Archivi per ‘Anne ve Bebek’

Çocuk ve şiddet

category Anne ve Bebek admin 7 Ağustos 2008

Şiddet, bir insanın bir başka insana, isteği dışında fiziksel, sözel ya da cinsel olarak tahrip edici güç uygulamasıdır. Şiddet, yetişkinlerin ruh sağlığını ciddi biçimde tahrip ederken, çocuğun boyutları açısından bakıldığında, baş edilebilmesi çok daha zor bir olaydır. Dünya onlar için yeterince büyük ve zor iken, şiddet onların yaşama uyumlarını daha da güçleştirir. Son günlerde basında, bebeklere, çocuklara uygulanan şiddet olayları ile çok sık yüz yüze geldik, hepimizin yüreği burkuldu. Çaresiz, küçücük varlıkların maruz kaldıkları vahşet, biz yetişkinleri dehşete düşürdü. Onları, bu hale getiren yetişkinleri nefret ile kınadık. Bir kez daha, anne baba olmanın nasıl bir olgunluk düzeyi gerektirdiği ile yüz yüze geldik. Çocuklara uygulanan şiddetin başında fiziksel şiddet, dayak gelmektedir.

Öfke kontrolü

Dayak çoğunlukla, yetişkinin öfkesi sonucunda çocuğa uygulanır. Çocuğun yaptığı herhangi bir davranış, yetişkini öfkelendirir ve dayak gerçekleşir. Bazı anne babalar, dayağın çocuk eğitiminde gerekli olduğunu düşünürler. Çünkü, onlar da kendi anne ve babalarından öyle görmüşlerdir. Çocuklarını dövdükleri için hiç rahatsızlık duymazlar. Bazı anne babalar da dövdükten bir süre sonra yaptıklarından pişmanlık duyar, çocuğa sarılır, öper hatta özür dilerler. Çocuk, canı yandığı, incitildiği için öfke duyar ama bunu ifade edemez; çünkü, bunu ona yapan annesi babası ya da bir biçimde bağımlı olduğu bir başka yetişkindir. Onlara duyduğu sevgi ile onların ruhunda yarattığı hasarı birbiriyle uzlaştıramaz. Bunun sonucunda da öfkeyi kendine yöneltir. Çocuğun kendine duyduğu bu öfke, onun tüm yaşam alanlarına yayılır. Hissettiği olumsuz duygular, yaşama uyumunu zorlaştırır. Okulda, arkadaş ilişkilerinde sorunlar yaşamaya başlar.

Bir eğitim aracı olarak kullanılan dayak, kısa bir süre için etkili olabilir. Dayak yediği andan itibaren kısa bir süre içinde çocuk istenmeyen davranışı yapmaz. Ancak, bir süre sonra çocuk, kendisini o davranışı yapmaya yönelten gereksinmeleri karşılanmadığından, yeniden aynı davranışta bulunur. Dayağın, uzun vadede çocuğa kazandırdığı hiçbir eğitici yanı yoktur. Hiç mi bir şey kazandırmaz? Kazandırır, dayağı, bir yöntem olarak o da kendi yaşamına katar. Giderek, kardeşlerini, arkadaşlarını, eşini, çocuklarını hatta annesini babasını öfkelendiğinde dövebilir. “İnsan, annesini babasını döver mi? ” demeyin.

Şiddete tanıklık

Şiddetin, en az şiddete maruz kalmak kadar tahrip edici bir diğer çeşidi de şiddete tanıklık etmektir. Babalarının, annelerine sürekli fiziksel şiddet uyguladığına tanıklık eden çocukların hem kısa, hem de uzun vadede hem ruhsal hem de sosyal sorunları oluşmaktadır. Bu çocuklar, kavga etmeye daha eğimli, güvensiz ve saldırgan olmaktadırlar. Özellikle erkek çocuklarda, kız çocuklara ve kadınlara yönelik olumsuz davranışlar gelişmekte, giderek onlar da eşlerini döven birer birey haline gelmektedirler. Çünkü, erkek çocuk, babayı model alır, onun davranışlarını taklit eder. Babaya benzemesi de baba tarafından onaylanır.

Yine fiziksel şiddete tanıklık etmek kadar çocuğu örseleyici bir başka şiddet biçimi de, annenin babayı, çoğunlukla da babanın anneyi sözel olarak aşağılaması, incitici sözlerle taciz etmesidir. Bu duruma tanıklık eden çocuklarda da kaygılar, korkular gelişmekte, kız çocuk ise ezilen, aşağılanan anneyi model almakta, erkek çocuk ise, o da ezen, aşağılayan babayı model almakta, giderek o da annesine, kız kardeşlerine aynı şekilde davranmaya başlamaktadır.

Anne babanın sürekli çatışmasına tanık olan çocuklar da bir tür şiddete maruz kalmaktadır. Onlar için, kocaman dünyada kendilerini güvende hissetmelerini sağlayacak iki insanın birbirlerini üzmeleri ve mutsuz görünmeleri, onların kendilerini güvensiz ve dayanaksız hissetmelerine yol açacaktır. Bu ailelerin çocuklarında, ileriki yaşamlarında depresyon görülme olasılığı oldukça yüksektir.

Çocukların uğradıkları bir başka şiddet de, aile içi veya aile dışı cinsel şiddettir. Her iki şiddet türü de çocukların ruhsal, sosyal ve zihinsel gelişimini çok olumsuz etkiler. Çocuklar, hem bu şiddete maruz kaldıkları anda hem de uzun vadede çeşitli sorunlar yaşarlar. Bu sorunlar, sosyal ve yakın ilişkilerde güvensizlikler, cinsel ve duygusal ilişkilerde güçlükler, saldırganlık olabilir. Çocukları, cinsel şiddetten korumak için, öncelikle anne babaların bu konuda gerekli bilgileri çocuklarına zamanında vermeleri gerekmektedir.

Görüldüğü gibi, şiddetin her türü çocukta ciddi tahribatlara yol açmaktadır. Bu tahribat, sadece şiddetin yaşandığı dönem ile sınırlı kalmamakta, belki de bir ömre damgasını vurmaktadır.

Annelik için ideal yaş

category Anne ve Bebek admin 7 Ağustos 2008

3 bin annenin sağlık sorunlarını ve ilk çocuklarını doğurdukları yaşı inceleyen bilim adamları, “Anne olmak için en ideal yaş 34″ sonucuna vardı. İlk çocuklarını ergenlik döneminde veya hemen ergenliğin ardından doğuran kadınların daha çok sağlık sorunu yaşadığı tespit edildi. Bu sonuçlar, İngiliz Sağlık ve Sosyal Davranış dergisinde yayımlandı.

Araştırmada ilk çocuğu doğurma yaşı 34′e yaklaştıkça kadınların yaşadığı sağlık sorunlarının daha az olması dikkat çekti. Araştırma ekibinden Prof. John Mirowsky:

“İlk çocuğunu 34 yaşında doğuran bir kadın, her zaman ilk çocuğunu 18 yaşında doğuran bir kadından sağlık açısından 14 yaş daha gençtir.” dedi

Çocuğun disiplini

category Anne ve Bebek admin 7 Ağustos 2008

Çocuklar doğuştan yapısı itibarıyla donanım olarak bizlere uyum sağlamak ve bizleri örnek alarak hayata hazırlanmak üzere programlanmışlardır.Bizden gördüklerini taklit eder ve öğrenirler. Hiç düşündük mü acaba hayatımızın birçok noktasında olabileceği gibi disiplin konusunda anne ve babamıza benzediğimizi?

İnsanların bir olay ya da durum karşısında takındıkları ve karşısındakileri baskı altına almaya yönelik disiplin davranışlarına disiplin dili deniliyor. Disiplinin de bir dili olduğunu bilirseniz doğru dilleri konuşmayı da öğrenebilirsiniz.

Çevrede gözlenen yanlışları siz yapmayın
Çevremize şöyle bir baktığımızda çocukların hatalı bir davranışta bulunduklarında anne babaların çocuklarına nasıl davrandıklarını gözlemlersiniz. Genel olarak onu döven anne veya bir baba canlanır kafamızda. Kerim Bey ve Sibel Hanım ikisi erkek biri de kız olmak üzere üç çocuk sahibi bir çifttir. 18 yaşında olan küçük oğlu birçok davranış bozukluğu içinde ve anne bundan çok rahatsız olduğu için bu durumu benimle paylaştılar. Geriye dönüp baktığımızda Sibel Hanım’ın disiplin dilinin “fiziksel şiddet” olduğu anlaşılıyordu. Kerim Bey’in dili ise “yok sayma” idi. Bütün çocuklarını döverek terbiye eden ve ikinci çocuk hariç diğerlerinde başarılı (!) olduğunu söyleyen Sibel Hanım olanlara anlam veremiyordu. Oğlu Burak neden böyle olmuştu da diğerleri değil? Evet oğlu Burak’ın neden böyle olduğunu değil de diğer çocukların nasıl oldu da ruhsal sağlıklarını koruduklarını sormak gerekiyordu aslında. Diğer çocuklar da dayak yiyerek büyümüşlerdi; ama yalnızca biri isyan ediyordu. Diğerleri isyan etmediği için sanki problem yokmuş gibi algılanıyordu anne tarafından. Diğer iki çocuğa baktığımızda çekingen, kendine güvenmeyen ve toplum içinde kendini rahat ifade edemeyen iki çocuk duruyordu karşımızda. Biri baş kaldırmış, ikisi sindirilmişti. Zaten genele bakıldığında “fiziksel şiddet”i kullanan ailelerin çocukları ya sindirilirler, çok pasif olurlar ya da baş kaldırıp isyan ederler. Anne baba ile yapılan görüşmeler sonucu ailenin bu konularda biraz bilinçlendiği ve daha olgun davranışlar ile çocukları ile daha güzel ilişkiler geliştirebildikleri gözlendi.

Neden şiddete başvuruluyor?

Fiziksel şiddet genellikle orta ve alt gelir grubu ailelerde daha fazla kullanılan bir disiplin yöntemi. Tabii çevremizde maddi durumu çok iyi olup da çocuklarına fiziksel şiddet uygulayan aileler de yok değil. Ailenin fiziksel şiddete başvurmasının temel sebeplerini şu başlıklar altında toplayabiliriz.

Başka yöntem bilmeme

İnsanların büyük çoğunluğu evlenip de çocuk sahibi olmadan önce çocuk eğitimi hakkında doğru dürüst hiçbir bilgiye sahip değildirler. Ne zaman çocuk olur da problemler ortaya çıkmaya başlar hemen kendi anne babalarının uyguladıkları yöntemlere sığınırlar. Kendileri yaşadıklarından çok şikayetçi olsalar da o yaşadıklarını unutmuşçasına aynı davranışları birer ebeveyn olarak çocuklarına karşı sergilemeye devam ederler.

Kızgınlık en kolay yol

Aileler nedense fiziksel şiddet uygulamayı kestirme bir yol olarak tercih ederler. Fiziksel şiddetin çocuğun psikolojik gelişimindeki yaptığı tahribatı bir tarafa bıraksak bile yine de kolay ve etkili bir çözüm değildir. Çünkü fiziksel şiddet ile çocuğu bir an için baskı altına alır ve istediğinizi yaptırabilirsiniz; ancak bu yöntemle uzun vadeli bir çözüm elde edemezsiniz. Uzun vadede o çocuk başınızı daha çok ağrıtacaktır. Yani fiziksel şiddet kullanarak olayı yalnızca ötelemiş olursunuz.

Öfkenizi kontrol edin.

Çocuklarımızı eğitirken karşılaştığımız sorunlar karşısında öfkelenmemizin belli sebepleri vardır. Bunların çoğu sanılanın aksine çocuktan değil biz ebeveynlerden kaynaklanır. Çocuklar bizi sinirlendirmiyor, biz kendi kendimize sinirleniyoruzdur. Düşünce biçimlerimiz bunun en temel sebebidir. 2 yaşlarındaki bir çocuk daha önce misafir odasına girmemesi söylenmesine rağmen oraya girmiş ve sehpanın üstündeki güzelim vazoyu yere düşürüp kırılmasına sebep olmuştur. ‘Bu durumda da mı anne öfkelenmemeli?’ diye sorabilirsiniz. Hemen olayın öncesine dönelim. Bütün gelişim uzmanları ‘Çocuğun yürümeye başlaması ile birlikte araştırma ve keşfetme duygusu zirveye çıkar.’ diyorlar. Ve anne tam da çocuğunuz böyle bir dönemi yaşarken kalkıp yasaklı bölgeler ilan edip çocuğun merakını bir kat daha artırıyor. Çocuğun vazoyu kırması için bütün şartları farkında olmasa da hazırlayan (merak duygusunu tahrik ederek) ve ondan sonra da kırmamasını bekleyen annenin bu beklentisi ne kadar doğrudur acaba? Sinirlenmeye gerek kalmayacak önlemler baştan alınırsa ev içinde daha sağlıklı ilişkiler geliştirilebilir. En azından çocuk eve değil de biraz da ev çocuğa uydurulursa öfkelenme sebeplerimiz azalmış olur.

Göz teması kurun

Göz teması ile anlatabiliyorken, çocuğa bağırmak onun disiplin konusundaki anlama eşiğini yükseltir ve belli bir zaman sonra daha azından anlamamaya başlar. Onu da yeterli görmeyip çocuğa fiziksel şiddet uyguladığımızda artık dayaktan aşağısını anlamaz hale gelir. Ve sürekli dövüldüğünde ise Anadolu tabiri ile “dayak delisi” olur ve artık bu çocuk hiçbir şeyden anlamaz duruma gelir. Önemli olan çocuğun disiplin anlamındaki anlama eşiğini olabildiğince aşağıda tutabilmektir. Bunu da halihazırda uyguladığımız yöntemin bir alt basamağına sonra bir altına çocuğu hazırlayarak başarabiliriz. Bağırmaktan aşağısını anlamayan çocuğa önce ses tonumuzu düşürür ve zamanla beden dilimizi ve gözle temastan anlayacak hale getirebiliriz.

Çocuklarda yaz ishalleri

category Anne ve Bebek admin 7 Ağustos 2008

Bebeklerde ishal oluşumunu artıran etkenlerin başında ilk 6 ay anne sütüne gereken önemin verilmemesi, biberon ve emzik temizliğinin iyi yapılmaması, pişmiş yiyeceklerin oda ısısında uzun süre bekletilmesi, tuvaletten sonra ellerin iyi yıkanmaması ve evde kanalizasyon sisteminin olmaması gibi faktörler geliyor.

Bakterilere bağlı ishallerde, ishale ek olarak, karın ağrısı, kusma, ateş, dalgınlık ve havale geçirme de gözlenebiliyor. Sıvı kaybına bağlı olarak gözlerde çökme, ağız ve dudaklarda kuruluk, küçük çocuklarda bıngıldakta çökme, göz yaşının azalması, idrar çıkarmada azalma gibi bulgular da gelişebiliyor.

Sulu besinler ishali arttırmaz

Uzmanlar, özellikle 1 yaşa kadar çocukların unlu ve nişastalı besinler almasının, beslenme bozukluğuna neden olarak bağırsaklarda sulu dışkılamayı artırdığına dikkat çekiyor. İshalli çocuklara, (ishali artırır) endişesiyle su ve sulu besinlerin verilmemesi, doktorlar arasında poliklinik düzeyinde zaman yetersizliği nedeni ile ağızdan sıvı tedavisi üzerinde durulmadan antibiyotik ve antidiyareyik içeren ilaçların yazılması, hastaneye yatırılan hastaların çoğuna damardan sıvı tedavisi uygulanması, ishalin uzamasına, ağırlaşmasına ve buna bağlı başka hastalıkların ortaya çıkmasına neden oluyor.

İshalli çocuğa antibiyotik vermeyin

Uzmanlar, ishalli çocuğa gereksiz verilen antibiyotiklerin de iştahı azalttığını, bağırsak florasını bozarak ishal süresini uzatabileceğini belirtiyor. Katı gıdaları alabilen çocuklara verilecek pirinç suyunda bulunan amino asitler bağırsaklarda hasarın düzelmesini hızlandırmaktadır. Patates haşlanarak yedirildiğinde bileşimindeki nişastanın su tutucu özelliğinden dolayı ishalli hastalara faydalıdır. Yoğurt ile karıştırılması çok daha iyi sonuç vermektedir. Yoğurtta laktoz (şeker) miktarı fermantasyon ile yüzde 20 azalmaktadır. Özellikle ayran olarak içilmesi su gereksinimini de karşılıyor.

Uzmanlar, ateşi çok yüksek, karın ağrısı ve krampları çok fazla, dışkısı kanlı olan, sıvı kaybı bulguları gözlenen ve 2 gün içinde düzelmeyen ishal durumlarında mutlaka doktora başvurulması gerektiğine dikkat çekiyor.

Sevgilinizle arkadaş olun

category Anne ve Bebek admin 7 Ağustos 2008

1- Onunla aynı dili konuşabilmeniz için en önemli şey, futbolla ilgilenmeniz. Bunun için yapılacak çok işin var, doğru antremana!

* Sabahları gazeteyi tersten okuma­lısınız. Birden garip geldi, değil mi? Haklısın, ama erkekleri ilgilendiren spor sayfaları son bölümde yer aldığı için. Onlara ayak uydurmanız lazım.

* Onun tuttuğu takım hakkında bilgiye sahip olmalısınız, hatta asla kötü bir şey söylememelisiniz!

* Erman Toroğlu ve Şansal Büyüka gibi hocaları takip et­melisiniz. Başta sıkıcı gelebilir, ama bu ikilinin arasında geçen diyalogları seyrederken çok eğlenebilirsiniz.

* Takımlara yapılan yeni transferle­ri takip etmeyi unutmayın.

* Hangi futbolcu hangi takımda oy­nuyor, bilmemek olmaz!

2- Biz kadınlar, nedense erkekler hoşlandıkları kadınlardan bahsederken hemen kulp takarız. Artık bundan vazgeç­melisiniz. Onun size bahsettiği kadından hoşlanmasan bile olumsuz konuşma­malısınız, yoksa çok bozulur!

3- Play Station için çıkan bütün oyunlarını takip etmelisiniz.

4- Tıraş olmamış birine laf etmeyin. Siz her gün tıraş olmak ne de­mek biliyor musunuz? (Ah, bir de onlar bizim ağda yaparken yaşadıklarımızı bilseler…)

5- Onunla beraber alışverişe çıkmayı aklınızdan bile geçirmeyin. Birlikte sadece Nike, Puma, Adidas gibi spor malzemeleri satan mağazalara gidebilirsiniz. Zaten diğerlerine gitmek istemez.

6- Saçma sapan espriler yaptığında ona gülmelisiniz. Hatta siz de ona katılın!

7- Her gün gömlek ve çorap değiştirmenin ne kadar “gereksiz” olduğunu yoksa bilmiyor musunuz? Hemen öğrenseniz iyi olacak.

8- Bir şey anlattığında anlamadıklarınızı ona sormayın. Sonradan nasılsa anlarsınız.

9- Sizin yanınızdayken arkadaşla­rıyla ilgileniyorsa kıskançlık yapmayın. Zamanla sizin varlığınızı kabul edecektir.

10- Onun tarzını yakalayın.

11- Cep telefonlarının markalarını, modellerini bilmenizde fayda var. Böyle önemli bir genel kültür konusunu (!) bilmediğin zaman ortamda bakakalmak islemezsiniz, değil mi?

12- Onun arkadaşlarını asla eleştirmeyin, çünkü bunu kaldıramaz! Arkadaşları yüzünden onunla kavga etmeye değmez…

13- Yanınızdayken kalori hesabı yapmamalısınız. Aldığınız kiloları boş bir zamanınızda nasılsa verirsiniz.

14- 24 saat romantizm olmaz… En azından sinemada aksiyonu tercih etmelisiniz!

15- Onun yanındayken evlilikten bahsetmeyin. Erkekler evlilik hususunda biraz hassastırlar!

Annelik, kadınların beyinlerini değiştiriyor

category Anne ve Bebek admin 7 Ağustos 2008

Üreme ve doğum sonucunda, dişi memelinin beyninde, davranışlarını ve yeteneklerini geliştiren bir değişim yaşanıyor. Annelik davranışları aslında evrimde dişinin başarı şansını artırıyor. 40 yaşından sonra anne olanların, uzun yaşama şansı daha çok.

Anne olarak doğulmaz, anne olunur. İnsanlardan farelere ve maymunlara kadar dişi memeliler, hamilelikleri döneminde ve anneliklerinin başlangıcında temel yapısal değişimlerle karşı karşıya kalıyor.

Daha önce yalnızca kendi gereksinimlerine ve yaşamına yönelik olarak gelişen dişinin organizması, hamilelikle birlikte kendi yavrusunun bakımı ve ihtiyaçları doğrultusunda gelişim gösteriyor.

Yeni araştırmalar hamilelik, doğum ve emzirme döneminde son derece yoğun olarak yaşanan hormonal dalgalanmaların dişinin beyin yapısını değiştirdiğini, bazı bölgelerde nöronların büyüklüğünü değiştirdiğini ve diğer bölgelerdeki nöronları da yapısal değişimlere uğrattığını ortaya koyuyor.

Bazı bölgeler yuva yapmak, yavrularını temizlemek, onları daha büyüklerden korumak için düzenlenirken, düşünce, kontrol hafızası, öğrenme, korku ve strese karşı korunma gibi bazı bölgeler de yeniden yapılandırılıyor.

Hamilelik hormonu ve çocuk arzusu

Hormonların beyinde yol açtığı değişim yalnız annenin yavrusunu korumasına ve bakımına yönelik değil, aynı zamanda anneye yavrusuna daha iyi yaşam koşulları sağlayabilmesi için yeni yetenekler de kazandırıyor. Hatta beyindeki bu yeni donanımlar anne fare yaşlanana kadar sürüyor. Bütün araştırmalar yalnızca dişi fareler üzerinde yapılsa da, insanda da aynı özelliklerin söz konusu olduğu üzerinde duruluyor.

Memelilerin büyük çoğunluğunda annelik davranışları beynin aynı bölgeleri tarafından kontrol ediliyor.

50 yıl kadar önce bilim dünyası şunu keşfetti: Hamilelik hormonları, dişinin yavrusu için duyduğu arzuyu körüklüyor. 1940’larda Yale Üniversitesi’nden Frank A. Beach, dişi üreme hormonları olan östrojen ve progesteronun farelerde, hamsterlarda, kedilerde ve köpeklerde kızgınlık ve cinsellik gibi tepkileri düzenlediğini keşfetti.

Bunun ardından, Rutgers Üniversitesi’nde Hayvan Davranışları Enstitüsü’nden Daniel Lehrman ve Jay Rosenblatt, aynı hormonların farelerde annelik davranışları için de gerekli olduğunu ortaya koydu.

1984 yılında Robert Bridges, hamilelik döneminde östrojen ve progesteron salgılanmasının arttığını belirledi. Aslında, hormonlar kadar sinir sistemini etkileyen diğer kimyasalların da annelik davranışları üzerinde etkisi var. Örneğin, beynin hipotalamus bölgesinde üretilen ve acıyı dindirici özelliği olan endorfin salgılanması, hamilelik döneminde özellikle de doğumun hemen öncesinde artıyor.

Geç anne olanlar geç yaşlanıyor

Massachusetts Medical School’dan Craig Ferris, manyetik rezonanslı (MRI) görüntüleme tekniklerinden yararlandı ve anne farelerin beyinsel aktivitelerindeki değişimleri belirledi. Buna göre, süt veren annelerin beyinlerinde ödüllendirme ile ilişkili bölümde hareket daha da hızlanıyor. Bilim dünyasına göre bunun yorumu şu: Annenin bebeğini emzirmesine karşılık anneye verilen bir ödül, bir nimet!..

Güney Carolina Tıp Fakültesi’nden Jeffrey Lorberbaum, yine MRI tekniğini kullanarak, bebeklerinin ağlamasını duyan annelerin beyinlerini inceledi. Kadınların beyinlerindeki aktivite, farelerin beyinlerindeki aktivitenin aynısı oldu. Hipotalamus’un aynı bölgesi ve prefrontal ve orbifrontal bölgeler aydınlandı.

Anneler üzerinde yapılan araştırmalar, başka ilginç bulguları da ortaya çıkardı. Örneğin 40 yaş ve üzerinde hamile kalan ve çocuk doğuran annelerin, daha küçük yaşlarda hamilelik geçiren kadınlara kıyasla, uzun yaşama şansları daha yüksek. Bilim dünyası, bu bulguyu, 40’larında anne olan kadınların daha yavaş bir hızda yaşlanmalarına bağlıyor.

Baba beyinleri ne durumda?

Peki ya çocuk sahibi olmak, babaların beyinlerini nasıl etkiliyor? Kadınlarda olduğu gibi onlarda da bir değişim meydana geliyor mu? Yavrularına bakan babalar, bu durumdan dolayı beyinsel açıdan kazançlı çıkıyor mu? Bilim dünyası, elbette babaların durumunu da araştırıyor. Bunu için, küçük bir Brezilya maymun türü olan marmoset’ler inceleniyor. Marmosetler, monogam bir yaşam sürüyor ve yavrularının bakımını erkek ve dişi birlikte üstleniyor. Bugüne kadar elde edilen bulgular şunu gösterdi: Baba marmoset, yiyecek bulma konusunda, baba olmayan erkek bir marmosetten daha başarılı.

Her yere yetişen mucize kadının sırrı da annelik mi?

Nasıl oluyor da, anneler aynı anda birkaç işi birden yapabiliyor? Kadının annelikle birlikte kazandığı o geleneksel hünerin sırrı ne? Bilim dünyası, bir yandan da bunu çözmeye çalışıyor. Belki de anne beyninde meydana gelen değişimler, kadına, ortaya çıkan bir dizi yeni isteği karşılamada o hassas dengeyi kurduruyor: Çocuk bakımı, çalışma yaşamı, sosyal aktiviteler, ev işleri…. Doğrusu, bilim henüz bu sorunun yanıtını bilmiyor. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, beynin yapısı ve aktiviteleri gerektiğinde değişebiliyor. Regensburg Üniversitesi’nden Arne May ve meslektaşları, havaya 3 topu atıp düşmeden tutmasını öğrenen kadın beyinlerinde, algılama ile ilgili bölgenin değişim gösterdiğini belirlediler.

Çocuk sürekli eleştirilmemeli

category Anne ve Bebek admin 7 Ağustos 2008

AÜ Ev Ekonomisi Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Neriman Aral ve Yrd. Doç. Dr. Figen Gürsoy, baba yoksunluğu olan (ölüm, boşanma, terk ya da iş nedeniyle uzun süreli ayrı kalma) ve olmayan 150′şer ilköğretim öğrencisiyle bir araştırma yaptı.

Çocukların bağımlılık eğilim düzeylerinin (çevreden onay ve ilgi arama, kendine güvenmede yetersizlik) araştırıldığı çalışmada, bu oran tam aile ortamında babasıyla birlikte yaşayanlarda daha yüksek çıktı. Buna göre, en yüksek oran özellikle 10 yaş grubunda tespit edildi. Her iki grupta da eğilim yüksekliği açısından kızlar ilk sırada yer aldı.

Araştırma, ekonomik durumun eğilim düzeyini etkilediğini de ortaya çıkardı. Bu grupta da, orta sosyoekonomik düzeyde bulunan çocuklarda bağımlılık daha fazla görüldü.

Önemli olan ne?

Araştırma sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Neriman Aral, ailenin, çocuğun gerek kişiliğinin gelişimi, gerekse ruh ve beden sağlığı açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.

Babanın da bu gelişimde önemli yere sahip olduğuna işaret eden Prof. Dr. Aral, ”Ailede otorite ve güven temsilcisi olan baba, çocuğun sağlıklı bir kişilik yapısına sahip olması için ona güven duygusu aşılamakta, uygun davranış biçimlerinin oluşmasında model oluşturmaktadır” dedi.

Çocuğun her zaman sağlıklı ve normal bir aile ortamında dünyaya gelmeyebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Aral, şunları kaydetti:

“Ailenin çeşitli nedenlerle parçalanması, elbette çocun sosyalleşme sürecine az da olsa zarar verebilir. Ancak çocuğun parçalanma olayından en az düzeyde etkilenmesi kuşkusuz ki, anne babanın tutumuna bağlıdır. Çocuk parçalanmış aile ortamında bulunabilir, ancak tutum sıcak, güvenli ve hoşgörülü ise bundan en az düzeyde etkilenebilir.

Bunun aksine tam aile ortamında büyüyen, anne ve babası tarafından sürekli eleştirilen, azarlanan ve sevgiden yoksun büyüyen çocuk, sağlıklı kişilik özelliğine sahip olmayabilir. Burada önemli olan anne-baba-çocuk üçgeninde yaşanan sevgi, saygı ve güven ilişkisidir. Anne ve babalar, koşullar ne olursa olsun çocuklarıyla sevgi, saygı ve hoşgörü temeline dayanan ilişkiler kurmalıdırlar.”

100 kadından 15’i bebek düşürüyor

category Anne ve Bebek admin 7 Ağustos 2008

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Oral, ülkemizde her 100 kadından 15’inin hayatında bir kez düşük yaptığını söyledi. Prof. Oral, her 100 kadından 1-2’sinin ise ‘tekrarlayan düşük’ yaptığını belirterek, ‘Bir kadın 2 defa düşük yapıyorsa bu tekrarlayan düşüktür. Çeşitli testler yaparak, nedene yönelik tedavi uyguluyoruz’ dedi.

Düşük yapan kadınların ‘neden, nasıl, tedavisi var mı?’ sorularını sorduklarını, iki defa düşük olmadıkça test istemediklerini belirten Prof. Engin Oral, yapılan testlerin çok pahalı olduğunu söyledi.

Düşük yapan hastalarda doğum sancısına benzeyen şiddetli kramp, karın ağrısı ve şiddetli kanama belirtilerinin görüldüğünü kaydeden Prof. Oral, birçok hastanın doktora gidemeden kendi kendine düşük yaptığını bildirdi.

Hastanın bir kez bebeğini düşürdüğünde, ikinci bebeğin düşme riskinin yüzde 30’a çıktığına işaret eden Prof. Oral, ‘Eğer hasta 3 tane düşük yaptıysa, düşük yapma riski yüzde 45’e, 4 tane düşük yaptıktan sonra ise yüzde 60’a çıkıyor. Bu durumda 4 tane düşük yapan bir kadının bebeğini dünyaya getirebilme oranı yüzde 40’a iniyor’ diye konuştu.

Neden düşüyorlar?

Prof. Dr. Engin Oral, düşük yapma nedenlerini şöyle sıraladı: ‘Kromozomların parçalarının yer değiştirmesi, bazı olgularda guatr ve diyabet hastalığı, polikistik over sendromu, kanın pıhtılaşması, rahim tabakasındaki sorunlar, hastanın kendi dokularına karşı antikor üretmesi düşüğe yol açıyor.’

Tekrarlayan düşüklerin yüzde 5’inin kromozomların parçalarının yer değiştirmesinden kaynaklandığını belirten Prof. Oral, bu durumda doğacak bebeğin genetik sakatlık riskinin arttığını ve gebelik oluşması halinde bebeğe anne karnında genetik tanı yaptıklarını söyledi.

Bebek dondurucuda kariyer avuçlarda

category Anne ve Bebek admin 7 Ağustos 2008

Böylece yumurtasını 25 yaşında donduran bir kadın, 40 yaşında evlendiğinde kendi yumurta hücreleri kullanılarak çocuk sahibi olabilecek.

İnsan vücudundaki en büyük hücre olarak bilinen ve spermin 30 katı büyüklüğündeki ‘yumurta hücresi’nin dondurulmasına izin veren tasarının yasalaşmasında son aşamaya gelindi.

Amerika ve Avrupa ülkelerinde ‘yumurta’ ve ‘sperm’ dondurma bankalarının bulunduğunu belirten Metropolitan Florence Nightingale Hastanesi’nden Doç. Dr. Yücel Karaman, ülkemizde yasa çıkmadığı için, bu bankaların bulunmadığını söyledi.

Kanserli kadınların kemoterapi ve radyo terapi görmeden önce yumurta hücrelerinin dondurulması sayesinde çocuk sahibi olabileceklerine değinen Karaman, ‘Tedaviden önce alınan yumurta hücreleri saklanıp dondurulduğunda, kemoterapiden sonra sağlığına kavuşan kadın, tüp bebek yöntemiyle bebek sahibi olabiliyor’ dedi.

Dr. Karaman, bunun yanısıra erken menopoz, endrometriozis, doğumsal kadın hastalıklarının bulunduğu kadınların da, yumurta dondurma tekniği ve tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olabileceklerini söyledi.

20 yılda 40 bebek doğdu

Yumurta dondurma tekniğinin 20 yıldır uygulandığına değinen Metropolitan Florence Nightingale Tüp Bebek Laboratuvarı ve Bilimsel Direktörü Dr. Cihan Halıcıgil, ‘Şimdiye kadar bu yöntemle doğmuş ve literatüre geçen 40 bebek, devam eden 50 gebelik bulunuyor. Yumurta hücresinin 35 yaşından önce kadından alınıp dondurulması gerekiyor. Çünkü 38 yaşından itibaren yumurta hücresi genetik olarak bozuluyor’ diye konuştu.

Dr. Halıcıgil, birçok ülkede yumurta dondurmanın yasak olması ve dondurma tekniklerinin sürekli geliştirilmesi nedeniyle doğan bebek sayısının az olduğunu söyledi. Her kadının ayda bir yumurta hücresi ürettiğini belirten Dr. Halıcıgil, ‘Tüp bebek tedavisinde kullandığımız ilaçlar yardımıyla yumurtalıkları uyararak, kadının ayda 20-30 yumurta hücresi üretmesini sağlıyoruz. Topladığımız hücreleri yavaş dondurma tekniğiyle eksi 196 derecede saklıyoruz’ diye konuştu.

Yaşlara göre gebelik oranı

Doç. Dr. Yücel Karaman, kadınların yaşlarına göre gebelik oranlarını şöyle sıraladı: ‘30 yaşından küçük kadınlarda tüp bebek tedavisinin başarısı yüzde 60 oranındayken, 35 yaşında yüzde 50’ye, 40 yaşında yüzde 25’e, 43 yaşında yüzde 8’e, 45 yaşında ise yüzde 1’e düşüyor. Eğer kadının yumurtasını 25 yaşında dondurduysak, 45 yaşında sağlıklı bebek doğurma oranı 25 yaşındaki kadınla aynı.’

Ücretsiz doğuma hazırlık kursu

category Anne ve Bebek admin 7 Ağustos 2008

9 hafta boyunca her Perşembe saat 18.30-20.30 saatleri arasında gerçekleştirilecek.

Doğuma Hazırlık Kursu’nda hamileliğin oluşumundan, hamilelik süresince dikkat edilmesi gereken hususlara, gebelikte vücudunuzda oluşacak değişiklikler doğum sürecine ve hamilelik sonrası anne-bebek sağlığına kadar bilinmesi gereken tüm konular, uzman hekimler tarafından anlatılacak.

Ayrıca, programda rahat bir hamilelik dönemi ve sonrasında rahat bir doğum için yapılabilecek fiziksel aktiviteler (egzersiz uygulamaları) fiziksel tıp ve rehabilatasyon uzmanı tarafından anlatılacak ve egzersizler fizyoterapist tarafından uygulamalı olarak gösterilecek.

Doğuma hazırlık kursunda anne adayları istediği takdirde programa eşleri ile katılabilecekler. Memorial Hastanesi Doğuma Hazırlık Kursu özellikle çalışan anne adayları için de şekillendirilip, kurs saatleri genel çalışma saatlerine göre ayarlanmıştır. Dokuz hafta sürecek olan doğuma hazırlık kursu katılımcıları kurs bitiminde konuyla ilgili sertifika alacaklar.

Hamilelik dönemi bayanların fiziksel ve psikolojik değişimler yaşadıkları zor bir dönemdir. Anne adaylarının gerek kendisi ve gerekse bebekle ilgili kaygıları,doğum ve sonrasında yetersizlik korkusu bazen hamilelik döneminin endişe ve sıkıntılarla dolu geçmesine neden olmaktadır.

Memorial Hastanesi Doğuma Hazırlık Kursu’nun amacı,hamilelik süreci, doğum ve bebek bakımı gibi konularda katılımcıları bilinçlendirerek kaygılardan uzak mutlu bir hamilelik ve sağlıklı bir doğum dönemi geçirmelerini sağlamaktır.

Kurs süresi: 9 Hafta

Kurs günü: Perşembe

Kurs saati: 18:30 -20:30

Bilgi ve kayıt için: 0212 210 66 66/3610-3615