Archivi per Mayıs, 2008

Gebelikte Epilepsi (sara) Hastalığı

category Gebelik dönemi admin 31 Mayıs 2008

Gebelikte Epilepsi (sara) Hastalığı
 Epilepsi, sinir uçlarından anormal elektrik uyarımın boşalması ile oluşan bir dizi istemsiz kasılmalarla karakterize bir hastalıktır. Epilepsi nöbetlerini kontrol altında tutmak için bu hastalar sürekli ilaç kullanırlar. Epilepsili kadınlar, epilepsisi olmayanlara göre gebelik komplikasyonlarına daha fazla yakalanırlar. Bu komplikasyonlardan biri nöbetlerde artma olasılığıdır. Nöbetler düşmelere, ve hastanın incinmesine yol açabilirler. Gebe kalındığında, ilaçlara vücudun cevabı farklılaşmaktadır. Bu da , ilacın vücut için gerekenden daha fazla ya da daha az olmasına yol açabilir. Yani, ilaçların vücuda yaptığı zehir etkisinde artmaya veya , ilacın dozunun yetersizliği görülebilir. Epilepsili kadın gebe kaldığında, her epilepsili gebe kadının vücudunda reaksiyonların farklı olduğunu bilmeli, doktoru ile ilacın ayarlanması ve bebeğin izlenmesi konularını görüşmelidir.
 
 Epileptik annenin bebeğinde risk var mıdır?
 

 Epileptik kadınların % 90 dan fazlası, normal, sağlıklı bebek doğururlar. Fakat yine de bazı riskler vardır. Epilepsili annelerde bebeğin ölü doğması daha fazla görülür. İleri yaşlarda epilepsi gelişme riski hafifçe daha fazladır. Ayrıca, kanama, erken doğum, gelişme gerilikleri, kullanılan ilaçlara bağlı doğumsal anomali risklerinde de artış vardır. Ancak unutulmaması gereken, ilaç kullanılmadığında ortaya çıkabilecek nöbetler, bebek için fiziksel zedelenme, gelişme geriliği ve hatta ölüm riskleri daha fazladır.
 
 Epilepsili anne kendini ve bebeği korumak için neler yapmalıdır?
 

 Oluşan yeni durumları mutlaka doktorunuzla görüşmelisiniz.
 
 En önemli nokta, epilepsi nöbetlerini önleyici ilaçların, doktorun önerdiği şekilde alınmaya devam edilmesidir. Eğer iki yıldan daha uzun süre nöbet geçirmediyseniz, belki doktorunuz ilaçları azaltarak kesmeyi deneyebilir.
 
 Vitaminleri (özellikle folik asit) gebe kalmadan 2-3 ay önceden kullanmaya başlamanız önemlidir. Bu ilaç bazı doğum anomalilerini önleyebilir. İlacın gebe kalmadan önce başlanması önemlidir. Doktorunuza, kendiniz ve eşinizin ailesindeki beyin-omurilik-sırtta kese olması gibi aile öykülerinizi anlatmalısınız. Yeterli, sağlıklı beslenme, yeterli uyku, düzenli yorucu olmayan beden hareketleri yapmak, gebeliğin sağlıklı geçmesi için yapabileceğiniz diğer önemli noktalardır.
 
 Epilepsi hastası gebelikte neler yapmalı?
 

 Gebelik boyunca doktorlarınızı (doğum doktorunuzu , nöroloji doktorunuzu ve sağlık ocağı hekimini) daha sık ziyaret etmelisiniz. Doktorunuz, nöbet önleyici ilaçları yeterli dozda alıp almadığınızı sizi muayene ederek ve gerekli ise kan ilaç seviyelerini ölçerek anlayacaktır. Ayrıca, doğum doktorunuz gebelik boyunca bir dizi ultrason incelemesi isteyecektir. Ayrıca 16. gebelik haftasında kanınızda alfafetoprotein seviyelerini ölçerek çocukta oluşabilecek bazı anormallikleri tarayacaktır. Belki doktorunuz, yine bebek anormalliklerini taramak amacıyla amniyosentez denilen yöntemle bebeğin içinde bulunduğu su kesesinden örnek alarak incelemek isteyecektir.
 
 Bu sayfa teşhis ve tedavi kılavuzu olarak hazırlanmamıştır. Bu bilgiler genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, herkes için uygun olmayabilir. Daha fazla bilgilenme için doktorunuzla konuşmalısınız.

Solunum Sistemi Hastalıkları

category Gebelik dönemi admin 31 Mayıs 2008

Solunum Sistemi Hastalıkları
 

Astım kesin tedavisi olmayan değişik faktörlerin etkileri sonucu hava yollarının aşırı duyarlılığı nedeniyle ortaya çıkan öksürük, nefes darlığı, hırıltılı solunum gibi şikayetlere yol açan bir hastalıktır.

Doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık %7 sinde astım görülür. Astım ilk kez hamilelikte ortaya çıkabileceği gibi, gebelik önceden var olan astımı daha da kötüleşebilir. Astımın hamilelik esnasında seyrini önceden tahmin edebilmek olanaksızdır.Ancak genel yaklaşımla 1/3′i iyileşir, 1/3′ i kötüleşirken 1/3′inde bir değişiklik olmaz.

Gebelikte oksijen tüketimi %25 kadar artar,bunda annenin vücut yüzeyinin giderek artması ve bebeğin enerji gereksinimindeki artış etkilidir

ANNEYE ETKİLERİ

Astımınız varsa, hamilelik sırasında solunum enfeksiyonlarına daha eğilimli olabilirsiniz. Hamileliğin duygusal stresi nöbetlerinizi şiddetlendirebilir. Ancak, astımlı kadınların çoğu bebeklerini güvenli bir şekilde taşıyabilmektedirler.

Astımı olan birçok kadın ilaca ihtiyaç duyar. Astım ilaçlarının çoğu hamilelikte kullanım için güvenlidir. Ama, çok miktarda iyodür içeren ilaçlardan kaçının; uzun süre alındığında bu ilaçlar bebeğinizin tiroid bezinde sorunlara yol açabilir

İyi tedavi edilmemiş astım gebelik esnasında anne ve bebek için ciddi sorunlar yaratabilir. Kontrol altına alınmamış astımlı gebelerde hiperemezis gravidarum, vajinal kanama, preeklamsi, gebeliğe bağlı hipertansiyon, zor doğum gibi komplikasyonlar daha sık görülür

BEBEK İÇİN RİSKLERİ

Yeni doğan ölüm riski artar, intrauterin büyüme geriliği olur. Erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve neonatal hipoksi gibi komplikasyonlar daha sıktır

Plasentadan ayrılan bebeğe ait göbek kordonundaki ven kanı, anne rahmi ven kanına eşit oksijen düzeyine sahiptir. Bebek nisbeten düşük oksijen miktarlarını normalde tolere eder. Bu toleresyan fetal hemoglobinin oksijen taşıma kapasitesine ve yüksek bebek kalp atımına bağlıdır

Gebelikte iyi tedavi edilemeyen astımlı gebelerde, şikayetleri olmasa dahi kandaki oksijen değerlerinin düşük olması bebeğin kronik hipoksiye yani uzun süre az oksijene maruz kalmasına yol açar. Gebelikte astım ilaçlarının göğüs hastalıkları ve kadın-doğum uzmanlarının kontrolü altında korkmadan kullanılabileceği, tedavi edilmeyen ve kontrol altında olmayan astımın bebeğe ilaçlardan çok daha fazla zarar verebileceği unutulmamalıdır.

Gebelik Sırasında Bulguların Artmasına Neden Olan Faktörler;
 

  • Progesteron artmasına bağlı aşırı solunum

  • Viral üst solunum yolu enfeksiyonunun fazla görülmesi

  • Bebeğe ait antijenlerle karşılaşma

  • Histamin vb. gib bazı maddelerin düzeylerinde artış

  • Mideden yemek borusuna geri kaçışta artış

Astımlı Gebenin Takibi

Astımlı gebenin takibi temel olarak üç aşamada olmaktadır:

Gebelik süreci
Gebelik sırasında gebenin ve bebeğin sağlığını ve gelişme sürecini en iyi tamamlaması için tedavi düzenlenir. Bu süreçte hasta belirli periyodlarda kontrol edilir ve durumuna uygun ilaçlar ve kullanım şekilleri ayrıntılı şekilde anlatılır. Ayrıca astım ataklarını ortaya çıkarabilecek faktörler hakkında bilgi verilir.

Unutulmamalıdır ki gebeliğin ilk döneminde özellikle fetüsün ilaçlardan etkilenme riski çok yüksektir. Bu nedenle gebelerin astım ataklarını ortaya çıkarabilecek faktörleri bilmesi ve neler yapması gerektiğinin anlatılması çok önemlidir. Bu sayede kontrol altına alınabilen hastalarda ilaç kullanma ihtiyacı olmayabilecektir.

Doğum süreci
Doğumun şekli ve bu amaçla kullanılacak ilaçlar gebenin solunum fonksiyonlarını etkileyeceğinden doğumu yaptıracak doktor ile göğüs hastalıkları uzmanı koordineli bir şekilde çalışmalıdır. Astım ilaçları doğumun seyrini etkileyebileceği gibi doğumun kolaylaştırılması amacı ile kullanılan ilaçlar da gebenin astımını olumsuz etkileyebilir.

Loğusalık süreci
Doğumdan sonraki sürede solunum fonksiyonları yaklaşık üç ay içinde gebelik öncesi düzeyine döner. Gebelik süresince kullanılan astım ilaçları bu süre içinde de kullanılabilir.

Astım tedavisinde günümüzde değişik isim ve formlarda ilaçlar kullanılmaktadır. Tedavide kullanılacak ilaçlar ve formları hastalığın şiddetine, hastanın sosyo-kültürel düzeyine, başka bir hastalığının olup olmadığına göre değişiklik göstermektedir. Gebelerde de ilaçlar astımın şiddetine ve gebeliğin dönemine göre anne ve fötüsün sağlığını en üst düzeyde tutacak şekilde düzenlenilir. Bunun için astımlı hastalarda düzenli kontrol gerekmektedir.


Gebelik ve Sinüzit

category Gebelik dönemi admin 31 Mayıs 2008


Gebelik ve Sinüzit
Kafa kemikleri içinde bulunan, iç yüzeyi mukoza ile örtülü hava dolu boşluklara sinus, bunların iltihabına ise sinuzit denir. Sinuzit, toplumda sık şikayet nedeni olan baş ağrısının sebepleri arasındadır. Çoğunlukla ilaçlarla, bazı durumlarda ise cerrahi müdahale ile tedavisi mümkündür.
 
 Kafa kemikleri içinde dört çift sinus vardır. Birer çifti yanak kemiklerinde ve alın kemiğinde, diğer iki çift ise kafa kemiklerinin daha iç kısımlarında bulunur. Yanaklarda bunan sinusler piramit şeklindedir ve bir duvarı sert damak ve bazı dişlerle ilişkili olduğu için önemlidir. Diğer sinusler, çevrelerinden geçen kafa sinirleri ve göz etrafı ile yakın konumdadırlar. Bu nedenle iltihaplanması halinde ciddi komplikasyonlara yol açabilirler.
 
 Kafa kemiği içindeki bu hava dolu sinuslerin, konuşurken ses rezonansını sağlamak, solunan havanın akciğerler için uygun hale gelmesine yardımcı olmak (havayı ısıtmak, soğutmak, nemlendirmek, temizlemek), kafatasının ağırlığını azaltmak, ani burun içi basınç artışlarında tampon görevi görmek gibi görevleri vardır.
 
 SİNUZİT NASIL OLU?UR?
 Sinuslerin normal fonksiyonunu görebilmesi için havalanması ve içindeki mukusun (sümüksü maddenin) düzenli olarak atılması-değiştirilmesi gerekir.
 
 Sinuslerin içi, solunum yolunu döşeyen hareketli kirpiksi uzantılı hücrelerden oluşan epitel doku ve mukus üreten hücreler ile döşelidir. Epitelin üzerini ise mukus tabakası örter. Sinusler bir delikle burun iç-yan duvarına açılırlar. Hareketli kirpiksi uzantılar, üzerlerini örten mukus tabakasını hep aynı yöne hareketleriyle iterler. Hareket yönleri ise sinuslerin burun yan duvarına açılan deliğe doğrudur. Bu şekilde sinuslerin içi mukus ile dolmaktan kurtulmuş ve temizlenmiş olur.
 
 ?ayet sinus çıkışını tıkayan bir hadise, mukusun yapısında bozulma veya kirpiksi uzantıların hareketini engelleyen bir durum hasıl olursa, sinusların boşalması ve havalanması zorlaşır. Oksijensiz kalan ortamda kirpiksi uzantılar ve epitel hasar görür. Mukusun atılışı bozulur. Ortamın asiditesi değişir, mukus koyulaşır. Böylece mikropların kolayca yerleşebileceği bir ortam oluşur ve iltihap gelişir.
 
 İltihap ve ödem ile sinus mukozası daha da kalınlaşarak sinus çıkış deliğinin tıkanıklığını artırır. Tıkanıklığın artışıyla birlikte kısır döngü devam eder. Tedavinin yapılabilmesi için bu kısır döngünün kırılması gerekir.
 
 Kısır döngüyü başlatabilecek veya oluşumuna katkıda bulunabilecek bazı durumlar şunlardır: Alerjik rinit, astım, kirpiksi çıkıntıların aktivitesini zedeleyebilecek soğuk ve kuru hava, bağışıklık sistemi bozuklukları, burun polipi vb…
 
 SİNUZİTİN BELİRTİLERİ NELERDİR?
 

 Başa ğrısı: Genellikle yüz bölgesinde, burun köküne yakın bölgelerde ve göz çevresinde yoğunlaşır. Ağrı, etkilenen sinusün bulunduğu bölgeye göre yerleşim gösterebilir.
 Burun tıkanıklığı: Hasta, sinuzit nedeniyle veya sinuzitin altında yatan sebep dolayısıyla burun tıkanıklığından yakınır.
 
 Burun ve geniz akıntısı: Alerjik durumlarda su gibi beyaz burun akıntısı mevcutken, olaya bakterilerin eklenmesiyle sarı yeşil, koyu kıvamda burun-geniz akıntısı oluşur.
 Ayrıca koku alamamak, ağız kokusu, ateş olabilir. Geniz akıntısının boğazda yaptığı tahrişle öksürük, boğazda yanma hissedilebilir.
 
 Altta yatan alerjik bir hastalık varsa, burunda kasıntı, gözlerde sulanma olabilir. Özellikle çocukların geceleri ağzı açık uyumaları, horlamaları sinuzitin habercisi olabilir.
 
 SİNUZİTİN TÜRLERİ
 

 Akut Sinuzit: Belirtilerin 8 haftadan kısa sürdüğü sinuzit biçimidir. Başlıca belirtisi ağrıdır. Burun tıkanıklığı-akıntısı, ateş, koku almada bozukluk görülebilir. Genellikle virüsler olayı başlatır ve iltihap oluşumuyla sinus çıkış deliği tıkanır ve bakterilerin yerleşimi için uygun ortam oluşur. Akut sinuzit genellikle ilaç tedavisi ile iyileşir ve kalıcı mukoza hasarı bırakmaz.
 
 Kronik Sinuzit: 8 haftadan uzun süren belirtilerin olduğu sinuzit biçimidir. Belirtileri akut sinuzitten daha hafiftir. Uzun süreli öksürük ve geniz-burun akıntısı şikayetler arasındadır. İlaç tedavisine rağmen mukozal değişiklikler normale dönmez.
 
 TANI NASIL KONUR?
 

 Hastanın anlattığı belirtiler, titiz muayene ve radyolojik bulgular ile hastalığın tanısı konur.
 Direkt kafa röntgeni tanıyı doğrular, fakat tek başına sinuzitin olmadığı sonucunu vermez. Tedavinin takibinde faydalı olabilir. Burun endoskopisi, burun içinin ışıklı aygıtlarla direkt olarak görülebildiği bir yöntemdir. Bugün sinuzit tanısında en değerli radyolojik yöntem ise bilgisayarlı tomografidir.
 
 TEDAVİ
 

 Sinuzit tedavisinde öncelikle altta yatan sebebi ortadan kaldırmak gerekir. Ortam kuru ise nemlendirmek yardımcı olabilir.
 
 Enfeksiyonun kontrolü amacıyla en az 10 gün uygun antibiyotik kullanılır. Mukoza ödemini azaltıp kısır döngüyü kırmak amacıyla dekanjestan adı verilen burun sprey veya damlaları kullanılabilir. Ancak bunlar uzun süreli kullanıldığında şikayetlerin geri dönmesine neden olurlar. Bu nedenle 5 günden fazla kullanılmamalıdırlar. Ayrıca cerrahi gereken durumlarda bugün endoskopik girişimlerle başarılı sonuçlar alınabilmektedir.
 
 Sinuzit tedavi edilmediği takdirde, iltihap çevre dokulara ve hatta beyin içine yayılabilir. Özellikle göz çevresiyle yakın ilişki içindeki sinuslerin iltihabında, aradaki kemik dokuların zedelenmesiyle, göz çevresinde ödem, gözün ileri itilmesi, göz hareketlerinde kısıtlılık, görme kaybı oluşabilir. İltihabın gerek kan, gerekse direkt yayılımıyla beyine ulaşması, beyin apsesi, beyin dış zarlarında apse, menenjit gibi çok ciddi sorunlar doğurabilir.
 
 Böylesi ciddi rahatsızlıklara meydan vermemek için sinuzitin tedavisi geciktirilmemelidir.
 
 Gebelikte sinüzit tedavisi tapılırken mutlaka gebelikte kullanılması uygun olan ilaç tedavisi seçimleri ve kadın hastalıkları ve doğum hekiminin önerileri de dikkate alınması gerekir

CHP’li doktor milletvekilinden “kanser” uyarısı

category Kız İsim Bankası 31 Mayıs 2008

CHP Ankara Milletvekili Tekin Bingöl, cep telefonlarını 10 yılın üzerinde kullanmanın kanser riski ve diğer sağlık sorunlarını tetiklediğini söyledi.

Şifa dağıtan yunuslar

category Kız İsim Bankası 31 Mayıs 2008

Antalya’daki Yunus Terapi Merkezinde, zihinsel ve bedensel engelli çocuklar ile depresyon hastası yetişkinler müzik eşliğinde yunuslarla terapi alıyorlar.

WHO: “Günde tek sigara içen de tiryaki”

category Kız İsim Bankası 31 Mayıs 2008

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tanımlamasına göre, günde bir tane sigara içen kişinin dahi, tiryaki olarak kabul edildiği belirtildi.

Su Çiçeği ve Zona Enfeksiyonları

category Gebelik dönemi admin 30 Mayıs 2008

Su Çiçeği ve Zona Enfeksiyonları
 Suçiçeği çoğunlukla çocuklukta geçirilen ve ömür boyu bağışıklık bırakan bir virüs enfeksiyonudur. Gebelikteki önemi ise anne adayının su çiçeği geçirmekte olan veya daha sonradan su çiçeği olduğu anlaşılan biriyle (genellikle çocuk) temas etmesi durumunda bunun bebeği üzerinde olumsuz etkiler yaratacağı konusunda endişeye kapılmasıdır.
 
 Özet olarak söylemek gerekirse anne adaylarının %90′ından fazlası bu enfeksiyonu çocukluk döneminde geçirmişlerdir ve bu yüzden yeni bir enfeksiyona bağışık durumdadırlar. Ancak yine de gebelik döneminde bu virüsü taşıyanlarla yakın temastan kaçınmak ve böyle bir temas olduğunda bunu gebeliği takip eden doktora iletmek önemlidir.
 Suçiçeği gebeliğin özellikle erken dönemlerinde geçirildiğinde ve bebeğe bulaştığında yapısal anomalilere, doğuma yakın dönemde ya da bebek doğduktan hemen sonra geçirildiğinde ise bebekte ciddi enfeksiyonlara yol açabilen bir enfeksiyon türüdür ve erken davranıldığında bazı önlemler almak mümkündür.
 
 Suçiçeği nedir?
 

 Suçiçeği (ingilizce chickenpox) genellikle çocuklukta geçirilen, döküntülerle seyreden ve oldukça bulaşıcı bir virüs hastalığıdır. Bir kez geçirildiğinde ömür boyu bağışıklık bırakmasına karşın, virüs vücuttan hiçbir zaman tümüyle kaybolmaz ve sinir köklerinde gizli bir şekilde yaşamını sürdürür. Bu gizli hücreler özellikle yaşlılıkta veya vücut direncinin azaldığı durumlarda klinik belirtileri biraz daha farklı olan ve Zona adı verilen bir enfeksiyona neden olabilirler. Zona gebelik döneminde de ortaya çıkabilir.
 
 Daha önceden bu enfeksiyonu geçirmemiş olan anne adayı su çiçeği enfeksiyonu geçiren biriyle yakın temasta bulunduğunda %90 olasılıkla virüsü alır ve enfeksiyon belirtileri gösterir. Virüs vücutta çoğalmaya başladıktan sonra 12-18 günlük bir kuluçka süresinin sonunda ateş, kırgınlık ve miyalji (yaygın kas ağrısı) gibi virüs enfeksiyonlarında sıklıkla görülen belirtiler ortaya çıkar. Takiben kısa zamanda ciltte ve mukozalarda veziküler döküntüler (içi sıvı dolu baloncuk şeklindeki şişliklere vezikül adı verilir) ortaya çıkar. Veziküller gruplar halindedir ve kaşıntılıdır. Veziküller önce gövdede sonra boyun, yüz ve uzuvlarda ortaya çıkar. Mukozalarda, kornea (gözde) ya da kulak zarında ortaya çıkan veziküller oldukça ağrılıdır.
 
 Döküntüler ortaya çıkmadan 3-4 gün önce ve son döküntüler kuruyana dek hastalık bulaşıcı kabul edilir.
 
 Hastalık selim seyretmesine karşın bazı durumlarda pnomoni (akciğer enfeksiyonu) ortaya çıkabilir ve bu durumlarda oldukça ağır seyredebilir.
 
 Gebelik döneminde enfeksiyon geçirildiğinde ne olur?
 

 Anne adaylarının yaklaşık %5-10′u daha önceden bu enfeksiyonu geçirmemiştir ve hastalığa duyarlıdır.
 
 Gebeliğin ilk yarısında enfeksiyon geçirilmesi durumunda virüsün plasentadan bebeğe bulaşma ve bebekte anomali oluşturma riski vardır. Erken gebelik döneminde oluşan enfeksiyon bebeğe toksik etkisiyle düşüğe, daha ileri gebelik haftalarında ise erken doğum ya da ölü doğuma neden olabilir. Enfeksiyonun bebekte oluşturduğu anomalilerin virüsün bebeğin gelişmekte olan sinir dokusu hücrelerinde harabiyete yol açması sonucunda ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Bu bebeklerde, doğmadan önce oluşan cilt lezyonlarında nedbeleşme, kollar ve bacaklarda kısalık, parmaklarda kısalık, katarakt, gelişme geriliği ve beyin dokusunda atrofi (gerileme) gözlenebilir.
 
 Gebelik döneminde enfeksiyon geçiren biriyle temas edildiğinde ne yapılmalıdır?
 

 Böyle bir durumda ilk olarak yapılması gereken kanda suçiçeği antikorlarının ölçümüdür. Ölçümler daha önceden enfeksiyon geçirilmediğini gösteriyorsa Varicella-Zoster immunglobulini (Suçiçeği koruyucu serumu) kiloya uygun dozlarda, temastan sonraki en erken saatlerde ve en geç ilk 96 saatte uygulanır. Daha önceden enfeksiyonu geçirenlerde bağışıklık olduğundan serum uygulamaya gerek yoktur. Gebeliğin erken dönemlerinde uygulanan suçiçeği koruyucu serumunun virüsün bebeğe geçmesini engellemesi beklenir, ancak garanti değildir. Anne adayına koruyucu serumun en önemli faydası gelişmesi muhtemel bir enfeksiyonu ve yine enfeksiyona bağlı kendisinde oluşabilecek ağır bir tabloyu önlemektir.
 
 Anne adayında suçiçeği enfeksiyonu özellikle gebeliğin erken dönemlerinde oluştuğunda bebekte anomali ortaya çıkma riski tam olarak tahmin edilememekle birlikte yaklaşık %2-4′tür. Anne adayında enfeksiyon kesin olarak saptandığında bu tıbbi tahliye için kesin bir neden teşkil etmemekle birlikte, bebek anomali gelişimi açısından ultrasonda ayrıntılı olarak belirli aralıklarla incelenir.
 
 Bebeğin doğmasına yakın dönemde ve bebek hemen doğduktan sonra annede enfeksiyon belirtilerinin ortaya çıkması durumunda bebek enfeksiyondan daha çok etkilenir. Bu durumlarda bebek mümkünse doğmadan anne adayına suçiçeği koruyucu serumu verilmeli, bu serumun bebeğe geçmiş olabilecek virüslere daha etkili olabilmesi için doğum birkaç gün geciktirilmeli ve bebek doğduktan sonra bebeğe mutlaka koruyucu serum verilmelidir. Doğumdan sonra anne ve bebek izole edilir. Anne bebeğini emzirmeye devam eder.
 
 Suçiçeği aşısı var mıdır?
 

 Suçiçeği aşısı canlı virüsün “zayıflatılmış” bir şeklidir. Bu nedenle gebelerde kullanılmaz. Gebe olunmayan bir dönemde antikor düzeyi bakılarak enfeksiyonu geçirmemiş kişilere uygulanır.
 
 Suçiçeği gebelikte çok ender görülen bir enfeksiyon olduğundan gebelik öncesi dönemde antikor bakılması ve aşı uygulanması zorunlu değildir.
 
 Zona hakkında bilgi
 

 Zona, suçiçeği geçirmiş olan kişilerde virüsün farklı belirtilerle (gövdedeki bir sinir trasesini (yolunu) takip eden hat üzerinde ağrılı veziküllerin ortaya çıkması) yeniden ortaya çıkmasıdır. Genellikle yaşlılarda görülmesine karşın gebelik döneminde de ender olarak ortaya çıkabilir. Anne adayında zoster enfeksiyonu çıktığında bebekte anomali oluşma ya da yeni doğan döneminde enfeksiyon oluşma riski oldukça düşüktür.

Vajinit

category Gebelik dönemi admin 30 Mayıs 2008

Vajinit
Gebelikte anne adaylarının önemli bir kısmında akıntı vardır. Ancak çoğu durumda bu gebeliğe bağlı fizyolojik bir akıntıdır ve tedavi edilmesi gerekmez. Bazı anne adaylarında ise vajinada enfeksiyon yapan etkenler söz konusudur ve bu durumda akıntının da nitelikleri fizyolojik akıntı tanımlamasının tamamen dışındadır.
 
 Vajinit yani vajina enfeksiyonu mantar, parazit ya da bakteri enfeksiyonlarına bağlı olarak meydana gelir. Bazı durumlarda bu etkenlerin ikisi ya da tümü birden beraberce enfeksiyon yaratırlar.
 
 Mantar enfeksiyonu
 

 Kadınların yaklaşık %75′i hayatlarında en az bir kez vajinal mantar enfeksiyonu geçirirler. Gebelik, doğum kontrol hapı kullanımı ve kontrolsüz şeker hastalığı mantar enfeksiyonunu kolaylaştıran etkenlerdir.
 
 Candida albicans ve/veya Torulopsis Glabrata adı verilen iki mantarın neden olduğu bu vajinit türünün en sık görülen bulgusu vulva ve vajinada yoğun kaşıntıyla birlikte peynir kesiği şeklinde, beyaz renkli, kokusuz akıntıdır. Bazen akıntı çok yoğun olabilir. Dış genital bölgede enfeksiyonun kendisine ve kaşıntıya bağlı olarak kızarıklık olabilir. Bazı durumlarda kaşınmanın yarattığı tahriş idrar yaparken yanmaya neden olabilir.
 
 Bu şikayetlerle başvuran anne adaylarında tanı koymak kolaydır. Gerektiği durumlarda vajinal salgı örneklerinde mantarı görmek ya da kültürde mantarı üretmek gerekebilir.
 
 Muayenede tesadüfen mantar saptanması durumunda anne adayının bir şikayeti yoksa tedavi etmeye gerek yoktur. ?ikayetler belirginse gebelikte kullanıma uygun lokal (fitil ya da krem şeklinde) tedavi tercih edilir. Bazı anne adaylarında gebelik boyunca tekrarlayıcı mantar enfeksiyonları meydana gelse de gebeliğin bitiminde bu enfeksiyonlar genellikle ortadan kalkar.
 
 Trikomonas vajiniti
 

 Gebelikte anne adaylarının yaklaşık %20’sinde trichomonas vaginalis adlı parazitin yarattığı vajinite rastlanır.
 
 Kuyruklarıyla hareket eden ve vajinal ortamda kolaylıkla üreyerek vajinite yol açan bu parazit cinsel yolla bulaşabileceği gibi ortak kullanılan tuvaletlerden, havlulardan ve iç çamaşırlardan, havuzdan da bulaşabilmektedir. Yanda bu parazitin mikroskobik görüntüsü yer almaktadır.
 
 Trikomonas vajinitinin en sık görülen belirtileri sarı, köpüklü, kötü kokulu bol vajinal akıntı ve sıklıkla vulvada (genital bölgenin dış kısmında) kaşıntıdır. Tedavide gebelikte kullanıma uygun fitil ya da tablet şeklindeki ilaçlar verilir.
 
 Trikomonas vajiniti cinsel yolla bulaşan hastalıklar grubunda yer aldığından anne adayıyla birlikte eşinin de tedavi edilmesi gerekir. Enfeksiyondan korunmada cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma önlemlerine uyulması çok önemlidir. Ortak kullanıma açık tuvaletlerde dikkatli olmak, iç çamaşır ve havlu gibi özel eşyaları başkalarıyla paylaşmamak ve temiz olduğundan emin olunmayan havuzlara girmemek uyulması gereken diğer kurallardır.
 
 Trikomonas vajinitinin erken doğum tehdidi ya da suların erken gelmesine neden olduğu ileri sürülse de bu henüz kanıtlanmış değildir. Bu şüpheler nedeniyle trikomonas tesadüfen saptandığında anne adayında bir şikayete neden olmasa da mutlaka tedavi edilir.
 
 Gardnerella vajiniti (Bakteryel vaginosis)
 

 Bu vajinit türü de vajinanın normal florasının doğal bileşeni olan laktobasillerin sayıca azalması ve yerini başta gardnerella vajinalis olmak üzere diğer bazı bakterilerin almasıyla oluşur.
 
 ”flora” vücudun mukozalarında (barsak, ağız, burun, vajina) ortama zarar vermeden ve hatta bazı önemli işlevleri yerine getirmek için bulunan bakterilerin oluşturduğu topluluktur.
 
 Yukarıda normal vajinal floranın mikroskobik görüntüsü yer almaktadır. Laktobasiller siyah çubuk şeklinde gözlenmektedir.
 
 Yandaki resimde ise vajinal floaranın bozulmuş şeklinin mikroskobik görüntüsü yer almaktadır. Görüldüğü gibi laktobasiller kaybolmuş, yerini gardneralla bakterileri almıştır. Gardnerella vajinanın normal şartları devam ettiği sürece ve laktobasiller de sayıca normal olduğu sürece vajinada yerleşip çoğalma gücüne sahip değildir.
 
 Bakteryel vajinozis enfeksiyonunun en sık görülen belirtisi sarı-gri renkli akıntı ve özellikle cinsel ilişkiden sonra belirginleşen kötü kokudur. Bu koku çoğu durumda balık kokusuna benzer.
 
 Bu vajinit türünün meydana gelme mekanizması diğerlerinden farklı olmakla beraber en sık görülen etkenlerden birisi sık sık yapılan vajinal duş uygulamalarıdır.
 
 Gebelikte gardnerella vajiniti erken doğum tehdidi, suların erken gelmesi gibi olaylara neden olabileceği gibi koryoamnionit, sezaryen sonrası endometrit gibi ciddi enfeksiyonların oluşumunda da rol oynadığı düşünülmektedir. Bu yüzden mutlaka tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Tedavi için gebelikte kullanıma uygun çeşitli ilaçlar vardır.

Listera Enfeksiyonu

category Gebelik dönemi admin 30 Mayıs 2008

Listera Enfeksiyonu
 

Sağlıksız ya da uygun olmayan koşullarda hazırlanan gıda maddelerinin yenmesiyle insana bulaşan listeria, bazen salgınlar halinde enfeksiyonlara neden olabilen ve özellikle yaşlılarda, yeni doğanlarda ve bağışıklık sistemi çeşitli nedenlerle yetersiz olanlarda ölümcül enfeksiyonlara neden olabilen bir bakteridir. Ülkemizde de zaman zaman listeria salgınları yaşanmaktadır.

Gebelik esnasında geçirilen enfeksiyon sıklıkla belirtisiz seyretmesine karşın düşüğe, erken doğum eylemine, koryoamnionite (plasenta, zarlar ve amnios sıvısının enfeksiyonu), intrauterin gelişme geriliğine ve bebeğin doğmadan ölmesine neden olabilir. Herhangi bir aşısı olmayan bu enfeksiyonu gebelikte geçirme riskinizi azaltmak elinizdedir. Bu sayfa siz ve bebeğiniz için büyük tehlikeler taşıyan bu bakteri enfeksiyonunu daha yakından tanımanız ve yapabilecekleriniz hakkında bilgi sahibi olmanız için hazırlanmıştır.

Listeria enfeksiyonu nedir?

Listeria enfeksiyonu, Listeria Monocytogenes adı verilen bakterinin vücuda girmesiyle ortaya çıkan bir enfeksiyondur. Bakteri toprakta, suda ve kanalizasyon sistemlerinde yaşar ve buradan da evcil ve vahşi hayvanlara, kuşlara, sineklere ve kabuklu deniz hayvanlarına geçer. Bakteriyi taşıyan hayvanın gübresi ile bulaşmış sebze ve meyvelerde, pastörize edilmemiş sütte, kırmızı ette, tavuk etinde, deniz ürünlerinde ve yeterince işlenmemiş sütlerden yapılan peynirlerde bulunan bakteriler insanlarda listeria enfeksiyonuna neden olabilmektedir. Erişkinlerin %1-5′inin dışkısında bakterinin bulunduğu tahmin edilmektedir.
Gebelikte geçirilen enfeksiyonun önemi nedir?

Listeria özellikle ileri yaşta, yeni doğan döneminde, çocukluk çağında ve bağışıklık sistemi çeşitli nedenlerle yetersiz olanlarda (AIDS hastaları, böbrek nakli yapılmış ve bu yüzden bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlar gibi) daha sık ve daha ciddi enfeksiyonlara neden olabilmektedir. İleri durumlarda bu enfeksiyonlar ölümle sonuçlanabilmektedir.

Gebelik dönemi de hücresel bağışıklık sisteminin doğal olarak baskı altına alındığı bir dönem olduğundan anne adayları bu enfeksiyona daha duyarlı olurlar. Gebelikte geçirilen enfeksiyon plasenta yoluyla, suların erken gelmesi ya da doğum eyleminin başlamasıyla vajinadan direkt temasla bebeğe bulaştığında bebekte doğum öncesi ve/veya doğum sonrası ciddi enfeksiyon belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Listeria enfeksiyonunun belirtileri nelerdir?

Gebelikte ortaya çıkan listeria enfeksiyonu sıklıkla belirtisiz seyreder. Bazı durumlarda grip ya da piyelonefrit (böbrek enfeksiyonu) gibi ateşli bir enfeksiyona benzeyen belirtiler verebilir. Ender durumlarda tek belirtisi ishal olabilir. Bazı anne adaylarında hiç bir şikayet yokken bebek intrauterin (rahim içinde) enfeksiyona bağlı ölür ve bu ilk ve tek belirti olabilir.
Enfeksiyon bebeğe geçtiğinde ne olur?

Anne adayının geçirdiği enfeksiyon bebeğe plasenta yoluyla geçtiğinde düşük ya da erken doğuma neden olabilir. Ancak en sık görüleni bebeğin intrauterin (rahim içindeyken) ölmesidir.

İkinci bir geçiş yolu suların gelmesi sonrası anne adayının vajinasında bulunan bakterilerin uterus içine girmesidir. Bu durumda hem anne adayında hem de bebekte ciddi enfeksiyon bulguları oluşabilir ve bebek doğmadan ya da doğduktan kısa bir süre sonra enfeksiyona bağlı ölebilir. Aynı riskler doğum eylemi esnasında eylemin seyrinde su kesesi açıldıktan sonra da geçerlidir.

Yeni doğan döneminde ortaya çıkan listeria enfeksiyonu oldukça ciddi bir durumdur. Yeni doğanlar enfeksiyona özellikle hassastır ve ilk günlerdeki enfeksiyon %50 ölümle sonuçlanır. Bebek 3-4 haftalıkken oluşan enfeksiyonlarda menenjit ya da sepsis (kana geçen enfeksiyonun tüm organlara yayılması) ortaya çıkabilir. Yeni doğan döneminin ciddi enfeksiyonları arasında yer alan B grubu streptokok enfeksiyonuyla listeria enfeksiyonu arasında belirtiler açısından oldukça büyük benzerlik görülmektedir.

Nasıl tanı konur?

Listeria enfeksiyonu çoğunlukla belirtisiz seyretmesi nedeniyle çok sık konulan bir tanı değildir. ?üpheli durumlarda kan, idrar, vajina ya da diğer sıvı ve dokulardan alınan örneklerde direkt listeria kültürü yapılarak tanı konabilir.

Gebelikte enfeksiyon oluştuğu saptandığında nasıl bir yol izlenir?

Belirti vermeyen enfeksiyonların tanısı konamadığından tedavi edilen enfeksiyonlar da azdır. Bebeğin karın içinde ölmesi, düşük, yeni doğan ölümü gibi durumlarda şüphelenerek istenen kültürlerde üreme olduğunda antibiotik tedavisi yapılır.

Anne adayında saptanan her enfeksiyon mutlaka tedavi edilir. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa bebeğe bulaşmasının önlenme şansı o kadar yüksektir.

Gebelikte korunmak için neler yapılabilir?
Listeria sağlıksız ya da uygun olmayan koşullarda hazırlanan gıda maddelerinden bulaşan bir enfeksiyon olduğuna göre hastalığa yakalanmamak için gıda alımında bazı kurallara uyulmalıdır. Bu kurallar yalnızca gebelik dönemi için değil tüm bireyler için geçerli olan kurallardır.

  • Sebze ve meyveler yenmeden önce mutlaka usulüne uygun bir şekilde yıkanmalıdır.

  • Pastörize olmayan süt ve süt ürünlerinin tüketiminden kaçınılmalıdır. Buna özellikle İtalya, Meksika ve Fransa gibi ülkelerde üretilen ve Türk mutfağında bulunanlardan farklı çeşit peynirler de dahildir. Bu peynirler tüketilecekse bile mutlaka sağlık kontrol raporundan geçmiş ve onay almış olanlar tercih edilmelidir.

  • Tüm endüstriyel gıda maddelerinin üzerinde üretim tarihi ve son kullanma tarihi ibaresi aranmalı ve tarihi geçmiş besinler yenmemelidir.

  • Üzerinde standartları belirleyen kurumun (TSE) onayını aldığı belirtilmeyen endüstriyel gıda maddeleri yenmemelidir.

  • Çiğ yumurta, çiğ her türlü et (tavuk, kabuklu deniz hayvanları, balık, kırmızı et gibi) yeme alışkanlığı terk edilmelidir.

  • Soğuk hazır gıdalar (sosis, sucuk, somon füme, hamburger gibi) mutlaka ısıtılarak yenmelidir.


Koryoamnionit

category Gebelik dönemi admin 30 Mayıs 2008

Koryoamnionit
 En basit anlatımla koryoamnionit bebeğin içinde bulunduğu sıvının, sıvıyı içinde barındıran gebelik kesesinin ve anne adayıyla bebek arasında bulunan koryon tabakasının enfeksiyonudur.
 
 Neden olur?
 

 Amnios sıvısı normal şartlarda dış ortama kapalı olan steril (enfeksiyon etkeni içermeyen) bir sıvıdır. Sıvının sterilliğinin önemi çok büyüktür zira besleyici özellikleri nedeniyle amnios sıvısı bakteriler ve diğer mikroorganizmalar için oldukça verimli bir kaynaktır (amnios sıvısı aminoasit (proteinlerin yapıtaşı) ve glikoz içeriği oldukça yüksek bir sıvıdır). Çeşitli yollarla sıvının içine giren enfeksiyon etkenleri hızlı bir şekilde çoğalarak, tüm savunma engellerini aşıp ciddi enfeksiyonlara neden olurlar.
 
 Erken membran rüptürü (su kesesinin erken açılması) adı verilen olgularda alt genital sistemde (serviks ve vajina) normalde zarar vermeden yaşayan bakteriler hızla yukarıya çıkıp çoğalmaya başlayabilirler. Bu yüzden su kesesinin açıldığı durumlarda bebek olgunsa doğumun kısa zamanda gerçekleşmesi sağlanır. Bebeğin preterm (prematüre) olması durumunda ise özel bazı bakım koşulları yerine getirilerek bebeğin büyümesi ve olgunlaşması için beklenebilir. Bu durumlarda anne adayı ve/veya bebekte enfeksiyon geliştiğine dair en ufak bir bulguda doğum gerçekleştirilerek enfeksiyon etkeni ortadan kaldırılır.
 
 Koryoamnionit yapan diğer etkenler anne adayına uygulanan amniosentez, kordosentez, koryon villüs biopsisi gibi invaziv tanı girişimleri, ya da intrauterin transfuzyon (bebeğe uterus içindeyken kan nakli yapılması) gibi invaziv tedavi girişimleri olabilir.
 
 Erken doğum tehdidi olgularının da önemli bir kısmında klinik muayenede saptanamayan koryoamnionit olduğuna dair kuvvetli bilimsel veriler vardır. Muhtemelen subklinik (belirti vermeden) seyreden bu koryoamnionitte enfeksiyon etkenlerinden ve genital sistemden salgılanan bazı maddeler nedeniyle uterus kontraksiyonları ve doğum eylemi başlamaktadır. Bu yüzden özellikle ilerlemiş erken doğum tehdidi olgularında eylemi durdurucu tedavi yapmadan önce anne adayının enfeksiyon açısından ele alınması çok önemlidir.
 
 Nasıl belirti verir?
 

 Koryoamnionit hem anne adayı hem de bebek için oldukça tehlikeli durumlar oluşturabilen bir enfeksiyon türüdür.
 
 Anne adayının “su gelme” gibi bir şikayeti, ya da öyküsünde kısa süre önce yapılmış amniosentez gibi bir girişim olabileceği gibi bunlar olmadan da direkt koryoamnionit belirtileri olabilir. En sık görülen belirtiler karın ağrısı, “alt kısımlarda ağrı”, iltihaplı akıntıdır. Ayrıca ileri durumlarda yüksek ateş, halsizlik, bebek hareketlerinde azalma gibi belirtiler olabilir.
 
 Nasıl tanı konur?
 

 Yukarıdaki şikayetlerle başvuran bir anne adayında tanı koymak kolaydır. Ancak bazen muayenede uterusa elle basmakla anne adayının ağrı duyması tek belirti olabilir.
 
 Koryoamnionit olan anne adayının kanında enfeksiyon lehine bulgular saptanabilir (lökosit sayısının artması, CRP adı verilen enfeksiyon göstergesi maddenin yükselmesi gibi). Anne adayının ateşi yüksek olabilir ve ileri durumlarda genel durumunda bozulma olabilir. Bebekte enfeksiyon meydana gelmişse bebeğin kardiotokografi bulgularında bozulma (fetal distres bulguları, bebeğin kalp atım hızının artması) görülebilir.
 
 Tehlikesi nedir?
 

 Koryoamnionit geliştikten kısa bir süre sonra bebekte de enfeksiyon gelişir. Genellikle bebeğin akciğerlerinde başlayan enfeksiyon, tedavi edilmezse kısa zamanda menenjite dönüşebilir ve ileri durumlarda kan yoluyla yayılan enfeksiyon (sepsis) bebeğin tüm organlarına yayılarak bebeğin doğum sonrası uzun süren yoğun bakım tedavisi görmesine ve hatta ölmesine neden olabilir.
 
 Koryoamnionit ileri durumlarda anne adayında da enfeksiyona yol açar. Uterus ve diğer genital organlar ve ileri durumlarda kan yoluyla diğer organlar enfeksiyondan etkilenebilir. Uterusun enfeksiyonu doğum eyleminde yeterince kasılamamasına ve böylece eylemin uzamasına ve doğum sonrası da yeterince kasılamaması nedeniyle aşırı kanamaya (atoni-yani kasılamama) neden olabilir. Özellikle sezaryen ile doğum yapanlarda doğum sonrası endometrit (uterus iç tabakasının enfeksiyonu), peritonit (karıniçi organları saran zarın enfeksiyonu), septik pelvik ven trombozu (enfeksiyona bağlı olarak doğum kanalı çevresindeki toplardamarların tıkanması- ileri durumlarda akciğer atardamarını tıkayarak ölüme neden olabilir) ve çok ileri durumlarda ölüme neden olabilir.
 
 Koryoamnionit olup vajinal doğum yapan anne adayında bu durumların ortaya çıkma riski belirgin şekilde daha düşüktür ve bu nedenle koryoamnionit olan anne adaylarında mümkün olan her durumda normal vajinal doğum tercih edilir.
 
 Tedavi
 

 Koryoamnionitin tedavisinde ilk basamak doğumun gerçekleşmesi ve böylece enfeksiyon kaynağının ortadan kaldırılmasıdır. Doğum gerçekleştikten sonra anne adayı ve bebek enfeksiyon bulguları açısından dikkatlice incelenir ve kültür sonucuna göre antibiotik tedavisi başlanarak yakın izlemeye alınır.
 
 Yukarıda belirtildiği gibi koryomamnionit gelişmiş anne adayında mümkün olan her durumda vajinal doğum tercih edilir. Ancak uterusta varolan enfeksiyon bazı durumlarda uterusun kasılma yeteneğini azalttığından doğum eylemi ilerlemeyebilir. Ya da bebekte fetal distres bulguları gelişmiş olabilir. Elbette böyle durumlarda sezaryenle doğum zorunlu hale gelir.

eXTReMe Tracker