Aile, insanlığın var olduğu günden beri olduğuna göre, evlenme de aile ile aynı yaştadır. Ancak her evlenme aynı zamanda aileyi meydana getirmemektedir. Çünkü evlenmenin sonunda hemen ailede meydana gelmemekte ya da evlilikle kurulan aile, bir süre sonra ya geçici olarak ya da tamamen ortadan kalkmaktadır. Bir de cinsi bir liktelik yalnızca evliliğin sonucu olmadığı için, bu durumda geçen süre evlilikten sayılmamakta ve bireyler evli olarak kabul edilmemektedir. Dolayısıyla insanların bütün birliktelikleri, evlilik ve aile ilişkisi olarak algılanmamaktadır. Bu durumun sebeplerinin başında sosyal kabuller ve dini inançlar gelmektedir. Hatta evlilik kurumun- da, din, birinci derecede rol oynamaktadır. Mesela bir sosyal gruptaki evlilik kurumu incelenirse, evliliğin çeşitli safhalarında dinin geleneksel yapıyla olan yakın ilişkisi görülür. Bu sebeple olacak ki, çağdaş sosyologlardan Bottomore, dinin evlilik ilişkileri üzerinde son derece etkili olduğunu söyleyerek, Hindu dininde ve Katolik inancındaki boşanma yasağını ve hükümlerini örnek gösterir. Bilindiği gibi İslam dini de evlilikle ilgili birçok hükümler getirmiştir ve bu dine inanan insanlar, evlilik şekillerini ve aile yapılarını önemli ölçü de, İslami çerçevede sürdürmeye çalışırlar. Ancak sosyal yapıdan kaynaklanan gelenekler, bazı konularda din ile beraber kendini gösterirken, resmi hukuk ile örfi hukukun çatıştığı görülebilir.
İslam dinine inananlar, Allah huzurunda kendilerini karı koca ilan ettiklerinde, dini açıdan evli sayılırlarken, gelenekler o insanların bu kararlarını, sosyal grup içinde ilan etmelerini gerektirir. Aksi takdirde onlar karı-koca kabul edilmez. Resmi hukuk açısından da kendilerini gayri resmi karı-koca kabul ederek, cinsi ilişkiye giren insanlar, bir süre sonra ayrıldıklarında dul kabul edilmezlerken, resmi olarak evlenen insanlar, cinsi ilişkiye girmeseler, hatta aynı haneyi beraber hiç kullan masalar dahi, bir süre sonra ayrıldıklarında, kanunlar karşısında dul sayılırlar.
Tarihin derinliklerinde evlilik kurumunu bazı değerlere ve yasalara bağlayan formel ve enformel kurallar vardır. Bu kuralların en önemlilerinin başında, genelde tek eşle evlilik gelmektedir. “Samu el Johnson’un dediği gibi hiç kimse bir başkasının evlenme olanağını ortadan kaldırmadıkça. iki karı alamaz. Polyandry (Bir kadının iki ya da daha çok erkekle evlenmesi) ise o kadar az görülen bir durumdur ki, Murdock bu olguyu “etnografik bir tuhaflık” saymaktadır. Çok karılılığa izin verilen yerlerde bile, başta evlilik tipi tek karılıktır”. Yerli sosyal gruplardaki çalışmalarıyla tanınan Malinowski de “evlilik genellikle tek eşlidir; cinsi ilişki yalnız birbirleriyle evli eşler arasında geçer ve süreklidir, yaşamları birbirinden bağımsız, ekonomi ortaktır. Yalnız şefler çok kadınla evlenirler, diyerek yukarıdaki görüşü yıllar önce destekleyici bilgiler sunmuştur. Ayrıca “antropolojik çalışmalar, evlilik dışı doğan çocukların yasal çocuklarla aynı toplumsal davranışlardan yararlandığı ve aynı toplumsal yeri aldığı bir tek toplum gösteremiyorlar” diyen Malinowski, evliliğin çocuklara meşruiyet kazandıran bir kurum olduğu hususuna dikkatimizi çekerek “evliliği çocuklara meşruluk statüsünü veren, evlilikte de ek, özel bir statü kazandıran, kamu, hukuk ve gelenek tarafından belirlenmiş sözleşmeli bir birlik olarak tanımlayabiliriz” der. Malinowski, ayrıca yerlilerde cinselliğin birinci derecede sosyal ilişkileri ifade ettiğini “cinsellik, Güney Denizi adaları sakinleri için, salt fizyotojik sürecin bizdeki kadar az yer tuttuğu, aşkı ve aşk yaşamını da içeren bir şeydir; evlilik ve aile gibi öteden beri saygıdeğer olmuş kurumların çekirdeğini oluşturur; sanat ondan etkilenmiş, kendi tılsım formülleri ve kendi büyüsü vardır. Gerçekte kültürün hemen her tezahürünü etkiler. Geniş anlamda cinsi yaşam iki birey arasındaki salt bedensel ilişkiden çok, sosyolojik ve kültürel bir güçtür” diyerek belirtir.
Malinowski ve Bottomore’nin aksine, evrimci teorinin savunucularından olan Morgan; tek eşli evliliğin sosyal grupların evrimi sonucu, sonradan meydana geldiğini ve bu evlilik tipinin nihai olduğunu, ayrıca erkeklerin her zaman çok kadınla evlenme haklarının olduğunu kabul eden Ancak bu görüşe ve Morgandan kaynaklanan “cinsi serbestlik” anlayışına sosyal bilimciler tarafından pek rağbet edilmemiştir.