Archivi per ‘Alternatif Tıp’

EVLENECEKLERE ÖNERİLER

category Alternatif Tıp admin 7 Ağustos 2008

ABDnde boşanmaların artması üzerine, uzmanlar evlenecek çiftleri nikah defterini imzalamadan önce dikkat etmeleri gereken hususlar konusunda uyardılar. ABDli uzmanlara göre evet demeden önce çiftlerin yapmaları gerekenler şöyle;

* 30 yaşından önce evlenmeyin

İstatistikler 30 yaşından sonra evlenen çiftlerin evliliklerinin daha uzun sürdüğünü gösteriyor.

* Evlenmeden önce birkaç tecrübe yaşayın

Bu tecrübeler, size karşı cinste neye önem verdiğinizi öğretecektir.

* Umutsuz evlilikler yapmayın

Korku, güven duymak ya da evden uzaklaşmak için yapılan evlilikler uzun ömürlü olmuyor.

* Evleneceğiniz kişiyi tanıyın

Onun kim olduğunu gerçekçi şekilde saptayın ve sadece sizin istediğiniz kişi olması için çaba harcamayın.

* Denginizle evlenin

Karı-kocadan birinin diğeri üzerinde hakimiyet kurduğu evliliklerden hayır gelmiyor.

* En az bir yıl bekleyin

İstatistikler, acele evlenen kişilerin aynı hızla boşandıklarını ortaya koyuyor.

* Bağımlılığı olan kişilere dikkat

Sigara alışkanlığı gibi basit bağımlılıklar bile, bir evliliği yıkmaya yeterli olabiliyor.

* Sizinle benzer amaçları olan biriyle evlenin ve eşinizle çocuk yapıp yapmama konusunu konuşmak için zifaf gecesini beklemeyin.

* Diyalog kurabileceğiniz biriyle evlenin

Evlenmeden önce müstakbel eşinizle diyalog kuramıyorsanız, nikahtaki keramet pek bir işe yaramayacaktır.

* Heyecanı göz ardı etmeyin

Evlilik ateşinin yıllarca yanabilmesi için heyecan ve ihtirasın gerekli olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

EVLENMEDEN ÖNCE BİR ARADA YAŞAMAK

category Alternatif Tıp admin 7 Ağustos 2008

Evlenmeden önce aynı evi paylaşan çiftlerin boşanma oranının, daha önce birarada yaşamamış çiftlerden daha yüksek olduğu ortaya çıktı.

Evlenmeden önce aynı evi paylaşan çiftlerin boşanma oranının, daha önce birarada yaşamamış çiftlerden daha yüksek olduğu belirtildi. Journal of Marriage and the Family dergisinde yayımlanan habere göre, ABD deki Pennsylvania Üniversitesi nde yapılan bir araştırmada, 1964 ile 1997 yılları arasında evlenen 1400 kişiye evliliklerindeki deneyimleri soruldu.

Bilim adamı Claire Kamp-Dush, evlenmeden önce aynı evi paylaşan çiftlerin, diğer çiftlere göre daha mutsuz olduklarını söylediklerini ve boşanma oranlarının daha yüksek olduğunu belirtti.

Kamp-Dush, çiftlerin birlikte yaşamaya karar verirken, olası bir ayrılığın daha kolay olacağı düşüncesiyle yeterince ince eleyip sık dokumadığını belirterek, evlilik kararında da genelde birliktey

EVLİ ÇİFTLER VE HASTALIKLAR

category Alternatif Tıp admin 7 Ağustos 2008

Evlilikte hayat müşterektir… Hastalıklar da..! Evli çiftler, ev, araba, para gibi pek çok şeyin yanı sıra hastalığı da paylaşıyor. İngiltere de uzmanlar 8 bin evli çift arasında yaptıkları araştırmada hastalıkların da paylaşıldığını hayretle gördüler…

Uzmanlar, evli çiftlerin sadece enfeksiyon hastalıklarını değil, astım, depresyon, ülser, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol gibi diğer rahatsızlıkları da paylaştığını belirtiyor.

Yaşları 30 ila 74 olan 8 bin evli çifti, yaş, obesite ve sigara alışkanlıklarını göz önünde bulundurarak inceleyen araştırmacılar, eşinde belirli bir hastalık bulunan kişinin, aynı hastalığa yakalanma riski taşıdığını ortaya çıkardılar.

İngiltere deki Nottingham Üniversitesi nden Julia Hippisley Cox, eşinde belirli bir hastalık bulunan kişilerin bu hastalığa yakalanma riskinin, diğer kişilere göre yüzde 70 fazla olduğunu söyledi.

Cox ve meslektaşları, bu duruma, başta aynı çevreyi paylaşmanın yol açtığını belirterek, evli çiftlerin genellikle aynı şekilde beslendiğine, aynı alerjik unsurlara maruz kaldığına ve aynı egzersiz alışkanlıklarına sahip olduğuna dikkati çektiler.

GELİN-KAYNANA İLETİŞİMİ (GELENEKLERİN GETİRDİĞİ TOPLUMSAL BİR SORUN)

category Alternatif Tıp admin 7 Ağustos 2008

İletişim; fikirlerin, duyguların, düşüncelerin, niyetlerin ve gereksinimlerin kişiler arasında iletildiği bir süreçtir. İletişimde temel , insan insana etkileşim ve paylaşımdır. İletişim sürecini, gönderen kişinin mesajı, mesaj gönderilirken kullanılan sözlü sözsüz yöntemler, alan kişinin yorumu ve karşılaşılabilecek engeller oluşturur.

Gözlemler, bazı konumların ya da rollerin geleneksel yaşanması gerekliliğine inanılması ya da açık iletişim kurulamaması nedeniyle ilişkilerin zaman zaman olumsuz şekilde etkilendiği yönündedir. Toplumumuzda gelin ve kaynana rolleri çoğu zaman öfke yaratan, kopukluklara neden olan roller olarak gözlenmektedir.

Daha iyi gelin –kayınvalide ilişkisi için neler gereklidir? Neden olumsuzluklar yaşanmaktadır? Düşüncesinden yola çıkarak hem gelin rolünde hem kayınvalide rolünde olanlara bir anket uyguladık. Bakın nasıl sonuçlar elde ettik:

Kayınvalidelerin yaş ortalaması 63.2’dir. Eşi ile yaşayan kayınvalideler %13.3, eşi ve çocuklarıyla yaşayanlar ise%26.7, gelinleriyle birlikte yaşayanlar %60’dır.1 gelini olan kayınvalideler %46.7’yi, 2 gelini olanlar %26.7’yi, 3 gelini olanlar ise %26.7 ‘yi oluşturmaktadır.

Kayınvalideler gelinleriyle aralarındaki ilişkiyi % 73.3 klasik gelin-kayınvalide ilişkisi, % 13.3 arkadaşça(samimi ve dostça), % 13.3 sürtüşmeli bir ilişki olarak tanımlamışlardır. Gelinleriyle birlikte yapmaktan hoşlandıkları aktiviteler , gezmeğe gitmek % 53.3, yemek yapmak% 6.7, birlikte sohbet etmek% 26.7 olup birlikte hiçbir şey yapmak istemeyenler % 13.3’dür. Gelininin kendisine hitap şeklinden hoşlananlar % 100 olup, gelininin kendisine anne diye hitap etmesinin gerekli olduğunu düşünenler % 100 ‘dür.

Gelininize kızmanıza neden olan bir olayı kızları ile yaşasalar kayınvalideler aynı derecede %, %80, daha az % 13.3, % 6.7 hiç şeklinde tepki vereceklerini belirtmişlerdir.

Kayınvalideler, gelinleriyle bir sorun yaşandığında olayı %53.3 konuşarak, %40 hiçbirşey yapmayacaklarını belirterek, % 6.7 küserek çözümleme yoluna gideceklerini belirtmişlerdir.

Kızdıklarında bunu geliniyle paylaşanlar % 46.7, paylaşmayanlar %46.7 ve paylaşmaya cesaret edemedim diyenler %6.7’dir. Paylaşanlar arasında % 33.3 paylaşım sonrası sonucun değiştiğini, % 60’ı değişmediğini ve %6.7’si denemediğini belirtmiştir.

Kayınvalidelere göre sürtüşmeyi körükleyen taraf %33.7 gelinler % 66.3 her iki taraftır. Bu çatışmaları yaratan durum ise % 60 toplumun beklentisinden, % 26.7 bireysel özelliklerden, %13.3 her ikisinden de kaynaklanmaktadır. % 73.3 ayrı yaşamanın sorunları azaltacağına ilişkin görüş bildirmişlerdir. Yine % 70’ den fazlası iyi ilişkiler için evlilik öncesi bu konularda danışmanlık verilmesinin gerekli olduğunu belirtmişlerdir.

GELİNLERİN GÖRÜŞLERİNE GELİNCE;

Gelinlerin yaş ortalaması 38.18, ortalama çocuk sayısı 2’dir. %43.8’i kayınvalideden ayrı yaşamaktadır. Kayınvalideleri ile ilişkilerini sürtüşmeli olarak tanımlayanlar %12.5, kırgın %18.8, saygıya dayanan %62.5, zevkli diyenler ise sadece %6.3’dür. % 100’ü kayınvalidelerine anne diye hitap etmektedir. Ancak böyle hitap etmekten %18.8’i memnun değildir. %43.8’i ise başka bir şekilde hitap etmek istediklerini belirtmişlerdir. Gelinlerin %75’i eşlerinin birinci derecedeki akrabalarını benimsemekte güçlük çektiklerini ifade etmişler ve % 25’i kayınvalideleriyle birlikte hiçbir şey yapmaktan hoşlanmadıklarını ifade etmişlerdir. Kayınvalidenizden öfke yaratacak bir davranışı annenizden görseydiniz sorusuna %81.3 aynı tepkiyi verirdim, %18.8 tepkisiz kalırdım demiştir. Böyle zamanlarda çoğunlukla kızgınlık %50, daha az da sıkıntı %31.3 hissettiklerini belirtmişlerdir. Kayınvalidelerine duygularını %50 konuşarak, %18.8 küserek, %12.5 eşine ileterek ifade ettiklerini belirtmişlerdir. Sorunlarını paylaşmayı denediklerinde %56.2 sonuç alamadıklarını ve % 37.5 sorunların kayınvalideden kaynaklandığını belirtmişler ancak % 56.3 her iki tarafında sorumlu olduğunu söylemişlerdir. Gelinlere göre çatışmayı yaratan olay % 50 toplumun beklentisi, %37.5 bireysel özellikler,%12.5 ailelerin baskısıdır. % 93.8’i kayınvalide ile ayrı yaşamanın sorunları azaltacağını ifade etmişlerdir. % 93.8 gibi büyük çoğunluk evlilik öncesi bu konuda danışmanlık almanın gerekli olduğunu vurgulamışlardır.

İşte kıssadan hisse, gelin iletişim köprülerini sağlam temeller üzerine kuralım.

Babaların cocukların hayatındaki önemi

category Alternatif Tıp admin 7 Ağustos 2008

Anneler kadar babalar da bir çocuğun hayatında büyük rol oynar. Çocuklar aileleri içerisinde anne rolünü gördükleri kadar baba rolünü de görmek isterler. Ancak dünya genelinde yaygın olan bir kanıya göre babalar anneler kadar çocukları ile iletişim kurmaktan kaçınırlar ve bunun doğal olduğunu düşünürler.

Uzun yıllardır yapılan araştırmalar bu durumun zannedildiği gibi olmadığını, babaların da en az anneler kadar çocuklarının gelişiminde pay sahibi olduklarını ortaya çıkmıştır.

Toplum genelinde babalara yüklenen sorumluluklar ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılamak, ailenin birliğinden ve beraberliğinden sorumlu olmak olarak görülmüştür, anneler ise çocuk bakımından ve ev idaresinden sorumlu tutulmuştur. Ancak değişen hayat koşullarımız gerek annelerin gerek babaların sorumluluklarını hem genişletmiş hem de bir ölçüde değiştirmiştir.

Hayat koşullarının değişmesi, araştırmacıları ve eğitimcileri anne ve babaların farklı rollerinin çocuklarının gelişimlerine nasıl yansıdığını merak etmelerine neden olmuş ve konu hakkında çeşitli çalışmaların yapılmasına yol açmış.

Yapılan birçok araştırmanın sonucunda babaların çocukları ile ilişkilerinde pek çok eksiğin olduğu ortaya çıkmış. Bunlardan en önemli olanı ise çocukla babanın aynı aile içerisinde yaşamalarına rağmen birbirlerini yeterince tanımamalarından kaynaklanan iletişim problemleri olarak belirlenmiş.
Bu problemin kısa zamanda (çok küçük yaşlarında iken) çözülmemesi durumunda çocuklarda ciddi gelişimsel eksikliklerin ortaya çıktığı yine bu araştırmaların sonucunda vurgulan önemli bir diğer bulgu.

Bu nedenle babalar çocukları ile olan iletişimlerini güçlendirmeli ve çocuklarının gelişimlerinde önemli rol oynadıklarını unutmamalılar. Çocukları ile daha fazla iletişim kurmak isteyen babalar için işte birkaç önemli ipucu.

Neler Yapabilirsiniz?

● Çocuğunuzu dinlemeye özen gösterin, onun fikirlerine ve planlarına önem verin.

● Çocuğunuzla beraber geçireceğiniz zamanlar planlamaya çalışın, çocuğunuz ve sizin beraber yapmaktan hoşlandığınız aktiviteleri belirleyin ve bulduğunuz ilk fırsatta belirlediğiniz aktiviteler arasından birini seçerek çocuğunuzla uygulayın.

● Eşinizle konuşarak ondan konu hakkında size yardımcı olmasını isteyin, çünkü bazen anneler çocuklarını kendi himayeleri altına alma eğilimine gereğinden çok fazla girerler ve sizin çocuğunuzla kuracağınız iletişimi istemeden de engelleyebilirler.

● Eve yorgun gelmiş olsanız bile çocuğunuzla kısa da olsa bir süre beraber vakit geçirmeye ve oynamaya çalışın, eğer onunla oynayamayacak kadar yorgunsanız çocuğunuza durumunuzu uygun bir dille anlatın ve dinlenince onunla oynayacağınızı ona söyleyin.

● Çocuğunuza verdiğiniz sözleri yerine getirmeye çalışın, yerine getiremeyeceğiniz sözleri onlara vermeyin. Çünkü bu durum çocuğunuzla olan ilişkinizi oldukça zedeler ve size karşı olan güvenini yitirmesine sebep olabilir.

● Özellikle erkek çocuklar için babalar rol model olurlar. Erkek çocukların kafasında tam olarak baba figürünün oturmamış olması onların sosyal ve duygusal gelişimlerine oldukça zarar vermektedir. Bu nedenle babaların bu konuda dikkatli olması çok önemlidir…

İyi anne-baba olmak

category Alternatif Tıp admin 7 Ağustos 2008

Bütün anne ve babalar gibi siz de çocuğunuzla ile daha iyi bir diyalog kurmanın hayaliyle yaşıyorsunuz. Bu ortamı yaratmak düşündüğünüz kadar zor değil. Küçük ve basit önerilemizle aile yaşantınızda büyük gelişmeler sağlamanız çok kolay olacak!

Hiç kuşku yok ki, herkes çocuklarıyla mükemmel iletişim sağlamanın, onlarla arkadaş olabilmenin hayalini kuruyor. Bunu başarmak için bir psikolog gibi davranmaya da ihtiyacınız yok. Bütün anne ve babaların kolayca uygulayabileceği bazı yöntemlerle çok daha iyi birer ebeveyn olmanın keyfini sürmek elinizde.

• Çocuğunuzu övün

Oğlunuz parkta oynarken kendinden küçük bir çocuğun salıncağa binmesine yardım etti ya da kızınız size kendi hazırladığı kırmızı kalplerle süslü bir kartı armağan olarak verdi. O halde hemen ona bu davranışı önemsediğinizi gösterin.Onun minik jestlerini ve farketmeniz ve övmeniz sadece kendi kişiliğinin güçlenmesine yardımcı olmakla kalmayıp aynı zamanda başkalarına karşı kendini daha iyi hissetmesini sağlıyor. Ayrıca sizin bu şekilde davranmanız sayesinde çocuğunuz başkalarının davranışlarını önemsemeyi öğreniyor. Çocuğunuza bu jesti farkettiğinizi göstermek için en mutlu yüz ifadenizi takınmak zorunda değilsiniz. Sadece “Bu yaptığınız davanış gerçekten çok harikaydı.” ’ deyin ve sonra dikkatinizi başka yöne çevirin. Övgünün dozunu abartmayın.

• Uyumadan önce ona hikayeler okuyun

Çocuğunuzun yanına uzanarak ona en sevdiği kitabı ya da bir bölümünü okuuyun. Çocuklara yönelik hikayeleri okumak canınızı sıkıyorsa “Oliver Twist” ’ gibi her ikinizin de sevebileceği kitapları tercih edin. Öyküler dolaylı yollardan da olsa çocuğunuza hayatı anlatıyor. Kendinize bir zaman çizelgesi hazırlayarak haftada 1 ya da 2 kere ona kitap okuyun. Sadece birkaç gece televizyon seyretmekten ya da telefonda konuşmaktan vazgeçerek onun gelişimine katkıda bulunmak elinizde.

• Ona zaman ayırın

Lunaparka, sinemaya gitmek, top oynamak gibi birçok aktivite hem aile bağlarınızı güçlendiriyor hem de onun kişiliğini olumlu yönde etkiliyor. Pekçoğumuzun haftalık programının çok yoğun olduğu bilinen bir gerçek. Ancak, her şeye karşın çocuğunuza zaman ayırmanız onun kişiliği ve geleceği için gerekli. Onunla birlikte vakit geçirmek için sadece hafta sonlarında tüm günü kapsayan bir aktivite yapmanız şart değil. Eğer zamanınız kısıtlı ise onu okuldan almaya gidin ya da işten döndüğünüzde birlikte maç yapın. Süresi az bile olsa çocuğunuz sizinle bir şeyler paylaşmaktan mutlu olacacağına emin olun.

• Varlığınızı hissettirin

Ona sarılın. Saçlarını okşayın. Kollarınızın arasına alın. Size belki komik gelebilir ama çocuğunuza fiziksel olarak varlığınızı hissettirmeniz onun açısından oldukça önemli. En yoğun olduğunuz zamanlarda, konuşacak kadar bile vaktiniz olmadığında ona şöyle bir sarılın. bakışlarındaki mutluluğu göreceksiniz. Unutmayın ki sevgiyi göstermenin en iyi yoludur, dokunmak. Okula bırakırken onu öpmeniz tüm bir gün boyunca sizden bir parçanın sizinle olması anlamına geldiğini unutmayın.

• Dünyaya onun gözleriyle bakın

Kendinizi onun yerine koyarak düşünmeye çalışın. Böylece hem siz dünyaya sihirli gözlerle bakabilirsiniz hem de çocuğunuz sizle aynı düşünceleri paylaşmaktan mutluluk duyabilir.Kızınız size bir şeyler anlatırken onu uyarmaktan ve ona öğretmekten vazgeçin. Aksine “Biraz daha anlat” ’ diyerek onu destekleyin. Belki de bu kez siz ondan bir şeyler öğreneceksiniz

Evliliklerde Krizler Nasıl Aşılır çözümü

category Alternatif Tıp admin 7 Ağustos 2008

Amerikada yapılan bir araştırmaya göre evli her 100 kadından 25i, evli her 100 erkekten 70i en az bir kere eşini bir başkasıyla aldatıyor. Evlilikte aldatma ve aldatmaya kadar gidebilen diğer sorunlar için Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan önerileri:

Eşler arasındaki kavgalar evliliğin tuzu biberi mi?

Eskiler, eşler arasındaki kavgaları evliliğin tuzu biberi olarak görürler ve ilişki için gerekli olduğunu söylerler. Bir bakıma, kavgası gürültüsü olmayan evlilikler pek hayra alamet yorumlanmazdı. Günümüzde ise evliliklerin geneli fazlaca tuzlu ya da biberli! Eşlerin birbirine Artık bu iş burada biter dediği kavgaların, tartışmaların yaşanmadığı evlilikler yok değil dersek, abartmış olmayız.

Evlilikte krizler neden sıklaştı?

Ekonomik şartlar, şehir hayatının olumsuzlukları, sosyal nedenler, bireyin toplumda yalnızlaşması gibi nedenler, evliliklerde derin krizlerin yaşanma sıklığını artırdı. Bu aynı zamanda çiftleri kriz anlarına hazırlıklı olmaya ya da ilişkideki sorunları krize dönüştürmeden önleme yollarını öğrenmeye mecbur bıraktı.

Evlilikte yaşanan sorunların en önemli nedeni nedir?

İnsanlar olaylar karşısında çoğu zaman hisleriyle tepki verir. Evlilikte yaşanan sorunların, krizlerin en önemli nedeni de; eşlerin birbirine olması gerektiği gibi değil de hissettikleri gibi davranması. Bunu özellikle Doğu toplumlarında görüyoruz. Doğu kültürünün insanları fazla duygusal oldukları için olaylara objektif bakamaz ve duygusal davranır.

Cinsel aldatma evliliğe nasıl zarar verir?

Evliliklerde eşleri birbirine bağlayan en önemli etken sadakattir. Buna karşın evliliklerde sadakati ortadan kaldıran durumların başında cinsel aldatma gelir. Cinsellik insan için özel biriyle paylaşılacak bir durum. Bu yüzden evlilikte cinsel ilişki, eşler için son derece özel, özel olduğu kadar da önemli. Eşlerden birinin diğerini aldatması, bu özel ve önemli birlikteliğe vurulan bir darbe. Tüm toplumlarda cinsel aldatmanın, evliliğin anayasasına aykırı bir davranış olarak kabul edilmesinin nedeni de budur.

Cinsel aldatma günümüzde yaygın bir durum mu?

Evet, günümüzde cinsel aldatma çoğu toplum için sosyal bir sorun haline geldi. Tarihin hiçbir döneminde eşlerin birbirini aldatması, modern dünyadaki kadar yaygın olmamıştı. Örneğin Amerika da yapılan bir araştırmaya göre; evli her 100 kadından 25 i en az bir kere başka bir erkekle cinsel ilişkiye giriyor. Yine evli her 100 erkekten 70 i başka bir kadınla eşini aldatıyor. Cinsel aldatmanın bu kadar yaygın olması, elbette boşanma oranlarına da yansıyor.

Duygusal aldatma olmadığı sürece cinsel aldatma önemli değil mi?

Bu yaklaşımın geçerli olması mümkün değil. Tarafların evliyken başka birileriyle cinsel ilişkiye girmeyi kabullenmesi, aslında bir aldatmacadan ibaret. Bu durum, evliliğin anlamına, genetik yapısına ters. Çünkü cinsel aldatma, duygusal bağlılığa zarar verir ve bunun duygusal aldatmadan bağımsız olduğu düşünülemez. Sevgilisi olan erkek ya da kadın, giderek ailesinden uzaklaşır, fatura da çocuklara ve dolayısıyla topluma çıkar.

Cinsel aldatmayı önemsemeyen birisi evliliğinde mutlu olur mu?

Cinsel aldatmayı önemsemeyen birinin hiç evlenmemesi daha iyi. Hem evlenirim hem de başkalarıyla cinsel ilişkiye girerim tarzında bir yaklaşım sergileyen kişinin, evliliğini sürdürmesi imkansız.

Sanal aldatmalar boşanma için bir gerekçe olabilir mi?

Bu; tüfekle karınca öldürmeye benzer. Yani, elbette ki önlem alınması gerekir ama boşanma için bir gerekçe olamaz.

Erkeğin aldatmasını kadın kabul mu ediyor?

Birçok toplumda erkeğin eşini aldatması daha yaygın. Türkiye de de erkeğin eşini aldatması, aile kurumu için önemli bir sorun. Bunun temelinde, geleneksel aile anlayışımızın erkeğe adeta aldatma özgürlüğü vermesi yatar. Erkektir, elinin kiridir, yapar ama döneceği yer yine evidir düşüncesinin, geleneksel aile modelinde hala geçerli olduğunu söylemek mümkün. Ancak eğitim seviyesinin giderek yükselmesi ve çekirdek aileye geçişle birlikte, erkeğin eşini aldatması da artık boşanma nedeni olarak daha sık karşımıza çıkıyor. Yani erkeğin eşini aldatması artık kadın tarafından eskisi gibi kabullenilmiyor.

Aldatan eş pişman olmuşsa; kadın ne yapmalı?

Eğer eşi gerçekten pişman olmuşsa, kadın da aramızdaki sevgi bağını artırmak için ne yapmalıyım? diye düşünmeli. İnsan değerli bir şey kaybettiği zaman onu hemen unutmaz, tekrar bulmaya çalışır. Evlilik de böyle. Aldatan eş, yere düşen mücevher gibidir. Mücevheri yere düştü diye çöpe atmak yerine, yerden alıp temizlemekte fayda var. Ancak kadın, aldatan eşini affederken, ona mutlaka bir daha yaparsan sonuçları evliliğimiz için kötü olacak mesajını vermeli. Çünkü aldatan erkeğin hemen affedilmesi, hiçbir şey olmamış gibi davranılması; onun bu olayı bir şey olmadı şeklinde yorumlamasına ve aynı hatayı tekrarlamasına neden olur

Kardeş Kıskançlığında anne babanın görevi

category Alternatif Tıp admin 7 Ağustos 2008

Ailedeki ilk çocukların yaşadığı kardeş kıskançlığında anne ve babanın yanlış davranışları pek çok olumsuz duruma neden oluyor.

Alman Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikoloğu Özge Türk, kardeş kıskançlığının nedenini anlattı:

“Kardeş kıskançlıklarının temelinde anne ve babanın ilgi ve sevgisinin bölünmesi korkusu yatmaktadır.Yeni doğan kardeş, büyük çocuk için adeta bir kumadır.

Yani, anne ve babanın ilgi ve sevgisini artık yeni doğanla paylaşmak zorundadır. Ancak bu durum o kadar da kolay değildir. O ana kadar anne ve babanın ilgi odağı olan kişi kendi olmuştur.

Çocuk, yeni doğan kardeşine karşı ikilemli duygular hisseder, sevgi ve nefret arasında gidip gelir. Aslında onu sevmesi ya da sevmek zorunda olması çevre ve anne, baba tarafından çocuğa benimsettirilmiş gibidir. Küçük kardeşini sevmediğini söylerse, anne, baba ve çevre tarafından ayıplanacak, eğer sevdiğini söylerse en büyük alkışı o alacaktır.

O zaman alkışı almak, yani küçük kardeşi sevmek ve benimsemek için kendini zorlar. Anne ve babasına da bu durumu ispatlamaya çalışır. Taşıyamayacak olsa da kardeşini kucaklayıp taşımak için ısrar eder, ağlayınca ilk önce o koşar. Elbette ki anne ve babası onun bu davranışlarını beğenecek ve onurlandıracaktır, başka türlü olamaz.

Sevgisi o kadar taşmaktadır ki küçük çocuğu eline alır, sıkıştırır ve küçük çocuk ağlamaya başlar. Anne ve baba onu bu davranışı nedeniyle azarlar. İşte yine günah keçisi olmuştur. Oysa ki sadece küçük kardeşini ne kadar sevdiğini onlara ispatlamak istemiştir ama nafile. Onu anlayan yoktur…

Artık anne ve babasına yaranamamaktadır ve adeta bu dünya kardeşi ve kendi için dar gelmeye başlamıştır. İşte o zaman kıskançlık duyguları kabarmaya başlar. Artık ateşkes bozulmuştur ve savaş ilan edilmiştir.”

Çocuklar karşılaştırılmamalı

Psikolog Özge Türk, bu tip durumlarda anne ve babanın her iki kardeşe olan yaklaşımlarında çok dikkatli olmaları gerektiğini açıkladı:

“Öncelikle her iki kardeş arasında mukayese yapmamak gerekmektedir. Her çocuk farklı özelliklerde, farklı yeteneklerde, farklı bireylerdir. O zaman aralarında mukayese, ancak birbirleri arasında rekabete neden olur, başka bir işe yaramaz.

Anne ve baba her iki çocuğa da sevgilerini göstermelidirler. Bazen ebeveynler çocukları aralarında paylaşırlar. Örneğin, anne yeni doğanla, baba büyük çocukla ilgilenir. Bu tutum da doğru değildir.

Çünkü diğer çocuk artık anne ve babasının onu sevmediğini ve ilgilenmediğini düşünebilir. Sevgi, ortak ve paylaşılabilen bir duygudur ve her iki ebeveyn de her iki çocukla ilgilenebilmedir.”

Kardeş hakkında bilgi verilmeli

Yeni doğan dünyaya gelen bebekle ilgili büyük çocuğu bilgi verilmesi gerektiğine de değinen Psikolog Özge Türk, büyük çocuğun doğacak olan kardeşe hazırlanması gerektiğine değindi.

Psikolog Özge Türk, kardeş dünyaya geldikten sonra ise büyük çocuğa ufak sorumluluklar verilmesi gerektiğini açıkladı:

“Onun değerli ve işe yarar hissetmesini ve ağabey, abla olduğunun bilincine varmasını sağlayacaktır. Bazı anne ve babalar, çocuk yardım etmek istediğinde beceremeyeceğini düşünerek çocuğu engeller ya da gereksiz yere azarlarlar.

Bu gibi tutumlar, çocuğun benlik saygısını zedeleyecek ve yalnızlığa sürükleyecektir. Çocuğu yeni doğan karşısında onurlandırmak gerekmektedir.”

Önemli olan takım ruhu yaratmak

Psikolog Özge Türk, her iki çocuğu alarak birlikte oyunlar oynamanın, hep birlikte bir yere gitmenin birlik ve beraber olma duygusunu pekiştirdiğini ve kardeşlerin takım ruhu hissetmelerini sağladığını açıkladı:

“Bu şekilde rekabet azalacaktır. Küçük kardeş büyüdüğünde, yürümeye başlayıp, konuştuğunda daha büyük kavgalar çıkabilecektir. Bu kavgalarda anne ya da babanın hakem konumunda olması kavgayı kızıştırabilir. Çocuklar kavga etmeye başladıklarında kozlarını kendi aralarında paylaşabilmeleri için bırakmak gerekmektedir.

Sakinleştiklerinde her ikisi de dinlenip, problem yorumsuz olarak tanımlanabilir, bu şekilde taraf tutulmadığı gösterilmiş ve çözüm için açık kapı bırakılmış olur. Birbirlerini şikayet ettiklerinde net olarak “Şikayet etmek yok!” denilebilir.

Ancak asla bir çocuktan yana olunmamalıdır. Çocukların ayrı ayrı bireysel özellikleri tanınmalı, kendilerini en iyi şekilde ifade edebilecekleri ve zevk alacakları aktivitelere yönlendirilmelidir.

Daha sonra bunları birbirlerine anlatmaktan keyif alacaklardır. Kıskançlık doğal bir duygudur. Anne ve babanın kardeşler arasındaki bu duyguyu reddetmek yerine kabullenip, onları anlamaya çalışması çocukları rahatlatır ve güvenli bir ortamda hissetmelerini sağlar.”

Aile

category Alternatif Tıp admin 7 Ağustos 2008

Aile Evlilik, kan yada evlat edinme  bağlarıyla birbirine bağlı, tek bir hane halkı oluşturan, karı-koca, ana-baba, kız ve oğul, kız ve erkek kardeş olarak herbiri kendi toplumsal konumu içinde birbirlerinin karşılıklı etkileyen, ortak bir kültür yaratan, paylaşan ve sürdüren bireyler grubu.  Ayrıca aile topluluğu, tek bir hane halkını oluşturduğu için çoğu kez hane halkı terimiyle kullanılır.
Başka bir açıklama yapmak gerekirse; Türk Hukuku’na göre aile kan veya mukabele ile birbirine bağlanmış, aralarındaki hukuki münasabet medeni hukuk ile düzenlenmiş topluluktur.
Aile, çok büyük önemi olan tabii bir toplumdur. Çünkü, çocukların korunması ve yetiştirilmesi, anne ve babaya ancak sürekli bir beraberlik  sayesinde yürütebilecekleri bir takım görevler yükler. Bu yüzden ailede eğitimin yeri çok önemlidir.

Anne ve Babanın Davranışları

category Alternatif Tıp admin 7 Ağustos 2008

Insan ilişkileri içinde en uzun ömürlü ve önemli etkileri olanı, hiç kuşkusuz anne-baba ile çocukları arasında olan ilişkilerdir. Bir de çocuğun yetişmesinden başarı ya da başarısızlıklarından yalnızca veya yüzde yüz anne-babayı sorumlu tutmak doğru değildir. Çünkü çocuk yalnızca anne ve babasının aile eğitiminin etkisi altında kalmış olsaydı, bir ailedeki tüm çocukların birçok özellikleri yönünden birbirlerinin aynı olmaları gerekirdi. Her çocuk ailenin parçasıdır. Fakat çocuğun yetişmesi ve gelişmesinde okulun ve en geniş anlamda toplumunda sorumlulukları da katkılardan biridir. Bence, anne-babaları tarafından gerçekten sevilip sayıldıklarına inana çocuklar davranışlarında daha bağımsız ve kendilerine daha çok güvenen insanlar durumuna gelmektedirler.
Çocuğun kişiliği önce ve esaslı olarak anne-babası arasında biçimlenmeye ve renk almaya başlar. Ancak bir çocuğun aile çevresinde kazandığı kötü alışkanlıkları değiştirmek, kolay bir iş değildir. Atalarımız, öncelikle ilk yıllardaki etkilerin önemini belirtmek için “Ağaç yaşken eğilir” demişlerdir. Yapılan incelemelerde gösterdiği gibi hayatında anne-babasının her yaşta kişiliği üzerinde etkisi olmaktadır. Eğer bu etkiyi derecelendirmek, ağırlık ve önem bakımından bazı dönemlere ayırmak gerekirse özellikle doğumdan 5 yada 6. Yaşın sonuna kadar  insan hayatındaki önemi çok büyüktür.
Bunun nedenleri;a.    Bir çocuğun anne-babası ile bir arada olma süresi ve bu dönemde, hayatının diğer dönemleri ile kıyaslanamayacak kadar uzundur.
b.    Kimi anne-babalar, özellikle bu yaşlardaki çocuklar için “daha yaşı küçüktür, nasılsa bir şeyler anlamaz” diye düşünebilirler.

Bu türlü fikirler anne-babaların çocuklarına karşı davranışlarında, birbirlerine olan ilişkilerinde daha az
hassas , daha az dikkatli olmalarına neden olmaktadır.
Ve ruh sağlığının bozulmuş, uyumsuz bir duruma gelmiş insanların çoğunun hayat hikayelerinin dinlenince bu gibilerinin ruh sağlıklarının bozulmasını sağlayan nedenlerin köklerinin bu yaşlara kadar gelip dayandığı görülmektedir

eXTReMe Tracker