanır, kızarıklık ve ağrı olur , ateş yapabilir..

Kist büyüklüğü değişebilir, küçük olabilir, bir yumurta büyüklüğünde de olabilir. Kistin içine mikrobik yerleşebilir, buna da bartholini absesi denir.

Genelde ilk belirti vajen girişinde tek yanlı ağrısız şişliktir. Bu şişlik hareket sırasında, yürürken, otururken sevişirken rahatsızlık yaratabilir, ağrı yapabilir. Eğer mikrop içeriye de yayılmışsa şiş olan kısımda kızarıklık, sıcaklık olur, hassasiyet oluşur. Eğer ilerler ve tedavi edilmezse dayanılmaz bir ağrı verir ve sonunda dayanılmaz hale gelince kişi acilen doktora başvurur.

Neden olur?

  • Genelde mikroplar neden olur,

  • Vajinal bölgede olmuş bir çarpma, zedelenme

  • Vajinada yapılan bazı ameliyatlar sonrasında

  • Vaginada olmuş veya halen devam eden enfeksiyonlar

  • Kanser. Çok nadir olarak bazı kanser vakalarında (genelde 40 yaş üzeri)

Korunmak için ne yapılabilir?

Bu durumun olmasını önlemek için temizliğe ve hijyene dikkat etmek gerekir, yeni partnerle prezervatifsiz seks yapmamak, akıntınız varsa hemen doktora baş vurmak, büyük tuvalet sonrası silinmede arkadan öne doğru silinmeyip büyük tuvaletin vajene bulaşmamasını önlemek ve düzenli doktor kontrolünde olmak faydalıdır.

Tedavi:

Yapılacak tedavi kistin büyüklüğüne, ağrılı olup olmadığına veya mikrop kapıp kapmadığına göre değişir. Eğer ağrı ve kızarıklık yoksa tedavi verilmez ve kistin zamanla büyüyüp büyümediği, rahatsızlık verip vermediği izlenir. Gerekirse uygun antibiyotik verilir. Abse gelişirse şişliğin iç tarafından ufak bir cilt kesisi yapılır, içerideki iltahap akıtılır. Bu durumda antibiyotik de verilir.

Tekrarlayan kist enfeksiyonlarında veya kist rahatsızlıklara yol açtığında, hekim tarafından kist üzerine küçük bir kesi yapılır, ve yeniden kanal oluşunu sağlamak için bazen bu kesinin ağzı açık bırakılabilir. Bu işlem genellikle hekim ofisinde ve lokal anestezi ile yapılabilir. Daha büyük cerrahi işlem nadiren gerekir.

İyileşme 10 gün kadar sürer. Kist bazen tekrar edebilir, tekrar aynı tedavi uygulanır.


 

Sık Sorulanlar

Sık Sorulanlar
 

Polikistik over sendromunda androjen miktarı artmış, yumurtlama ve adetler düzensiz veya yoktur. Ultrasonografik incelemede yumurtalıkların etrafında küçük ve çok sayıda kist vardır. Polikistik Over Sendromu sendrom üreme çağındaki kadınları etkiler. Aşırı tüylenmenin yanı sıra, ciltte yağlanma ve sivilce oluşumu da görülür. Polikistik over sendromu kadınlarda en sık görülen hormonal bozukluktur. Bu sendromda östrojen (kadınlık hormonu) düzeyi yüksek, progesteron seviyesi düşüktür. Bu durum rahim kanseri gelişmesi ihtimalini arttırır. Beyinden salınan luteinize edici hormonun, folikül uyarıcı hormona olan oranı normalde 2:1 den azdır. Polikistik over sendromunda bu oran 2 veya 3ün üzerindedir. Ayrıca yine hipofiz bezinden salınan ve göğüslerde süt üretimini uyaran Prolaktin hormonunun düzeyi de yükselmiştir. Polikistik over sendromunda üreme problemlerine sık rastlanır ve tüp bebek gibi yardımcı tedavilerden iyi sonuçlar alınır. ?işmanlık ve yüksek insülin düzeyleri çoğunlukla tabloya eşlik eder. İnsülin pankreasta üretilen ve kan şekerini kontrol eden bir hormondur. Polikistik over sendromunda hücresel seviyede insüline karşı direnç vardır. Bu nedenle kanda insülin ve şeker seviyeleri yükselmiştir. Bu vakalarda şeker hastalığı, hipertansiyon, yüksek kan kolesterol seviyesi ve kalp-damar hastalıkları sık görülür.

Polikistik Over Sendromu (PCOS) nedir?

Polikistik over sendromu yumurtalıklarda aşırı androjen ‘erkek hormonları’ üretimine neden olan bir grup klinik durumu ifade eder. Yumurtalıklar normalden büyüktür ve bir çok ufak kist ‘içi sıvı dolu kesecikler’ içerir. Bu nedenle polikistik olarak tanımlanır. Yaygın bulgular aşırı tüylenme, ciltte yağlanma, sivilce oluşumu, şişmanlık, düzensiz veya hiç olmayan adet dönemleri, yumurtlama bozuklukları ve kısırlıktır.

Polikistik over sendromunun başka ismi var mı?

PCOS, yirminci yüzyılın başında bu hastalığı ilk tanımlayan bilim adamlarının isimleri ile ‘Stein-Levental Sendromu’ ifade edilir.

Polikisitk Over Sendromu hangi sıklıkta görülür?

Polikistik over sendromu üreme çağındaki bayanların % 5-10’unda görülür ve kısırlığın önemli nedenlerinden biridir.

Polikistik over sendromunun bulguları nelerdir?

 

  • Adet düzensizlikleri: Adet siklusları çoğunlukla 6 haftadan daha uzun sürer. Yılda sekiz veya daha az adet siklusu olur. Düzensiz kanamalar, uzan süren kanama, fazla miktarda adet kanaması ve adet kanamaları arasında lekelenmeler görülür.
     

  • Yumurtlama bozuklukları: Polikistik over hastalarında yumurtalıklarda çok sayıda içi sıvı dolu yumurta kesesi (folikül) vardır. Bu yumurta keseleri olgunlaşarak yumurtlama aşamasına gelmez ve ovulasyon (yumurtlama) oluşmaz. Bunun sonucunda yumurtalıklarda kistler oluşur.
     

  • Kısırlık: Hastaların çoğunda çocuk sahibi olmakta güçlük yaşanır. Çoğu zaman yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar ile tedavi gerekir. Doktor kontrolünde uygun tedavi yaklaşımları ile çoğunlukla gebelik elde edilebilir.
     

  • Yüksek hormon düzeyleri: Androjen olarak adlandırılan erkeklik hormonları polikistik over sendromu olan kadınlarda yükselmiştir. Bunun sonucunda tüylenme, ciltte yağlanma ve sivilce oluşumu gibi bulgular ortaya çıkar.
     

  • Yumurtalıklarda kistler: Polikistik over sendromu olan kadınlarda yumurtalık cidarı içi sıvı dolu çok sayıda kesecik ‘kistler’ ile kaplıdır. Bu bulgu bazı araştırmacılar tarafından ‘inci dizisi’ veya ‘inci kolye’ olarak adlandırılır.
     

  • Normalden iri yumurtalıklar: Polikistik over sendromunda yumurtalıklar normalin 1.5 ila 3 katı büyüklüktedir.
     

  • Kronik kasık ağrısı: Altı aydan daha uzun süren ağrılar kronik ağrılardır. Ağrının nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, iri yumurtalıkların kasıklarda dolgunluk yaptığına inanılır.
    Ø ?işmanlık ve kilo alma: Polikistik over sendromu olan bayanlarda fazla kilo çoğunlukla kol ve bacaklara oranla daha çok karın çevresinde toplanmıştır. Bu kadınlarda kalça-göğüs oranı daha azdır. Polikistik over sendromu olan kadınların hepsinde olmamakla birlikte çoğunda kilo artışı söz konusudur.
     

  • İnsülin hormonuna karşı direnç ve şeker hastalığı: İnsüline karşı vücut hücrelerinde görülen direnç aşırı miktarda insülin hormonu üretimine neden olur. Bu hastalarda ayrıca kolesterol gibi kan yağlarının seviyeleri de bozulmuştur.
     

  • Yüksek tansiyon: Kan basıncı 140/80’in üzerindedir.
     

  • Tüylenme: Erkek tipi aşırı tüylenme ve kellik görülebilir. Yüzde, göğüste, karın bölgesi, el ve ayak üstünde aşırı tüylenme ile alın bölgesinde erkek tip saç dökülmesi görülür.
     

  • Cilt yağlanması: Ciltte yağlanma ve beraberinde sivilce oluşumu sık görülür. Ayrıca saç derisinde kepeklenme olur. Vücudun bazı bölgelerinde ciltte koyu kahverengi lekelenmeler ve deri katlantıları görülür.

Sendromun diğer bulguları olmadan yumurtalıklarda polikistik görüntü olabilir mi?

Kadınların %20-30’unun yumurtalıklarında çok sayıda küçük kistler görülürmesine rağmen kadınların ancak %5-10’unda polikistik over sendromu bulguları vardır. Bu nedenle polikistik overler tanıyı koymak için tek başına yeterli değildir.

Polikistik over sendromunun nedenleri nelerdir?

Polikistik over sendromu geçtiğimiz yüzyılın başından beri bilinen ve hakkında çok şey araştırılmış, yaygın olarak karşılaşılan bir klinik problem olmasına rağmen nasıl oluştuğu tam olarak bilinmemektedir. Aile bireyleri arasındaki geçişi araştıran çalışmalar vardır. ?eker hastalığına yatkınlığı olan birisinin polikistik over sendromuna da yatkınlığı vardır. ?işmanlık PCOS ile birlikte sık görülen ve bulguları arttıran bir durumdur. Çünkü vücuttaki yağ dokusu aşırı östrojen üretimine ve yüksek kan östrojen düzeyi de beyindeki hipofiz bezinden yetersiz Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) salınmasına neden olur. Sonuçta yumurtlama bozulur ve bulgular kötüleşir. Ayrıca hipofiz bezi yumurtalık hücrelerini aşırı uyararak androjen ‘erkek hormonları’ üretimini arttırır.

Polikistik over sendromunun teşhisi nasıl konur?

Polikistik over sendromunun teşhisinde hastadan aldığı anamnez ve muayene bulguları önemlidir. Kan hormon düzeylerinin belirlenmesi ve ultrasonografik inceleme tanıyı doğrulamak için yapılır. Böylelikle PCOS benzer klinik bulguları veren hastalıklardan ayrılmış olur.

Polikistik over sendromunun tanısında hangi kan testleri yapılır?

Kapsamlı bir biyokimya, kan yağ ve şeker yükleme testleri yapılmalıdır. Luteinize edici hormon (LH) ve folikül uyarıcı hormon (FSH) oranları, total testosteron, androstenedion, prolaktin ve tiroid bezi hormonlarına bakılmalıdır.

Erken teşhisin önemi nedir ve nelere dikkat edilmelidir?

Öncelikle PCOS tanısı konmuş kadınlar düzenli doktor kontrolüne alınmalıdır. Bunun yanı sıra adet siklusları düzensiz olan veya hiç adet kanaması olmayan kadınlar mutlaka hekime başvurmalıdır. Özellikle ergenlik döneminden itibaren adet düzensizliği olan kızlar PCOS açısından kontrol edilmelidir. PCOS olan kadınların kız çocuklarında da bu sorunun olabileceği için çocuklar erken yaştan itibaren kontrole götürmelidir. PCOS’unda erken teşhis ve tedavi ciltte yağlanma, sivilce oluşumu ve tüylenme şikayetlerini azaltır. Bunun yanı sıra PCOS olan hastalar şeker hastalığı açısından yüksek riskli grubu oluşturur. Bu nedenle erken PCOS’u teşhisi şeker hastalığı açısından da dikkatli olunmasını sağlar.

Polikistik over sendromunun kesin bir tedavisi var mıdır?

Hayır. Bu sendromun tedavisi çoğunlukla oluşturduğu bulguların üstesinden gelinerek yapılır. Bu yaklaşım tablonun daha kötüleşmesini önler.

Polikistik over sendromunun tedavisi nasıl yapılır?

Polikistik over sendromunun tedavisi hastanın ne amaçladığına göre düzenlenir. Bazı hastalar bebek sahibi olmak isterken, bazıları öncelikle adet düzensizliği, tüylenme ve cilt yağlanması gibi hormonal problemlerini çözmek ister. Hasta bulgularından şikayetçi olmasa da PCOS tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Çünkü uzun süren bozuk hormon tablosu kalp hastalığı, şeker ve rahim kanseri gibi ciddi riskler taşır.

PCOS tedavisinde uygulanacak olan yaklaşımlar;
 

  • Kilo verme: Birçok PCOS hastasında kilo verme hormonal tabloyu düzeltebilir. Fakat PCOS varlığında kilo vermek zordur. Kalıcı bir kilo kaybı planı gerekir. Kilo kaybını sağlamak için günlük aktivitenin giderek arttırılması ve istikrarlı bir diyet programı yüz güldürücü sonuçlar verir.
     

  • Yumurtlamanın uyarılması: Eğer öncelikle çocuk sahibi olunması isteniyorsa yumurtlamayı uyaran ilaçların kullanılması gerekir. Bu tedavinin deneyimli bir uzman tarafından yapılması tedaviye bağlı oluşabilecek yumurtalıkların aşırı uyarılması ve çoğul gebelik risklerini minimuma indirecektir.
     

  • Hormonal tedavi: Hormon tedavisi polikistik over sendromuna bağlı problemleri geçici olarak gidermede oldukça başarılıdır. Tedavi durduğunda bulgular tekrar oluşur. En iyi tedavi düşük doz doğum kontrol hapı tedavisidir. Yumurtalıklardan aşırı hormon üretimini azaltarak kan androjen seviyelerini düşürür.
     

  • Cerrahi tedavi: Bazen ilaç tedavisi ile sonuç alınamaz. Bu durumda laparoskopik (kansız-bıçaksız) olarak yumurtalıklar üzerindeki kalın tabaka lazer veya elektrokoter yardımı ile değişik noktalardan delinir.

Polikistik over sendromu ve hipotiroidi arasında bir ilişki var mı?

PCOS ve hipotiroidi sık görülen hastalıklardır, iki problem de aynı kadında görülebilir. Bir çok PCOS hastasında tiroid bezinin az çalıştığı görülür, bulgular benzerdir. Bu ayrımı yapabilmek için tiroid uyarıcı hormon seviyesini ölçmek yeterli olur. Bunun yanında hipotiroid olduğu saptanan hastalarında PCOS açısından değerlendirilmesi gerekir.


Polikstik Over Sendromu

Polikstik Over Sendromu
 

Stein-Leventhal sendromu ya da yaygın olarak bilinen adı ile polikstik over sendromu (PKOS), en sık 30 yaş altı kadınlarda görülen ve overde kalın bir over dokusu içinde iyi huylu birçok kist ile karakterize bir hastalıktır.Kronik anovülasyon yani yumurtlama olmamasıdır.PKOS beyinde hipofiz bezinden salgılanan LH ve FSH hormonlarının anormal şekilde üretilmesinden kaynaklanır. Bu dengesizlik neticesinde her ay düzenli olarak overlerden yumurtlama olmaz. Bunun sonucunda da yumurtalıklardan erkeklik hormonu üretimi artar.Diğer pekçok hormonal hastalık gibi PKOS’nun da nedeni tam olarak bilinmemektedir.Günümüzde kabul edilen PKOS ortaya çıkış mekanizması kabaca şu şekildedir.LH’daki artış overde erkeklik hormonu yapımını arttırır, Salgılanan bu erkeklik hormonları (androjenler) yağ dokusunda östrojene dönüşmekte, ve bu östrojen dönüşte LH üretimini arttırmakta ve bir kısır döngü ortaya çıkmaktadır. Bu kısır döngü kilo kaybı veya yumurtalıkların baskılanması gibi etkenlerle kırılabilir.Yine kilo fazlalığına bağlı olarak insülüne karşı bir direnç ortaya çıkmakta ve neticede hormonal denge bozularak yine bu kısır döngü elde edilebilmektedir.Polikistik over hastalığı üreme çağındaki kadınların %3 ile 5′ini etkileyen yaygın bir tablodur. İlk kez 1935 yılında tanımlanan bu sendromun günümüzde hala daha nedeni tam anlamı ile bilinememekte ve bu nedenle tedavisi konusunda da bir fikir birliği sağlanamamaktadır.

Belirtiler

Hastalık genelde adet düzensizliği, sivilce, yağlı cilt, tüylenmede artış, infertilite (kısırlık), ve kilo artışı gibi belirtiler verir.

Polikistik over sendromu (PKOS) ilk kez ergenlik döneminde adet kanamalarının başlaması ile tanınır. Bu dönemde adet düzensizlikleri en önemli uyarandır ve neredeyse hastaların %75′inde görülür. En sık rastlanılan düzensizlik seyrek adet görme şeklindedir. Zaman zaman amenore yani hiç adet görmeme olabilir. Gecikmeyi takiben görülen kanama genelde fazla miktarda ve uzun süreli olur. Bu düzensizlik yumurtlamada bir bozukluğun işaretçisidir. Yeni adet göremeye başlayan genç kızlarda PKOS olmasa bile bu tür bozukluklar ilk 2 yıl boyunca normalde de görülebilir. Adet düzensizliği nedeni ile hekim kontrolü dışında doğum kontrol hapı gibi düzenleyici ilaçların kullanılması PKOS tanısını geciktirebilir.Androjen adı verilen hormonlar testosteron gibi steroid hormonlardır ve erkeklerde yüksek miktarlarda bulunurken kadınlarda çok daha düşük miktarlarda salgılanırlar. PKOS hastalarında androjen hormonları olması gerekenden daha fazla miktarlarda bulunur ve bu nedenle erkek tipi tüylenme, sivilce ve hatta erkek tipi saç dükülmesi ortaya çıkabilir.PKO sendromunda yumurtlama bozukluklarının olması ve adet düzensizliğinin görülmesi nedeni ile kısırlığın bir problem olarak ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Kısırlık PKOS vakalarında %100 bir bulgu değildir. Hatta bazı hastalar PKOS bulgularına rağmen düzenli yumurtlayabilirler ve çok kolay gebe kalabilirler. Ancak yine de PKOS gebelikte gecikmelere ve kısırlığa yol açan önemli bir etkendir. PKOS hastaları genelde gebe kalmak için tedaviye gereksinim duyarlar.PKOS hastalarının yaklaşık %40′ında obesite problemi vardır. ?işmanlık bazı hastalarda tek başına diğer belirtileri başlatabilir. Bu tür vakalarda kilo kaybı sağlandığında sorunlar tamamen ortadan kalkabilir.

Tanı

Polikistik over sendromu tanısı klinik bulgular, laboratuvar tetkikleri ve ultrason incelemesinin bir arada değerlendirilmesi ile konur. En değerli tanı yöntemlerinden birisi transvajinal ultrasonografi incelemesidir. Ultrasonografide yumurtalık kenarlarında çok sayıda küçük kist saptanır. Bu kistler sadece birkaç milimetre çapındadır ve tek başlarına sorun yaratmazlar. Kistlerin kaynağı gelişen ancak yumurtlama ile atılmayan folliküllerdir. Zaman içerisinde bunların sayıları artış gösterebilir.

Polikistik over (PKO), ultrasonografide yumurtalıkların görünüşünü ifade eden bir tanımdır. Polikistik over sendromu ile karıştırılmamalıdır. Pekçok kadının ultrasonografik gürüntüsü polikisitk olabilir ancak hormonal değerler ve klinik tablo tamamen normal bulunur. Genel popülasyonda kadınların %20’sinde polikistik görünüşlü overler vardır. Polikistik over sendromu (PKOS) ise bir belirtiler grubudur ve hastalığı yani patolojiyi ifade eder. PKO ve PKOS iki farklı tanımdır.

PKOS tanısında kan hormon değerleri de önemlidir. Kanda androjen düzeylerinin, LH ve FSH oranlarının önemi vardır. LH/FSH oranının 3′ün üzerinde olması PKOS lehine bir bulgudur. Yine adetin 21. günü bakılacak kan progesteron değerleri yumurtlama olup olmadığı hakkında bilgi verir.

Son yıllarda yapılan çalışmalar PKOS ile insülin hormonu arasında ilişki olduğunu göstermiştir.İnsülin pankreastan salınan bir hormondur ve hücrelerin glukozu kullanmalarını sağlar. PKOS’da hücrelerde insülüne karşı bir direnç yani rezistans vardır. Bu nedenle pankreas durumla başa çıkabilmek için daha fazla insülin salgılar. Bu yüksek dozda insülin yumurtalıkları etkileyerek yumurtlamayı engeller ve sonuçta androjenlerde artış olur. İnsülün direnci PKOS’lu zayıf kadınların %30′unda saptanırken obes kadınlarda bu oran %75′e kadar ulaşmaktadır.

Uzun dönemdeki riskler

PKOS’un uzun dönemde yaratabileceği sorunlar ve riskler hem insülin hem de androjen fazlalığına bağlıdır. Yüksek miktarlarda insülin uzun dönemde tip 2 diabet yani şeker hastalığı riski taşır. Bu tür diabet genelde sıkı diet ve ağızdan alınan ilaçlar ile kontrol altına alınabilir. Kilo sorunu olan, tedavi edilmemiş PKOS hastalarının %25-35′inde 30′lu yaşlarda tip2 şeker hastalığı ortaya çıkar. PKOS’da görülen hormonal değişiklikler tansiyon problemlerini de beraberinde getirirler. Aynı zamanda bu hastalarda kolesterol yüksekliği de ortaya çıkar. Her iki durumda kalp hastalığı açısında yüksek risk faktörleridir.

Uzun süreli adet düzensizlikleri endometrium kanseri riskini arttırır. Yumurtlama olmadığı için endometrium üzerinde progestreon hormonu desteği olmaz ve bu nedenle endometrium uzun süre sadece östrojene maruz kalır, bu nedenle kanser riski artar.

Tedavi

  • Adet düzensizliği

    Daha önce belirttiğimiz gibi PKOS’da ovülasyon problemlerine bağlı olarak düzensiz ve yoğun kanamalara sıkça rastlanır. Bu nedenle tedavide asıl amaç yumurtlamayı yeniden sağlamaktır. Eğer çocuk isteği varsa yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar kullanılabilir ancak olası yan etkileri nedeni ile bu tür ilaçlar uzun süreli kullanılamazlar. Fazla kilolar hem PKOS’lu hem de PKOS olmayan hastalarda adet problemlerine yol açan nednelerden biridir. Yağ dokusunda fazla miktarda östrojen üretilmesi nedeni ile ovülasyon bozuklukları görülür. Obes hastalarda kilo verilmesi çoğu zaman yumrtlamanın yeniden başlaması için yeterli olmaktadır.

    35 yaşından küçük ve çocuk istemeyen hastalarda adetleri düzene sokmak için doğum kontrol hapları en sık tercih edilen ilaç gurubudur. İkinci sırada ise adetin 15. günnden sonra kullanılan progestreon ilaçları gelir. Her iki ilaç grubu da adetleri düzene sokar.
     

  • İnfertilite

    Yumurtlama bozukluğuna bağlı infertilite problemi yaşayan kadınların %70′inde sorun PKOS’dur. Bu durum obes hastalarda daha belirgindir. Çocuk isteği olan PKOS hastalarında ilk planda yapılması gereken kilo verilmesidir. %5 civarında bir kilo kaybı genelde yumurtlamanın başlaması için yeterlidir. PKOS hastalarında yumurtlamayı uyarıcı ilaçlardan en etkili olanı klomifen sitratır. Bu ilaç hekim kontrolü altında kullanılır. Klomifenin başarısın olması durumunda ise iki ana yaklaşım söz konusudur. Bunlardan ilki enjektabl hormonlar ile yumurtalıkları uyarmak ve daha sonra aşılama (inseminasyon) yapmaktır. Bu tedavi ile %62′ye varan başarı oranları bildirilmiştir. Bu tedavinin en önemli komplikasyonu ovarian hiperstimülasyon sendromu ve çoğul gebeliklerdir. Tedavi son derece titiz bir yakın kontrol altında ve konuya hakim hekimlerce yapılmalıdır.

    İkinci alternatif ise laparoskopik diatermidir (LOD). Burada laparoskopi ile karın boşluğuna girilir, yumurtalıklar koter ya da lazer ile yakılarak üzerlerinde küçük delikler açılır. Tedavinin mekanizması bilinmemekle birlikte düzenli yumurtlamayı sağladığı ve klomifene olan cevabı iyileştirdiği gözlenmiştir. LOD sonrası 12 ay içinde kendiliğinden gebelik oranları %60-80 arasındadır. LOD’un başarısı infertilite süresi 3 yıldan az olanlarda ve LH düzeyleri 10′dan fazla bulunanlarda daha iyidir.
     

  • Tüylenme

    Androjen adı verilen erkeklik hormonlarının fazlalığına bağlı olarakortaya çıkan tüylenme (hirsutism) PKOS’lu vakalarda sıklıkla görülen bir durumdur. Bazı kadınlar bunu dert etmezken bazı kadınlarda asıl hekime müracaat sebebidir. Bazı durumlarda tüylenme hormonal dengesizliğe bağlı değildir ve yapısal olabilir. Var olan tüyler tedavi ile yok edilemez bu nedenle bleaching ya da epilasyon gereklidir.
    Doğum kontrol hapları kandaki androjen düzeylerini düşürdüğünden yeni tüy çıkmasını engelleyebilirler. Bu amaçla en sık kullanılan ilaç cyproterone asetat adı verilen bir maddedir. Diğer bazı ilaçlar ile birarada ya da tek başına kullanılabilir. Hirsutism tedavisi uzun süreli bir tedavidir. Başarı için 8-18 ay tedavi gerekebilir. Bunun nedeni kıl büyümesinin yavaşlığıdır.

    PKOS ile insülin rezistansı sıklıkla bir arada görüldüğünden PKOS tedavisinde yeni yaklaşımlardan biri de insülin duyarlılığını arttıran ilaçların kullanımıdır. Bu konuda yeterli sayıda çalışma olmamakla birlikte ilk sonuçlar başarı oranlarının oldukça yüksek olduğu yönündedir.


İğne İle Tedavi

İğne İle Tedavi
 İlaç tedavisine cevap vermeyen yumurtalık kistlerinin ameliyat ile tedavisi söz konusu olduğunda birçok kadın korku ve endişeye kapılır. Doğum yapmamış kadınlarda ameliyat karın içi yapışıklıklara ve sonrasında üreme sağlığında problemlere neden olabilir. Ameliyatın işgücü kaybına, fiziksel strese ve bazen de kalıcı hasara neden olabildiği göz önünde bulundurulduğunda başvurulacak en pratik çözüm yumurtalık kistinin iğne ile boşaltılmasıdır. Yumurtalık kisti içi sıvı dolu kesedir. Ultrason rehberliğinde iğne ile kistin içeriğinin boşaltılması birkaç dakika süren bir işlemdir. Bu işlem ağrısızdır, yara izi bırakmaz, yapışıklıklara neden olmaz, sağlık üzerinde olumsuz etkisi yoktur, hastanede kalmayı ve anestezi almayı gerektirmez. Kistin iğne ile boşaltılmasından sonra ilaç tedavisi ile desteklenmesi tedavide başarıyı yükseltir.

Dermoid Kist

Dermoid Kist
 

Embryonik yaşamın başlarında kabaca 3 hücre tabakası bulunur. Bu tabakalar farklılaşarak değişik hücre ve doku gruplarını, sonunda da organları oluştururlar. Bu tabakalara germ hücre tabakaları adı verilir. Germ hücreleri kadınlarda yumurtalık, erkeklerde ise testislerde bulunur ve yumurta ile sperm hücresinin yapımından sorumludur. Bu hücrelerden gelişen tümörler pek çok değişik dokuyu barındırma yeteneğine sahiptirler. Genelde baskın olan germ tabakası ektoderm adı verilen tabakadır. Bu tabakadan başta deri ve deri ekleri olmak üzere değişik dokular gelişir. Bu nedenle yumurtalıkta görülen iyi huylu germ hücre tümörleri “dermoid kist” olarak adlandırılmaktadır.

Aslında bu adlandırma çok gerçekçi değildir, çünkü dermoid kist adı ile anılan kitlenin içinde pek çok değişik doku bulunabilir. Bu kitle için doğru ve günümüzde bilimsel çevrelerde kabul edilen ad “matür teratom”dur. Bunun yanında aynı patolojiyi tanımlamak için kullanılan diğer terimler “matür kistik teratom” ve “benign ovarian kistik teratoma”dır

Tarihçe

Dermoid kist terimi ilk kez 1831 yılında Leblanc tarafından kullanılmıştır. Leblanc bir atın kafatası içinden çıkardığı bir tümörde saç ve deri eklerine benzeyen elementler gördüğünde buna deri anlamına gelen dermis sözcüğünden esinlenerek kist dermoid adını vermiştir. Teratom sözcüğünü ise ilk kez 1863 yılında Virchow, Yunanca canavar anlamına gelen teraton kelimesinden esinlenerek türetmiştir. Günümüzde her iki sözcük de birbirinin yerine kullanılmaktadır.

Terotomlar birden çok germ tabakasından köken alan ve yine birden fazla hücre tipi içeren tümörlerdir. Nadiren sadece tek bir germ tabakasından gelişmiş tümörler de olabilir. Teratomların iyi huylu ya da kötü huylu (kanser) olması içerdikleri hücre türlerinin farklılaşma derecesine (matür-immatür) bağlıdır. İmmatür teratomlar kötü huylu, matür teratomlar ise iyi huyludur.

Görülme sıklığı

Dermoid kist ya da matür teratom en fazla kuyruk sokumu bölgesinde (sakrokoksigeal teratom) görülür. Olguların %57’si bu alandadır. %27’si ise gonadlarda yani kadınlarda yumurtalık erkeklerde ise testistedir.

Sakrokoksigeal teratoma her 20.000-40.000 canlı doğumda bir rastlanılır.

Matür kistik teratom yani dermoid kist ise tüm over tümörlerinin %10-20’sini oluşturur. En sık görülen germ hücreli over tümörü olmasının yanı sıra 20 yaşından genç kızlarda en sık karşılaşılan over tümörüdür.

Her yaşta görülebilmekle birlikte en sık üreme çağındaki kadınlarda görülür.

Genelde tek taraflı olmakla birlikte %8-15 olguda her iki yumurtalıkta da dermoid kist bulunur

Yapısı

Dermoid kist bütün germ hücrelerinden parçalar taşıyabilir ancak genelde baskın olan ektoderm tabakasıdır. Bu nedenle deri ve deri eklerine ait kısımlar daha fazla görülür. Deride bulunan sebase salgı bezleri dermoid kist içinde de bulunduğundan kist sıvısı koyu kıvamlı, sarı-kahverengi renkli, yağlı, yoğun bir sıvıdır. Kist içinde çoğu zaman saç, kıl, diş, kemik, kıkırdak, sinir gibi dokular bulunur.

 

Resimde içinde diş içeren bir dermoid kistin röntgen filmindeki görüntüsü izlenmektedir. Dermoid kist içinde saç

İçerisinde yoğun olarak tiroid dokusu içermesi durumunda kişide tiroid hormonlarının aşırı salgılanması söz konusu olur. Bu durumda patolojiye struma ovarii adı verilir ve hipertiroidi bulguları ortaya çıkar.

Boyutları çok değişkendir. Birkaç santimetreden yarım metreye kadar değişebilir.

Kansere dönme olasılığı var mıdır?

Dermoid kistin kansere dönme olasılığı son derece düşüktür. Olguların %1-2’sinde uzun dönemde kanserleşme görülebilir.

Klinik ve Tanı

Dermoid kist genelde belirti vermez ve başka bir nedenle yapılan muayene, ultrason incelemesi, radyolojik inceleme ya da ameliyatlar sırasında tesadüfen fark edilir. Olguların yaklaşık %65′inde herhangi bir yakınma yoktur.

Belirti varlığında en sık karşılaşılan yakınma karın ağrısıdır. Bunun yanı sıra karında şişkinlik ve anormal uterin kanama görülebilir. Daha nadir karşılaşılan yakınmalar ise idrar ya da dışkılama problemleri ile sırt ağrısıdır. Struma ovarii varlığında hipertiroidi ile ilgili yakınmalar görülür.

Komplikasyonlar

Dermoid kist bazı komplikasyon risklerini de beraberinde taşır. Bunlar torsiyon, rüptür, enfeksiyon ve kansere dönüşümdür.

Torsiyon:
Dermoid kistin en sık karşılaşılan ve en korkulan komplikasyonu torsiyondur. İçeridiği dokular ve koyu kıvamlı sıvı nedeni ile ağır bir kisttir. Bu ağırlık yumurtalığın kendi etrafında dönmesine yani torsiyonuna neden olabilir. Torsiyon varlığında yumurtalığa giden kan akımı azalacağı ya da kesileceği için bir süre sonra kangren meydana gelir. Torsiyonun klinik bulgusu ağrıdır. Olay ilerledikçe ağrı artar. Bazen tam bir torsiyon olmaz ve hafif ağrı ile birlikte kendini belli eder. Bir süre sonra yumurtalık detorsiyone olarak normal konumuna döner ve ağrı kaybolabilir. Dermoid kist varığında torsiyon görülme sıklığı %3.2-16 arasındadır. Kistin büyüklüğü arttıkça torsiyon riski de artar.

Rüptür:
Dermoid kistin rüptüre olması yani patlaması kendiliğinden olabileceği gibi torsiyona bağlı da gelişebilir ve %1-4 olguda karşılaşılır. Rüptür aniden oluştuğunda genelde şok gelişir. İçerdiği yağlı sıvı ve diğer dokular karın zarını irrite ederek tehlikeli bir durum olan kimyasal peritonite neden olabilir. Bazen ise küçük bir rüptür alanından yavaş bir sızıntı olur. Bu durum karın ağrısı ile beraber karın içinde şiddetli iltihap ve yapışıklıklara yol açar.

Enfeksiyon:
 Nadir görülen bir komplikasyondur ve olguların %1′inden daha azında karşılaşılır.

Kansere dönüşüm:
 Saf formunda matür kistik teratom iyi huylu bir tümördür. Ancak %1-2 olguda immatür bileşenler de bulunabilir ve kansere dönişim söz konusu olabilir. Böyle bir durumda 5 yıllık yaşam şansı %15-31 arasındadır.

Tedavi

  • Dermoid kistin tedavisi cerrahidir. Fark edildiği anda çıkartılması uygun olur.

  • Operasyon laparoskopik ya da açık ameliyat şeklinde yapılabilir. Ancak uygun vakalarda laparoskopik yaklaşım tercih edilmelidir.

  • Genelde üreme çağındaki kadınlarda görüldüğünden yumurtalık dokusunun korunmasına özen gösterilmeli ve sadece kist çıkartılmalı, yumurtalık alınmamalıdır. Operasyon sırasında kist rüptüre olursa karın boşluğu dikkatlice temizlenmeli, karın içinde kist içeriğine ait materyal kalmamasına büyük özen gösterilmelidir. Aksi taktirde kimyasal peritonit ortaya çıkabilir. Bu açıdan dermoid kist operasyonları özel deneyim ve dikkat gerektiren operasyonlardır.

  • Alınan materyal mutlaka patolojik incelemeye gönderilmeli ve immatür bileşenler olmadığı gösterilmelidir.

  • Tek taraflı olgularda diğer yumurtalıkta herhangi bir kitle yoksa biopsi almaya gerek yoktur.

Dermoid kist %4 olguda tekrarlayabilir

Yumurtalık Kistleri

Yumurtalık Kistleri
 Genç olsun, yaşlı olsun pekçok kadının sıklıkla yaşadığı korkulardan birisi yumurtalıklarında kist olmasıdır.Gerçekten de düzenli kontrollere gidildiği taktirde hemen hemen her kadında hayatının bir döneminde yumurtalıklarında kist saptanabilir. Çoğu zaman herhangi bir tedavi dahi gerektirmeyen bu lezyonlar büyük olasılıkla hiçbir belirti de vermezler. Genelde masum olmalarına rağmen halk arasında çok korkulacak bir hastalık olarak bilinen over kistleri hep aynı türde değildir.
 Yumurtalık organı doku olarak çok değişik türde hücreleri bünyesinde barındırır. Kişinin embryonik döneminden başlayarak var olan ve değişim gösteren hücrelerde dahil olmak üzere birçok hormonun etkisi altında olan hücre türleri, yumurtalıkları diğer organlardan farklı kılar. Bu değişik türde hücreler çeşitli faktörlerin etkisi ile büyüyebilir ve kistleşebilirler. Kistler içerdikleri hücre türüne bağlı olarak hormon ya da benzeri maddeler salgılayabilirler.
 
 Kist Nedir ?
 

 Kabaca ifade etmek gerekirse kist etrafı kist duvarı adı verilen ve etrafındaki dokulardan farklı bir doku ile çevrili, sıvı içeren kitlelerdir. İnsan vücüdunda hiçbir madde statik değildir. Bütün hücreler sürekli ölür ve yerlerine aynı türde yenileri yapılır. Yine bütün hücreler değişik miktar ve yapılarda sıvı salgılarlar. Hücreler arasında bulunan sıvıların bir kısmı kan dolaşımından gelirken bir kısmı da hücrelerin kendileri tarafından yapılır. Bu sıvılar sürekli absorbe edilir ve yeniden yapılır. Bu absorbsiyon ve üretim aşamalarındaki bir dengesizlik ya da başka bir nedenden dolayı sıvının aşırı birikmesine ödem denir. Eğer sıvılar farklı bir doku tarafından çevrelenir ve sıvı alışverişi engellenirse ortaya çıkan lezyonun adı kist olur. Vücutta bulunan hemen hemen bütün dokularda kist ortaya çıkabilir ancak yumurtalık dışındaki organların kistleri çok daha çabuk ve kolay belirti verebilir. Bunun nedeni diğer organlarda meydana gelen kistlerin bu organların fonksiyonlarını bozmalarıdır. Yumurtalık kistlerinin bir kısmı da bu şekilde fonksiyon bozukluğu yaratarak belirti verirken çok büyük bir bölümü de ne fonksiyonlarda bir kayba neden olur ne de uzunca bir süre belirti verir.
 
 Over kistleri oluş biçimine göre de neoplastik yani tümorla ya da fonksiyonel olarak da iki bölümde incelenir.
 
 Belirtileri
 

 Over yani yumurtalık kistleri kabaca habis ve selim basliklari altinda incelenebilirler. En sık görülen iyi huylu over kistleridir.Yumurtalıklar diğer organlara göre belirti verme açısından daha fakirdirler. Çoğu kez bir şikayet yaratmazlar ve rutin kontroller esnasında fark edilirler. En sık verdikleri belirti adet düzensizlikleri, karında şişlik, karın ağısı, sindirim sitemi bozuklukları, idrar yolu şikayetleri gibi özgün olmayan belirtilerdir. Over kisti dışında pekçok durum da benzeri şikayetler yarattığından, bu tür yakınmaları olan kişiler genelde durumlarını önemsemezler. Çok fazla büyümeyen bir over kisti karın boşluğu içerisinde kendine rahatlıkla yer bulabileceği için şişlik yapmaz. Benzer şekilde hormon salgısı yapmayan kistler de adet düzensizliği yaratmaz.
 
 Ağrı over kistlerinde nadir olarak görülür. Eğer ağrı varsa bu kitlenin iltihaplandığını ya da endometriozis olabileceğini gösterir. Nadiren kistlerin kendi etrafında dönmesi (torsiyon) ya da patlaması (rüptür) şidetli ağrı ve akut karın tablosuna yol açabilir.Kistler mesaneye baskı yaparak sık idrara çıkma, rektuma bası yaparak da kabızlığa yada dışkı yaparken ağrıya neden olabilirler.Zaman zaman da iştahsızlık, kilo kaybı, hafifi bulantı gibi sindirim sistemi yakınmaları olabilir.
 
 Akılda tutulması gereken nokta kistlerin çok farklı türlerinin olduğu ve yarattığı şikayetlerin kistin türüne bağlı olabileceğidir.
 
 Teşhis
 

 Genelde rutin muayene ya da başka bir sebepten dolayı yapılan muayene ve ultrasonografide saptanırlar. Muayenede hastanın yaşı, kitlenin büyüklüğü, şekli, saf kist ya da solid yapıda oluşu, etrafa yapışık olup olmadığı, hassasiyet olup olmadığı, Önemlidir. Ultrasonografide saf kist görünümünde olan ve 5-6 santimden küçük çapta olan kistlerin iyi huylu ve fonksiyonel olma olasılığı yüksektir.Ayrıca tanıda hastanın ve kitlenin durumuna göre tomografi, manyetik rezonan hormon tetkikleri ve kanda tümör belirteçleri incelenir ve tedavi için bir karara varılır.
 
 Kistler
 

 İnklüzyon kisti
 Sıklıkla rahim ameliyatı esnasında rastlanan fonksiyonel olmayan bir kisittir.Çoğu mikroskopik boyuttadır. Hiçbir belirti vermez ve ultrasonda da fark edilemez. Muhtemelen her yumurtlamadan sonra yumurtalık cidarının bütünlüğünün bozulmasını takiben iyileşme döneminde doku içerisinde germinal epitel adı verilen hücre türünün hapsolmasından kaynaklanmaktadır. Bazı araştırmacılar bu kistciklerin uzun dönemde habis değişime uğrayabileceğini ve over kanserinin öncülü olabileceğini iddia etmektedirler.
 
 Follikül kisti
 Gençlerde en sık rastlanan kistlerin başında gelir. Gelişen yumurta hücresinin çatlamaması ve büyümeye devam etmesi nedeni ile olduğu düşünülmektedir.. Büyüklükleri genelde 2-3 santimetredir, nadiren 4 santimetreyi aşar. Oldukça gergin ve içinde berrak sıvı içeren kistlerdir. Herhangi bir komplikasyon yaratmazlar.
 
 Nedeni tam bilinmektedir ancak kabul edilen bazı teoriler vardır. Kronik pelvik iltihabı gibi overlere giden kan miktarının arttığı durumlarda, buna bağlı olarak folliküllere ulaşan hormon miktarlarının normalden fazla olması nedeni ile gelişebileceği bilim çevrelerinde en fazla kabul gören oluş mekanizmasıdır. Yapılan deneylerde konjesyon olarak adlandırılan bu fazla kan akımının follükül aktivitesini arttırdığı gösterilmiştir.
 
 Başka bir olası neden ise yüksek dozda gonadotropinlerin varlığında (beyinden salgılanan ve overlerde yumurta hücresi gelişimini uyaran hormonlar) overlerin olması gerekenden fazla uyarılması neticesinde ortaya çıktıklarıdır.Bu teorinin destekcisi kısırlık tedavisi esnasında yumurtlamayı teşvik edici ajan kullanan kadınlarda follikül kistlerinin normalden fazla görülmesidir.
 
 Gonadotropin miktarı normal sınırlarda olsa dahi bunların salgılanış şekillerinde meydana gelen dengesizlikler de gelişmiş yumurta hücresinin çatlamasını engelleyebilir ve follikül kistine yol açabilir. Gonadotropinlerin salgılanış şeklini bozan pekçok etken olabilsede genelde altta yatan bir sebep bulunamaz.
 
 Başka bir teoriye göre de yumurtalık etrafındaki yapışıklıklar ve herhangi bir nedenle yumurtalık duvarının kalınlaşması yumurtlamayı engelleyerek follikül kistine yol açmaktadır. Ancak bu görüş bilim çevrelerinde rağbet görmemektedir.
 
 Follikül kistleri genelde belirti vermezler. Patlaması ya da kendi etrafında dönmesi ve akut batın tablosu yaratması yok denebilecek kadar azdır. Bazen östrojen hormonu salgılayarak adet düzensizliğine neden olabilir. Sıklıkla başka bir nedenle yapılan ultrason incelemesi esnasında fark edilen follükül kistleri, belirti verdiğinde en sık adet gecikmesine neden olur ve hastalar bu gecikme nedeni ile jinekoloğa müracaat ettiğinde fark edilirler.
 
 Follikül kistleri genelde kendiliğinden kaybolur ve tedavi gerektirmez. Üreme çağındaki kadınlarda saptanan ve 5 santimetreden küçük kistler takibe alınır.Hasta bir ay sonra yeniden muayeneye çağırılır. Kistin 1-2 adet dönemi sonrasında kendiliğinden kaybolması beklenir. Bazı zamanlarda kistin küçülmesini kolaylaştırmak için doğum kontrol hapları verilebilir. Burada amaç beyinden salgılanan gonadotropinleri baskılayarak overler üzerindeki uyarıyı ortadan kaldırmaktır.
 
 Tedaviye rağmen küçülmeyen ya da büyüme gösteren kistlerde ameliyat gerekli olabilir. Bu kistler genellikle üreme çağındaki genç kadınlarda görüldüğü için ameliyat esnasında yumurtalığa zarar vermeden sadece kist çıkartılır.
 
 Korpus luteum kisti
 Normalde her yumurtlamadan sonra yumurta hücresinin atıldığı doku farklılaşır ve korpus luteum adı verilen dokuya dönüşür.Korpus luteumun görevi olası bir gebelikte düşük olmadan gebeliğin rahime yerleşmesini sağlayan progesteron adı verilen hormonun plasenta fonskiyonel hale gelene kadar üretilmesidir. Bu doku zaman zaman içinde sıvı birikmesi nedeni ile kistleşebilir. Genelde 3-4 cm büyüklüğündedir. Hormon salgılaması olduğu için adet rötarına yol açabilir. Kist içine kanama olursa kasıklarda ağrı görülebilir. Bazen patlayıp karın içine kanamaya yol açabilir. Bu durumda dış gebelik ile karıştırılabilir.
 
 Herhangi bir komplikasyon gelişmediği durumlarda tedavi gerektirmez. Kendiliğinden kaybolur.
 
 Teka-lutein kisti
 Aşırı hormon salgısına bağlı olarak ortaya çıkar. hemen hemen her zaman çift taraflıdır ve 20 cm kadar büyük olabilirler. Sıklıkla kısırlık tedavisi alanlarda görülür. Tedavide yaatak istirahati ve takip gerekir. Bazı zanamlara cerrahi tedevi gerekli olabilir.
 
 Gebelik Luteoması
 Gebelik esnasınd görülen solid yapıda bir kitledir. Bazen 20 cm kadar büyüyebilir. Hastaların 4′te birinde fazla miktarda salınan erkeklik hormonuna bağlı olarak tüylenmede artış saptanbilir. Gebelik sona erdiğinde kendiliğinden geriler. Ancak diğer tümürlerden ayrımının yapılması gerekir.
 
 Tümörler
 

 Seröz Kistadenom
 Yumurtalıkta en sık görülen tümörlerdir. En sık üreme çağındaki kadınlarda görülürler ve kendiliğinden kaybolmazlar. Çift taraflı olabilirler. %30 civarında habis bir hastalığa dönebilirler.
 
 Yumurtalığın yüzeyini oluşturan epitel hücrelerinden köken alırlar.Tek veya birden fazla sayıda olabilirler. Berrak bir sıvı içerirler. Büyüklükleri 5-15 santimetre arasında değişir. Her iki overde de olması durumunda habislik potansiyeli yüksektir. İçerisinde sıvı dışında solid yapıların da olması habislik potansiyelini arttırır.
 
 Oluş nedeni tam olarak bilinmeyen seröz kistadenomlara özgü bir bulgu yoktur. Genelde yakınma yaratmaz, belirti vermez. Jinekolojik muayene esnasında ya da ultrasonda tesadüfen teşhis edilir. İçerisinde kalsifikasyon olur ise röntgen filminde görülebilir. Nadiren hasta karnında yavaş gelişen bir şişlik nedeni ile jinekoloğa müracaat edebilir.
 
 Tedavisi cerrahidir. Cerrahi esnasında eğer kist tek taraflı ise ve habis görüntüsü vermiyor ise yumurtalık bırakılıp tek taraflı alınabilir. Bizim tercihimiz operasyon esnasında alınan kistin o anda patolojik incelemeye tabi tutulması (buna frozen adı verilir) ve sonucuna göre operasyonun seyrine devam edilmesidir.
 
 Müsinöz Kistadenom
 İyi huylu yumurtalık tümörlerinin %25 kadarı müsinöz kistadenomlardır. Çift taraflı olma olasılıkları seröz kistadenomlara göre daha düşüktür ve habaset olasılığı azdır. Oluş mekanizması tam olarak bilimemekle birlikte en çok kabul gören teori yumurtalıkların üzerini örten epitel hücrelerinin şekil değiştirerek rahim ağzının içini (serviks) döşeyen epitele dönmesi ve tıpkı rahim ağzında olduğu türde salgılamada bulunmasıdır. Başka bir teoriye göre de embryonik dönemde barsakları oluşturan hücrelerin kalıntılarından köken almaktadır.
 
 İnsanda görülen en büyük kistik yapılardır. Genelde 15-30 santimetre boyutlarında olabilirler ancak 60 santimetreye kadar büyümüş olan müsinöz kistadenomlar literatürde mevcuttur. Kist genellikle içindeki ince zarlar ile pekçok odacığa bölünmüştür.Bu zarlara septa ismi verilir.Kistin içerisinde berrak ancak akışkan olmayan sümüğümsü bir sıvı bulunur.
 
 Klinik olarak genelde belirti vermezler. Adet düzensizliği yaratmazlar, ancak boyutları çok büyük olduğu için karında şişlik ve bası bulguları olur. Sık idrara çıkma ya da kabızlık müsinöz kistadenomlarda sık rastlanılan yakınmalardır. Çok büyük oldukları için rüptüre olma olasılıkları (patlama) yüksektir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda kist içinden yayılan sıvı karın boşluğuna yayılır ve hücreler burda da yaşamaya devam ederek salgılarını sürdürür. Karnın içi yavaş yavaş jel gibi bir sıvı ile dolar. Biolojik olarak habis olmamasına rağmen davranış olarak habis bir olay olan bu tabloya pseudomiksoma peritonei adı verilir. Karın ağrısı, bulantı, kusma ve şiddetli karın şişliği olur. Sonuçta hastada beslenme bozukluğu ortaya çıkar. Kronik bir hastlıktır ve nihai tedavisi maalesef mevcut değildir.
 
 Müsinöz kistadenomların tedavisinde tek yol cerrahidir. Üreme çağındaki kadınlarda nadiren görüldüğü için eğer tek taraflı ise sadece kistin ya da o taraftaki overin çıkartılması gerekli olurken ailesini tamamlamış ileri yaştaki kadınlarda rahim ve yumurtalıkların bir arada çıkartılması tercih ettiğimiz yöntemdir..
 
 Endometrioma
 Rahimin içini döşeyen endometrium adı verilen zar tabakasının yumurtalıklarda bulunması ve her adet döneminde kanayarak kistleşmesi sonucu oluşur. Kist içi çukulata kıvamında bir sıvı ile doludur ve bu nedenle çukulata kisti de denir. Genelde etrafa yaışıklıklar gösterir. Hastalar doktora kısırlık, ağrılı adet görme, ilişki esnasında ağrı ve fazla miktarda adet görme şikayeti ile başvururlar. Tedavisi endometriozis bölümünde anlatılmıştır.
 
 Dermoid kist
 20 yaşından küçük bayanlarda en sık görülen tümördür. %10 vakada iki taraflı olabilir. Embryonel dönemde meydana gelen olaylardan kaynaklanır. Kitlenin içinde saç, deri, diş, kıkırdak parçaları, kemik, sinir hücreleri gibi her türlü doku görülebilir. ?ikayet olarak karın ağrısı yapabilir. Kendi etrafında dönüp akut batın tablosuna neden olabilir. Bazen kısırlığa yol açabilir. Tedavisi cerrahidir

eXTReMe Tracker