Archivi per ‘Sağlık Gündemi’

Yeni Doğan Bebekler

category Sağlık Gündemi admin 20 Nisan 2008

BEBEĞİN AĞIRLIĞI
Her bebekte farklılık göstermekle birlikte ortalama bebek ağırlığı 3.4 kg.‘ dır. Erkek bebeklerin ağırlığılığı kız bebeklere göre biraz daha fazladır.

Ağır bebekler: 4.5 kg. Üzerinde doğum ağırlığı olan bebekler normalden ağır olarak kabul edilirler. Ama bilinenin aksine bu bebekler ekstra sağlıklı olarak kabul edilmezler. Şeker hastası olan annelerin bebekleri normalden daha ağır olabilirler.

Hafif bebekler: Eğer bebeğin doğum ağırlığı 2.5 kg dan daha az ise bu bebekler düşük doğum ağırlıklı bebekler olarak adlandırılırlar. Bu bebeklerin normal bebeklerden tek farkı daha sık beslenmeye ihtiyaçları olmasıdır. Eğer bebeğin ağırlığı 2.3 ile 2.5 kg. Arasında sağlıklı görünse bile önlem olarak özel bakıma alınabilir. Bu bebeklerde en sık görülen sorunlar nefes alma, emme problemleri ve vücut sıcaklığı sorunlarıdır.
Eğer bebek 2.3 kg. Altında bir doğum ağırlığında ise özel bakım gereklidir.

Prematüre bebekler: Gebeliğin 40. Haftasından önce doğan birçok bebek düşük doğum ağırlığına sahiptir.

Ana rahminde birkaç hafta önce çıkmak bir takım gelişme basmaklarını atlamak anlamına gelir. 36-38 haftalardan sonra olan doğumlarda genellikle ekstra sıcaklık, ekstra oksijen ve sık beslenmekle hallolan sorunlar bulunabilir. Ama daha önce doğan çocuklarda daha çok yadıma ihtiyaç vardır. Bu bebekler burunlarından takılan bir tüple beslenmek zorunda alabilirler. Hatta nefes almasına yardımcı olacak bir takım cihazlar da gerekebilir.

Zamanına göre küçük bebekler : Miadına göre küçük bebeklerde rahim içi gelişme geriliği denen ve beklenenden daha az büyüme anlamına gelen bir ifade kullanılır. Bu bebekler ana rahminde 40 hafta kalmalarına karşın doğumda akranlarına göre küçük olabilirler. Bu bebeklere yapılan uygulamada prematüre bebeklere yapılana benzemektedir. Miadına göre küçük bebekler rahimde yeterince beslenememiş demektir. Genellikle bebeğin “küçük “ olması gelecekte sorunları olacağı anlamına gelmez. Rahim içi gelişme geriliğinin fetusun kalori ihtiyacını azaltan bir koruma mekanizması olduğu düşünülmektedir.

İLK MUAYENE
Doğumdan 24 saat sonra bebek tıbbi bir kontrolden geçirilir. Bu muayenenin ailenin yanında yapılmasının aileyi tatmin emektedir. Bu muayenede sırasıyla bebeğin kilosu, ve vücut ölçümleri (baş çevresi,boyu) yapılmaktadır. Sonra sırasıyla kalp ve akciğerleri dinlenmekte, iç organlarının elle muayenesi yapılmaktadır. Ayakları, bacak boyu, kalça çıkığı muayenesi ayrıca yapılmaktadır. Daha sonra erkek çocuklarda testislerin yerinde olup olmadığı kontrol edilmektedir. En sonda bebeğin omurgası ve makatı kontrol edilmektedir. Bu muayene sırasında merak edilen her soru sorulmalıdır.

 YENİ DOĞAN BEBEKTEKİ ALIŞILMADIK ANCAK NORMAL OLAN DURUMLAR:
Deri:

Yeni doğanın derisini rengi pembe-kırmızıdır. Bu derinin inceliğinden kaynaklanmaktadır.
Renk değişimi:
Bebeğin kan dolaşımı henüz çok düzenli olmadığından elleri ve ayakları mavi-mor görünebilir.
Noktalar(spot):
Genellikle burun çevresinde görülen beyaz noktalar henüz tam olarak çalışmayan ter bezlerinden kaynaklanmaktadır. Bu birkaç hafta kalabilir. Yine yüzde kırmazı plakalar halinde olan döküntüye “toksik eritem” olarak adlandırılır ve tedavi gerekmeden kendiliğinden düzelir.
Mavi yamalar:
Bunlar mongol lekeleri olarak ta bilinir ve deri altında mavi pigmenti n geçici birikiminden kaynaklanır.
Soyulma:
İlk günlerde bebeğin derisi soyulabilir. Bu özellikle avuç içi ve ayaklarda görülür. Bu hafif nemlendiriciler ile çözümlenebilir.
Saç:
Bebeklerin saç miktarı çok farklı olabilir. Ama genellikle doğum sırasındaki saçlar dökülür. Vücuttaki siyah tüyler ise zamanla dökülür.
Konak (saçlı derideki kepek benzeri birikim) :
Bu da deri soyulmasının bir türüdür ve temizlikle bir ilgisi yoktur

BAŞ
Biçimi:

Bebeğin başı doğum sırasındaki travmalara uygun olarak değişik bir şekilde görülebilir. Bu kafanın hasarlandığı anlamına gelmez.
Bıngıldaklar:
Bunlar henüz kafa kemiklerinin birleşmedigi yerlerdir. Bingildaklar saglam bir zar ile kaplidirlar ve normal temas ile hasar görmezler. Bazen nabiz atişi şeklinde bingildakta hareketlenme olabilir. Bu tamamen normal bir durumdur. Eğer bıngıldak içeri basık görünüyorsa bebeğin nispeten susuz kaldığının bir bulgusu olabilir. Eğer bıngıldak dışarı doğru çıkık ve bebek ağlamıyorsa, bu bir hastalık göstergesi olabilir ve doktora görünmek gereklidir.

GÖZLER
Şaşılık:

İlk günlerde olan şaşılık normaldir. Bebek gözlerini hareket ettirirler. Ak onları kontrol edinceye kadar gözleri kayabilir. Bu durum 6. Ayda düzelir. Ancak sabit bir şaşılık varsa doktora görünmek gereklidir.

KULAKLAR
Akıntı:
Kulak yolu kendi ürettiği balmumu benzeri bir salgıyla kendi kendini temizler. Ancak bu salgı ile iltihap akıntısının karıştırılmaması önemlidir.
Ağız:
Bebeğin dili altındaki doku nedeniyle erişkinlere göre daha hareketsizdir. Bu dilin hareket etmediği kanaatini doğurabilir. Bu zamanla düzelir. Ve gerçekten bağlı dil olarak adlandırılan durum az görülen bir durumdur. İlk yaş günüde dil tamamen hareket etmelidir.
Üst dudaktaki kabarcıklar:
Bunlar emme sonucunda oluşan kabarciklardir ve bebek emdigi sürece görülebilirler.
Beyaz dil:
Yalnızca anne sütüyle beslenen bebeklerin dilinin beyaz olması normal bir durumdur.
Sıvı dolu keseler:
bunlar damakta görülebilen zararsız kistlerdir.
Memeler:
Yeni doğan kız ve erkek bebeklerde memelerin şişkin olması hormonlara bağlı bir durumdur ve doğumdan 3-5 gün içinde belli olurlar. Bazen az miktarda süt benzeri salgı da gelebilir. Bunun kesinlikle sıkılmaması gereklidir.

KARIN
Karın fıtığı:
Göbek deliğine yakın ve bebek ağladığında belli olan bir şişkinlik normal değildir. Ancak bu durum yaygındır. Bunların az bir kısmında cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulur ve çoğu 1 yıl içinde kendiliğinden geçer.
Cinsel organlar:
Erkek ve kız bebeklerin cinsel organları hormonlar etkisiyle büyük görünebilir. Cinsel organlarda kızarıklık, şekil değişiklikleri bulunabilir bunlar ilk muayene sırasında doktor tarafından kontrol edilecektir ancak bu sırada merak edilen her şey doktora sorulmalıdır.
İnmemiş testis:
Erkek çocukların testisleri karın içinde gelişir ve torbaya doğum öncesinde inerler. Eğer ilk muayene sırasında doktor torba içinde testisleri hissetmezse bu her zaman inmemiş testis anlamına gelmez testisler hareketli-retraktil- de olabilirler. Eğer testis gerçekten inmemişse gerekli tıbbi müdahale zaman içinde yapılacaktır.
Kapalı sünnet derisi-fimozis:
Yeni doğanların sünnet derisi genellikle sıkıdır. Sünnet derisi geri çekilemez çünkü bu yaşta elastik değildir.
Katran renkli dışkı:
Mekonyum: bu siyah-yeşil renkte yapişkan olan dişki bebegin ilk dişkisidir. Ilk gün bu dişkinin gelmemesi doktora söylenmelidir.
Dışkıda kan:
Nadiren bebeğin dışkısında kan görülebilir. Bu doğum sırasında olan kanamanın yutulmasından kaynaklanmaktadır. Ancak bezin doktora gösterilmesi gerekebilir.
Kırmızı idrar:
Çok erken gelen idrar kırmızı renkli ürat kristalleri içerebilir. Benzer şekilde bezin doktora gerekebilir.
Sık idrar:
Bebeğiniz 24 saat içinde 30 kereye kadar idrar yapabilir. Anormal olan 4-6 saat boyunca idrarını yapmamasıdır.
Vajinal kanama:
Kız bebeklerde çok az miktarda vajinal kanama görülebilir, bu annenin hormonlarından kaynaklanmaktadır.
Vajinal akıntı:
Berrak veya beyaz renkli bir vajinal akıntı normaldir ve birkaç gün içinde kesilir.
Burun akıntısı:
Az miktarda burun akıntısı normaldir ve bebeğin soğuk aldığı anlamına gelmez.
Gözyaşi:
Bir çok bebek 4-6 haftalık oluncaya kadar gözyaşı dökmeden ağlarlar. Bu da normaldir.
Terleme:
Bebeklerin ısıyı alıp kaybettikleri yerleri başlarıdır. Bazı bebeklerin boyunlarında da terleme olabilir.
Kusma:
beslendikten sonra bir miktar kusma normaldir.

BEBEĞİ TUTMA VE TAŞIMA
Yeni doğan bebeklerin düşürülme korkusu içgüdüsel olarak bulunmaktadır. Henüz başını tutamayan bir bebeğin başı desteklenemediğinde başı arkaya düşecek ve bebek iç güdülerinden gelen korkuyu yaşayacaktır. Bebek her kucağa alındığında onun bütün vücudunu destekleyecek şekilde tutmak gereklidir. Onu kendinizi belli etmeden kucaklamanız onu yalnızca korkutacaktır.

GİYİM:
Bazı bebekler giyinmekten ve bezlenmekten hoşlanmaz. Bunların başlıca sebepleri şunlardır:

- Soğuk bir yüzeye vücutlarının temas etmesi çıplak derilerinin havayla temas etmesi
- Kıyafetlerin başlarının üzerinden çıkarılması
- Ayaklarının havada tutulması

Deneyler çevre sıcaklığı 29 derece civarına geldiğinde vücudun sıcaklık üretimini durdurduğunu göstermektedir. Buna göre normal doğum ağırlığındaki bir bebeğin giyimi bulunduğu ortamın sıcaklığına göre çabuk değişebilir olmalıdır.
Bebeğin asıl ısı kaybı başından olmaktadır. Buna göre başı korunmalıdır.
Derin uykuda bebek soğuğa daha duyarlı olmaktadır. Derin uykuda bebek arada sırada kontrol edilmelidir. Bebeğin üşüdüğünün belirtileri: nefes alma hızı artar. Huzursuzdur.
Bebek daha çok üşüdükçe daha sakinleşir. Ve bu halde onu sarmak içerideki soguk kiyafetlerin izolasyonuna ve bebegin daha çok üşümesine yol açar. Bu durumda bebek sicak bir ortamda soyulmali ve kiyafetleri degiştirilmelidir. Fazla sicakliginin farkinda olun.
Yazın bebeklerin kıyafetlerinin pamuklu olmasına özen gösterin. Sentetik kıyafetlerden kaçının. Eğer bebek çıplak iken mutluysa ortam müsaitse bırakın çıplak kalsın. Dışarıda ise güneşten koruyun.BEBEĞİN TEMİZLİĞİ
Bebeklerin altları dışında sık temizlenmeye ihtiyacı yoktur. Genellikle kordon düşünceye kadar bebeğin yıkanmaması önerilir. Banyo yerine vücudunu ıslak bezle silebilirsiniz. Bu sırada burun ve kulaklara kulak temizleme çöpü sokmayınız.
İdrar ve kaka alışkanlıkları
Bebeğin ilk kakası siyah-yeşil renkli katran kıvamındadır ve mekonyum olarak adlandırılır. Eğer ilk gün kaka yapmamışsa doktor haberdar edilmelidir.
Kakanın değişmesi: Mekonyum sonrası kaka kahverengi-yeşil yarı sıvı ve içinde katı parçalar bulunan bir haldedir. Eğer kaka sizi endişelendiriyorsa bezi alın ve doktoruna sorun.

Kaka alışkanlığının oturması:
Anne sütü alan bebeklerin kakası sarı macun kıvamında olur. Fakat bazen yeşil renkli ve sıvı olabilir. Önemli olan bebeğin genel durumudur kakasının değişimi çok önemli değildir. Hazır mama alan bebeklerin kakası daha fazla ve daha yoğundur.

Kabızlık:
Biberon alan bebekler günde birkaç kez kaka yaparlar ancak meme alan bebekler birkaç gün kaka yapmadan geçirebilirler. Biberon alan bir bebek iki günde bir kaka yapıyorsa bunun sebebi genellikle suyu az içmesidir

İshal:
Biberon alan bebekte ishal başlarsa doktora görünmek gerekir eger eşlik eden kusma da varsa acil muayene gereklidir. Gastroenterit denilen sindirim yollarinin iltihabi küçük bebekler için tehlikeli olabilir. Ancak ishallerin çogu iltihaptan degil yiyeceklerdendir.

Renk değişiklikleri:
Katı gıdaya başlamadan önce verilen bazı gıdalar kakanın renk değişikliğine yol açar.

İdrar:
Önemli olan idrarı ne kadar sık yaptığı değil yapmadığı önemlidir. Birkaç saatlik kuru kalan bebeği dikkatle izlemek gerekir. Ağlama ve sakinleştirme bebekler ağladığında genellikle bunun bir sebebi vardır.

EN SIK AĞLAMA SEBEPLERİ

Açlık: en sık ağlama sebebi açlıktır. Bebek aç olduğunda onu yalnızca süt susturabilir.

Fazla uyarı, korku: Çevrelerindeki hızlı değişimlerde bebekleri korkutabilir.

Zamanlama hatası: Bebek karnı tok, uykusunu almışken hoşuna giden hareketler, uykudan hemen önce çok rahatsız edici olabilirler. Aynı şekilde biberon deliğinin değişimi bile bebeği huzursuz edebilir.

Üstünün çıkarılması: Bebek derisinin kumaş ile temasinin kaybettigi zaman bile huzursuz olabilir. Ayrica başindan çikarilan bir giyecek de bebegi huzursuz edebilir.

İrkilme: Bebek uykuya dalarken irkilebilir. Bu irkilme bile bebeği ağlatabilir.

Fiziksel temasın kalkması: Bebekler kucaktan bırakıldığında ağlayabilirler ve tekrar kucağa alındığında tekrar susarlar. Bu sakinleşme fiziksel temastan kaynaklanır.

Bazen bebeklerin neden ağladığı anlaşılamaz. Bu durumda bazı tedbirler almak faydalı olabilir. Bunlar:Ninni söyleme, emzik veya hafif ısıtmak ile olabilir.

Kolik nedir:
Bebek günün aynı saatlerinde (genellikle akşam) ağlamaya başlıyorsa, alınan her tedbir onu yalnızca birkaç dakika sakinleştiriyorsa bebek “kolikli” olabilir. Bebeğinizde infantil kolik varsa;

- akşam veya gece beslenme sonrasi şiddetli şekilde aglamaya başlar
- ağlamaya çığlık atma eşlik eder, sanki bir yeri acıyor gibidir.
- yapılan her şey onu yalnızca birkaç dakika sakinleştirir. Birkaç dakika sonra ağlama ve çığlık tekrar başlar.
- bebek bu ağlama nöbetleri arasında tamamen sakin değildir. Hala hıçkırmakta ve titremektedir.
- bütün bu olay birkaç saat sürer ve geçer. Gece genellikle bir problem yoktur
- aynı olay genellikle her gün tekrar eder ve ertesi gün aynı saate kadar bir problem yaşanmaz.

Bu bulgular varsa bebekte “infantil kolik “ vardır veya başka bir tanımla bebek koliklidir.İnfantil kolikin sebebi bilinmemektedir. Eğer sebep ararsanız kafanız daha fazla karışacaktır. Bebekte organik bir problem yoktur. Her ağlayan bebekte infantil kolik yoktur.

İnfantil kolikin tedavisi: maalesef yoktur. Bu durumdaki bebekleri olan ailelerle konuşmak, hangi davranışın bebeği rahat ettirdiğini bulmak, kolik sırasında nöbetleşe bebeğe bakmak, yürüyüşe çıkarmak,bazen kendi haline bırakmak, faydalı olabilir. Kolik genellikle 6. Aydan sonra kesilir ancak 12 aya kadar da sürebilir. Unutmayın kolik çocuğunuza zarar vermez.

Diş çikarma:
Bebekler genellikle 6. Ay civarında ilk dişlerini çıkarırılar. İlk çıkan diş önde ve alttadır bir çok bebekte diş çıkarma geç başlar. Bu çocuğun geç kaldığı anlamına gelmez. Ama bazı bebeklerde ilk diş 4. Ayda da çıkabilir. Diş çıkarma çocuğu halsiz düşürüp, ateşinin çıkmasına yol açar. 6. Ayında damağını kaşıyan, halsiz, ateşi bulunan bir bebek diş çıkarıyor demektir. Ama bebeğin diş çıkarması tıbbi muayeneden ihmal edileceği anlamına gelmemelidir. Diş çıkarma sırasında ateş 38 derecenin üstüne çıkmaz, havale geçirilmez, kusma ve ishal olmaz. Bunları göz önünde tutmak gereklidir. Bunlar başka hastaliklarin belirtileridir ve bir doktora görünmek gereklidir.

İsilik:
İsilik, hafif kırmızılıktan cerahatli iltihaba kadar değişen görüntülerde olabilir. Erken dönemde hafif kırmızılıkla başlar, ama ileri dönemlerinde iltihaplı hale dönüşebilir. İsilik, bebeğin altını silerken kullanılan bezlerin yapıldığı maddelere karşı alerjiden olduğu gibi idrarın asitliğinden de kaynaklanabilir. Veya her ikisi birden de olabilir. Çözüm basittir. Ilık su en iyi çözümdür. Bebek her altını kirlettiğinde altı hemen temizlenmedir. Mümkün olduğunda altını açık bırakın ve bu halde tutun.
 
EMZİK ALIŞKANLIĞIAvantajlar:- eğer bebeğiniz emzik emmeyi seviyorsa ve rahatsız olduğunda emziği verin bu bebeği sakinleştirecektir.
- eğer bebek uyuduğunda emzik ağzında kalıyorsa, bebek uyanınca tekrar emecek ve uykuya tekrar dalacaktır.
- bebek emzik emiyorsa büyük ihtimalle parmağını emmeyecektir.

Dezavantajlar:

- bebek bir kez alıştığında emziksiz yapamaz. Yıllar boyunca kullanabilir ve bırakmakta zorlanır.
- emzik genellikle derin uykuda düşer. Bebek uyaninca emzigi tekrar emmek ister. Bu da onu uyandirir.
- uyanıkken emziği emen bebek ses çıkarmayı azaltır. Ve oyuncakları ağzıyla keşfetmeyi erteler.
- her seferinde temizleyemiyorsanız emzikler hijyenik değildirler.

Anksiyete (kaygı) bozukluğu nedir?

category Sağlık Gündemi admin 19 Nisan 2008

ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUKLARI

-“Sıkıntı geliyor, tıkanıyorum. Bunalıyorum ve boğulacak gibi oluyorum”.
-“Telefon ya da kapı çalsa hemen çok heyecanlanıyorum ve kalbim hızla çarpmaya başlıyor. Çocuklarımın ya da yakınlarımın başına kötü bir şey gelmiş olabileceği düşüncesi ile çok endişeleniyorum”.
-“Nedensiz yere kalbim kötü kötü çarpıyor. Hemen aklıma kötü hastalıklar geliyor ve bende de mutlaka bir kalp hastalığı var diye düşünüyorum. Hastanelere kaç kez gidip çeşitli tetkikler yaptırdım. Doktorlar bir şeyim olmadığını söyledikleri halde aynı belirtiler tekrar tekrar oluyor. Tıbba inancım kalmadı”.
-“Öyle şiddetli sıkıntı basıyor ki öleceğim, çıldıracağım ya da aklımı kaybedeceğim diye çok korkuyorum. Yerimde duramıyorum. Nefesim daralıyor, titriyorum, üşüme-ürperme geliyor, başım dönüyor. Bu nedenlerle acil servislere koşturduğum oluyor”.
Yukarıdaki belirtiler sizde ya da bir yakınınızda olabilir. Tüm bunların nedeninin psikolojik olabileceğini aklınızda bulundurun.
Psikiyatride anksiyete dediğimiz duygulanım hali, tüm bu belirtilere neden olabilir.

Anksiyete nedir?

Kaygı, bunaltı ya da sıkıntı olarak da adlandırabileceğimiz anksiyete, herkes tarafından zaman zaman yaşanan korkuya benzer bir duygudur. Duygulanımda kaygı yönünde artış olduğunu ifade eder. Kişi bunu sanki kötü bir şey olacakmış gibi nedeni belirsiz bir endişe olarak algılar. Korku, dışarıdan gelebilecek kaynağı belli gerçek bir tehlike karşısında ruhsal ve bedensel olarak verilen bir tepki biçimidir. Böyle gerçek bir tehlike ile karşılaşan her insan şiddetli bir korku duygusuyla beraber bedensel tepkiler de gösterir. Örneğin kalbi hızla çarpmaya başlar, titrer, terler, gözbebekleri büyür, ürperir, tüyleri diken diken olur vb. Anksiyete, nedeni bilincimizde olmayan yani nedeni hakkında net bir bilgimizin olmadığı, içsel bir tehlike ya da tehdit karşısında gösterilen ruhsal bir tepkidir ve korkuda olduğu gibi bedensel belirtilerin eşlik ettiği bir durumdur .Anksiyete, çok hafif bir tedirginlik ve gerginlik duygusundan panik derecesine kadar varan değişik yoğunluklarda yaşanabilir.

Anksiyete Bozukluğu nedir?

Anksiyete, herkes tarafından zaman zaman hissedilen bir duygulanımdır. Bu duygulanımla tanışmamış kimse yoktur. İnsanın yaşamını sürdürebilmesi, çevreye uyum gösterebilmesi ve belirli görevleri yerine getirmesinde itici güç rolü oynaması bakımından bir dereceye kadar sağlıklı olan anksiyete, kişinin işlevselliğini bozmaya başladığı noktadan itibaren sorun olmaya başlar.
• Kişinin mesleki ve ailevi yaşantısını etkilemeye başlamışsa
• Kişilerarası ilişkilerinde zorluklar oluşturuyorsa
• Gün içinde çok sık karşısına çıkıyor ve gününün büyük bir bölümünü kapsıyorsa
• Bu duygulanımını kontrol edemiyor ve başa çıkamıyorsa
• En az 6 aydır bu durumu yaşıyorsa
Sorunun psikiyatrik (Anksiyete Bozukluğu) olma olasılığı yüksektir.

Önemli Not: Unutulmaması gereken şey Anksiyete Bozuklukları teriminin, psikiyatride sadece belirli bir grup rahatsızlığı tanımlamak için kullanılan bir tanı grubunu belirttiğidir. Psikiyatride bunun gibi birçok tanı grubu vardır. Ve bazen yakınma ve belirtiler birbirine çok yakın olduğundan başka tür rahatsızlıklarda da benzer belirtiler görülebilir. Ayırım ancak bir psikiyatri uzmanı tarafından yapılabilir.

Başka ne gibi belirtiler görülür?

• Huzursuzluk, gerginlik, tedirginlik
• Sıkıntı, daralma
• Çabuk yorulma
• Dikkatini toplayamama ve bir konu üzerine yoğunlaşamama
• Uyku bozuklukları
• Kolay irkilme, tetikte olma
Ayrıca:
• Baş ağrısı, baş dönmesi, başta uyuşma ve sersemlik hissi
• Kulaklarda uğuldama, çınlama
• Görme bulanıklıkları
• Ağız kuruması
• Kalp çarpıntısı
• Nefes darlığı, sık soluk alıp verme ihtiyacı
• Göğüste basınç, ağrı duyumları
• Kaslarda sızlama ve ağrılar
• Midede şişkinlik, hazımsızlık, yanma ve ağrılar, bulantı ve kusmalar
• Barsak hareketlerinde düzensizlik, aşırı gaz
• Sık idrara çıkma

Çeşitleri var mıdır?

Psikiyatride, temel belirtisinin anksiyete olduğu bir grup rahatsızlık Anksiyete Bozuklukları tanı kümesi altında toplanmıştır (Ayrıca bkz: Önemli Not) . Bu rahatsızlıklar:
Panik Bozukluğu (Agorafobi ile birlikte- Agorafobi olmadan)
Panik Bozukluğu Öyküsü Olmadan Agorafobi
Özgül Fobi
Sosyal Fobi
Obsesif-Kompulsif (Takıntılı-Zorlantılı) Bozukluk
Travma (Örselenme) Sonrası Stres Bozukluğu
Akut Stres Bozukluğu
Yaygın Anksiyete Bozukluğu’dur.

Anksiyete Bozuklukları kimlerde görülür?

Anksiyete Bozuklukları, her 100 kişinin yaklaşık 30’unda yaşamlarının bir döneminde ortaya çıkabilir.
Kadınlarda erkeklere oranla iki kat fazla görülür.
Her yaşta ortaya çıkabilir.

Ne Yapılabilir?

Fiziksel belirtilerin yoğun olarak görülmesi sonucu, kişilerin ilk başvurdukları yerler genellikle acil servisler ya da dahiliye poliklinikleri olmaktadır. Anksiyete Bozukluğu olan birçok kişi yaşadığı fiziksel belirtilerin tedavisi için çoğunlukla dahiliye uzmanlarına, kardiyologlara, gastroenterologlara, göğüs hastalıkları uzmanlarına, nörologlara vb. başvurmaktadırlar.

Elbette birçok fiziksel / organik hastalık anksiyeteye ya da anksiyeteye benzer belirtilere neden olabilir. Bu nedenle diğer tıbbi nedenlerin ayrıntılı bir şekilde incelenmesi gerekir. Ayrıca çok sık ve fazla kullanılan alkol ve bağımlılık yapıcı maddelerin de benzer bir duruma yol açtığı bilinmektedir.
Gerekli tetkikler yapılıp fiziksel / organik bir neden bulunmadığında, soruna anksiyetenin neden olabileceği unutulmamalıdır. Yapılan tetkiklerin sonucunda belirgin bir tıbbi hastalık bulunmamasına ve doktorların belirtmelerine karşın kişileri, bazen yaşadıklarının psikolojik bir nedene dayandığına ikna etmek oldukça zordur.
Belirtilerin anksiyeteyle ilişkisi olduğu gözlemlendiğinde ve sorunun psikolojik olabileceği düşünüldüğünde yapılması gereken şey bir psikiyatri uzmanına başvurmaktır.
Anksiyete bozuklukları psikoterapi ve / ya da ilaç tedavisi ile düzelebilir.
İlaç tedavisi, en az 6 ay ya da daha uzun sürebilecek bir tedavidir.

DUYGUDURUM BOZUKLUKLARI

Duygudurum Bozuklukları, psikiyatride belirli bir tanı grubunu belirten bir terimdir. Bu başlık altında çeşitli duygudurum bozukluğu tanıları tanımlanmıştır. En sık görülenlerinden biri major depresyondur.

Depresyon nedir?

Depresif duygular sağlıklı insanlarda istenmeyen ya da hayal kırıklığına neden olan yaşamsal olaylar karşısında ortaya çıkan, sıkıntı, üzüntü ve keder içeren duygusal tepkiler olup, yaşamın normal bir parçası olarak kabul edilebilir. Ancak psikiyatride ruhsal bir rahatsızlık olarak kabul edilen depresyon duygusal bir tepkiden çok daha şiddetli ve kişinin yaşamını olumsuz olarak etkileyen, hatta onun tüm yaşamsal işlevlerini bozan, belirli belirti kümelerinden oluşan bir durumdur. Temel özellikleri arasında kederli ve karamsar bir duygu hali, kötümser düşünceler, gelecek hakkında umutsuzluk, hayattan zevk alamama, enerji azlığı, psikomotor yavaşlama, iştah ve uyku düzensizlikleri bulunur.

Kimler depresyon  riski altındadır?

Depresyon daha çok orta yaş hastalığıdır. 20-45 yaş arası sıklıkla görülür. Kadınlar erkeklere göre iki kat daha fazla risk altındadır. Özellikle yakın zamanda boşanmış, eşinden ayrılmış veya eşini kaybetmiş olanlarda oran daha yüksektir.

Olumsuz yaşam olayları, kişinin alışılmış davranışlarını etkileyen ve kişinin iyilik halini bozan değişimler, depresyona yatkın olan bireylerde bu rahatsızlığı başlatabilir. Önemli yaşam olayları için şunlar sayılabilir:

• Evlilik yaşamıyla ilgili çatışmalar
• Eşinden ayrılma ya da eşin ölümü
• Yeni bir işe geçme ya da çalışma şartlarının değişmesi
• Ağır fiziksel hastalık ya da diğer aile bireylerinde beliren hastalıklar
• Aile bireylerinden birinin ya da beraber yaşanan kişilerin ayrılması

Depresyonda tanı

Tanı bir çok belirtinin aynı dönemde eşzamanlı olarak kişide izlenmesiyle konulur. Bu belirtiler şunlardır:

• Çökkün ve kederli duygudurum ve/veya zevk alamama
• Arkadaşlar ve aileden uzaklaşma
• Dikkat dağınıklığı, konsantrasyon güçlüğü
• Değersizlik, suçluluk düşünceleri
• İlgi ve istek kaybı
• Enerji azlığı, halsizlik, yorgunluk
• Cinsel istekte azalma
• İştahsızlık kilo kaybı veya aşırı kilo alma
• Adet düzensizlikleri
• Uykusuzluk veya aşırı uyku uyuma
• Hazımsızlık, vücut ağrıları
Tüm bu belirtiler kişinin mesleki ve ailevi yaşantısını etkilemeye başlamış, ilişkilerini bozuyor, gününün büyük bir kısmını kaplıyor, kontrol edilemez ve başa çıkılamaz durumda ve en az 2 haftadan beri sürüyorsa sorunun depresyon olması muhtemeldir.

Maskeli depresyon ne demektir?

Kısaca depresyon belirtilerinin arka planda olduğu veya hiç görülmediği, kişiler arası ilişkilerde bozulmanın olmadığı depresyon çeşididir. Hastalar sıklıkla psikolojik belirtileri ve yaşamsal sorunlarını inkar ederler ya da olduğundan daha az gösterirler. Bunlar yerine hekime; bedensel belirtiler, alkol-madde kullanımı ya da cinsel işlev bozuklukları ile başvururlar. Genellikle 35-45 yaş arası kadınlarda iki kat daha fazla görülür. Hastalarda sıklıkla ilgi ve istek kaybı, uyku bozuklukları izlenir ve sosyal uyumlarında ve ilişkilerinde kısmen bozulma yoktur.

Tedavi

Erken dönemde bir psikiyatri uzmanına başvurmak tedavinin başlatılması ve kronikleşmeyi önlemek açısından önemlidir.

Depresyon büyük oranda başarı ile tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. Çeşitli ilaç tedavileri ve beraberinde uygulanan psikoterapi bir çok hastada yüz güldürücü sonuçlar vermektedir.

CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI

Cinsel işlev bozuklukları, biyolojik sorunların bir belirtisi olabildiği gibi, ruhsal ve kişilerarası problemler nedeniyle, ya da her ikisinin birarada bulunması sonucu görülebilir. Cinsel işlev herhangi bir stres, emosyonel bozukluklar ya da cinsel işlev ve fizyolojinin iyi bilinmemesi ile olumsuz olarak etkilenebilir.
İşlev bozuklukları ömür boyu görülebileği gibi, normal işlevin bulunduğu bir dönemin ardından gelişen, yani sonradan oluşmuş olabilir. Ya da yaygın tip olabileceği gibi, bir özel durumla ya da cinsel partnerle sınırlı olan durumsal tip olabilir. Psikolojik etkenlerden dolayı ortaya çıkabildiği gibi, bileşik etkenler sonucu da ortaya çıkabilir.

CİNSEL İSTEK BOZUKLUKLARI

Hipoaktif (azalmış) cinsel istek bozukluğu
Cinsel eylem için, cinsel fantezi ve isteğin yokluğu ya da yetmezliği söz konusudur.
Cinsel tiksinti bozukluğu
Bir cinsel partner ile cinsel ilişkiden kaçınma veya iğrenme ile karakterizedir.
Cinsel istek sorunu olan hastalar, cinsellik hakkındaki bilinçdışı korkularına karşı korunma amacıyla savunma olarak cinsel isteğin engellenmesini kullanabilirler. Cinsel isteğin kaybı kronik anksiyete, depresyon, merkezi sinir sistemini bastıran ilaç kullanımı ile de görülebilir. Cinsel istek kaybı evli çiftler arasında, kadınlarda daha fazla görülmektedir.

CİNSEL UYARILMA BOZUKLUKLARI

Kadında Cinsel Uyarılma Bozukluğu

Sürekli ya da tekrarlayıcı biçimde, cinsel uyarılmanın olmaması ya da uyarılmanın cinsel eylem bitinceye kadar sürdürülememesi durumudur. Bozukluk, önemli sıkıntı ve kişilerarası ilişkilerde güçlüklere yol açar.

Kadın cinsel uyarılma bozukluğunun yaygınlığı tam olarak bilinmemektedir. Kendilerini mutlu hisseden evli çiftlerde yapılan bir araştırmada bile, kadınların üçte birinin cinsel uyarılma sorunları olduğu gösterilmiştir. Cinsel uyarılmayı sürdürmede güçlük kadınlarda anksiyete, suçluluk ve korku gibi psikolojik çatışmaların sonucu olabilir. Testesteron, östrojen, prolaktin hormonlarının düzeylerindeki değişmeler cinsel uyarılma sorunlarına yol açabilir.

Erkekte Cinsel Uyarılma Bozukluğu (Erektil disfonksiyon: sertleşme bozukluğu)

Genç erkeklerde yaygınlığı %8 bulunmuştur. Yaşamın daha sonraki dönemlerinde de ortaya çıkabilir.Sürekli ya da tekrarlayıcı bir biçimde, yeterli bir ereksiyon (sertleşme) sağlayamama ya da cinsel etkinlik bitene kadar sürdürememe durumudur. Sertleşme bozukluğunun organik kökenli olup olmadığını ayırdetme konusunda birçok yöntem vardır. Genellikle ürolojik bir inceleme olan nokturnal penil tümesans (NPT)’in varlığı (uykuda sertleşme), sertleşme bozukluğunun organik kökenli olmayıp psikolojik olduğunun göstergesidir. Sertleşme bozukluğunun psikolojik nedenleri arasında çözümlenmemiş bilinçdışı çatışmalar önde gelir. Bu durumda cezalandırıcı ve sert ahlaki değerler, güvensizlik veya yetersizlik duyguları söz konusudur. Erektil bozukluk cinsel eşler arasındaki anlaşmazlıklar sonucu da ortaya çıkabilir.

ORGAZMLA İLGİLİ BOZUKLUKLAR

Kadında Orgazm Bozukluğu (İnhibe Kadın Orgazmı)

Normal bir cinsel uyarılma fazını takiben orgazmın sürekli ve tekrarlayıcı olarak gecikmesi veya olmaması halidir. 35 yaşını geçmiş evli kadınların %5’inin yaşamlarında hiç orgazm olmadıkları bilinmektedir. İnhibe kadın orgazmının genel yaygınlığı ise %30’dur. Bu oranların ülkemizde çok daha yüksek olması beklenir. Kadında orgazm bozukluğunda cinsel partneri tarafından reddedilme, gebe kalma korkusu, erkeklere karşı düşmanlık hisleri, cinsel dürtüleri hakkında suçlıuluk duyguları ya da evlilik çatışmaları psikolojik etkenler olarak sayılabilir.

Erkekte Orgazm Bozukluğu (İnhibe Erkek Orgazmı)

Burada, cinsel birleşme sırasında çok büyük güçlükle ejakulasyona (boşalma) ulaşma ya da hiç ulaşama söz konusudur. Yaşamboyu inhibe erkek orgazmı genellikle çok şiddetli psikopatolojinin işaretidir. Eğer bozukluk sonradan gelişmişse, sıklıkla kişilerası ilişkilerdeki güçlüklerin yansıtılması söz konusudur.

Prematür Ejakülasyon (Erken Boşalma)

Tedavi edilen cinsel işlev bozukluklarının %35-40’ının ana yakınması erken boşalmadır. Sürekli veya tekrarlayıcı olarak erkeğin isteğinden önce ejakülasyon ve orgazma ulaşmasıdır. Genç ve yeni cinsel partnerli erkeklerde yaygındır. Prematür ejakülasyon vajina (kadın cinsel organı) hakkında bilinçdışı bir korku ile birlikte olabilir. Gençlik döneminin ilk cinsel deneyimlerindeki olumsuzluklardan gelişebilir. Stresli evlilikler bu sorunu artırır.

CİNSEL AĞRI BOZUKLUKLARI

Vaginismus

Vajinanın üçtebirlik dış kısmının cinsel birleşme esnasında penisin girişine izin vermeyecek ölçüde kasılması durumudur. Bu tanının konması için bozukluğun ya sürekli ya da yineleyici bir biçimde görülmesi gerekir. Daha çok yüksek sosyoekonomik gruptan kadınlarda görüldüğü bildirilmiştir. Bir seksüel travma, cinsel tecavüz ve çocuklukta cinsel kötüye kullanım bu rahatsızlığı ortaya çıkarabilir. Psikoseksüel çatışmaları olan bir kadın penisi bir silah olarak algılayabilir. Cinselliği bir günah olarak gören sıkı dinsel eğitim alan kadınlarda daha sık görüldüğü vurgulanmaktadır.

Ülkemiz kadınlarında, gene sıkı cinsel eğitime bağlı olarak özellikle yeni evlilerde sık görüldüğü ve bazen yıllarca devam ettiği izlenmektedir.

Disparoni

Disparoni cinsel birleşme öncesinde, sırasında veya sonrasında görülen cinsel bölge ile ilgili ağrıları tanımlar. Sürekli ve yineleyici bir biçimde görülmesi ile karakterizedir. Gene bu tanının konabilmesi için özellikle kadınlarda endometriosis, vaginitis gibi cinsel organla ilgili bedensel hastalıklar dışlanmalıdır. Başka deyişle bu ağrılar bedensel bir bozukluk sonucu ortaya çıkmamış olmalıdır. Cinsel tecavüze ya da çocukluğunda cinsel kötüye kullanıma maruz kalmış kadınlarda kronik pelvis ağrısı yaygındır. Ağrılı cinsel birleşme gerginlik ve anksiyete sonucu ortaya çıkabilir. Disparoni erkeklerde nadir görülür ve genellikle organik bir durumla ilgilidir.

TEDAVİ
Bir çok uzmanlık dalının incelemesi sonucu psikojenik kaynaklı olduğuna karar verilen cinsel işlev bozukluklarının tedavisi psikiyatri ve psikoloji alanı içindedir. Zaman zaman eşlerin beraber katıldıkları bilişsel davranışçı temelli psikoterapi uygulamaları ve gereken hallerde ilaç kullanımı tedavinin esasını oluşturur. Burada da akılda tutulması gereken şey tedavinin uzun süreyi kapsayabileceğidir.

PSİKOTERAPİ

Ruhsal rahatsızlıkların tedavisinde psikoterapi tedavinin önemli bir bileşenidir. Her tür rahatsızlıkta ilaç tedavisinin (farmakoterapi) yanısıra psikoterapinin mutlaka bir yeri vardır. Hatta bazı rahatsızlıklarda sadece psikoterapi uygulaması oldukça olumlu sonuçlar vermektedir.

En genel anlamıyla psikoterapi, tıbbi tedavi dışında kalan ruhsal tedavi yöntemi olarak tanımlanabilir. Uygulama ve teknik açısından birbirinden farklı psikoterapi türleri vardır: psikanalitik, bilişsel-davranışçı, destekleyici psikoterapiler gibi. Burada sayılmamış başka bireysel psikoterapi türleri olduğu gibi grup psikoterapileri ve grup psikoterapi çeşitleri de vardır.

Psikoterapi uygulayacak kişinin, hangi tür psikoterapi uygulayacaksa bu konuda kuramsal ve uygulamalı eğitim almış olması şarttır.

Psikiyatri’de başvuran kişiyi anlamak ve onun kendi rahatsızlığını anlamlandırabilmesi için kişiye ayrılan süre çok önemlidir. Bu süre kişinin kendini ifade edebilmesi için yeterli uzunlukta olmalı ve elbette psikoterapötik yaklaşımı içermelidir.

Doğum Anı

category Sağlık Gündemi admin 19 Nisan 2008

 Her kadın ve doğum farklıdır. Eğer iyi hazırlanmışsanız doğum daha rahat geçecektir.
Tarih yaklaştıkca sancılar hissedeceksiniz.
Eğer doğum başlamışsa, sancılar 5 dakikadan daha sık gelir, 1 dakikadan uzun sürer.
Genellikle bel ağrısı olur.
 Yalancı sancılar

Düzensiz aralıklar ile gelir.
Hareketle veya pozisyon değiştirmekle azalır.
Sırtta değil karında hissedilir.
Şu durumlarda doktorunuzu arayın :

Eğer su gelmişse
Şiddetli kanama oluyorsa
Sancılar hafiflemeden kasılmalar oluyorsa
 Doğumun safhaları :

1. EVRE: Rahim kanalının açılma dönemi (servikal efasman)
Sancılar 5-10 dakika aralıklı 40-50 sn sürer.Sancılar 2 dakika da bir oluncaya kadar bu dönem sürer.Bu süre ilk kez doğum yapanlarda 12-16 saat kadar sürebilir.

2.EVRE:Rahim ağzının tam açılıp bebeğin kafasının doğduğu ana kadar olan süredir.
Yaklaşık 2 saat sürer.

3.EVRE: Plasenta ve zarların doğumu
Bebek doğduktan hemen sonra bebeğin durumu APGAR skoru ile değerlendirilir. Doğumdan yaklaşık 5 dakika sonra bebeğiniz kucağınızda olacaktır.

Hastaneye Ne Götürmeli?

Anne için:

İki gecelik –önden düğmeli
Çorap
Terlik
Emzirmeye yardımcı sütyen
Diş macunu ve fırçası,deodorant, şampuan, ve kendinizi iyi hissettirecek şeyler.
Okuyacak magazin
Bozuk para
Dikkatinizi dağıtacak küçük oyuncaklar
Yastık
Yanınızda bulunacak şahıs:

Saat
Telefon defteri
Bozuk para
Fotoğraf makinesı veya video kamera
Bebek için:

En az üç bez
Zıbın
Başlık
Battaniye
Pijama
Not: arabanızda bebek koltuğu bulunmasında büyük fayda vardır.
 
Hastaneden ayrılmadan

Bütün sorularınızı sorun
Bebeğin nasıl temizleneceği, uyuma ve beslenmesiyle ilgili bilgi alın.
Hangi durumda doktoru aramanız gerektiğini öğrenin.
Olabilirse 24 saat ulaşabileceğiniz bir çocuk doktoru bulun.
Aşılama ile bilgi alın.
Artık eve gidebilirsiniz.

Estetik Cerrahi Uzmanlarının Adres ve Telefonları

category Sağlık Gündemi admin 19 Nisan 2008

Op. Dr. Yakup Avşar
Este Klinik
0212 270 09 93

Op. Dr. Hakan Güney
Onep Sağlık ve Estetik Merkezi 212 283 92 70

Op. Dr. Hıfzı Velidedeoğlu
Amerikan Hastanesi 212 311 20 00
Onep Sağlık ve Estetik Merkezi 212 283 92 70

Op. Dr. İbrahim Özkuş
Amerikan Hastanesi 212 311 20 00

Op. Dr. İhsan Başaran
Amerikan Hastanesi 212 311 20 00

Op. Dr. İlker Apaydın
Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi 212 252 43 00 /1604

Op. Dr. Meryem Gülümser
Muayenehane Bağdat Cad. Cemile Ap. No 433/17 Suadiye 216 302 04 09
e-mail Fizyoplast@superonline.com

Op. Dr. Murat Pençe
Onep Sağlık ve Estetik Merkezi 212 283 92 70

Op. Dr. Mustafa Ali Aydoğdu
SSK Ulus Hastanesi 312 310 30 00
Libra Estetik Cerrahi Merkezi Büklüm Sk. 55/8 Kavaklıdere Ankara 312 467 03 68
Faks 312 467 20 30
e-mail esitlik@hotmail.com

Op. Dr. Muzaffer Çelik
İstanbul Kranioplast Merkezi 212 283 92 92

Op. Dr. Naci Karacaoğlu
Onep Sağlık ve Estetik Merkezi 212 283 92 70

Op. Dr. Nezail Demirciler
International Hospital 212 663 30 00

Op. Dr. Nuri Soysal
International Hospital 212 663 30 00

Op. Dr. Osman Oymak
Oymak Plastik Cerrahi Merkezi 212 241 75 43

Op. Dr. Ömer Alp
Muayenehane 212 241 79 78 212 246 55 66

Op. Dr. Ömer Buhşem
Bursa Konur Hastanesi 224 452 43 25
GSM 542 426 24 76
e-mail buhsem@veezy.com

Op. Dr. Sacit Karademir
International Hospital 212 663 30 00
Onep Sağlık ve Estetik Merkezi 212 283 92 70

Op. Dr. Sadri Ozan Sözer
ONEP Sağlık ve Estetik Merkezi 212 283 92 70
e-mail estetik@estetikcerrahi.net

Op. Dr. Soner Tatlıdede
Şişli Etfal Hastanesi 212 231 22 09 / 1282
Muayenehane 212 351 66 66
e-mail sonertat@e-kolay.net

Op. Dr. Yavuz Keçeci
SSK İzmir Eğitim Hastanesi 232 250 50 50 /5433
Muayenehane 232 421 14 60
e-mail ykececi@yahoo.com

Op. Dr. Cengiz Ersezen
Bağdat Cad. Feza Ap. 415/6 Şaşkınbakkal-Kadıköy
Tel: 216-385 52 53
Tel: 216-385 84 5

Op. Dr. Bülent Türkyılmaz
Valikonağı Cad. No:27 Dr:1
Tel: 0212 225 21 02 Fax: 0212 224 01 61

Op. Dr. Murat Tezcan
Bursa Vatan Hastanesi
Fevzi Çakmak Cad No:55 Fomara / Bursa
Tel: 0 224 220 22 44

Op. Dr. Bülent Cihantimur
Tel: 0 224 233 27 25

Op. Dr. İsmail Nevzat Tuncay
Berlin / Almanya
Tel: 00 4 930 691 30 20

Prof. Dr. Sıdıka Kurul
Tel: 0 212 288 50 00
Mail: skurul@istanbul.edu.tr

Op. Dr. Derviş Akbilen
Alman Hastanesi
Tel: 0 212 293 21 50

Op. Dr. Aykut Mısırlıoğlu
Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Tel: 0 216 441 39 00

Op. Dr. Ulvi Güner
1386 Sok. No:5 D:2 Alsancak/ İzmir
Tel: 0 232 465 11 12 - 465 11 68

Op. Dr. Tolgahan Alpaydın
Buca SSK Hastanesi İzmir
Muayenehane Tel: 232 4631273
Cep Tel: 532 2526869

Prof. Dr. Yücel Erk
Hacettepe Tıp Fakültesi Hastanesi 312 310 35 45

Doç. Dr. Ayhan Numanoğlu
Marmara Tıp Fakültesi Hastanesi 216 326 70 22
Acıbadem Hastanesi 216 326 33 36

Doç. Dr. F. Figen Özgür
Hacettepe Tıp Fakültesi Hastanesi 312 310 35 45

Doç. Dr. Mehmet Emin Mavili
Hacettepe Tıp Fakültesi Hastanesi 312 310 35 45

Yrd. Doç. Dr. Alpagan Mustafa Yıldırım
Fırat Tıp Fakültesi Hastanesi 424 233 35 55
424 238 07 77
GSM 533 339 84 14
e-mail alpagany@hotmail.com

Yrd. Doç. Dr. Naci Kostakoğlu
Hacettepe Tıp Fakültesi Hastanesi 312 310 35 45

Yrd. Doç. Dr. Tunç Şafak
Hacettepe Tıp Fakültesi Hastanesi 312 310 35 45

Op. Dr. Ahmet Torkut
AVES Avrupa Estetik Cerrahi Merkezi 212 288 50 00

Op. Dr. Alpagan Mustafa Yıldırım
Fırat Tıp Fakültesi Hastanesi 424 233 35 55 /2277

Op. Dr. Baki Çokneşeli
Muayenehane: Orhan Ersek Sok. No: 1/4 Nişantaşı İst
Tel: 212 232 59 69, 212 241 37 15
Faks 212 246 22 67
e-mail cokneseli@superonline.com

Op. Dr. Babür Ertem
Rinomed Estetik Plastik Cerrahi Kl.
Koşuyolu Cad. No:62 Kadıköy, İstanbul
Tel: 0216 340 28 08, 0532 414 48 08
e-mail ybertem@gmail.com

Op. Dr. Cemal Şenyuva
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi 212 588 48 00

Op. Dr. Erhan Şafak
ESTEM Estetik Merkezi - Bursa 224 234 09 00
e-mail info@estem.com.tr

Op. Dr. Eser Yüksel
Amerikan Hastanesi 212 311 20 00

Op. Dr. Fuat Atalay
Alkan Hastanesi 312 495 40 40

Prof. Dr. Abdullah Keçik
Hacettepe Tıp Fakültesi Hastanesi 312 310 35 45

Prof. Dr. Ali Barutçu
Ege Tıp Fakültesi Hastanesi 232 388 01 10

Prof. Dr. Annan Çağdaş
Ege Tıp Fakültesi Hastanesi 232 388 01 10

Prof. Dr. Atilla Oymak
Plastik Cerrahi Merkezi 212 241 75 43

Prof. Dr. Bedrettin Görgün
İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi 212 534 00 00

Prof. Dr. Cemal Aytemiz
Haydarpaşa Numune Hastanesi 216 345 46 80

Prof. Dr. Cemal Metin Erer
İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi 212 534 00 00

Prof. Dr. Ecmer Songür
Ege Tıp Fakültesi Hastanesi 232 388 01 10

Prof. Dr. Erol Kışlalıoğlu
Gülhane Askeri Tıp Akademisi 216 346 26 00

Prof. Dr. Fethi Orak
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi 212 588 48 00

Prof. Dr. Güler Gülsu
Hacettepe Tıp Fakültesi Hastanesi 312 310 35 45

Prof. Dr. Gürhan Özcan
Amerikan Hastanesi 212 311 20 00

Prof. Dr. Hülya Aydın
İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi 212 534 00 00

Prof. Dr. İbrahim Yıldırım
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi 212 588 48 00

Prof. Dr. Keriman Güler Gürsu
Hacettepe Tıp Fakültesi Hastanesi 312 310 35 45

Prof. Dr. Lütfi Baş
Şişli Etfal Hastanesi 212 232 06 20

Prof. Dr. M. Zeki GÜZEL
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi AD
Mua: Bağdat Caddesi No:245/4 Çiftehavuzlar
Tel: (0216)369 23 81

Prof. Dr. Mesut Özcan
Uludağ Tıp Fakültesi Hastanesi 224 220 46 40

Prof. Dr. Muzaffer Altıntaş
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi 212 588 48 00

Prof. Dr. Onur Erol
Onep Sağlık ve Estetik Merkezi 212 283 92 70

Prof. Dr. Orhan İskeçeli
Amerikan Hastanesi 212 311 20 00

Prof. Dr. Sinan Nur Kesim
İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi 212 534 00 00

Prof. Dr. Tabir Hayırlıoğlu
İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi 212 534 00 00

Prof. Dr. Yalçın Akın
Ege Tıp Fakültesi Hastanesi 232 388 01 10

Sıralamalar karışıktır herhangi bir düzene göre sıralanmamıştır.

Oral seks kanser yapıyor mu?

category Sağlık Gündemi admin 18 Nisan 2008

Yapılan araştırmada kansere neden olan virüslerin oral seksle bulaşabildiği belirlendi.

“Cancer Journal”‘ın yaptığı araştırmada cinsel birleşme esnasında yapılan oral seksin kansere neden olan virüslerin bulaşmasını sağladığını ortaya çıkardı. Ayrıca son 10 yılda ağız kanserine yakalanan insanların sayısı üçte bir oranında artmış.

Hangi Bitki Hangi Hastaliğa Iyi Gelir

category Sağlık Gündemi admin 18 Nisan 2008

Soğan ve üzüm: Ürik asidi yok eder.
Taze fasülye: Albümin oluşumunu önler.
Ispanak, pancar, lahana, dereotu, havuç, elma, erik, üzüm ve kayısı: Kansızlığa iyi gelir.
Domates, sarmısak, limoni maydonoz, armut: Damar sertliği ve dolaşım bozukluklarına iyi gelir.
Üzüm, elma, armut, ahududu, çilek, limon, domates, pırasa, taze fasulye, soğan, kereviz: Romatizmaya iyi gelir.
Nar: Astıma iyi gelir.
Domates, pırasa, armut ve üzüm: Safra ve böbrek taşlarına iyi gelir.
Limon: Selülite iyi gelir.
Dereotu: Saç dökülmesini önler.
Enginar ve karahindiba: Kolestrolü önler.
Kereviz, üzüm, soğan, nar: Kalp yorgunluğuna iyi gelir.
Mandalina, armut, marul: Spazm, sinir krizi ve uykusuzluğa iyi gelir.
Pırasa, erik, kiraz, üzüm ve zeytinyağı: Kabızlığa iyi gelir.
Havuç, pırasa, şalgam, lahana, pancari badem, ıspanak, üzüm, elma, kiraz, çilek: Kalsiyum ve mineral eksikliğine iyi gelir.
Soğan, enginar, pancar, zeytin, zeytinyağı, fındık, ceviz ve badem: Şeker hastalığına iyi gelir.
Havuç, limon, nar: İshale iyi gelir.
Soğan, armut, kavun, elma,kiraz,şeftali, dereotu, patlıcan: Vücuttaki ödem ve su tutulmasını önleyicidir.
Havuç, lahana, limon, üzüm, elma, ananas: Mide asitlenmesini ve ülsere iyi gelir.
Sarımsak ve pancar: Kansere ve kansere yatkın vücutlara iyi gelir.
Karahindiba, kuşkonmaz, havuç, enginar, zeytin, kereviz, turp, zeytinyağı ve greyfurt: Karaciğer yetersizliği ve büyümesine iyi gelir.
Ihlamur, sarmısak, frenk üzümü, dut: Boğaz ağrılarına iyi gelir.
Karpuz ve üzüm: Basura iyi gelir.
Elma: Herpes (Uçuk) için idealdir.
Maydonoz, armut, sarmısak, limon ve frenk üzümü: Tansiyona iyi gelir.
Tarhunotu, limon, elma, domates: Bağırsak enfeksiyonları ve mide ekşimelerine iyi gelir.
Adaçayı ve frenk üzümü: Menopoza iyi gelir.
Portakal, havuç, armut, şalgam, soğan, kuşkonmaz, badem, erik, incir, kuruyemişler: Depresyona, sinir zaafiyetine iyi gelir.
Armut: Şişmanlığı önler.
Patlıcan: Pankreas zaafiyetine iyi gelir.
Enginar, limon, salatalık, kereviz, kuşkonmaz ve turp: Deri hastalıklarına iyi gelir.
Üzüm, elma, kavun, kereviz, karahindiba: Böbrek hastalıklarına iyi gelir.
Havuç: Cilt kırışıklığına iyi gelir.
Domates, üzüm, çay üzümü ve enginar: Üreye iyi gelir.
Portakal ve yeşil biber: Damar zayiflığın iyi gelir.
Turp, sarmısak, şalgam, dereotu: Solunum yolları hastalıklarına iyi gelir.
Turp, ceviz, dereotu, soğan, çay, üzüm: Prostata iyi gelir.

Kızlık Zarı ne Zaman Nasıl Bozulur?

category Sağlık Gündemi admin 18 Nisan 2008

Kızlık zarı vajinanın girişinden birkaç santim içerde, ortası delik, soğan zarı inceliğinde bir zardır. Vajinaya bu zarın ortasındaki delikten daha büyük herhangi bir şey, birkaç santim girdiğinde, bu zar kenarlara çekilir, yani bozulur. Vajinaya girenin, penis, parmak, tampon ya da başka bir cisim olması durumu değiştirmez.Kızlık zarı vajina duvarlarına doğru çekilirken, üzerindeki kılcal damarlar çatlar ve bir kaç damla kan gelir. Bazı kızlık zarları esnektir, kılcal damar çatlaması olmaksızın kenarlara çekilebilir ve kanamazlar.Kanama genellikle vajinaya ilk giriş sırasında olur, ilk girişi izleyen hafta içindeki girişlerde de taze yara nedeniyle ufak kanamalar olabilir. Daha nadir olarak ilk giriş kısmi olabilir ve ilgisiz bir zamandaki tam girişte yeniden kanama olabilir.

Kızlık zarı nedir?
Kızlık zarı doğa tarafından vajenin giriş kısmına yerleştirilmiş olan ve kesin görevi bilinmeyen bir dokudur,bazı bilim adamları adet görünceye kadar vajeni ve rahmi dışarıdan gelebilecek mikroplara karşı koruyan bir oluşum olarak,bazılarıda sadece bir doku kalıntısı olarak değerlendirirler.

Yapısı nedir?
Kızlık zarı ,mukoza dediğimiz ağız içi yapısına benzeyen bir yapıya sahiptir.

Herkesde kızlık zarı varmıdır?
Bazı kadınlarımızda doğuştan bulunmayabilir.

Kızlık zarı nerededir?
Kızlık zarı vajina (dölyolu) girişinde yaklaşık 1-2 cm. içeridedir.

Herkesin kızlık zarı aynı mıdır?
Hayır, kadından kadına çok büyük farklılıklar gösterebilmekle beraber belli başlı altı-yedi çeşide ayırabiliriz. Bunlar;

Kızlık zarı ilişki dışında ne zaman yırtılır?
-İlişki dışında nadir olarak bazen uzakdoğu sporu ,jimnastik gibi aktif ve normalin dışında bacak açma hareketi yapanlarda,kaza ve bazen düşmelerde yırtılabilir.

Yırtılan kızlık zarı sonra tekrar iyileşirmi?Kapanırmı?
-Hayır,farklı bir yapıya sahip olan kızlık zarının yırtılan kısımları hiç bir zaman kendiliğinden tekrar birleşmez.
Masturbasyon yaparken yırtılabilirmi?
-Eğer içinize bir şey sokmadan sadece sürtünme yoluyla masturbasyon yapıyorsanız yırtılmaz.

Kızlık zarı parmak girmesinden zarar görür mü?
-Bu kızlık zarının tipine bağlıdır,bazı kızlık zarına hiç bir şey olmayacağı gibi,bazıları da yırtılabilir.

İlk ilişkide çok acı verirmi?
-Genelde bu sizin partnerinizle ne kadar uyum içinde olduğunuza ve kızlık zarının tipinede bağlı olmakla beraber yavaş hareket edilecek olursa fazla bir acı vermez.

Ya yırtılmazsa?
-Yırtılmazsa bir jinekolog tarafından uyuşturularak size hiç bir acı verilmeden açılabilir.

İlk ilişkide kızlık zarının acısından çok korkuyorum,ne yapabilirim?
-Eşinizle anlaşarak bir jinekoloğa giderseniz, o kızlık zarınızı uyuştururarak size hiç bir şey hissettirmeden açabilir.

Çok kanarmı ?
-Hayır,pembe renkli (vajen salgıları ile karıştığı için kanın rengi açılır) bir kaç damla kan gelebilir.

Ya kanama durmazsa?
-Çok kalın kızlık zarlarında bazen olabilmektedir, doktora müracaat ederseniz o gerekli müdahaleyi yaparak kanamayı durduracaktır.

Kızlık zarı tamir edilir mi ? dikilir mi?
-Evet,kızlık zarı dikilir.

Kızlık zarını kim diker veya dikebilir ?
-Kızlık zarını sadece bir kadın doğum uzmanı diker.

Dikilen bir kızlık zarı yüzde yüz kanarmı?
-Evet,eğer bu işin uzmanıtarafından dikilmişse dikilen bir zar yüzde yüz kanar.

Dikilen bir kızlık zarının dikildiği ilişkiye gireceğim kişi tarafından anlaşılırmı?
-Kesinlikle hayır,sadece kadın doğum uzmanları veya adli tıp uzmanları bunu anlayabilir

Kızlık zarı dikilmesi için ilişki sayısının veya ne kadar süredir ilişkiye girildiğinin önemi varmıdır?
-Hayır yoktur,çocuk doğurmuş kadınlarda dahi bu kızlık zarı tamir edilir.

Kızlık zarı dikişi acırmı? ne kadar sürer?nasıl bir ameliyattır?
-Hayır acımaz, siz uyutularak veya o bölge uyuşturularak yapılır,10 ila 30 dakika arasında sürer,operasyondan sonra rahatlıkla yürüyebilir veya çalışabilirsiniz.Hiç kimse sizin böyle bir operasyon geçirdiğinizi anlamaz.

Kızlık zarı ilişkiden ne kadar zaman önce dikilmelidir?
Bu kızlık zarınızın tipine ve hekiminizin yapacağı ameliyata bağlıdır, bazen bir kaç ay evvel,bazen bir kaç gün evvel bazende bir yıl önce dikmek gerekir.

Dikildikten sonra nelere dikkat etmek gerekir? Duş vesaire gibi şeyler zararlımıdır?
Özel bir şey gerektirmez ilk bir kaç gün hekiminizin önerilerine uymak gerekir, rahatlıkla bir kaç gün sonra duş alabilirsiniz.

Kızlık zarımı kendim kontrol edebilirmiyim?
-Hayır ,uygun pozisyonu aldığınızda ayna yardımı ile sadece görebilirsiniz fakat tıbbi bilginiz yetersiz olduğu için hiçbir yorum yapamazsınız.

Kim kontrol edebilir?
-Sadece bir kadın doğum uzmanı bu konuda size yardımcı olacabilecektir.

Kontrol sırasında acırmı? veya zarar gelebilirmi?
-Hiç bir acı hissetmeyeceğiniz gibi, hiç bir zararda gelmeyecektir. Bu konuda bir şüpheniz veya sıkıntınız varsa muayeneye gidiniz.Kimse bu konuda muayene olmanızı garip karşılamayacaktır.

İlk Gece Pozisyonları

category Sağlık Gündemi admin 17 Nisan 2008

Herkes bu klasik pozisyonda başlar; erkek üstte, kadın altta, yüz yüze. Günümüzde basında bu pozisyon, olumsuz eleştirilere maruz kalmaktadır. Belki eski moda olduğundan, belki de ataerkil olduğundan dolayı. Esasında bu pozisyon, o kadar da kötü değildir. Kuvvet almak, sevgilinizle yakın temasda olmak ve hamile kalmak isteyenler için, bu pozisyon idealdir. Kadın iki bacağını yana doğru açabilir veya bacaklarını ğöğsüne doğru çekebilir. Bu her iki pozisyonda erkek kadının en hassas dış cinsel organına elle manipülasyon için erişemez, ama ilk pozisyonda ğöğüslerine erişebilir. Bu pozisyonda bir kaç varyasyon sözkonusudur. İlki; kadın iskemlede veya alçak bir yatağın ucunda oturur, erkek dizlerinin üzerinde penisiyle vajinaya girebilir. Seks terapistleri her ne kadar bu pozisyonun klasik poziyondan daha da zevk verici olduğunu iddia etseler de, coğu insan bu pozisyonun yakın temas konusunda eksik kaldığını düşünmektedir.İkincisi; kadın karnının üstüne yatar ve erkek arkadan vajinaya girer. Çoğu kadın için bu pozisyon, G-noktasını uyarır ama penisin rahim boynuna çarpması da acı verebilir. Yüz yüze olamama dezavantajı olsa bile çoğu çiftin favori pozisyonu arasındadır.

Kadın Üstte
Bu pozisyon çok tavsiye edilir, çünkü seksin hızı kadının kontrolü altındadır. Bu pozisyonda bir kaç varyasyon vardır. Kadın her iki diziyle erkeğin kalçasını sarar. Penisi içine aldıktan sonra ya dizlerinin üstünde sekse devam eder ya da bacaklarını uzatarak. Ayrıca erkeğin üstünde dim dik oturarak da ilişkiye devam edebilir. Bu pozisyon erkek için de oldukça uyarıcıdır ve kadının göğüslerini okşama fırsatı verir.

Bazen bu pozisyonda kadın erkeğe sırtını dönerek erkeğin üstünde olur. Bu pozisyon, her iki taraf için farklı duygular yaratsa da, yüz yüze olmamanın verdiği dezavantaj burada da geçerlidir.

Otururken
Bu pozisyon, ancak yavaş seks için uygundur. Erkek ya iskemlede oturur veya yerde bağdaş kurarak. Kadın erkeğin üstüne oturur. Yüz yüze veya sırt yüze bakarak da olabilir. Bu pozisyon birbirinizi okşamak, birbirinize sarılmak ve yakın ten teması için idealdir.

Ayaktayken
İlk etapta çabucak seks yapmayı anımsatır. Bu pozisyonda başarılı olabilmek zordur. Penisin vajinaya girebilmesi güç olabilir. Kadınlar genelde erkeklerden daha kısa boylu oldukları için, kadının ya merdiven basamağında ya da duvardan destek alması ile bu pozisyonda başarı elde edilebilinir.

Bu pozisyonun başka bir varyasyonu da kadın yüzünü ya duvara veya tutunabileceği herhangi bir şeye verir, erkek de vajinaya arkadan girer. Bu pozisyon, yüz yüze olan pozisyondan çok daha kolaydır.

Yan Yana
Bu pozisyonların hepsi erkek üstte pozisyonu gibidir; tek fark partnerler yan yanadır. Buradaki tek zorluk, yüz yüze durumunda partnerlerden bir tanesi, bacağını partnerin üstüne atması gerekiyor. Bu da zaman zaman krampla sonuçlanabiliyor. Kadın erkeğe sırtını verdiği durumda, yavaş ve rahatlatıcı ilişki elde etmek mümkündür. Hatta bu pozisyonda uyumak bile mümkündür.

Arkadan
Burada kadın dizinin üstünde durup erkek arkadan penisiyle vajinaya girer. Bazı insanlar bu pozisyondan nefret eder. Nedeni ise; hem duygusallıktan yoksun, hem de “erkek egemenliğini” vurgulayan bir pozisyon olması.

Bazılarının bu pozisyondan hoşlanması ise özgürlüğün olması ve gücün kullanabilinmesinden kaynaklanır.

Keçi boynuzu’nun faydaları nedir?

category Sağlık Gündemi admin 17 Nisan 2008

Bir çok insan tanıdım, alerjik nefes darlığı çeken.Bu insanlar yılın belli mevsimlerinde kortizon tedavisinden başka çare bulamayanlardı.
Öksürük krizlerinin nedenli şiddetli olduğunu anlatıyorlardı.
Keçiboynuzunu önerdiğim bu insanların çoğu daha hemen ertesi gün rahatlamaya başladıklarını anlatıyorlardı.
Guatr rahatsızlığından dolayı nefes darlığı çekenler de olumlu sonuçlar aldıklarını belirtmişlerdir.
Keçiboynuzunda bulunan bazı etkin maddeler aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.

KEÇİBOYNUZU NEDİR?
Anadolu’da bazı yörelerde harnup olarak da bilinir.
Yeryüzünün en eski bitkilerinden olup anavatanı olarak
Güney Anadolu, Suriye, Kıbrıs, Yunanistan, İspanya, Fas, Tunus, Cezayir, Filistin ve Libya olup
memleketimizde, Antalya, Mersin, Silifke, Datça dolaylarında yaklaşık 1500 km2lik sahil şeridinde doğal olarak yetişmektedir. Keçiboynuzu, yetişmeye başladığı ilk 15 yıl meyve vermeyen bir bitkidir.
Meyveleri ilk başlarda yeşil olup, olgunlaştıkça kahverengileşen ve tam olgunlaşınca parlak kahverengi renk alır.

Keçiboynuzunun en büyük özelliği nefes darlığına karşı oldukça etkili olmasıdır.
Keçiboynuzunun nefes darlığına karşı etkili olan etkin maddesi hemen hemen başka hiçbir bitkide bulunmamaktadır.
Bu etkin madde aynı zamanda bazı alerjik astım rahatsızlıklarında öylesine etkilidir ki;
derhal sonuç almak mümkün olabilmektedir.
Ayrıca alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde büyük bir başarıyla uygulanabilir .

Keçiboynuzunun içerdiği gallik asit insan sağlığı üzerinde öylesine çok yönlü özellikleri olan bir maddedir ki,
bu özelliklerinden bazıları aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.

Analgesic Ağrı kesici

Antiallergenic Alerjiye karşı

Antiasthmatic Astıma karşı

Antibacterial Bakteri yok edici

Antibronchitic Bronşite karşı

Anticancer Kansere karşı

Antihepatotoxic Karaciğeri toksinden arındırıcı

Antioksidant Serbest radikalleri yok edici

Immunostimulant Bağışıklık sistemini güçlendirici

Antiviral Mikroplara karşı

Antiseptic Antiseptik

Cancer-preventive Kansere karşı koruyucu

Antinitrosaminic Nitrozamin yok edici

Bronchodilator Bronş genişletici

Antipolio Çocuk felçine karşı

Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi gallik asit çok yönlü bir maddedir.
Bu maddenin belirtilen bu özelliklerini artıran ve takviye eden keçiboynuzunda bulunan promotor maddelerdir.
Akciğer ödemine karşı keçiboynuzunun desteği bulunmaz bir imkan.
Balgam söktürücü gücü ve astım a karşı olan tedavi edici gücü çok fazladır.
Sigara içenler keçiboynuzuna başladıktan bir iki gün sonra nasıl balgam çıkardıklarını hayretle gözleyeceklerdir.
Keçiboynuzu, insanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir.
Özellikle sigara içen insanlarda akciğer kanserine yakalanma riskinin ne kadar yüksek olduğu,
bu konuyla ilgili hemen her klinik deneyde ortaya konmaktadır.
Değerli okuyucu, bir insanın kendi kendine (sağlığı açısından) verebileceği en büyük zarar; sigara içmesidir.
Unutmayınız ki, sigara içmek sadece akciğer kanserine yakalanma riskini artırmıyor,
genel olarak insan sağlığını olumsuz etkileyen zararlı bir alışkanlıktır.
Keçiboynuzu akciğer kanserini önleyen mükemmel bir meyvedir.
Ancak, akciğer kanserine yakalanmış olanlar için tedavi etme gücü çok zayıftır.
Ancak bir bitkinin hastalığı önleyici özelliği ile hastalığı tedavi etme özellikleri birbirlerinden farklı şeylerdir.
İşte keçiboynuzunun akciğer kanserini tedavi etmekteki gücünü artırıcı farklı etkin maddeler içeren ikinci bir bitkiye ihtiyaç vardır.
Bu ikinci takviye bitki kırmızı turptur.
Keçiboynuzunda kolestrol bulunmaması ayrı bir avantajdır.
Kaffein ve theobromine içermediği içinde tansiyon problemi olanların rahatlıkla kullanabilecekleri bir bitkidir.
Fosfor ve kalsiyum bakımından zengindir.
Bu nedenle osteoporoz rahatsızlığı olanlara kalsiyum ihtiyaçlarının karşılanmasında çok iyi bir destekleyicidir.

—————————————————————————

KEÇİBOYNUZU (HARNUP) PEKMEZİ

Faydaları:

* Kalsiyum bakımından çok zengindir (sütün 3 katı)

* İçindeki E vitamini sayesinde; öksürüğe, gribe, kemik erimesine ve kansızlığa iyi gelir

* Balgam söktürür,göğsü yumuşatır,bronşları açar, sigara tiryakileri için faydalıdır ve nefes darlığına oldukça etkilidir.

(Alerjik nefes darlığı çekenlere ısrarla keçiboynuzu pekmezi tavsiye edilir.)

* Yüksek ham selüloz etkisi ile bağırsak rahatsızlıklarına ve gastrite etkilidir.

Mide ve bağırsak gazlarını dışarı atarak mide şişkinliğini giderir .

Bağırsak kurdu, tenya, solucan gibi bağırsak parazitlerini temizler.

Mideye kuvvet verir.

* Yüksek mineral ve vitamin içeriği ile de diş ve diş etleri üzerinde çok olumlu etkileri vardır.

* Yüksek doğal şekerler , zengin mineraller (özellikle çinko) ve vitaminler (A , B , B2, B3, D) içeriği dolayısıyla doğal güç ve besin kaynağıdır.

* Yüksek sodyum ve potasyum içeriği sayesinde tansiyon, karaciğer ve akciğer üzerine çok yaralı etkileri bulunmaktadır.

Kanın zehirli maddelerini temizler.

*İnsanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir.

*Kalbe faydalıdır, kalp çarpıntısını önler

*İnsan vücuduna giren radyasyonu dışarı atar

Hangi bitki hangi hastalığa iyi gelir?

category Sağlık Gündemi admin 17 Nisan 2008

Hangi bitki neye iyi gelir?

Acı bakla : Semen Lupini Şeker hastalığına karşı kullanılır.
Acı elma yağı : Salvia Triloba Gaz söktürücü, midevi, ter kesici, idrar artırıcıdır. Haricen yara iyi edici ve antiseptik olarak kullanılır.
Acı yonga : Lignum Quassiae İştah açıcı, kuvvet verici, kurt ve ateş düşürücü Acıağaç : İştah açar, hazmı kolaylaştırır. Ateşi düşürür. Tükürük ifrazatını arttırır. Mide, bağırsak, karaciğer ve böbreklerin çalışmasını düzenler. Böbrek sancılarını keser, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Bağırsak kurtlarını döker. Kanamaları durdurur. Haşarat kaçırıcı olarak da kullanılır. Fazla kullanılacak olursa; baş dönmesi, mide bulantısı ve kusma yapar.
Adaçayı : Mide va bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Boğaz, bademcik ve dişeti iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Astımdaki sıkıntıları geçirir. İdrar ve ter söktürür. Banyo suyuna katılıp yıkanılırsa; zindelik verir. Günde, 3 kahve fincanından fazla içilmemelidir.
Adamotu : Zehirli bir bitkidir. Ağrı kesici, yatıştırıcı, cinsel gücü arttırıcı etkileri vardır. Rast gele kullanıldığında zararlı olur.
Ahlat (Yabanarmudu) : Meyveleri ishal keser. Zehirli hayvan sokmalarinda, filizi ezilip yaraya sürülür.
Ahududu : Kanı temizler, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar söktürür. Kabızlığı giderir. Vücuda dinçlik verir.
Alıç : Asabi çarpıntıları giderir. Sinir bozukluğunu geçirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalıdır.
Altınotu : Herba Ceterachi İdrar söktürücü ve kabız etkileri vardır. Basura karşı, haricen kullanılır.
Amber : Ambra Grisea Kaşalot balığından elde edilir. Kalbi kuvvetlendirir, iştah açar ve cinsel arzuyu artırır.
Kekik : Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. Kalp çarpıntısını keser. Bağırsak iltihaplarını iyileştirir. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Kandaki şeker miktarını azaltır.
Anason : Kullanilan kismi, meyvalari ve yapraklaridir. Meyveleri tamamen olgunlastiktan sonra toplanir ve gölgede kurutulur. Hazmi kolaylastirir. Istahsizligi giderir. Mide ve barsak gazlarini söktürür. Idrar artirir. Migren agrilarini keser. Astim, nefes darligi ve bronsitte görülen sikayetleri giderir.
Anason : Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı ve yemeklere karşı duyulan tiksintiyi giderir. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. İdrarı arttırır. Öte yandan
kusmayı ve ishali keser.
Anason yağı : Oleum anisi Sinir sistemi uyarıcısıdır.
Andız kökü : Radix Helenii Safra söktürücü, öksürük kesici, göğüs yumuşatıcı,kuvvet verici ve kurt düşürücüdür.
Ardıç : Kozalaklari mavimsi siyah renklidir. Yenir ve idrar söktürücü özelliktedir.
Ardıç tohumu : Fructus Juniperi İdrar artırıcı, terletici, midevî ve antiseptik özellikleri vardır.
Aslanağzı : Balgam söktürür. Bronşitte rahatlık verir
Asma : Yaprakları ile yapılan ilaçlar kanamayı durdurur. Vücuda kuvvet verir. Sarılığı keser. İshali durdurur.
Aspir : Flos Carthami Romatizma ağrılarına karşı etkilidir. Dahilen terletici, kurt düşürücü ve adet getiricidir.
Ayı üzümü : Kuvvet verir. İshali keser. İdrar yollarını temizler. İdrar söktürür. Ateşi düşürür. İdrar yollarındaki taşların düşmesine yardım eder. Prostat büyümesinden kaynaklanan şikayetleri giderir.
Ayrıkotu : Bitkinin etli kökleri çok eskiden beri
üriner hastalıklarda kullanılan önemli bir halk ilacıdır. Kökler mesane ve böbrek iltihapları dahil, mesanedeki tas ve kumları düşürmek için kullanılan iyi bir idrar söktürücüdür.
Ayva : İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Çarpıntıyı dindirir.
Badem : Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Böbrek, mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir.
Acı Badem : Aci bademin uçucu yagi, iyi bir koku ve tat giderici (balik yagina ilave edilir) ve hafif bir dezenfektandir. Badem tohumlari, badem surubu
hazirlanmasinda kullanilir. Çocuklar için iyi bir müshildir. Kremlerin terkibine girer. Meyve kabugu halk arasinda bogaz agrilarina karsi kullanilmaktadir.
Çemen : Balgam söktürür. Vücuda rahatlık verir
Ceviz : Yaprakları ve kabuklarıyla hazırlanan ilaçlar kanı temizler, kansızlığı giderir. İshal ve dizanteriyi keser. Verem ve şeker hastalığında hem besleyici, hem de tedavi edicidir. Saç ve elleri boyamakta da kullanılır.
Brokoli : Kansere karşı bizi koruyan ve ömrümüzü uzatan müthiş bir sebze. Çok miktarda kalsiyum içerdiği için kemik erimesine birebir. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli, vitamin deposudur.
Çörekotu : İştah açar. Vücuda kuvvet ve dinçlik verir. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söker. Koklanacak olursa baş ağrısını keser.
Çörekotu yağı : Nigellae sativae Haricen saç dökülmesi ve kepeğe karşı kullanılır.
Çöven kökü : Radix Saponariae albae Tedavide nadiren kullanılır. Bilhassa tahin helvası yapımında kullanılır. İdrar ve balgam söktürücüdür.
Dağçayı : Sideritis Uyarıcı, gaz söktürücü, iştah açıcı ve mide ağrılarını kesici özelliklere sahiptirler.
Defne : Terletir, ateşi düşürür. Vücuda rahatlık verir. İdrar ve adet söktürür. İştah açar. Sinir ağrılarını dindirir
Defne yağı : Lauri expressum Romatizma ağrılarını dindirici ve vücut parazitlerini öldürücüdür. Ayrıca, saç dökülmesini de önler.
Defne yaprağı : Folium Lauri Terletici, antiseptik ve midevi etkilere sahiptir.
Lavanta : Lavanta çiçeği, kuvvet verici, idrar söktürücü ve romatizmaya karşı çay hâlinde kullanılır. Çok iyi bir koku vericidir. Hâricen yatıştırıcı olarak da kullanılır. Parfümeri sanâyiinde kullanılan önemli bir bitkidir.
Kudret narı : Momordicae charantiae Mide ve barsak ülserine karşı dahilen kullanılır. Yara, çıban ve ekzemalarda haricen kullanılır.
Kuşburnu : Çok yoğun vitamin zenginliği nedeniyle gözlerin dostudur. Vücuda dirilik sağlar. 100 gram kuşburnunda bir sandık portakala eşdeğer C vitamini vardır. İyi bir raşitizm ilacı, etkin bir kan temizleyicisidir. Güçlü bir kurt düşürücü ve bağırsak yumuşatıcısıdır. Mide kramplarına ve sindirim sistemi zorluklarına karşı faydalıdır. Romatizma ağrılarını gideriyor. Basur tedavisinde iyi sonuç veriyor.
Kuşkonmaz : Hazımsızlığa karşı etkili. Antitoksit maddeler içeren bu sebze böbreği toksinlerden arıtıyor ve besinlerin hazmedilmesini kolaylaştırıyor.

eXTReMe Tracker