Archivi per ‘İnfertilite (kısırlık) tedavisi’

Son Gelişmeler

Son Gelişmeler
 Tüp bebek ve mikroenjeksiyon tedavilerindeki son gelişmeler bebek arzusu içinde olan bir çok aileye mutlu sonuçlar vermekte. Bilim adamları bu alandaki çalışmalarını her geçen gün yoğunlaştırmakta ve imkansız gibi görünen vakalar dahi tedavi edilebilmektedir. Son yirmi yıldır başarı ile sürdürülen Tüp bebek tedavisinde son yıllarda gelişmeler oldu. Böylelikle tedavinin başarısı arttı ve daha önce olumsuz sonuçlanan uygulamalar yeni teknolojiler ile gebelikle sonuçlandı. Birden fazla uygulama yapılmasına rağmen sonuç alınamayan vakalarda en önemli sorun elde edilen embryoların anne rahmine nakledilmesinden sonra tutunamamasıdır. Bu durumda embryoya bağlı problemler olabilir, veya anne rahmi embryoları reddedebilir. Günümüz de embryonun kalitesinin iyileştirilmesi mümkün. Bu amaçla, ileri teknolojinin ürünü olan inkübatörler (içinde embryoların büyümesi için en elverişli ısıyı, nemi ve gaz karışımını sağlayan özel cihazlar) ve geliştirilmiş kültür vasatları kullanılmaya başlandı, mikromanipülatörler ve özel pipetler yardımı ile embryo içindeki toksik maddelerin temizlenmesi gündeme geldi. Embryonun kendi zarını açıp tomurcuklanamadığı durumlarda ileri teknolojiye sahip lazer yardımı ile bu süreç kolaylaştırıldı. Yumurta gelişiminin daha olumlu olması için moleküler biyoloji teknikleri kullanılarak daha saf ilaçlar üretildi ve üreme immünolojisindeki (bağışıklık sistemi bilmi) gelişmeler sayesinde anne adayının rahmine transferedilen embryoları kabul etmesi için özel aşılar geliştirdi. Döllenmemiş yumurtaların, kadın ve erkek yumurtalık dokularının daha sonra kullanılmak üzere dondurulması, hücre içi maddelerin ve genetik materyalin bir başka yumurtaya aktarılarak daha sağlıklı yumurta elde etme çalışmaları ile her geçen gün infertilite tedavilerinde yeni ufuklar açılıyor.
 
 SiTOPLAZMA TRANSFERi
 
 Gelecek vaadeden çalışmalardan biri yaşı ileri hastalardan elde edilen yumurtalara, genç hastalardan elde edilen yumurtalardan alınan sitoplazmik (hücre içi maddelerin) materyalin transfer edilmesidir. Bu işlem uygulandığında yaş ileri kadınlardan elde edilen yumurtaların genetik materyalinde herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen, bu yumurtaların sperm ile döllenmesinde ve elde edilen embryoların kalitesinde artış görülür.
 
 DNA (HÜCRE İÇİ GENETİK MATERYAL) TRANSFERİ
 
 Yaş ileri olan kadınlardan alınan yumurtaların genetik materyali içeren çekirdeği, kendi genetik materyali boşaltılmış ve sadece sitoplazma içeren yumurtalara transfer edilir. Böylelikle sağlıklı döllenme sağlanması amaçlanır, bu yöntem henüz araştırma aşamasındadır.
 
 GENETİK (KALITSAL) HASTALIKLARIN TEDAVİSİNDE ; PREİMPLANTAR GENETİK TANI ve YARDIMCI ÜREME TEKNİKLERİ
 
 Çiftler için çocuk sahibi olmaktan çok daha önemlisi sağlıklı çocuk sahibi olabilmektir. Son yıllarda genetik hastalıkların tanı ve tedavisi alanında birçok gelişmeler olmuştur. Genetik hastalıkların en erken teşhisi preimplantar genetik tanı (embryo ana rahmine transfer edilmeden yapılan genetik inceleme) ile mümkündür. Canlı bir bebeğin yaşamına hastalıklı olduğundan dolayı kürtaj ile son verilmesi hem hekim hem de anne baba için üzücü bir durumdur. Genetik hastalık taşıyıcısı olan çiftlerin sağlıklı bebek elde edebilmeleri için tüp bebek veya mikroenjeksiyon yöntemi ile elde edilen embryolar genetik inceleme ile değerlendirilir ve sağlıklı olan embryolar seçilerek ana rahmine transfer edilir. Son yıllarda gelişmiş merkezlerde genetik inceleme yapıldıktan sonra ana rahmine transfer edilen embryolar ile gebelikler elde edilmiştir. Preimplantar genetik tanı ile bebeğin doğumdan itibaren veya ileride çıkabilecek hastalıklardan dolayı kaybedilmesi önlenebilmekte, ve genetik hastalık taşıyan ailelerde sağlıklı çocuk sahibi olabilmeleri sağlanmaktadır.
 
 SUNi RAHiM
 
 İnfertilite tedavisi ile direk olarak ilgili olmayan bu konudaki laboratuvar çalışmaları şöyle;
 
 Tokyo Reuter’in 18 Temmuz 97 tarihli haberinde Juntendo Üniversitesinden Jinekoloji Profesörü Yoshiro Kuwabarave ekibinin suni rahim geliştirmek üzere çalıştıklarını bildirdi. Keçi fetuslarını laboratuar şartlarında yaşatabilen suni rahimler geliştirdiklerini ve bu çalışmaları ile insan bebeklerini kurtarmak için çalışmaya başlamaları için en az 10 yıl gibi bir zaman gerekebileceği bildirildi. Kuwabara çalışmaları ile ilgili bulguları Japon Tıp Derneğinin dergisinde de yayınladı. Kuwabara bu çalışmalarda keçi fetuslarını anne rahmi dışında suni rahim içinde 3 hafta yaşatabildiklerini fakat insan için bir şey söylemek için çok erken olduğunu söyledi. Ayrıca Kuwabara başka araştırıcıların bu fetusları anne rahmi dışında bir kaç gün yaşatabildiklerini, fakat ilk defa kendilerinin suni rahim yardımı ile bu kadar uzun yaşatabilmeyi başardıklarını ifade etti. Suni rahim dikdörtgen bir kap için de vücut sıcaklığında amniotik sıvı (bebeğin anne karnında içinde yüzdüğü sıvı) ile doludur. Keçi fetusu bu sıvı içine batırılıyor ve göbek kordonundan bir dializ makinasına bağlı olarak yaşamını sürdürüyor. Kuwabara’nın araştırma grubundan Profesör Koyo Yoshida ise bu suni rahim ile kadınları çocuk taşıma ve doğurma stresinden kurtulacağı haberlerinin abartmadan ibaret olduğunu bildirdi. Kuwabara çalışmalarının on yıldır sürdüğünü, fakat düşükle ve prematür doğumla kaybedilen bebeklerin kurtarılması için çok erken olduğunu belirtiyor.
 
 Suni rahim çalışmaları henüz deneysel aşamada. Bu çalışmaların amaçladığı en önemli konu ise rahme bağlı infertilite tedavisinden farklı olarak erken doğumlar ile dünyaya gelen bebeklerin yaşatılabilmesi. Bebeklerin tamamen suni rahim içinde büyümesi ise şimdilik bir bilim kurgu olmakla birlikte, aynı zamanda toplumsal ahlaki bir problem. Bu durum ise bilim adamlarının henüz hedefleri içinde değil. Anne rahiminin sağladığı ortam sadece bebeğin beslenmesi ve büyümesini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda bebeğin enfeksiyonlardan korunmasını ve organlarının gelişip şekillenmesine de yardımcı oluyor. Bir embryonun (döllenmiş ve bölünmüş yumurta) tam bir bebek haline dönüşmesini sağlayabilecek bir suni rahim ise şimdilik mümkün gözükmüyor. Zaten çalışmaların amacı da bu değil. Annenin gebelik sürecini yaşaması bebekle bütünleşmesine ve annelik duygularının olgunlaşmasına neden oluyor. Böyle bir şeyin ortadan kalkması ise düşüncelerden uzak ahlaki bir problem.

 

Lazer Yardımlı Tomurcuklandırma

Lazer Yardımlı Tomurcuklandırma
 Assisted Hatching (yardımla tomurcuklanma)
 
 Gebeliğin oluşumunda en önemli basamak gelişen embriyonun anne rahmine yerleşmesidir. Anne rahmine tutunmadan önce embriyonun çevresindeki zona denilen dış tabakası incelerek kaybolur. Böylelikle embriyo hücreleri zona dışına doğru tomurcuklanır ve anne rahmine tutunabilir. Bu işlemin kolaylaştırılması için gelişmiş laboratuar olanakları ile zona tabakasında bir pencere açılabilir. Bu işlem mekanik olarak ince pipetler yardımı ile yapılabileceği gibi, lazer veya kimyasal asit kullanarak da gerçekleştirilebilir.
 
 Tüp Bebek’te lazer uygulaması
 
 Üstün bir teknolojiye sahip olan lazer sistemleri ile embriyo’ya dokunmadan (non-touch lazer micro-drilling) mikron düzeyinde kusursuz kesitler sağlayarak, yardımla tomurcuklanma (Assisted Hatching) işlemini gerçekleştirmektedir. Bu yöntem daha önceki uygulamalarda embriyonun tutunmasında problem olan çiftler ve ileri yaş grubu hastalar için kullanılıyor. Ayrıca bu yöntem ile embriyoların içerisindeki biyolojik toksik atıklar (fragmanlar) temizlenerek (de-fragmantasyon) anne adayına transfer edilen embriyoların kalitesi iyileştirilebilmektedir. Lazer yöntemi ile daha önce Avusturya, İtalya ve Amerika’da insanlar üzerinde yapılan çalışmalarda çok başarılı sonuçlar elde edilmiş ve İsviçre’de yapılan çalışmalarda çok çarpıcı sonuçlar alınmıştır. En çarpıcı örnek ise 10 uncu kez tüp-bebek uygulamasına giren bir hastanın lazer tedavisi ile gebelik elde etmesi olmuştur. Ayrıca üçüncü ve dördüncü kez tüp bebek uygulamasına giren bir çok vakada da gebelik elde edilmiştir.
 
 Kadın eşin yaşı ilerledikçe yumurtanın etrafında zona adı verilen tabaka kalınlaşarak embriyonun rahme tutunmasını dolayısı ile gebelik şansını azaltır. Zona adı verilen tabakada pencere açılmasında kullanılan lazer yöntemi bu grup hastalarda gebelik oranını belirgin olarak arttırmaktadır. Embriyoya zarar vermeyen bu yöntem ile 38 yaş üzerindeki birçok vakada gebelik elde edilmektedir.
 
 Lazer kullanılarak yapılan yardımla tomurcuklanma uygulamaları kadın eşin yaşına bakılmaksızın yumurtanın etrafındaki zona tabakasının normalden kalın olduğu vakalarda ve birden fazla tüp bebek veya mikroenjeksiyon uygulamasına rağmen gebeliğin elde edilemediği vakalarda yapılır. Lazer yardımı ile tomurcuklanma uygulamaları ile üçüncü, dördüncü hatta dokuzuncu uygulamasında gebe kalarak sağlıklı çocuk sahibi olan çok sayıda vaka vardır.

 

Tüp Bebek Uygulamalarında Aşı Tedavisi

Tüp Bebek Uygulamalarında Aşı Tedavisi
 TÜP BEBEK UYGULAMALARINDA AŞI TEDAVİSİ
 
 Israrla gebelik elde edilemeyen infertil çiftlerde lenfosit aşısı uygulamaları başarılı sonuçlar veriyor. Son yıllarda immünoloji (bağışıklık bilimi) alanındaki gelişmelerle birlikte yapılan araştırmalar, nedeni izah edilemeyen infertilite vakalarının büyük bir bölümünün bağışıklık sistemindeki bozukluklara bağlı olabileceğini ve bunların birçoğunun yeni tedavi yöntemleri ile önlenebileceğini gösteriyor.
 
 Bağışıklık sistemi, insan vücudunun hastalıklara karşı savunma mekanizmasını oluşturan karmaşık bir sistemdir. Bağışıklık sistemi proteinleri tanıdık veya yabancı olarak gruplayarak yabancı olarak grupladığı proteinlere karşı savaş açar. Bağışıklık sistemin çalışmasının en güzel ve en basit örneği mikroplar vücudumuza girdiğinde onlara karşı antikorların oluşması ve mikropları öldürebilmek için bunlara karşı bir dizi reaksiyon başlatmasıdır.
 
 Gebelik kayıplarına, infertiliteye ve tüp bebek uygulamalarında başarısızlığa yol açan 5 değişik immün problem kategorisi vardır. Annenin bebeğe ve plasentaya (bebeğin eşine) ait dokulara karşı verdiği tepki sonucu düşükler gerçekleşir. Bebeğe ait proteinlere karşı annede oluşan reaksiyonlar gebeliğin gerçekleşememesine veya oluşan gebeliğin düşükle sonlanmasına neden olur.
 
 TÜP BEBEK UYGULAMALARINDA PATERNAL LENFOSİT İMMÜNİZASYONU (PLI)
 
 1970-1979 yılları arasında deneysel çalışmaları tamamlanan ve Lenfosit Aşısı olarak da adlandırılan bu yöntem 1978 yılından beri tekrarlayan düşüklerin tedavisinde kullanılmaktadır. Günümüzde nedeni izah edilemeyen infertilite ve yardımcı üreme teknikleri ile ısrarla gebelik elde edilemeyen vakaların tedavisinde de başarı ile uygulanmaktadır. Bu vakalarda lenfosit aşısı tedavisi ile anne adayında blokan antikor adı verilen antikorların oluşmasını ve rahimde gelişmekte olan bebeğe zarar veren hücrelerin baskılanmasını hedefliyoruz.
 
 Erkek eşten alınan kan örneğindeki lenfosit adı verilen hücreler ayrıştırılır. Lenfositlerin ayrıştırılabilmesi için özel solüsyonlar kullanılarak santrifügasyon yapılır, ayrıştırılan lenfositler anne adayının ön koluna 4 ayrı noktadan cilt altı enjeksiyonu ile verilir. Enjeksiyon sırasında hafif ağrı ve yanma hissedilebilir. Anne adayına bu tüp bebek tedavisine başlamadan önce üç kez gebelik elde edildikten sonra da iki kez uygulanması önerilir. Tedavi sonrası elde edilen gebeliklerde, canlı doğum olasılığının artmasının yanında bebeklerde büyüme geriliği ve erken doğum riski de azalmaktadır. Aşı hazırlanmadan önce baba adayı mutlaka Hepatit ve HIV açısından incelenir. Hepatit taşıyıcısı olan kişilerden alınan kan aşı hazırlanmasında kullanılmaz.
 
 Lenfosit aşısının anne adayına ve gelişmekte olan bebeğe herhangi bir zararı yoktur. Lenfosit aşısı ile tedavi gören anne adaylarının bebeklerinde doğumsal anomali artışı veya gelişme geriliği saptanmamıştır. Lenfosit aşısı ile tedavi gören kadınlarda otoimmün hastalıkların görülme ihtimali artmaz, bu kadınların kan vermesinde veya almasında, organ transplantasyonu (organ nakli) yapılmasında veya transplantasyon için organ vermelerinde herhangi bir sakınca yoktur.

 

Yumurta ve Yumurtalıkların Dondurulması

Yumurta ve Yumurtalıkların Dondurulması
 Mikroenjeksiyon ve tüp bebek yöntemi ile elde edilen fazla sayıdaki embriyoların daha ilerideki uygulamalarda kullanılmak üzere dondurulması işlemedir. Çeşitli kimyasalların yardımı ile dondurma işlemine dayanıklı hale getirilen embriyolar, özel cihazlarda dondurulduktan sonra, sıvı nitrojen içinde (-196oC’de) tekrar kullanılacağı zamana dek saklanır. Bu embriyolar ileride kullanılmak istenildiğinde özel kimyasallar yardımı ile çözülür ve normal gelişimlerine devam eden embriyolar ana rahmine transfer edilir.
 
 Kryoprezervasyon olarak adlandırılan dondurma işlemi spermlere de uygulanabilir. Meniden, MESA ile sperm kanallarından veya TESE işlemi ile testislerden (yumurtalıklardan) elde edilen spermler özel kimyasallar yardımı ile dondurularak daha ilerideki uygulamalarda kullanılmak üzere saklanır. Sperm dondurma işlemi kanser tedavisi için radyoterapi (ışın tedavisi) veya kemoterapi (ilaç tedavisi) gören hastaların ileride çocuk sahibi olabilmelerine olanak tanır. Kemoterapide kullanılan ilaçlar ve ışın tedavisi erkeklerde sperm üretimini kalıcı olarak bozabilir. Özellikle genç yaşta kanser tedavisi görmek zorunda olan erkeklerin, tedavi öncesinde alınarak dondurulan spermler ile ileride çocuk sahibi olmaları mümkündür.
 
 Yumurtaların dondurulması
 
 Radyasyon ve benzeri nedenlerle yumurtalıklarına zarar gelebilecek kadınlardan alınan yumurtalar daha sonra tüp bebek uygulamalarında kullanılma üzere dondurulabiliyor. Yumurtaların dondurulması embriyo ve sperm dondurulması işlemine göre daha zordur, yumurtaların bu işleme dayanıklılığı diğer hücrelere göre daha azdır. Dondurulmuş yumurtalarla yapılan tüp bebek uygulamaları ile gebelikler elde edilmiş ve bebekler doğmuştur.
 
 Yumurtalıkların dondurulması
 
 En önemli gelişmelerden biri kadınların yumurtalıklarından alınan dokuların dondurularak saklanması ve ileride yumurta elde etmekte kullanılabilmesi. Bu yöntem özellikle radyasyon tedavisi görecek genç kız veya kadınların ileride sağlıklı çocuk sahibi olabilmesini amaçlıyor. Dondurularak saklanan doku parçaları tekrar yumurtalıklara yerleştirilerek gebelik elde edilmeye çalışılıyor. Erkek yumurtalık dokusu (testis) ile de benzer çalışmalar sürdürülüyor fakat bu yöntemlerin henüz başarı oranları istenen düzeylere ulaşmamıştır.

 

Embriyo Dondurma

Embriyo Dondurma
 İnsan gametlerinin ve embryolarının dondurulmasının tüp bebek pratiğinde büyük önemi vardır. Tüp bebek uygulamalarında çoğul gebelik riskini en aza indirmek için genel yaklaşım en fazla 3 embryo transfer etmektir. Bu durumda akla gelen ilk soru elde edilen fazla embryoların ne şekilde değerlendirileceğidir. Bu şekilde elde edilen fazla embryoların dondurulması hastaya hem ekonomik hem de psikolojik bir avantaj sağlamaktadır. Ayrıca dondurulan embryolar transfer edileceği zaman hasta herhangi bir tedaviye gereksinim duymamaktadır. Embryo dondurma işlemi tüp bebek uygulamalarında başarı şansını arttıran bir işlem olarak da değerlendirilebilir.
 
 Embryo dondurma ve çözme işlemi, embryolar kimyasal maddelerle (kriyoprotektan) dengelendikten sonra soğutulması ve -196 santigrad derecede sıvı nitrojen içinde depolanması, çözüldükten sonra da krioprotektan ortamından uzaklaştırılarak ileri gelişimi sağlamak için özel kültür ortamlarının içine alınmasıdır. Her iki işlemde çok dikkatli yapılmalıdır. Hücre yapısının korunabilmesi için hücrelerin düşük hızda su kaybetmeleri buna bağlı olarak da yavaş soğutma yöntemi ile dondurulmaları sağlanmalıdır. Soğutma sırasında medium içindeki saf su katılaşır ve sonuçta hücreye göre daha yoğun bir hal alır. Ancak yavaş soğutma yöntemi ile ufak hacimler soğutulduğunda bu kez aşırı soğuma oluşur ve solüsyon donma sıcaklığının altına kadar soğutulduğu halde buz kristalleri oluşur. Bu işlem çok ani olur ise embryolar zarar görür. Zarar görmeyi engellemek için seeding adı verilen bir teknik ile buz kristalleri çok yavaş oluşturulur.
 
 Rutin tüp bebek ve mikroenjeksiyon ugulamalarında embryo dondurma ile gebelikoranları %15-25 arasında değişmektedir.Aynı siklusda gebelik elde edebilmiş ve kalan embryolar dondurulmuş ise bu kez gebelikoranı %40 kadar olmaktadır. Çiftlerden izin belgesi alınarak dondurulan embryolar Türkiye’de 1997 yılında yürürlüğe giren bir yasa ile 3 yıl boyunca sıvı nitrojen içerisinde saklanabilmektedir.
 
 Dondurma işleminin etkisini bir örnekle açıklayalım. Bir kadından aynı adet döneminde 6 adet embryo elde edildiğini ve bunların 3 tanesinin transfer edildiğini, kalan 3 tanesinin de dondurulduğunu farz edelim. Transfer edilen embryolar ile tekiz gebelik elde edilmiş olsun. Bu bebek 40 hafta sonra doğacaktır. Bebek 3 yaşına geldiğinde anne ve babası ikinci bir çocuğa karar verdiğinde bu kez önceden dondurulmuş embryolar kullanılarak yeniden tekiz gebelik elde edildiğini düşünün

 

Destekli Yuvalanma

Destekli Yuvalanma
 Yardımcı üreme tekniklerine başvuran çiftlerin yarısından fazlasında cenin (embryo) gelişmesine rağmen gebelik olmamaktadır. Döllenme olmasına rağmen gebelik oluşmamasının kaynağı muhtemelen bu embryonun rahime yerleşme safhasındadır: Embryonun rahim içine yerleştirilmesini takiben değişik olaylar oluşmaktadır. İlk olarak hücreler bölünmeye devam ederken belli bir boya erişince kendisini çevreleyen zarı (zona pellusida) yırtarak endometrium olarak adlandırılan rahim içindeki dokunun derinliklerine yerleşerek gelişimine burada devam etmektedir. Bu olay hatching olarak isimlendirilir.
 
 Uzmanların görüşüne göre, gebeliğin oluşmamasının en önemli nedenini embriyonun bu zarı yırtarak dışarıya çıkamaması ve dolayısı ile rahim duvarına yerleşememesidir. Bu problemi çözmek için embryoyu, çevreleyen bu zarda transfert işlemi öncesi kimyasal veya mekanik yöntemlerle küçük bir delik açılarak embryonun bu zarı yırtması ve rahim duvarına yerleşmesi sağlanmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalar bu yöntemle gebelik oranlarında hissedilir bir yükselme olduğunu göstermektedir. İstanbul V.K.V. Amerikan Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nde bu teknik uygulanarak yüzde 60 civarında gebelik oranlarına ulaşılmaktadır. Merkezde bu teknik kısaca şu şekilde uygulanmaktadır: İlk olarak embriyo mikroskopik bir tüp yardımı ile duvarından emilerek sabitleştirilmekte, daha sonra yine mikroskobik bir iğne ile embryo duvarından teğet geçilerek iki noktada delik açılmaktadır. Embryo rahim içinde büyümesine devam ederken zayıf olan bu noktalarda zarını delebilmektedir.

 

TESA ve MESA Uygulamaları

TESA ve MESA Uygulamaları
 MESA VE TESA UYGULAMALARI
 
 Menide hiç sperm hücresi olmayan vakalarda sperm hücreleri üreme kanallarından veya testis dokusundan (yumurtalıklardan) elde edilerek mikroenjeksiyon işlemi gerçekleştirilebilir. Lokal anestezi ile gerçekleştirilen bu işlemler yaklaşık 30 ila 60 dakika sürer. Bu işlemlerin erkek cinsel sağlığına hiç bir olumsuz etkisi yoktur. Bu programa alınan erkek hastalar bir ürolog tarafından değerlendirilir ve işlem hakkında bilgilendirilir. Menide hiç spermi bulunmayan vakaların yanı sıra, menide normal yapıda spermi olmayan veya bulunan spermlerin hepsinin ölü olduğu vakalar bu işlemler için aday olabilirler.
 
 MESA ve TESE uygulamaları menisinde ölü veya canlı hiç spermi olmayan, şiddetli erkek infertilitesi vakalarında seçilen tedavi yöntemleridir. MESA, yumurtalık kanallarının tıkalı olduğu durumlarda uygulanır. TESE işlemi ise sperm kanallarında tıkanıklık olmamasına rağmen, menisinde hiç spermi olmayan hastalarda uygulanır. Bu hastalarda yumurtalıklarda sperm üretimi yetersizdir. MESA ve TESE işlemleri ile alınan spermler kullanılarak yapılan mikroenjeksiyon uygulamaları sonrasında elde edilen gebeliklerden doğan bebeklerde bir anomali artışı tespit edilmemiştir.
 
 MESA işlemi
 
 MESA işlemi kanalları tıkalı olan erkeklere uygulanır. Bu hastalardan mikro cerrahi ile sperm elde edilir. MESA işlemi lokal anestezi altında uygulanır ve erkek cinsel sağlığına olumsuz bir etkisi yoktur.
 
 TESE işlemi
 
 Lokal anestezi altında uygulanan bu işlem ile testisin farklı bölgelerinden küçük doku parçaları alınır. Bu parçalardan özel yöntemler ile ayrıştırılarak elde edilen sperm hücreleri ile mikroenjeksiyon işlemi gerçekleştirilir. Bu işlemin erkek cinsel sağlığına olumsuz bir etkisi yoktur. TESE işlemi menisinde hiç spermi olmayan vakalar dışında menisinde hiç normal yapıda veya canlı spermi olmayan vakaların tedavisinde de uygulanabilir.
 
 PESA İşlemi
 
 Bu işlemde sperm erkek üreme kanallarından özel bir iğne yardımı ile aspire edilir. Lokal anestezi altında yapılabilen bir işlemdir.
 
 MESA, TESE ve PESA işlemleri ile alınan spermler kullanılarak yapılan mikroenjeksiyon uygulamaları sonrasında elde edilen gebeliklerden doğan bebeklerde bir anomali artışı tespit edilmemiştir.
 
 Sperm hücreleri laboratuarda hazırlanır. Hareketsiz spermlere hücre içi metabolizmayı hızlandıran kimyasallarla hareketlilik kazandırılır ve böylelikle mikroenjeksiyonda canlı spermlerin kullanılması mümkün olur. Ayrıca olgunluğunu tamamlamamış sperm hücreleri mikroenjeksiyon işleminden önce laboratuarda zenginleştirilmiş besi yerlerinde ve inkübatörler içinde bekletilerek olgunlaştırılır.

 

Tüp Bebek - ICSI

Tüp Bebek - ICSI
 

MİKROENJEKSİYON

İntrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) olarak da adlandırılan mikroenjeksiyon işleminde seçilen tek bir sperm hücresi bir yumurtanın içine enjekte edilir. Bu işlemden önce çeşitli kimyasallar kullanılarak yumurtanın etrafındaki hücreler temizlenir. Mikroenjeksiyon işlemi özel mikroskoplara takılan mikropipetler yardımı ile gerçekleştirilir. 1992 yılından beri uygulanmakta olan ICSI işlemi ile döllenme oranları %80–90’lara ulaşmıştır. Mikroenjeksiyon işlemine hazırlık ve enjeksiyon sonrasındaki basamaklar tüp bebek tedavisi ile aynıdır.

MİKROENJEKSİYON TEDAVİSİ

Ağır erkek infertilitesi vakaları;
 

  • Menide az sayıda spermi olan,

  • Sperm hareketliliği az olan,

  • Normal yapıdaki spermi az olan,

  • Normal sayıda spermi olmasına rağmen spermlerin yumurtayı dölleyemediği durumlarda,

Mikroenjeksiyon tedavisi uygulanır.

Azospermi vakaları;

Bu yöntem ile menisinde hiç spermi olmayan erkeklerden MESA ve TESE işlemleri ile elde edilen spermler, eşlerinden alınan yumurtalara enjekte edilerek bu çiftlerin sağlıklı çocuk sahibi olabilmeleri mümkün olur.


 

Doğal Silkusda Tüp Bebek

Doğal Silkusda Tüp Bebek
Dünyada ilk tüp bebek denemesi, tüp problemi olan bir kadında, yumurtalıklarını önceden uyarmadan, yani onun doğal siklusunda oluşan yumurta ile kocasının spermi kullanılarak yapıldı. Bu teknolojiyi dünyada ilk kez başaran kişiler Edwards ve Steptoe oldu ve ilk denemeleri dış gebelik ile sonuçlandı, yani embryo rahim içinde değil, tüpte yerleşti. İkinci deneme ise başarılı oldu ve sonuçta bir kız çocuğu, Louise Brown dünyaya gelen ilk tüp bebek olarak tarihe geçti. Daha sonraları ise,bugün de kullandığımız ve kadının adet döngüsünü kontrol ederek daha fazla sayıda yumurta elde edebilmeyi sağlayan ilaçlar geliştirildi. Yumurtalığı uyarmak suretiyle daha fazla yumurta, takiben daha fazla embryo ve sonuçta daha yüksek gebelik oranları elde etmek geride kalan 22 yıllık serüvende kısırlık uzmanlarının hedefi oldu. Bu gelişmelerin hastalara ve dolayısı ile doktorlara ve topluma faturası daha yüksek tedavi maliyeti, yüksek çoğul gebelik oranları ve bunların komplikasyonlarının maliyeti, erken doğan bebeklerin hastane ücretleri, ovarian hiperstimülasyon sendromu (yumurtalıkların fazla uyarılmasına bağlı olarak karında su toplanması ile seyreden ve hastanede tedavi edilmesi gereken bir tablo), rahimin gebeliği taşıyabilme yeteneğinde azalma, yumurtalık kanseri riskinde artış, fazla embryoların ne olacağı konusunda tartışmalar ve tüm bunların sonucu olarak artan ekonomik yüktür. Ancak konu ile ilgili teknik gelişmeler, laboratuvar koşullarındaki hızlı ve yüzgüldürücü gelişmeler, toplumun sağlık alanındaki gelişen bilinci, doktorları daha düşük maliyet, daha az ilaç kullanımı ile sonuçta kabul edilebilir sınırlarda gebelik oranlarının elde edilebileceği doğal siklusda tüp bebek uygulamaları konusunda çalışmaya zorlamaktadır. Bu tür yaklaşımda hasta adet kanamasının başlangıcından itibaren tıpkı yumurtalıkların uyarılması işleminde olduğu gibi belirli aralıklarla ultrason ve hormon incelemesine çağırılmakta ve doğal şekilde büyüyen follükülün gelişimi takip edilmektedir. Follikül uygun büyüklüğe ulaştığında yumurta toplama işlemi yapılmakta ve vajinal ultrason eşliğinde ince bir iğne yardımı ile bu follikül aspire edilmektedir. Elde edilen follikül ile kadının eşinin spermi laboratuar ortamında, uygun sıcaklık ve besleyici serum içerisinde ve tüp bebek ya da mikroenjeksiyon uygulamasına tabii tutulmakta ve oluşan embryo daha sonra kadının rahim içine transfer edilmektedir. İşlemden 12 gün sonra ise test yapılarak gebelik olup olmadığı anlaşılmaktadır. Kadının doğal siklusunda genellikle her ay yalnızca tek bir yumurta hücresi geliştiğinden işlem için sadece tek bir yumurta elde edilebilmektedir. Sonuçta oluşan embryo 1 tane olacağından gebelik olması halinde çoğul gebelik olma olasılığı ortadan kalkacaktır. Bugüne kadar konu ile ilgili yapılmış ve bilimsel dergiler ile kongrelerde sunulmuş çalışmalardan elde edilen sonuçlar şu şekildedir: Takibe alınan hastalardan tek bir adet döneminde yumurta elde etme oranı %65′dir, elde edilen bu yumurtaların %70′i döllenmekte, embryo transfer edilen hastaların ise %10-20’sinde gebelik elde edilmektedir. Bu tedavi yaklaşımının en önemli avantajı kadının her adet döneminde tekrarlanabilmesidir. Oysa halen uygulanan, yumurtalıkları uyararak yapılan tüp bebek tedavileri en az 2-3 ay arayla ve yılda en fazla 2-3 sefer yapılabilmektedir. Diğer önemli bir avantajı ise tedavi maliyetinin 5′de bir azaltmasının yanısıra, çoğul gebelik, ovarian hiperstimülasyon sendromu, yumurtalık kanseri riski gibi komplikasyonların ortadan kalkmasıdır. Ülkemizde bu teknik talep olmaması nedeni ile sadece ilaç maliyeti çok yüksek ve gebelik olasılığı düşük olan, yumurtalık rezervi düşük, tedaviye kötü cevap vermeye aday grupta uygulamaktadır. Hastalarda, hem çok yüksek ilaç paraları ödemeden zaten kendiliğinden gelişen tek yumurta kullanılmakta hem de komplike bir tedavinin maddi ve manevi ağırlığı en aza indirilmektedir. Kendi kliniğimizde bu yöntemle elde ettiğimiz gebelik oranımız %13 civarındadır. Embryo ve rahimin döllenme aşamasındaki biyolojisi tam olarak çözüldüğünde, insanlar diledikleri an tek bir yumurta ile tek bir bebeğe %100 oranında sahip olabileceklerdir. Günümüzde büyük bir hızla devam eden çalışmalar sayesinde bu hedefe ulaşmak için ihtiyaç duyulan zaman çok değil gibi görünmektedir.

 

İVF İşleminden Görüntüler

İVF İşleminden Görüntüler
 

Ovulasyon induksiyonu uygulanmış ve overlerden birinde çok sayıda folikül oluşmıuş durumda. Oosit aspirasyonu (”yumurta toplanması”) öncesi overin ultrason görüntüsü
2 PN embriyo: hemen fertilizasyon (döllenme) sonrasında oositte PN (pronukleus) adı verilen iki adet yapı bulunur. Pronukleuslardan biri annenin, diğeri de babanın kromozom materyalini taşıyan yapılardır.
Dört hücreli bu aşamada hücrelerin her birine blastomer adı verilir. Embriyo hala zona pellucida (pelusida okunur) adı verilen zar yapısıyla çevrilidir.
Sekiz hücreli aşamada bulunan embriyo görülüyor. IVF (tüp bebek) uygulamalarında embriyo bu aşamadayken uterusa nakledilir.
Hatching adı verilen olay gözleniyor (hatch=civcivin yumurtadan çıkması). Blastosist aşamasında bulunan embriyo, zona pellucida tabakasından bu yolla kurtulduğunda implantasyona hazır hale gelir.


 

eXTReMe Tracker