Archivi per Mayıs, 2008

Ani bebek ölümünde bakteri şüphesi

category Kız İsim Bankası 30 Mayıs 2008

İngiliz araştırmacılar, 1 yaşının altındaki çocuklarda görülen ani bebek ölümü sendromuna (SIDS) bakterilerin katkısının olabileceği ihtimali üzerinde duruyor.

‘Kadınlar romatizmaya daha yatkın’

category Kız İsim Bankası 30 Mayıs 2008

Türkiye’de yetişkinlerin yüzde 20’sini etkileyen romatizmal hastalıkların, iltihaplı romatizma türünün, kadınlarda erkeklere oranla 2 kat daha fazla görüldüğü bildirildi.

Sağlık olsun diye yapılan “sağlıksız” hareketler

category Kız İsim Bankası 30 Mayıs 2008

Belediyelerin kurduğu açık hava spor parklarındaki aletlerin bilinçsiz kullanımı ve yaz aylarının gelmesiyle birlikte başlayan yürüyüşlerin sağlıksız yapılması nedeniyle sakatlanma ve kırık vakalarında artış yaşandığı bildirildi.

Kolorektal kanserinde erken teşhisin önemi

category Kız İsim Bankası 30 Mayıs 2008

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Kuzu, kalın bağırsak kanserinde (kolorektal) erken teşhisinin önemine işaret ederek, “Dışkıdan kan gelince gerekli tetkikler yapılsa, hastalık erken yakalanabiliyor” dedi.

Soğuk algınlığına karşı tavuk suyuna çorba

category Kız İsim Bankası 30 Mayıs 2008

ABD ve İngiltere’de 2 yaşın altındaki çocukların soğuk algınlığı ilaçları kullanımının yasak olduğu bu yaş grubuna tavuk suyuna çorba ve bol sıvı önerildiği bildirildi.

“Kronik hava yolu hastalıkları ihmale gelmez”

category Kız İsim Bankası 30 Mayıs 2008

Sağlık Bakanlığı ile Türk Toraks Derneği tarafından düzenlenen “Türkiye Kronik Hava Yolu Hastalıklarını Önleme ve Kontrol Programı ve Ulusal Eylem Planı Türkiye toplantısı” başladı.

HSV Enfeksiyonları

category Gebelik dönemi admin 29 Mayıs 2008

HSV Enfeksiyonları
 Cinsel yolla bulaşan hastalıklar grubunda yer alan Tip 2 HSV (Herpes Simpleks Virüsü) enfeksiyonu doğum eylemine yakın bir zamanda geçirildiğinde doğum kanalından geçerken bebeğe bulaşabilmekte ve bebekte çok ciddi enfeksiyonların oluşmasına neden olabilmektedir. Bildiğimiz dudak uçuğunu meydana getiren Tip 1 HSV ile aynı grupta yer almasına rağmen, bulaşma yolları, belirtileri ve gebelikteki önemi açısından oldukça farklı özellikleri olan Tip 2 HSV hakkında bilgi sahibi olmanız bebeğinizin sağlığı açısından son derece önemlidir.
 
 HSV nedir?
 Herpes Simpleks Virüsü (HSV) dudak uçuğu ve genital bölgede enfeksiyona yol açan bir virüstür. Virüsün uçuk oluşumuna neden olan Tip 1 ve genital enfeksiyona neden olan Tip 2 olmak üzere iki ayrı tipi vardır. Virüsün diğer virüslerin çoğunda olduğu gibi en büyük özelliği insan vücuduna bir kez girdikten sonra yalızca kısmi bağışıklık yanıtı oluşturması ve hücreler içinde yaşamını sürdürerek değişik zamanlarda tekrar tekrar enfeksiyona yol açabilmesidir.
  
 Nasıl bulaşır?
 

 Tip 2 HSV enfeksiyonu cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında yer alır ve en az sifiliz (frengi) ve gonore (belsoğukluğu) kadar yaygındır. Tip 1 enfeksiyon (uçuk) sıklıkla çocukluk çağında geçirilirken, genital bölgede yerleşim gösteren Tip 2 HSV ile ilk karşılaşma sıklıkla 20-30 yaşları arasında olur. Sosyoekonomik seviyesi orta ve ortanın üzerinde olanlarda nispeten daha sıktır. Virüsü taşıyan kişiden cinsel ilişki esnasında diğer kişinin mukozalarına (ağız, anüs, vajina gibi) bulaşma yoluyla virüs bir bireyden diğerine geçer.
 
 Nasıl belirti verir?
 

 HSV enfeksiyonunun verdiği belirtilerin nitelikleri ve şiddeti kişinin daha önceden virüsle karşılaşıp karşılaşmamasına bağlı olarak değişir. Kişinin virüsle ilk karşılaşması sonrası oluşan enfeksiyona birincil enfeksiyon adı verilir. Birincil enfeksiyon geçirildikten sonra virüs bölgedeki sinir hücrelerinin içinde belirti vermeden yaşamını sürdürür. Zaman zaman enfeksiyon belirtileri tekrar ortaya çıkar. Bu enfeksiyonlara da tekrarlayıcı enfeksiyon adı verilir.
 
 Birincil enfeksiyon belirtisiz seyredebileceği gibi sıklıkla oldukça şiddetli belirtiler verir. Ancak daha önceden dudak uçuğu geçirmiş kişilerde Tip 1 HSV’ye karşı oluşan antikorların kısmi koruyucu etkisiyle enfeksiyon daha hafif seyredebilir. Virüsün vücuda girdiği yerde (vulva, vajina, serviks) 2-10 günlük kuluçka devresinden sonra ağrılı veziküller (baloncuklar) ortaya çıkar. Bu belirtilerin ortaya çıkmasından önceki dönemde kişide grip benzeri belirtiler (başağrısı, kas ve eklem ağrısı, kırgınlık, hafif ateş) ve veziküllerin çıkacağı yerde kızarma, yanma ve ağrı gibi yakınmalar sık görülür. Sıklıkla kasık lenf bezlerinde ağrılı şişlikler ortaya çıkar. Veziküllerin verdiği ağrı nedeniyle idrar yapmak güçleşir. Tüm vulva ödemli ve kızarık hale gelebilir. Veziküllerin içi berrak bir sıvı doludur. Bazı durumlarda bu veziküller kendi aralarında birleşerek daha büyük baloncukların meydana gelmesine neden olurlar.
 
 Çok ender durumlarda hastalık diğer organlara sıçrayarak (karaciğer ve beyin gibi) hayatı tehdid eden bir seyir gösterebilir.
 
 Hastalık belirtilerinin ortadan tümüyle kaybolması 2-6 haftayı alabilir. Genital bölgenin dış kısmındaki bu lezyonlar iyileşirken yerlerinde kabuklu yaralar gelişir. Bu yaralar da genellikle iz bırakmadan iyileşirler.
 
 Birincil enfeksiyondan sonraki bir yıl içinde tekrarlayıcı enfeksiyonlar sık görülür. Hastalık belirtileri devam ettiği sürece kişinin bulaştırıcılığı oldukça yüksektir.
 
 Birincil enfeksiyonların aksine tekrarlayıcı enfeksiyonlar daha hafif seyreder. Tekrarlayıcı enfeksiyonlar özellikle ilk enfeksiyondan sonraki bir yıl içinde %66 hastada görülür. Veziküller bu kez daha az sayıda, daha ufak bir alanda ve genellikle birincil enfeksiyonun oluştuğu bölgeye yakın bir yerde ortaya çıkar. Hastalığın gelişmesinden önceki belirtiler de daha hafiftir (ciltte hassasiyet, şiddetli kaşıntı). Ancak tekrarlayıcı enfeksiyonlarda da bulaştırıcılık yüksektir.
 
 Gebelikte geçirilen enfeksiyonun önemi nedir?
 

 Gebelikte enfeksiyon geçirildiğinde plasenta yoluyla bebeğe bulaşması söz konusu değildir. Esas problem doğum eylemi esnasında genital bölgede (yani doğum kanalında) bulunan virüslerin kanaldan geçiş esnasında direkt temasla bebeğe bulaşması sonucu ortaya çıkar. Özellikle gebelikte birincil enfeksiyon geçiren anne adaylarından doğum eylemi esnasında bebeğe bulaşma riski %50′lere kadar varabilir. Tekrarlayıcı enfeksiyon geçirenlerde ise virüs yoğunluğu nispeten düşük olduğundan bu risk %5′lere düşer. Bebekte enfeksiyon oluştuğunda ağır durumlarda bebeğin %60′lık bir ölüm riski vardır.
 
 Özellikle daha önceden dudak uçuğu geçirmemiş ve birincil enfeksiyon geçiren anne adaylarında daha önceden en az bir kez uçuk hastalığı geçirmiş anne adaylarına göre daha fazla bir bulaştırıcılık söz konusudur.
 
 Daha önceden birincil enfeksiyon geçirmiş olanlarda tekrarlayıcı bir enfeksiyon geliştiğinde, ya da daha önceden uçuk geçirmiş olanlarda birincil enfeksiyon geliştiğinde risk azalmakla beraber yine de doğum eylemi başladığında doğum kanalından bebeğe virüs bulaşma riski önemli oranda mevcuttur.
 
 Erken gebelik döneminde geçirilen enfeksiyonun düşüğe ya da bebekte anomaliye yol açtığına dair bir bulgu yoktur. Ancak şiddetli belirtilerle seyreden birincil enfeksiyonlar erken doğum tehdidine yol açabilmektedir.
 
 Nasıl tanı konur?
 
 Tipik veziküler görünüm ve belirtilerle HSV enfeksiyonunun tanısını koymak kolaydır. Virüs ayrıca kültürle, ya da kanda virüse özgü antikorların saptanmasıyla tanınabilir.
 
 Nasıl tedavi edilir?
 
 Tedavide uçuk tedavisinde de kullanılan asiklovir adlı virüslere etkili ilaç kullanılır. Ancak gebelikte bu ilacın kullanımıyla ilgili çalışmalar kısıtlı olduğundan bu dönemde tercih edilmez. Genel hijyenik kurallara uyma, ağrı kesiciler kullanma, idrar yapmanın aşırı ağrılı olduğu durumlarda idrar boşaltımını sağlamak için sonda takılması gibi önlemler alınır. Genital bölgenin kuru ve temiz tutulması önemlidir.
 
 Anne hayatını tehdit eden enfeksiyonların varlığında ise damar yoluyla asiklovir içeren ilaçlar kullanılır.
 
 Gebelikte enfeksiyon geçirildiğinde nasıl bir yol izlenir?
 

 Doğum eylemi başladığında anne adayının genital sisteminde virüs varlığı kanıtlandığı ya da şüphelenildiği her durumda bebeğe bulaşmayı önlemek için doğum sezaryenle gerçekleştirilir ve böylece bebeğin doğum kanalıyla (ve virüsle) teması önlenir.
 
 Bu yüzden anne adaylarının şüpheli belirtiler olduğunda durumu doktorlarına iletmeleri önemlidir.
 
 Doğuma yakın dönemde birincil ya da tekrarlayıcı genital HSV enfeksiyonu geçirmiş olan anne adaylarında doğum eylemi başladığı anda belirtiler devam ediyorsa sezaryenle doğum önerilir.
 
 Genital herpes geçirmiş anne adaylarının sularının gelmesi durumunda hemen hastaneye başvurmaları önemlidir. Suların gelmesinden sonra doğum kanalındaki virüsler yavaş yavaş vajinadan açık olan amnios zarından geçerek bebeğe geçebilmektedir. Bu yüzden de suların gelmesinden sonra geçen süre giderek daha fazla sayıda virüsün yukarı çıkarak bebeğe ulaşmasına imkan tanımakta ve kesenin açılmasından doğuma kadar geçen süre uzadıkça doğum sezaryenle gerçekleşse de virüsün bebeğe bulaşmasını engelleme şansı azalmaktadır.
 
 Doğum hangi yolla gerçekleşirse gerçekleşsin genital HSV geçiren annenin bebeği yakın incelemeye alınır ve gerekli tetkikler yapılır. Annenin doğum sonrası hijyen kurallarına dikkat etmesi, ellerini usulüne uygun olarak yıkaması ve genital bölgedeki lezyonlarla bebeğinin temas etmesini önlemesi durumunda anneyle bebeğin birbirinden ayrılması gereksizdir ve anne bebeğini emzirebilir.
 
 Korunma
 
 HSV enfeksiyonu büyük oranda cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için alınması gereken önlemler (şüpheli kişilerle ilişkide bulunmamak, şüpheli durumlarda prezervatif kullanma gibi) HSV enfeksiyonundan korunmada önemlidir. Baba adayının HSV enfeksiyonu geçirmesi durumunda en etkili korunma yolu lezyonlar tümüyle ortadan kalkana kadar cinsel ilişkide bulunmamak ve genel hijyen kurallarına tümüyle uymaktır.

HPV Enfeksiyonları

category Gebelik dönemi admin 29 Mayıs 2008

HPV Enfeksiyonları
 Cinsel yolla bulaşan hastalıklar grubunda yer alan HPV enfeksiyonu, genital bölgede kondilom adı verilen siğillerin oluşmasına neden olan ve bulaşıcılığı oldukça yüksek bir virüs enfeksiyonudur. Virüsün bazı alttiplerinin enfeksiyondan yıllar sonra genital bölgede kansere yol açtığından şüphelenilmektedir.
 
 Gebelikte HPV enfeksiyonu bazen doğum kanalını tıkayacak büyüklükte kitlelerin oluşmasına neden olabilmektedir. Diğer bir tehlike de doğum esnasında bebeğe bulaşan virüsün doğmuş bebeğin ses tellerinde papillom adı verilen kitlelerin oluşumuna neden olabilmesidir.
 
 HPV nedir?
 

 HPV (Human Papilloma Virus) genital bölgede ve mukozalarda enfeksiyon yapan ve condyloma acuminatum (kondiloma aküminatum ya da kısaca kondilom) adı verilen siğil şeklinde kitlelerin oluşumuna neden olan bir virüstür. Çoğu virüs hastalığında olduğu gibi HPV de bir kez vücuda girdiğinde hücreler içinde yerleşir ve zaman zaman alevlenmelere yolaçar. Bu yüzden kesin tedavisi olmayan bir hastalık olarak kabul edilir.
 
 Nasıl bulaşır?
 

 HPV enfeksiyonu cinsel yolla bulaşan hastalıklar grubunda yer alır. Özellikle çok sayıda cinsel eşi olan (veya öncesinde olmuş olan) bireyler ve bu bireylerin eşlerinde yaygındır. Virüsün bulaşması başka bir bireyin enfekte bölgesinin (penis gibi) mukozalara (ağız ve vajina gibi), ya da doğal olarak nemli bölgelere (anüs gibi) temasıyla olur.
 
 Nasıl belirti verir?
 

 HPV bulaştıktan sonra 2-6 aylık bir kuluçka devresini takiben genital bölgede ve/veya anüs etrafında sayıları ve büyüklükleri değişken kondilom (siğil) adlı kitlelerin oluşmasıyla belirti verir. Belirtiler bireysel özelliklerden oldukça etkilenir ve özellikle erkeklerde enfeksiyon tümüyle belirtisiz seyredebilir. Kadında da belirtisiz seyredebilir, ancak “belirtisiz” seyreden bu durumlarda büyüteçle (kolposkopi) yapılan ayrıntılı incelemelerde dış genital bölge, vajina ya da servikste çok ufak çaplı kitleler çoğu kadında saptanır. Özellikle kadınlarda bazı durumlarda vajina-anüs arası bölgeyi, anüsü ya da vajinayı tümüyle dolduran karnıbahar görünümlü dev kitlelere de rastlamak mümkündür. Oral (ağız yoluyla) genital seks uygulamalarında ağız mukozasında da lezyonlar ortaya çıkabilir.
 
 Anne adaylarında dev kitleler ortaya çıktığında ve doğum kanalı tümüyle kapandığında doğumun vajinal yolla gerçekleşmesi mümkün olmaz. Gebelikte büyüme eğilimi gösteren bu dev lezyonların çapı gebelikten sonra genellikle kendiliğinden önemli oranda geriler. Kondilom lezyonlarının gebelikte neden büyüme eğilimi gösterdikleri henüz belirlenememiştir.
 
 Kadınlarda bazen HPV enfeksiyonunun tek belirtisi jinekolojik muayenede papsmear incelemesinde HPV enfeksiyonuna özgü hücresel anormallikler (koilositoz) bulunmasıdır.
 
 Bulaştırıcılık özellikleri: HPV oldukça bulaşıcı bir virüstür ve genital bölgedeki lezyonların mukozalar ya da genital bölgelerle (cinsel ilişkide olduğu gibi) kısa süreli teması bile bulaşması için yeterlidir. Genital bölge mukozasının vajina yoluyla dış ortama açık olması nedeniyle özellikle erkekten kadına daha kolay bulaşır.
 
 Gebelikte geçirilen enfeksiyonun önemi nedir?
 

 Genital bölgede kondilom (siğil) oluşumuna neden olan HPV, hücrelerin içine yerleşerek hücrenin genetik yapısını etkileyebilme özelliğine sahip bir virüstür. HPV’nin çok sayıda alt tipi vardır. Bu alt tiplerden bazıları hücrelere olan etkileriyle hücrelerin kendi kendine hızla ve kontrolsüzce çoğalabilen hücrelere dönüşmesine neden olmaktadır. Hücrelerin kontrolsüzce çoğalma özelliği kazanması ise hücrelerin bulunduğu dokuda kanser oluşumu riskini beraberinde getirmektedir. Serviks, vagina ve vulva kanserlerinin gelişiminde HPV’nin bu onkojen (kanser yapıcı) alttiplerinin çok önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir. Bu etkiler uzun vadeli etkilerdir ve ancak onkojen etkiye sahip HPV alt tipleri tarafından başlatılırlar.
 
 Gebelik açısından HPV enfeksiyonunun önemi daha farklıdır: Gebelik döneminden önce varolan ya da gebelikte yeni çıkan kondilom kitlelerinin aşırı büyümesi bazen doğum kanalının tıkanmasına neden olur ve vajinal yolla normal doğum imkansız hale gelir.
 
 Diğer bir istenmeyen durum da bebeğin doğum eylemi esnasında doğum kanalından geçerken kanaldaki HPV’yi kapması sonucu meydana gelir. Virüsün bulaşması bebeğinin larinksinde (ses tellerinin bulunduğu organ) papillomlar (ufak kitleler) oluşmasına neden olabilir.
 
 Nasıl tanı konur?
 

 Genital bölgedeki kitlelerin tipik görünümü tanı koymak için yeterlidir. ?üpheli durumlarda kitlelerden biopsi alınarak tanı koymak gerekebilir. Genital kondilomu olan kadınların komple bir jinekolojik muayeneden geçmeleri ve bazı HPV alt tiplerinin onkojen (kanser yapıcı) özelliği nedeniyle papsmear incelemesine tabi tutulmaları uygundur. ?üpheli durumlarda ileri inceleme için kolposkopi (vulva, vajina ve serviksin büyüteçle incelenmesi) ve gerekli durumlarda şüpheli bölgelerden biopsi alınması gerekebilir. Ayrıca günümüzde HPV’nin alttiplerini belirlemek ve etkenin HPV’nin onkojen alttipi olup olmadığını saptamak da mümkündür.
 
 Nasıl tedavi edilir?
 

 HPV enfeksiyonunun tedavisinde temel prensip nüksleri en aza indirmek için kitlelerin mümkün olduğunca temizlenmesidir. Bu amaçla virüslere etkili ilaçlar kullanılarak lokal (bölgesel) tedavi ve büyük lezyonların koterizasyon yoluyla yakılması şeklinde tedavi uygulanır. Gebelerde kullanılan ilaçlar gebe olmayanlarda kullanılan ilaçlardan farklıdır.
 
 Hatırda tutulması gereken nokta tedavinin yalnızca görünen lezyonları ortadan kaldırmakla sınırlı olduğudur. HPV enfeksiyonu kronik seyreder ve kitleler ortadan tümüyle kalksa da hücrelerin içinde gizli bir şekilde yaşamını sürdüren virüsler sayesinde bulaştırıcılık devam eder.
 
 Gebelikte büyüyen lezyonlar doğum sonrasında belli bir süre sonra kendiliğinden gerileyebileceklerinden enfeksiyonu gebelikte tedavi etmeden önce doğumu beklemek de uygun olabilir. Çok büyük kitlelerde kullanılması gereken ilaç miktarını en aza indirmek için mümkün olan tüm kitleler lazer ya da kriyoterapi (dondurma) yöntemi ile mümkün olduğunca küçültülür.
 
 Genital kondilomu olan anne adaylarının hijyenlerine dikkat etmeleri ve virüs çoğalmasına zemin sağlayan nemli ortamı yaratmamak için genital bölgelerini kuru tutmaları önemlidir.
 
 Gebelikte HPV varlığında nasıl bir yol izlenir?
 

 HPV bebekte anomaliye yol açan bir virüs değildir. Gebelikte önemi kitlenin gebelikle beraber büyüme göstermesi ve bazı durumlarda doğum kanalını kapatarak normal vajinal doğumu engellemesidir. Diğer bir sorun da HPV enfeksiyonu olduğu bilinen ve vajinal doğum yapan anne adaylarının bebeklerinde ses tellerinde papillom (kitle) oluştuğunun saptanmış olmasıdır. Ancak HPV enfeksiyonu olan her anne adayının sezaryenle doğum yapması gerektiği konusunda bilimsel olarak kanıtlanmış bir gereklilik yoktur.
 
 Korunma
 

 HPV cinsel yolla bulaşan bir hastalık olduğundan bu konuda alınan genel önlemlerin alınması HPV enfeksiyonundan korunmada tek yoldur. Ancak HPV’nin bulaştırıcılığı o kadar yüksektir ki, şüpheli ilişkilerde kondom kullanımı bile koruyamayabilmektedir. Cinsel temas esnasında erkek genital bölgesinin prezervatifle korunmayan kısımlarından kadına ya da tam tersi kadından erkeğe bulaşma söz konusu olabilir. Bu yüzden bariz kondilom lezyonları olanlarla ilişkiye girmemek çok önemlidir.

Toksoplazma Enfeksiyonu

category Gebelik dönemi admin 29 Mayıs 2008

Toksoplazma Enfeksiyonu
 Çiğ ya da az pişmiş yenen etlerden ya da kedi besleyenlerde bakımı esnasında kedinin dışkısından insana bulaşan toksoplazma, gebelik esnasında enfeksiyon oluşmasına ve bu enfeksiyonun doğmamış bebeğe bulaşmasına neden olabilir. Herhangi bir aşısı olmayan bu enfeksiyonu gebelikte geçirme riskini azaltmak elinizdedir.
 
 Bu sayfa, bebeğinizde çeşitli sekellerin (kalıcı hasarların) oluşmasına neden olabilen bu parazit enfeksiyonunu tanımanız ve gerekli önlemleri almanız için hazırlanmıştır.
 
 Toksoplazma enfeksiyonu nedir?
 

 Toksoplazma enfeksiyonu, Toxoplasma Gondii adı verilen parazitin vücuda girmesiyle oluşan bir hastalıktır. Parazit bazı hayvanların vücutlarında bulunur ve bu hayvanların etlerininin pişirilmeden ya da az pişmiş yenmesiyle insana geçebilir. Paraziti taşıyan evcil kedilerin dışkılarında bulunan parazit de insana bulaşma yollarından birini oluşturur.
 
 Gebelik esnasında anne adayının toksoplazma enfeksiyonunu plasenta yoluyla bebeğine geçirmesi enfeksiyon oluşması için diğer bir yoldur ve bu sayfanın konusunu oluşturmaktadır.
 
 Yukarıdaki bulaşma yollarının yaygınlığı nedeniyle toksoplazma nispeten sık olarak geçirilen bir enfeksiyondur. Belirti vermemesi ya da diğer hastalıklarla karışan belirtiler vermesi nedeniyle toplumdaki sıklığı net olarak bilinmemektedir. Ancak doğurganlık çağında bulunan kadınların %25′inin enfeksiyonu daha önce geçirdiği tahmin edilmektedir. Özellikle evinde kedi besleyenler arasında bu oran daha da yüksek olabilir. Yaş ilerledikçe parazitle herhangi bir şekilde karşılaşma olasılığı arttığından enfeksiyonu geçirmiş olma olasılığı da artar.
 
 Daha önce enfeksiyonu geçirmemiş anne adaylarının gebelikte enfeksiyonu geçirme olasılığı yaklaşık %1′dir. Daha önceden enfeksiyonu geçirenlerin ise enfeksiyona bağışık oldukları kabul edilir. Toksoplazma enfeksiyonu, tam bağışıklık bırakan bir enfeksiyondur ve bir insan bu enfeksiyonu yalnızca bir kez geçirir.
 
 Gebelikte geçirilen enfeksiyonun önemi nedir?
 

 Toksoplazma adı verilen bu parazit gebelik döneminde geçirilen enfeksiyonun seyrinde bebeğe bulaşabilir. Bunun sonucunda bebekte ortaya çıkan enfeksiyon düşüğe neden olabileceği gibi göz, beyin gibi organlarda hasara yol açabilir ve/veya bebekte gelişme geriliği (IUGG)oluşturabilir.
 
 Gebelik haftası ne kadar ileriyse gebelik esnasında geçirilen enfeksiyonun plasenta yoluyla bebeğe geçme olasılığı o kadar yükselir. Böylece birinci trimesterde geçirilen enfeksiyonun bebeğe geçme olasılığı %15 iken, bu olasılık ikinci trimesterde %25′e, üçüncü trimesterde ise %60′a çıkmaktadır. Bebekte oluşan her enfeksiyon sekel (kalıcı bozukluk) bırakmaz.
 
 Toksoplazma enfeksiyonunun belirtileri nelerdir?
 

 Toksoplazma enfeksiyonu sıklıkla belirti vermeden geçirilen bir enfeksiyondur. Ancak nadir durumlarda çok ağır bir seyir gösterir.Gebelikte geçirilen enfeksiyonun belirti vermeden seyretmesi enfeksiyonun bebeğe geçme riskini azaltmaz. Yani hiç bir belirtisi ve hiçbir şikayeti olmayan bir anne adayının da bebeğinde toksoplazmaya bağlı bir sekel oluşması mümkündür.
 
 Toksoplazma belirti verdiğinde bu sıklıkla lenfadenopati (lenf bezlerinin şişmesi), ya da döküntüler şeklindedir. Ağır durumlarda enfeksiyonu geçiren bireylerde koryoretinit (gözün retina tabakasının enfeksiyonu), miyokardit (kalp kasının enfeksiyonu), meningoensefalit (beyin ve beyni örten zarların enfeksiyonu) gibi organ enfeksiyonlarına ait belirtiler oluşabilir.
 Bazı anne adaylarında ateş, kas ağrıları, farenjit (boğaz enfeksiyonu) ve baş ağrısı gibi grip ya da sitomegalovirüs enfeksiyonunu andıran belirtiler ön planda olabilir.
 
 Enfeksiyon bebeğe geçtiğinde ne olur?
 

 Birinci trimesterde anne adayının geçirdiği enfeksiyonun bebeğine geçme olasılığı az, fakat bebekte enfeksiyon oluştuğunda düşük oluşma ya da bebekte ciddi toksoplazma enfeksiyonu sekelleri görülme riski yüksektir. Gebelik haftası ilerledikçe enfeksiyonun bebeğe geçme olasılığı giderek artarken bebeğin geçireceği enfeksiyonun sekel (kalıcı bozukluk) bırakma riski de azalmaktadır. Bu kuralın istisnaları da vardır.
 
 Toksoplazma anne adayından plasenta yoluyla bebeğine geçtiğinde bebekte göz enfeksiyonlarına (koryoretinit) ve buna bağlı şaşılığa ya da körlüğe neden olabileceği gibi, beyin dokusu enfeksiyonu oluşursa, doğumdan yıllar sonra ortaya çıkan sara hastalığının ve/veya zeka geriliğinin nedeni olabilmektedir.
 
 Doğmadan önce enfeksiyonu geçiren bebeklerde doğumda sarılık, gelişme geriliği, çok sayıda lenf bezinin büyümesi, karaciğer ve dalakta büyüme, havale, beyin dokusunda kalsifikasyon (kireçlenme), hidrosefali (beyinde su toplanması), göz enfeksiyonu, mikrosefali (kafanın ufak olması), nörolojik gelişim kusurları gibi belirti ve bulgular gözlenebilmektedir.
 
 Nasıl tanı konur?
 

 Toksoplazma tanı yöntemlerinin çeşitliliğine rağmen en sık kullanılan, kanda toksoplazmaya özgü antikorların aranmasıdır. Bu amaçla toksoplazma IgG (immunglobulin G) ve toksoplazma IgM adlı antikorlar aranır. IgM halihazırda geçirilmekte olan bir enfeksiyonu gösterirken, IgG genellikle daha önceden geçirilmiş bir enfeksiyonu gösterir. IgG’nin belli bir süre sonra alınan kanda arttığının gösterilmesi de yeni geçirilmiş, ya da geçirilmekte olan bir enfeksiyona işaret eder.
 
 Toksoplazma IgM antikorları bazı insanlarda enfeksiyon geçirldikten sonra aylar boyu düşük titrelerde pozitif kalabilmektedir.
 
 Gebelikte enfeksiyon geçirildiği saptandığında ne yapılır?
 

 Gebelikte enfeksiyon geçirilmesi enfeksiyonun mutlaka bebeğe bulaşacağı ve bulaşması durumunda da bebekte mutlaka bir problem oluşacağı anlamına gelmez. Özellikle ileri gebelik haftalarında geçirilen enfeksiyonların bebeğe bulaşması nadiren problem yaratır.
 
 Anne adayında enfeksiyon varlığı kanıtlandığında enfeksiyonun bebeğe geçip geçmediğinin belirlenmesi için kordosentez uygulanabilir. Bu yolla alınan bebek kanında toksoplazma IgM antikorunun saptanması bebekteki enfeksiyonun kanıtlar. IgM çapı büyük bir molekül olduğundan anne kanından bebeğe geçemez. Bebek kanında IgM varlığı bebeğin bu maddeyi ürettiğinin, yani enfeksiyonu geçirdiğinin kesin kanıtıdır.
 
 Kordosentez yapılmayan durumlarda ya da ileri gebelik haftalarında geçirilen enfeksiyonlarda ayrıntılı ultrason incelemeleriyle bebekte muhtemel enfeksiyon bulguları aranır (beyin dokusunda kalsifikasyon (kireçlenme), gelişme geriliği, hidrosefali, mikrosefali gibi). Bebek doğduktan sonra da ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulur.
 
 Spiramisin adlı antibiotik etken madde toksoplazmaya etkili olduğu bilinen ve gebelikte ilk trimesterden itibaren kullanılabilen bir antibiotiktir. Annedeki enfeksiyonun erken dönemlerinde kullanıldığında enfeksiyonun bebeğe geçme riskini azaltabilir, ancak bebekte enfeksiyon oluştuğunda enfeksiyona bağlı sekelleri önleyip önlemediği konusunda kesinleşmiş veriler mevcut değildir.
 
 Gebelikte toksoplazmadan korunmak için neler yapılabilir?
 

 Öncelikle anne adaylarının bu enfeksiyonu geçirip geçirmediklerini bilmelerinde fayda vardır. Bu amaçla gebeliğin planlandığı dönemde ya da gebeliğin en erken dönemlerinde kanda toksoplazma IgM ve IgG ölçümleri yapılır. IgG’si pozitif olanların (çok yüksek pozitiflik olmaması koşuluyla) daha önceden enfeksiyonu geçirdikleri kabul edilir. Bu anne adaylarındaki antikorlar yeni bir enfeksiyona karşı koruyucu olduklarından gebelikte enfeksiyon geçirme riskleri olmadığı kabul edilir.
 
 Herkes için geçerli olan genel gıda hijyen kuralları anne adayları için daha önem kazanır. Etleri iyi pişirerek yemek, meyve ve sebzeleri iyi yıkamak önemlidir. Anne adaylarının kedilerle yakın temasta bulunmamaları önemlidir. Özellikle dışarıda dolaşma alışkanlığı olan ev kedilerinin dışkılarında toksoplazma olma olasılığı çok yükselir ve siz ne kadar temizliğinize önem verseniz de herhangi bir şekilde bu parazit yumurtaları size geçebilir.

Sigarayı bırakan dişçiye koşuyor

category Kız İsim Bankası 29 Mayıs 2008

Atatürk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Recep Orbak, kapalı mekanlarda sigara içme yasağının ardından sigarayı bırakan çok sayıda kişinin diş temizliği yaptırmak için başvuruda bulunduğunu söyledi.